Erol Başaran Bural

Erol Başaran Bural

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi Başkanı

İdlib bölgesi Fırat Nehri batısında kalan en problemli ve karmaşık sahalardan birisi olma özelliğini koruyor. Bölgede çok sayıda silahlı grubun mevcut olması, İdlib’deki gözlem noktalarımızın yarattığı hassasiyet, HTŞ’nin sene başından itibaren beklenenin aksine alan genişletmesi, Suriye Rejiminin bölgede sürdürdüğü topçu atışları ve hava harekâtları, muhalif grupların rejime ait üs bölgeleri ve Rus askeri üslerine saldırı düzenlemesi, bölgede yaşayan sivillerin kuzeye yani Türkiye sınırına doğru hareketlenmesi gibi hususlar İdlib sorunsalının uzun bir süre daha devam edeceğine işaret ediyor.

İdlib’de neler oluyor?

Mayıs ayı başından itibaren Suriye rejim güçleri, İran’lı milisler, Rus özel kuvvetleri ve Rus özel askeri şirketlerinden oluşan birliklerin İdlib operasyonu başladı. Aslında, yoğunluğu İdlib’in güneyi ve Lazkiye doğusu olmak üzere başlayan operasyonun ayak sesleri aylar öncesinden duyulmaya başlamıştı. Yaklaşık beş aydır Rus hava kuvvetleri ve rejim topçu birlikleri, bu bölgeyi askeri tabirle yumuşatmak, sivil halkın bölgeden ayrılması için baskı kurmak maksadına yönelik askeri faaliyetlerini artırmıştı.

Askeri harekatın başlamasıyla birlikte, Soçi mutabakatı ile karara bağlanan ve silahsızlandırılmış bölge olarak tesis edilen alanda yoğun çatışmalar yaşanıyor. Hatırlanacağı gibi bu alan, İdlib bölgesini çepeçevre çeviren 15-20 km derinliğinde ve yoğunlukla 12 adet gözlem noktamızın da içinde bulunduğu bölgeyi kapsıyor. Türkiye için de bu bölgeyi ve İdlib’e yönelik operasyonu kritik hale getiren husus, çatışmaların yaşandığı bölgedeki askeri birliklerimizin varlığı. Operasyonun başlaması ile birlikte Şir Mağar bölgesindeki gözlem noktası civarına düşen topçu ve roket atışları, iki askerimizin saldırılarda yaralanması da bu endişeyi güçlendiriyor. Bununla birlikte Nisan ayı sonundan itibaren Rejim tarafından düzenlenen saldırılarda 200’den fazla sivilin hayatını kaybettiği, 20’ye yakın sağlık kuruluşunun hedef alındığı, 200 bine yakın insanın İdlib’i terk ederek kuzeye hareketlendiği belirtiliyor.   

İdlib’e yönelik harekatın muhtemel nedenleri ve kapsamı

İdlib’e yönelik başlatılan askeri harekatın üç önemli nedeni bulunuyor. Bunlardan birincisi İdlib bölgesinden, Rusya’nın Suriye’deki en büyük askeri üssü Himeymim’e yönelik füze, roket ve drone saldırılarının son aylarda artmış olması.

İkinci ve benzer neden ise, Soçi mutabakatında karara bağlanmış olmasına rağmen başta HTŞ olmak üzere diğer silahlı grupların, özellikle Hama kuzeyi ve Halep batısı bölgelerinden rejim güçlerine ve yerleşim yerlerine yönelik silahlı saldırıları. Benzer biçimde rejimin de Soçi’yi ihlal ederek silahsızlandırılmış bölgeye yönelik saldırılarının devam ettiğini belirtmekte fayda var.

Üçüncü neden ise Şam’ı besleyen ana damarlardan ikisi olan M4 (Halep-Lazkiye) ve M5 (Halep-Hama) otoyollarının güvenliğinin sağlanarak trafiğe açılamaması. Şam ve bölgesinde baş gösteren akaryakıt sıkıntısının da bu nedene bağlı olarak artmış olabileceği de göz ardı edilmemeli.

Açık kaynaklardan edinilen bilgiye göre, rejim güçlerinin operasyonunun seyri Lataminah ve Kefr Nebuda istikametinden Han Şeyhun kasabası, Madık istikametinden Lazkiye doğusunda bulunan Cisr El Şuğur bölgesi, Gab ovasına doğru ilerleme gösteriyor. Rejim güçlerinin yığınaklanmasına bakılırsa, kara operasyonunun ilerleyen safhalarında Halep batısından yeni bir cephe açılabileceği de anlaşılıyor. İdlib’de resmin tamamına bakıldığında ise ana hedefin M4 ve M5 karayollarını kontrol altına alabilecek sınırlı bir bölgenin kontrol edilmesi olabileceği, İdlib merkeze doğru ilerleyen bir operasyona evrilmeyeceği zira İdlib merkezin alınmasına yönelik bir operasyon yapılması için rejimin yeterli gücünün de bulunmadığı görülüyor.

 HTŞ haricindeki gruplara göz atılacak olursa, kendilerini Ulusal Kurtuluş Cephesi olarak tanımlayan grupların da rejimle çatışmalara girdiği görülüyor. Suriye rejimi ile çatışmalara giren silahlı grupların başında HTŞ olmakla birlikte, rejim ilerlemesinin ardından bölgedeki tüm grupların ortak bir merkez kurarak iş birliği yapmaya başlamaları, bu iş birliğinin ardından ise rejimin operasyon hızının düştüğü göze çarpıyor. Bu iş birliğinde HTŞ lideri Culani’nin “silahını alan İdlib’e gelsin” çağrısının da etkili olduğu, muhaliflerin son kalesi İdlib’in rejim kontrolüne girmesini istemeyen tüm grupların da bu çağrıya cevap verdiği söylenebilir. Buna karşılık rejim güçleri Rus hava kuvvetleri, İranlı milisler ve Rus özel askeri şirketlerince destekleniyor. Daha önce izleri Ukrayna’da da görülen Rusich ve E.N.O.T özel askeri şirketlerinin İdlib güneyinde görüldüğüne yönelik haberlere rastlanıyor.

İdlib Operasyonu nereye evrilebilir?

İdlib operasyonunun nereye doğru evrilebileceği, operasyonun yeni hedefler üretip üretemeyeceğini öngörmek şimdiden güç olsa da bu harekatın mahdut hedefli olacağını söyleyebilmek mümkün. Rusya Federasyonu Başkanı Putin’in söylemlerinden ve sahadaki askeri hareketlilikten anlaşıldığı üzere askeri hedef Hama kuzeyinden itibaren Gab ovasının ele geçirilmesi, M4 ve M5 karayollarının kontrol altına alınması olarak görülüyor. Bununla birlikte HTŞ başta olmak üzere bölgedeki silahlı grupların kapasiteleri de dikkate alınarak operasyonun başlangıç safhasındaki ilerleme hızını giderek kaybedebileceği, kuzeye doğru ilerledikçe çatışmaların yoğunlaşabileceği bu nedenle de harekatın uzun bir dönemi kapsayabileceği söylenebilir.

Dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi bölgede çatışmalar devam ederken hem TSK varlığına hem de bölgenin güvenliğine yönelik provokatif eylemler olasılığıdır. 2017 yılında Han Şeyhun bölgesinde yaşanan kimyasal saldırı benzeri bir hareketin İdlib operasyonunun ve İdlib’in geleceğinin seyrine yönelik büyük bir değişime yol açabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Benzer şekilde 1 Ağustos 2018 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle terör örgütü kabul edilen HTŞ’nin TSK gözlem noktalarını kalkan olarak kullanabileceği ya da tutum değiştirerek gözlem noktalarımıza yönelik saldırı düzenleyebileceği de göz ardı edilmemelidir.

Bir diğer önemli husus ise kitlesel göç hareketleri olasılığı. Rejim operasyonunun başlaması ile birlikte hareketlenen sivillerin sınırlarımız ötesinde barınma alanlarında kabul edilmesi önem arz etmektedir. Zira harekatın seyrine göre bugünlerde 200 bin civarında olan bu kitlesel hareket, daha da fazla miktarda insanın sınır hattımıza yığılmasına neden olabilecektir.

Diğer bir konu ise Suriye rejim güçleri ile çatışmaya girilmesi ihtimalidir. Her ne kadar bu ihtimal oldukça düşük olarak kabul edilse de karşılıklı hataya dayalı bir çatışma ihtimali hem Suriye’de iç savaşın hem de İdlib bölgesindeki gerginliği farklı seviyelere taşıma kapasitesine sahip olabilir.  

 

 

 

           

 

Rusya hava kuvvetleri tarafından desteklenen, Suriye Rejim Güçleri ve İranlı milislerin İdlib bölgesindeki kara operasyonları başladı. Bu çerçevede, İdlib kara operasyonunun muhtemel seyrinin ne şekilde olabileceğine yönelik olarak 17 Şubat 2019 tarihinde Enstitümüz uzmanlarından Erol Başaran BURAL tarafından hazırlanan İdlib Fırtınası başlıklı yazının yeniden paylaşılmasında fayda görülmüştür. 

Kurulduğu 1978 yılından bugüne PKK terör örgütü; yerel, bölgesel ve küresel gelişmelere paralel olarak sürekli bir değişim – dönüşüm içerisinde olmuş, bu değişim-dönüşüme paralel olarak hem söylem hem eylem tarzını hem de yapısal özelliklerini değiştirmiştir.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından yürütülen ortak operasyonda, 21 Mart Perşembe günü, terör örgütü PKK elebaşı Cemil Bayık’ın en yakın adamlarından olan Rıza Altun ve beraberindeki teröristler, Kandil'e yönelik hava harekâtı neticesinde etkisiz hale getirildi. Operasyonda, aralarında PKK’nın sözde Dış İlişkiler Sorumlusu "Navdar" kod adlı Mikail Özdemir, sözde PKK’nın Sözcüsü "Serhat Varto" kod isimli Emrullah Dursun ve sözde Kandil Bölgesi Sorumlusu "Sinan Sor" kod adlı Ali Aktaş'ın bulunduğu üst düzey örgüt mensupları da etkisiz hale getirildi.[i]

15 Mart 2019’da, Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde iki ayrı camiye, cuma namazı esnasında düzenlenen terör eyleminde 50 insan hayatını kaybetti, onlarca kişi ise yaralandı.[1] Tüm dünyanın dehşet içerisinde izlediği bu terör eyleminin, Avustralya kökenli bir psikopat tarafından düzenlendiği, teröristin eylem öncesi kaleme aldığı, adına “manifesto” denilen ancak bir manifestodan öte “bir psikopatın günlük notları”olarak adlandırılması daha uygun olacak yazıyı kaleme aldığı, gerçekleştirdiği katliam sonrasında öğrenilmiştir.

SEKİZ yılını dolduran Suriye'deki savaşın  aslında ne olduğunu, neler yaşandığını, kimin ne yaptığını ve yapmak istediğini, bundan sonra neler olacağını, Türkiye'nin neler yapması gerektiğini SEKİZ soruda bu raporda bulacaksınız. 
Enstitümüzün Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi Başkanı Erol Başaran BURAL'ın hazırladığı bu kapsamlı ve değerli çalışmaya PDF dokümanı indirerek ulaşabilirsiniz.

Genel Durum

Fırat Nehrinin batısında terör örgütlerinin ve muhalif grupların kontrolü altında kalan son bölge olan İdlib’de konuşlu silahlı gruplar arasında 2019 yılının ilk günlerinden itibaren şiddetli çatışmalar yaşandı. İdlib’de yaşanan çatışmalar sonucunda;

Fırat Nehri batısında muhalif grupların kontrolü altında kalan son bölge olan İdlib’de konuşlu silahlı gruplar arasında 2019 yılının ilk günlerinden itibaren şiddetli çatışmalar yaşanıyor. İdlib’de yaşanan çatışmalarla ilgili olarak açık kaynaklarda;

Türkiye’nin 2018 Yılında Terörle Mücadelesi: Etkin İstihbarat, Önleyici Vuruş, Kaynağında Kurut

2018 Yılında Terörle Mücadele Kapsamında Önemli Gelişmeler

2018 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve kolluk kuvvetleri; PKK, IŞİD, FETÖ ve DHKP-C terör örgütleri başta olmak üzere yurt içi ve sınır ötesinde terörle mücadeleye aralıksız devam etti.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Cengiz Tatar   - 19-05-2019

19 MAYIS 1919’DAN 19 MAYIS 2019’A MİLLİ MÜCADELE’DE 100’NCÜ YIL

Mustafa Kemal ATATÜRK, 13 Mayıs 1918’den 16 Mayıs 1919’a kadar 6 ay İstanbul’da kalmış ve Anadolu’daki milli direnişin ön hazırlığını yapmıştır.