COVID-19 VE TERÖRİZM: DEVLETLER İÇİN RİSK, TERÖR ÖRGÜTLERİ İÇİN FIRSAT

Yazan  22 Nisan 2020

Tüm dünyayı etkisine alan Coronavirus salgını, konunun ilgilileri tarafından daha çok ve daha öncelikli olarak sağlık ve ekonomi gibi alanlarda doğurduğu sonuçlar kapsamında ele alınmaktadır. Öte yandan COVID-19 salgınının hâlihazırda mevcut olan küresel güvenlik meseleleri bağlamında bir etki yaratmayacağını söylemek de yanlış olacaktır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), hükümetler ve uzmanlar tarafından yapılan açıklamalar; COVID-19’un yayılmasını artıran en önemli faktörün insan etkileşimi olduğuna dikkat çekmektedir. Bu kapsamda salgına yönelik alınan önlem ve tedbirlerin en önemli bölümlerinden birisi de insan etkileşimini asgari düzeye indirmekle doğrudan alakalıdır. İnsan etkileşiminin azalması, resmi görevli pek çok kişinin de görev sahasından uzak kalmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla COVID-19 salgınının yarattığı sonuçların yalnızca ekonomi değil, güvenlik alanında da birtakım sorunlara sebep olacağı açıktır. Zira çağımızın güvenlik sorunları asayiş meseleleriyle sınırlı kalmayıp, küresel çapta terörizm tehdidi olarak da var olarak onlarca senedir devletlerin ve uluslararası kuruluşların gündeminde en ön sıralarda yer almaktadır. Dolayısıyla küresel terörizmle mücadelenin en kritik safhalarından biri olan “teröristle mücadele”, sahadaki personelin azalmasından veya tamamen geri çekilmesinden ötürü sekteye uğrayabilir. Üstelik terör örgütleri, hem sahadaki boşluktan faydalanma hem de salgının beraberinde getirdiği küresel tehdidin sebep olduğu yangına odun taşıma yoluna gidebilir.

Terörizmle mücadele, her şeyden önce süreklilik ve kararlılık gerektiren bir iştir. Çünkü terörizmle mücadeledeki en temel prensiplerden birisi de inisiyatifi daima elinde bulundurmaktır. Bu durum tıpkı düşmanla temasa geçecek olan unsurların daima hâkim bir arazide konuşlanıp, hedeflerini kendisine göre mahkûm bir arazide yakalamak istemesine benzemektedir. Zira inisiyatifi elinde bulunduran taraf hem manevra kabiliyetinin kendisine sağladığı fırsatlardan yararlanabilecek hem de aldığı kararları ve uyguladığı hamleleri karşı tarafa dayatacak bir pozisyona sahip olacakken, karşı taraf ise çoğu durumda yalnızca bu hamlelere yönelik gerekli tepkiyi vermek durumunda kalacaktır.

 

COVID-19 SALGINI HİBRİT TERÖRİZM İÇİN BİR FIRSAT OLABİLİR

Geçmişten beri teknolojinin ve bilgi birikiminin ilerlemesiyle birlikte silahlı mücadeleler de boyut ve kapsamları açısından bazı değişikliklere uğramıştır. Yalnızca teknolojik gelişmeler değil, oluşan yeni şartların beraberinde getirdiği risk ve fırsatlar da savaşın doğasını değiştirmiş; sonuç olarak sadece devletler arası ve düzenli ordular yoluyla yapılan savaş değil, terörizm de bu değişimlere uyum sağlayarak farklı boyut ve şekillerde karşımıza çıkmıştır.

Hâlihazırda pek çok terör örgütüyle amansız bir mücadele veren Türkiye için bu durum, diğer pek çok coğrafyaya nazaran daha sorunlu bir hâl almaktadır. Zira sahip olduğu jeopolitik konum itibariyle pek çok küresel terör örgütünün hedefinde olan Türkiye için güvenlik tedbirlerinin zaafa uğraması, milli güvenlik açısından geri döndürülmeyecek sonuçlara yol açabilir.

Güvenlik literatüründe son yıllarda yeni bir kavrama vurgu yapılmaktadır: “hibrit savaş”. Oxford Savaş El Kitabı’na göre hibrit savaş, devletlerin düzenli ordular vasıtasıyla uygulanan konvansiyonel ve düzenli savaşlar ile devlet dışı aktörlerin uyguladığı gerilla harbinin karışımı olarak tanımlanmıştır[1]. Gerilla harbiyle ilgili olarak Henry Kissinger, gerilla unsurlar ile düzenli ordu arasında yürütülecek bir asimetrik mücadelede devlet güçlerinin siyaseten başarılı olması için karşı tarafı tümden yok etmesi gerektiğini, zira düzenli ordunun kazanmazsa kaybetmiş olacağını; gerilla unsurları için mağlup olmamanın yeterli olduğunu, çünkü gerilla unsurlarının kaybetmediği sürece kazandığını söylemiştir[2]. 2013 yılında Rus Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, Orta Doğu’daki birtakım silahlı çatışmalarda savaşla barış ya da üniformalı personel ile gizli operasyonlar arasındaki farkın netliğini kaybettiğini belirterek, aynı zamanda bu krizlerin yöntemsel olarak da bünyesinde silahlı ve silahsız (siyasal, ekonomik, iletişim modelleri vb.) metotları birleştirerek büyük etki ve başarı doğurduğunu altını çizmiştir[3]. Her ne kadar doğrudan hibrit savaş kavramını kullanmamış olsa da Gerasimov’un yaptığı bu tespitler bazı araştırmacılar tarafından hibrit savaş kapsamında değerlendirilmiştir. Literatürden de görüleceği üzere savaş kavramı gitgide karmaşık bir hale gelmiş; düşük yoğunluklu çatışmalar, ayaklanmalar, siber savaşlar, ticaret savaşları, enformasyon savaşları ve istihbarat savaşları gibi yeni cepheler üzerinden oldukça yoğun bir şekilde kendini 21. Yüzyılın dünyasında var etmiştir. Hibrit savaşın tanımı ve doğası itibariyle, terör örgütlerinin salgın hastalık gibi büyük krizleri siyasi amaçlar için kullanabileceğini de kabul etmek gerekir.

Siyasal hedeflerine ulaşmak adına örgütlü, sistematik ve yasa dışı şiddet kullanımını temel yöntem olarak benimseyen IŞİD, uyguladığı karma ve asimetrik taktiklerle klasik bir terör örgütünün ötesine geçip bilinen terörizm konseptinden farklılaşarak hibrit bir terör örgütü özelliği kazanmıştır. Doğası itibariyle bir aktörün hibrit olarak nitelendirilebilmesi için birden fazla mücadele yöntemini eş zamanlı ve koordineli bir biçimde uygulaması gerekmektedir. IŞİD de yıllar içerisinde sahip olduğu askeri ve ekonomik kapasite ile insan kaynağının gelişmesine ve sahada karşılaştığı durumlardan edindiği tecrübelere paralel olarak hibrit bir aktörün temel karakteristik özelliklerini sergilemeye başlamıştır.

Üstelik Türkiye’nin terörizmle mücadele konusunda karşılaşabileceği riskler, yalnızca kendisinin uyguladığı veya uygulayamadığı önlem ve tedbirlerle alakalı olmakla kalmayıp, sahadaki resmi değiştirebilecek üçüncü tarafların aldığı kararlarla da doğrudan alakalıdır. Örneğin Fransa, İspanya, Hollanda ve Çekya gibi ülkeler; IŞİD terör örgütüyle mücadele kapsamında Suriye ve Irak’ta bulundurduğu askeri unsurlarını bölgeden çekmeye başlamıştır. 25 Mart tarihinde Fransız Genelkurmay Başkanı, COVID-19 salgını sebebiyle Irak’ta bulunan askeri unsurlarının tamamını geri çekeceğini açıklamıştır[4]. İspanya’nın Irak’ta bulunan yaklaşık 150-200 askeri unsurunu ve Hollanda’nın Irak ile Afganistan’da bulunan yaklaşık 110 askerini çekeceğine yönelik açıklamalar da basına yansımıştır[5]. Yine Çekya, 25 Mart tarihinde bu kapsamda Irak’ta bulunan askeri personelini ülkesine geri getirmeye yönelik çalışmalarının başladığını duyurmuştur[6].

Bu gibi örneklerin artması, terör örgütlerinin manevra kabiliyetlerinin artmasına sebep olacak ve bölge ülkeleri açısından büyük güvelik zafiyeti yaratabilecektir. Diğer bir ifadeyle COVID-19, terör örgütlerine alan açarken güvenlik bürokrasisi için ciddi bir engel yaratmaktadır.

Suriye ve Irak özelinde yaşanan COVID-19 salgınına yönelik gelişmelerin IŞİD terör örgütü açısından yarattığı etki; tespit edilmekten kaçınmak için bir süredir uyuyan hücre modelini benimseyen terör örgütü militanlarının etkileşiminin kolaylaşması, sahada güvenlik güçlerinin kontrolünün azalmasıyla terör eylemleri için bulunmaz bir fırsat yaratması ve bu kritik süreçte terör eylemlerinin azamî etki yaratacak olması açısından oldukça ciddidir. Üstelik IŞİD’in kendi otoritesini dayattığı coğrafi bölgelerden neredeyse tamamen tasfiye edilmiş olması, örgüt liderinin öldürülmüş olması ve örgütün finansal kaynaklarına yönelik ciddi darbeler vurulmuş olması gibi sebeplerden ötürü bir süredir IŞİD’in hücre tipi bir yapıya geçmek veya “yalnız kurt” şeklinde ifade edilen münferit eylemlere ağırlık vermek zorunda kalmış olması göz önüne alındığında COVID-19’un IŞİD için ne kadar ciddi bir fırsat olduğu açıktır.

 

IŞİD İÇİN BULUNMAZ FIRSAT COVID-19

Terör örgütü IŞİD, son iki aydır Irak’taki faaliyetlerini arttırmıştır. Bu süreçte IŞİD, özellikle Kerkük ve çevresinde güvenlik güçlerine ve sivil halka yönelik ciddi eylemler yapmıştır. 19 Şubat’ta Kerkük’ün batısındaki bir köyde 4 kişinin ölümüne ve 3 kişinin yaralanmasına sebep olan IŞİD, 23 Mart tarihinde yine Kerkük’te bir saldırı düzenleyerek bir kişinin yaralanmasına sebep olmuştur. 3 Nisan tarihinde de Kerkük şehrinde yaptığı bombalı terör eylemi sonucunda en az 3 Irak askerinin ölümüne 2 askerin de yaralanmasına sebep olan IŞİD, Kerkük çevresinde terörizm faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır. Avustralya ve İngiltere merkezli düşünce kuruluşu The Cavell Group, IŞİD terör örgütünün bu hafta Kerkük’te yine güvenlik güçlerine düzenlediği saldırıdan sonra yayınlamış olduğu görüntüleri paylaşmıştır.

Sadece Irak ve Suriye’de değil, Afrika kıtasındaki IŞİD faaliyetleri de bu süreçte artış göstermiştir. Örneğin 8 Nisan tarihinde Mozambik’te bir helikopter hafif silahlarla açılan ateş sonrasında pilotun kontrolü kaybetmesi sonucunda düşürülmüştür. The Cavell Group, bu saldırıyı IŞİD’in düzenlediğine yönelik ciddi raporlar bulunduğunu paylaşmıştır. Irak’ta son günlerde IŞİD’e yönelik artan hava operasyonları da IŞİD’in eylemsel etkinliğini azaltmaya yetmiyor gibi görünmektedir. Öte yandan Suriye’de de coronavirus salgınının sahada yarattığı güvenlik açığından faydalanan IŞİD terör örgütünün faaliyetlerinin arttığına yönelik pek çok haber medyada yer bulmaktadır. Online haber ajansı BulgarianMilitary, İdlib’teki konvoy ve yol geçiş noktalarına IŞİD’in saldırılar düzenlediğini belirtmiştir[7]. Özellikle IŞİD mensupları ve yakınlarının tutulduğu hapishanelerde durumun oldukça kritik olduğu ve buralardan kaynaklı yeni bir IŞİD şiddet dalgası oluşabileceği değerlendirilmektedir. Üstelik şiddetin halen durulmadığı İdlib bölgesindeki IŞİD hücrelerinin etkinliğini bu süreçte arttırdığı da açıktır. Suriye’nin bazı diğer bölgelerinde IŞİD terör örgütünün son iki ay içerisinde faaliyetlerini artırdığı ve saldırılarını yoğunlaştırdığına yönelik veriler mevcuttur. Suriye’deki gelişmeleri ve çatışmaların yaşandığı coğrafi konumları inceleyen Dr. Qalaat al Mudiq, Suriye’de son iki ayda IŞİD’in saldırılarını yoğunlaştırdığı bölgeleri haritada işaretleyerek paylaşmıştır.

 

COVID-19 salgını yalnızca terör örgütlerine manevra alanı sağlayan bir gelişme olmakla kalmamış, aynı zamanda terör örgütleri tarafından istismar edilebilecek bir mesele, diğer bir ifadeyle “pimi çekilmiş bomba” şeklinde ifade edilebilecek bir tehdittir.

 

BİYOTERÖRİZM

Salgın hastalıkların terörizm faaliyetleri için kullanılması pek yeni sayılmasa da; “Biyoterörizm”, literatürde çok eskilere dayanmayan bir kavramdır. Örneğin ABD’de kayıt altına alınan ilk biyoterörizm eylemi, 1984 yılında Osho tarikatı tarafından düzenlenmiş olsa da ABD’nin bu eylemi biyoterörizm olarak nitelendirmesi 1997 senesine tekabül etmektedir[8]. Hindistan kaynaklı Rajneesh adıyla da bilinen, dinî ve cinsel özgürlük vurgularıyla tanınan bu kült, Oregon eyaletinin Dallas şehrinde mağazalardaki salatalara kasıtlı olarak Salmonella bakterisi bulaştırmış; 45’i ağır olmak üzere 751 kişinin enfekte olmasına sebep olmuştur.

Bugün de bu durumun farkında olan ABD’deki Adalet Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre Covid-19’u yaymakla tehdit eden veya virüsü yayma girişiminde bulunan herkes terörizmle suçlanacağı duyurulmuştur. Bu kapsamda ABD Başsavcı Yardımcısı Jeffrey Rosen da bu eylemlerin biyoterörizm tanımı kapsamına girdiğini açıklamıştır[9]. Zira Illinois, New Jersey ve Missouri gibi eyaletlerde enfekte hastaların etrafa tükürmek, marketteki ürünleri yalamak ve öksürmek yoluyla kasıtlı olarak hastalık yaydıkları ABD medyasına yansımıştır. Her ne kadar bu eylemlerin terör örgütleri tarafından yapıldığı kesin olmasa da, IŞİD’in bu kapsamda birtakım faaliyetlere giriştiğine yönelik raporlar kamuoyuna sunulmuştur.

13 Mart tarihinde ABD kaynaklı Homeland Security Today adlı haber sitesinde Bridget Johnson imzalı, IŞİD’in yayın organlarında virüsle ilgili hareketliliğe ve örgütün meseleye bakışına dair bir rapor yayınlanmıştır[10]. Raporu değerlendiren Musa Uçan, IŞİD bağlantılı Al Naba, Quraysh Media, Al Faqir adlı yayın organlarında örgütün ve örgüt ağına dâhil grupların Corona Virüs salgınına bakışıyla ilgili bazı verilerin mevcut olduğunu ortaya koymuştur[11]. Rapora göre Al Naba ve Quraysh Media’da yer alan makalelerde Corona Virüs salgınının IŞİD terör örgütü için bulunmaz bir fırsat olduğu ve virüsü “Allah’ın varlığına bir kanıt ve kâfirleri cezalandırma aracı” olarak tanımladığı dikkat çekmektedir. IŞİD’in, kendi mensuplarının “modern korunma metotlarını” kullanmasına yönelik yayınladığı talimatname sosyal medyada ve haber ajanslarında yer bulmuştur:

 

(IŞİD, hastalığın diğer teröristler arasında yayılmasını önlemek için farkındalık mesajları yaymaya başladı. Korkunç örgüt, 'el-Naba' bülteninde Covid-19 hakkında bir talimatname de yayınladı.)

 

 

Yine bu talimatnamede el yıkama, ağzını örtme ve seyahat yasağı gibi IŞİD’in kendi militanlarına tavsiye ettiği önlemler yer almaktadır. Ayrıca IŞİD, takipçilerinden ve militanlarından 'salgının yoğun olduğu ülkeleri' ziyaret etmemelerini istemiştir.

Meselenin daha fazla ciddiyet kazandığı nokta, IŞİD terör örgütünün biyoterörizm için gerekli hazırlıkları bundan çok öncesinde yapmış olmasıdır. Uçan, IŞİD’e bağlı görsel medya Al-Abd Al-Faqir’de 2018 senesinde yayınlanan bir videoda, gözle görülemeyen ve tespit edilemeyecek bir biyo-terör saldırısının nasıl yapılacağına dair örgüt üyelerine bilgiler verildiğini ifade etmiştir: “Bakteri – virüs taşıyan ezilmiş malzemeyi içme suyuna karıştırarak kendiliğinden yayılmasını sağlayabilirsiniz. Ya da bu malzemeyi açıkta satılan gıdalara dikkatli biçimde sıçratarak hastalığı yayabilirsiniz”.

Hibrit bir terör örgütü özelliği taşıyan IŞİD, olası bir salgını biyoterörizm kapsamında kullanmak amacıyla diğer bir yayın organı Al-Taqwa’da 2018 Aralık ayında bir mesaj yayınlamıştır[12]. SITE Intelligence Group Direktörü Rita Katz, IŞİD’in Suriye ve Irak’ta kaybetmiş olduğu “halifeliğin” yarattığı hayal kırıklığını gidermek için biyoterörizm meselesine yöneldiğini değerlendirmiştir:

 

DEĞERLENDİRME

Gözden kaçırılan bir mesele olan COVID-19’un sebep olduğu güvenlik etkileri, hükümetler tarafından acilen gündeme alınması gereken bir durumdur. Çünkü terör örgütleri COVID-19 salgınının sahada yarattığı boşluktan faydalanarak saldırılarını ve diğer faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır. Özellikle otorite kırılması yaşayan Irak, Suriye, Afganistan vb. ülkelerde doğacak bu güvenlik boşluğunun terör örgütleri açısından birçok fırsat ve imkân yaratacağı açıktır. Bu durumun Türkiye’ye olan yansımaları hem bu bölgelerde faaliyet gösteren askeri unsurlarımız hem de Türkiye’de yaşanabilecek güvenlik sorunları açısından büyük önem taşımaktadır. Üstelik Türkiye, bu kapsamda yeni stratejiler geliştirirken yalnızca kendisini ve terör örgütlerini değil, üçüncü aktör olan diğer ülkeleri de hesaba katmalıdır. Zira görünen odur ki, COVID-19 sonrası Türkiye, terörizmle mücadelede de yalnız kalacaktır.

Hükümetler için tehdit, terör örgütleri için de bir fırsat teşkil eden bir diğer mesele de biyoterörizm gerçeğidir. Terör örgütleri bu süreçte yalnızca silahlı faaliyetlerini arttırmakla kalmayacak, COVID-19 salgınını da bir silah hâline getirmeye çalışacaktır. Bu kapsamda Türkiye’nin hem sınır ötesindeki personeli hem de iç güvenliği açısından gerekli tedbirleri bir an önce alması gerekmektedir. Çünkü COVID-19’la en başarılı mücadele bile oldukça kırılgandır ve terör örgütlerinin etkisine oldukça açıktır. Özellikle sağlık çalışanları bu süreçteki en kritik gruptur. Dolayısıyla olası bir biyoterörizm saldırısının ilk hedefi de bu kişiler olacaktır. Sağlık çalışanlarının ve sağlık kuruluşlarının güvenliğinin sağlanması hükümetlerin en öncelikli uygulamalarında birisi olmalıdır. Fakat şu da açıktır ki, biyoterörizme karşı en etkili mücadele yöntemi, kapsamlı ve kararlı bir sokağa çıkma yasağıdır.

 

KAYNAKÇA

Arab News. (2020). https://www.arabnews.com/node/1647391/middle-east adresindan alınmıştır.

BulgarianMilitary. (2020). https://bulgarianmilitary.com/2020/03/22/coronavirus-may-give-isis-a-new-chance-in-syria/ adresinden alınmıştır.

Fiorenza, N. (2020). Jane’s. https://www.janes.com/article/95154/covid-19-european-countries-withdraw-from-iraq adresinden alınmıştır.

Gerstein, J. (2020). Politico. https://www.politico.com/news/2020/03/24/coronavirus-terrorism-justice-department-147821 adresinden alınmıştır.

Ghareeb, A. M. (2020). Anadolu Agency. https://www.aa.com.tr/en/middle-east/bomb-attack-kills-3-soldiers-in-iraq-s-kirkuk/1791291 adresinden alınmıştır.

Johnson, B. (2020). Homeland Security Today, https://www.hstoday.us/subject-matter-areas/counterterrorism/isis-coronavirus-directives-do-not-enter-the-land-of-the-epidemic-cover-your-sneezes/ adresinden alınmıştır.

Mckew, M. K. (2017). “The Gerasimov Doctrine”, Politico Magazine, https://www.politico.com/magazine/story/2017/09/05/gerasimov-doctrine-russia-foreign-policy-215538 adresinden alınmıştır.

Kissinger, H. (1975). Mack 1975 içinde: 184. Akt: Jongerden, J. ve Akkaya, A. H. PKK Üzerine Yazılar. Vate Yayınları. 2. Baskı.

Prague Morning, (2020). https://www.praguemorning.cz/czech-army-temporarily-withdraws-from-iraq/ adresinden alınmıştır.

SITE Intel Group, https://ent.siteintelgroup.com/Community-Alert/is-linked-group-urges-lone-wolves-use-biological-weapons-in-western-countries.html adresinden alınmıştır.

Thuras, D. (2020). Slate. http://www.slate.com/blogs/atlas_obscura/2014/01/09/the_largest_bioterror_attack_in_us_history_began_at_taco_time_in_the_dalles.html?via=gdpr-consent adresinden alınmıştır.

Uçan, M. (2020). Milli Düşünce Merkezi, https://millidusunce.com/misak/selefi-ideoloji-koronavirusu-dunyaya-nasil-yaydi/ adresinden alınmıştır.

Wijk, R. (2012). “Hybrid Conflict and the Changing Nature of Actors”, Julia Lindley-French ve Yvew Boyer (der.), The Oxford Handbook of War, Oxford, Oxford University Press, s.358-372

 

[1] Rob de Wijk, “Hybrid Conflict and the Changing Nature of Actors”, Julia Lindley-French ve Yvew Boyer (der.), The Oxford Handbook of War, Oxford, Oxford University Press, 2012, s.358-372

[2] Kissinger, H. (1975). Mack 1975 içinde: 184. Akt: Jongerden, J. ve Akkaya, A. H. PKK Üzerine Yazılar. Vate Yayınları. 2. Baskı.

[3] Molly K. Mckew, “The Gerasimov Doctrine”, Politico Magazine, Eylül/Ekim 2017.

[4] https://www.arabnews.com/node/1647391/middle-east

[5] https://www.janes.com/article/95154/covid-19-european-countries-withdraw-from-iraq

[6] https://www.praguemorning.cz/czech-army-temporarily-withdraws-from-iraq/

[7] https://bulgarianmilitary.com/2020/03/22/coronavirus-may-give-isis-a-new-chance-in-syria/

[8] http://www.slate.com/blogs/atlas_obscura/2014/01/09/the_largest_bioterror_attack_in_us_history_began_at_taco_time_in_the_dalles.html?via=gdpr-consent

[9] https://www.politico.com/news/2020/03/24/coronavirus-terrorism-justice-department-147821

[10] https://www.hstoday.us/subject-matter-areas/counterterrorism/isis-coronavirus-directives-do-not-enter-the-land-of-the-epidemic-cover-your-sneezes/

[11] https://millidusunce.com/misak/selefi-ideoloji-koronavirusu-dunyaya-nasil-yaydi/

[12] https://ent.siteintelgroup.com/Community-Alert/is-linked-group-urges-lone-wolves-use-biological-weapons-in-western-countries.html

Mete Han Kutlusan

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Ortadoğu ve Radikalleşme Araştırmaları Uzmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 29-11-2020

Türkiye’nin Afrika ve Libya Politikası

Türkiye’nin Afrika politikasını, daha çok Sahra Altı ülkeler ile ilişkiler açısından, Kuzey Afrika’yı ise, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) politikası olarak değerlendirmek bazı açılardan daha isabetli olabilir.