Amerikan Ordusu Trump'ın Kararına Direniyor

Yazan  05 Haziran 2020

Neler Oldu?

ABD Savunma Bakanı Mike Esper, George Floyd adlı siyah vatandaşın polis tarafından katledilmesinden sonra gelişen ve bugün dahi, yer yer ilan edilmiş sokağa çıkma yasaklarına rağmen devam eden protesto olaylarına ilişkin, 3 Haziran 2020 günü PENTAGON’da bir basın toplantısı gerçekleştirdi.

Donald Trump 1 Haziran 2020 günü protestolara müdahale etmek için ABD ordusunun muvazzaf birliklerini (“active duty troops”) görevlendirmeyi düşündüğünü: “Bir eyalet ya da şehrin halkın can ve mal güvenliğini sağlamak için gereken adımları atmayı reddetmesi halinde, ABD ordusunu bizzat devreye sokarak, sorunu onlar adına hızlıca çözerim”[1] sözleri ile dile getirmişti. 

Trump’ın yine 1 Haziran günü valiler ile toplantısında ise, valilere olayların sert şekilde bastırılmasını,sokaklarda hakimiyeti sağlamalarını, alışılmamış bir dille telkin ettiği[2], valilerin ise önlemlerin sertleştirilmesine ayak direttiği, CNN’in servis ettiği toplantı tutanaklarında görülmektedir.Aynı toplantıda Trump’ın kasıtlı olarak kullandığı domination (“hakimiyet”) retoriği, valilerin tedbirleri sertleştirilmesi ile protestoculara karşı tutuklama ve takiben yargılamaların yapılmasını teşvik ederken, Esper’ın da katıldığı hakimiyet söyleminin bir diğer gereğinin ise sokaklarda “fiili hakimiyetin” sağlanması şeklinde olduğu yine tutanaklardan anlaşılmaktadır[3].

Trump’ın tutumuna ve muvazzaf birliklere yönelik açıklamalarını takiben düzenlediği basın toplantısında Bakan Esper, protestoculara karşı muvazzaf birliklerinin görevlendirmesine gerek görmediğini, ayrıca şehirlerde asayişi sağlamak için muvazzaf birlikleri konuşlandırmanın “son çare olup, yalnızca en acil ve en zorlu halde” gerçekleştirilmesi gerektiğini ve halihazırdaki durumun böyle bir tedbirin alınmasını -hem savunma bakanı sıfatı, hem de emekli bir asker olarak- gerekli kılmadığını düşündüğünü- Trump’ın sözleri hilafına sarih şekilde ifade etti.

New York Times’a göre, Başkan Trump'ın Ayaklanma Yasası'nı işletmekten, Genelkurmay Başkanı Mark A. Milley ve Başsavcı William P. Barr tarafından vazgeçirildi, ancak bu durum değişebilir[4].

Hükümet içinde yaşanan bu çatlağa bir yorum da Trump’ın -henüz makamını devralmadan atadığı- ilk savunma bakanı olan James Mattis’ten geldi. Mattis, “şehirlerimizi üniformalı personelimizin hakimiyet kuracağı bir savaş alanı olarak gören düşünceyi reddetmek zorundayız…Ülkemiz sınırları içinde (muvazzaf) askeri birlikler ancak ve ancak istisnai hallerde, (seçilmiş) valilerinin isteği üzerine sevk edilmelidir. Washington’da şahit olduğumuz gibi müdahalelerin askerlerce yapılması, askerler ile toplumun arasında haksız/yanlış bir çatışmaya sebep verecektir.[5]” ifadesinde bulundu. Ayrıca Mattis,Trump’ın toplumu birleştirme gayreti içinde olmadığı, aksine toplumu bölme gayretinde olduğunu ve şu an Trump yönetiminin üç yıllık kasıtlı çabalarının sonuçlarının görüldüğünü ifade etti.

Devlet İçinde Fikir Ayrılıkları

Donald Trump ile atadığı ikinci Savunma Bakanı olan Mark Esper arasındaki çatlağın hukuki arka planına indiğimizde karşımıza bir anayasa hukuku normu ve bu normun istisnaları çıkıyor. 1878 tarihli Posse Comitamus Yasası’na göre, kural olarak ABD ordusunun muvazzaf personelinin (active duty troops) ABD topraklarında rutin kolluk görevi icra etmesi yasaktır[6], ancak 1878 tarihli yasa muvazzaflık-yedeklik ekseninde bir istisna tanıyarak, ABD ordusuna bağlı yedek birlik (reserve force) niteliğindeki Ulusal Muhafızları bu yasağın kapsamının dışında tutmuştur. Nitekim hem federal hem federe (eyalet) hükümetten emir alabilen Ulusal Muhafızların temel görevlerinden biri isyanlara müdahale olup, bu birlikler özellikle Washington’da hali hazırda süregelen müdahalelerde de yer almışlardır.

Ulusal Muhafızların hukuki statüsünü incelediğimizde, kural olarak eyalet valilerine bağlı olduklarını görürüz. Ancak belli hallerde Ulusal Muhafızlar Başkan tarafından federal bir göreve çağrılabilir, ancak bu görev ise istisnain ülke içi bir “kolluk[7]” görevidir.

Bu istisnanın tezahürü ise, tartışmanın odak noktası olan “1807 Insurrection Act”(Ayaklanma Yasası) devreye sokulması ile mümkündür. Bu yasa uyarınca Başkan Ulusal Muhafızlara kendi emrinde kolluk görevi icra ettirme yetkisine sahiptir.

Aynı yasa çerçevesinde, Ulusal Muhafızlara ek olarak Amerikan Başkanı, başkomutan sıfatıyla; bir eyaleti veya söz konusu eyalet sakinlerini tehdit eden bir isyanın vukuu halinde muvazzaf askeri birlikleri (ulusal muhafız olmayan düzenli ordu birlikleri), ABD toprakları içinde kolluk görevi icra etmek üzere konuşlandırmaya da yetkili kılınmıştır.

Ayaklanma yasası uyarınca askeri personelin kolluk görevi görmek üzere sevki üç şekilde gerçekleşebiliyor. Birinci ihtimalde, eyalet parlamentosu, parlamentonun toplanmadığı hallerde eyalet valisi Başkanlık makamından bir isyanın bastırılması için yardım talep edebilirken,diğer ihtimallerde ise, askerlerin sevki başkanın münhasır takdir yetkisine[8] bırakılıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin federal yapısı, fragmente (parçalı) iktidar odakları ve Trump’ın onay oranı dikkate alındığında, kanun demokratik çerçevede sorunlu bir norm teşkil ediyor. Nitekim, - Başkan’ın takdir yetkisini hukuka uygun kullanma zorunluluğu saklı kaymak kaydı ile- kural salt Başkan’ın siyasi-hukuki hibrit bir kararı sonucu belli olguları tespit etmesi halinde, ulusal muhafızların ve muvazzaf unsurların sevkini mümkün kılıyor.

Yasanın en son 1992 yılında, George H. W. Bush döneminde, Kaliforniya valisinin Rodney King isimli siyahi bir vatandaşı hukuka aykırı biçimde tutuklayan dört polis memurunun salıverilmesi üzerine yaşanan protestolar sebebiyle, Başkan’a– yani federal hükümete - çağrıda bulunmasının ardından Ayaklanma Yasası işletilmiştir. Bugünkü durumun geldiği noktanın vahameti federe hükümetin rızası ve talebi olmadan tek taraflı irade ile askeri unsurların eyaletlere sevk edilmesi seçeneğinin konuşuluyor olmasıdır[9].

Öncelikle protestonun yer yer yağma ve kundaklama şeklinde gerçekleştiği, ancak maktul George Floyd’un kardeşinin, geçtiğimiz günlerde protestoculara yönelik barışçıl bir tutum sergilemeleri, yağma ve şiddet eylemlerini terk etmelerine yönelik çağrıda bulunması, eylemcilerin kendi içlerinde şiddet eğilimi gösteren kişilere tepki koyması, hatta engellemesi eylemlerin gidişatını bir anlamda değiştirmiştir. Zira 2 Haziran 2020 gecesi itibariyle protestoların çoğunlukla barışçıl yollarla sürdürülmüş olduğu, yağma ve kundaklama olaylarının ise nadiren gerçekleştiği dikkate alındığında, Ayaklanma Yasası’nı uygulama gerekliliğinin oluşan yeni şartlar ışığında nasıl yorumlanacağı, yaşanan siyasi ikiliğin temelini teşkil etmektedir.

Mike Esper’in basın toplantısına dönecek olursak,Bakan, toplantıda Pazartesi sabahı Washington’daki St. John Kilisesi’nde Trump’a eşlik edeceğini önceden bilmediğini belirtti. Bugünkü basın toplantısında Esper, ifadesini değiştirerek Trump’ın kilise önünde elinde İncil ile çekilen ve çok tartışılan pozuna yönelik de Lafayette Meydanı yakınlarındaki birlikleri görmek için bir bölgeye gittiğini zannettiğini ve Trump’ın böyle bir açıklama yapacağından haberi olmadığını ifade etti.

Esper’in kendini mevcut gelişmelerin dışında tutmaya ve Başkan Trump ile meseleye dair farklı bir tutuma sahip olduğuna yönelik açıklamaları eski Savunma Bakanı Mattis gibi birtakım emekli üst düzey askeri personel tarafından da eleştirilmesine yol açtı.

Sonuç

Esper’in çalışmamızın başında değindiğimiz"Ulusal Muhafızların böyle durumlarda yerel kolluk kuvvetlerini desteklemek için, sivil makamlara yurt içi kolluk görevlerinin icrasında destek vermeye en uygun kurum olduğuna her zaman inandım ve inanmaya devam ediyorum… Bunu sadece Savunma Bakanı olarak değil, aynı zamanda eski bir asker ve Ulusal Muhafızların eski bir personeli olarak da söylüyorum. Bir kolluk görevinde muvazzaf unsurları kullanma seçeneği sadece son çare ve en acil, en zorlu durumda başvurulmalı. Şu anda böyle bir durum yaşamıyoruz. Ayaklanma Yasası'nı devreye sokmayı desteklemiyorum." şeklindeki açıklamaları, protestoların bastırılıp bastırılmaması bağlamından ziyade, kullanılacak yöntemle alakalı gibi görünüyor.

Zira Ulusal Muhafız Birliği, Salı günü yaptığı açıklamada protestolara yönelik hâlihazırda 20,400 askerin görevlendirildiğini açıklamıştı[10]. Öte yandan PENTAGON Sözcüsü Jonathan Hoffman, 2 Haziran 2020 Salı gecesi yaptığı açıklamada yaklaşık 1.600 hava indirme personeli ile ulusal muhafız birliğinin başkent Washington’ın dışına sevk edildiğini dile getirmişti.

Buraya kadar yaşanan gelişmelere yönelik Bakan Esper’in tutumunu, protestolara yönelik metodolojik yaklaşımındaki fikir ayrılığını ve devlet adamı sorumluluğunu gösteriyor şeklinde yorumlamak mümkün olsa da, bazı diğer gelişmeleri de gözden kaçırmamak gerekmektedir. Zira ABD Deniz Kuvvetleri Avrupa-Afrika Komutanlığı ve 6. Filo, gün içerisinde ortak bir bildiri yayınladı.[11]Bildiride, George Floyd’un ölümü ardından gerçekleşen protesto ve şiddet olaylarının Donanma’yı da etkilediğine değinildi. Son olarak da Donanma’nın ABD halkını yansıttığını, bu anlamda da ABD donanmasını dünyada en güçlü yapan şeyin çeşitlilikten geçtiğini; önyargı, peşin hükümlülük ve hoşgörüsüzlüğün bu kurumda yeri olmadığının altı çizildi.

Bildiride ayrıca herkesin meslektaşlarıyla konuyu değerlendirmesi teşvik edilerek meselenin altında yatan sebeplere yönelik daha iyi bir anlayış geliştirmenin, birlikte çalışmak ve kalıcı çözümler üretmenin ancak bu şekilde mümkün olabileceği belirtildi. Ayrıca kendi kurumları içerisinde saygı, onur ve aidiyet kültür ve ikliminin yaratılabilmesi için her bireyin şahsen çaba sarf etmesinin önemine değinildi.

4 Haziran akşamı Genelkurmay Başkanı Milley imzalı bir bildiri yayınlandı[12]. Bildiride anayasaya bağlılık ve vatandaşların eşitliği vurgusu dikkat çekti. Bunun yanı sıra Ulusal Muhafızların valilerin otoritesine bağlı olduğunun altı çizildi. Irkçılığa karşı tepki ve saygı, eşitlik ve hoşgörünün vurgulandığı bildiride ayrıca Genelkurmay Başkanı Milley'in bildirinin sonunda el yazısıyla "Hepimiz hayatımızı Amerika fikrine adadık. Bu yemine ve Amerikan halkına sadık kalacağız" şerhi dikkat çekti.

Birkaç saat sonra da Ulusal Muhafız Birliği Komutanı General Joseph Lengyel, şahsi twitter hesabından bir bildiri yayınladı[13]. George Floyd'un ölümünden ve Floyd'un 6 yaşındaki kızının babasız büyüyeceğinden duyduğu rahatsızlıkla başlayan bildiride, polis şiddetine maruz kalarak hayatlarını kaybeden diğer insanlara da değinildi. "Polis vahşeti ve kanunu aşan şiddet" kavramlarına yapılan vurgu da dikkat çekiciydi. Tüm bu sorunların şiddeti doğurmasından ziyade karşılıklı konuşma ve anlaşma yoluyla daha iyiye gidilebileceği belirtildi. Üniforma giyen her bir personelin anayasaya bağlı olduğunu ve yeminine sadık kalacağını vurgulayan bildiri; ırkçılık, ayrımcılık, şiddet ve nefreti kınayarak Abraham Lincoln'un "doğamızın daha iyi melekleri"[14] atfının ardından "Bana katılın" kelimeleriyle bitirildi.

Bu ifadeleri okurken Mattis’in yukarıda değindiğimiz eleştirilerini ve New York Times’ın Mattis’i aşağıdaki sözlerle de tasvir ettiğini dikkate almak gerekir:

“Mattis’in sözleri-halen çok etkili olduğu söylenen- askeri çevreler nezdinde büyük bir ağırlığa sahip. Bilhassa Deniz Piyadeleri özelinde Mattis’in kült denecek bir itibarı var. Gel gelelim, Mattis’in itibarı yalnızca silahlı kuvvetler ile sınırlı değil, milli güvenlik bürokrasisi, kongre, diplomatik erkan ile savunma sanayi nezdinde de Mattis’in ağırlığı hissediliyor[15].”

Bu açıklamayla birlikte, ABD ordusunun bir diğer yandan da kurumsal işleyişini ve personelinin uyumunu da hesaba kattığını görmek gerekir. Zira ABD ordusu mensupları içerisinde pek çok Siyah, Hispanik, Asyalı gibi farklı etnik kökenlere mensup bireylerden oluşmaktadır. ABD içerisinde bu seviyede bir sosyal etki yaratan ve siyasal kökleri açısından uzun süreli bir arka planı bulunan ırkçılık sorununun ve buna yönelik gerçekleşen protestoların ordu personelini etkilememesi mümkün değildir. Bu anlamda üst düzey devlet kademesi, inisiyatif alarak böyle bir açıklama yapmış ve personeli arasında böylesi bir kırılma yaşanmasının önüne geçmeye çalışmıştır denebilir.

Savunma Bakanı Esper’in kilise önünde poz verme olayına ve ordunun ABD sokaklarında devreye sokulması meselesine yönelik bu yaklaşımın arkasında yatan gerekçelerin de yine ABD ordusu içerisinde yaşanabilecek kırılmaları önlemek çabası olduğunu ifade etmek mümkündür. Bu durumda Esper, devlet görevlisi sorumluluğu, yaşanan olayların hedeflediği bir diğer siyasetçi (ve dolayısı ile temsil ettiği kurumlar) haline gelmeme çabası ve belki de en önemlisi ABD ordusunun bir kırılma yaşamayarak siyasetten uzak tutma çabası gütmektedir[16].

Bu noktada halen cevapsız olan soru ise ABD ordusunun üst düzey komutanlarının endişe ve şikayetlerinin bu düzeyde kalıp kalmayacağı, Trump’ın tüm itiraz ve uyarılara rağmen protestoları bastırmaya yönelik çizmeyi aşabilecek eylemlere girişmesi durumunda ne tavır takınacağıdır.

 NOT: Hukuki değerlendirmeler konusunda yardımı, makalenin geneline yönelik editörlüğü ve değerli katkıları için enstitümüz uzmanlarından Berk TÜZÜNER'e teşekkür ederim.

[1]Trump’ın Orduyu Devreye Sokma Yetkisi Var mı? 

https://www.amerikaninsesi.com/a/trump-in-abd-ordusunu-devreye-sokma-yetkisi-var-m%C4%B1-/5446625.html

[2]President Trump's call with US governors over protests

Trump’ın dikkat çeken sözleri: “You have to dominate. If you don't dominate, you're wasting your time. They're going to run all over you, you'll look like a bunch of jerks” https://edition.cnn.com/2020/06/01/politics/wh-governors-call-protests/index.html

[3]President Trump's call with US governors over protests

https://edition.cnn.com/2020/06/01/politics/wh-governors-call-protests/index.html

[4]Protesters Hail Charges Against Police but Seek Broader Change

https://www.nytimes.com/2020/06/03/us/george-floyd-protests.html

[5]Mattis Accuses Trump of Dividing the Nation in a Time of Crisis

https://www.nytimes.com/2020/06/03/us/politics/jim-mattis-trump-protests.html

[6]What is the Insurrection Act and why has it been invoked before?

https://abcnews.go.com/Politics/insurrection-act-invoked/story?id=71020988

[7]Fakat kolluk görevi tanımına yönelik Ulusal Muhafızların sahip olduğu envanter ve ateş gücü oldukça fazladır. Zira Ulusal Muhafızlar envanterinde F-35 savaş jetleri gibi alışılmışın dışında silahlarbulunmakta, bu birliğe bağlı unsurların Kore Savaşı ve Afganistan NATO Birliği’nde savaş tecrübesi de bulunmaktadır.

[8] •Whenever the President considers that unlawful obstructions, combinations, or assemblages or rebellion against authority of United States makes it impracticable to enforce the law of the United States in any State or territory by judicial proceedings.

  • The president may use the military to suppress insurrection, domestic violence, unlawful combination or conspiracy if "(a) it so hinders the execution of law of that State and of the United States and it deprives citizens of constitutional rights (e.g. due process); or (b) it opposes or obstructs the execution of law so rimpedes the course of justice. In the event of the deprivation of rights, the State is deemed to have denied its citizens equal protection of laws."

[9]Pentagon chief breaks with Trump, opposes invoking Insurrection Act

https://thehill.com/policy/defense/500877-us-defense-chief-does-not-support-invoking-insurrection-act

[10]Pentagon chief breaks with Trump, opposes invoking Insurrection Act

https://thehill.com/policy/defense/500877-us-defense-chief-does-not-support-invoking-insurrection-act

[11]https://twitter.com/USNavyEurope/status/1268186480691884035

[12]https://twitter.com/BillKristol/status/1268324463550107651

[13] https://twitter.com/ChiefNGB/status/1268335177484419073

[14]https://en.wikipedia.org/wiki/Abraham_Lincoln%27s_first_inaugural_address

[15]Mattis Accuses Trump of Dividing the Nation in a Time of Crisis

https://www.nytimes.com/2020/06/03/us/politics/jim-mattis-trump-protests.html

[16]Mattis: “When I joined the military, some 50 years ago, I swore an oath to support and defend the Constitution,” Mr. Mattis wrote. “Never did I dream that troop staking that same oath would be ordered under any circumstance to violate the constitutional rights of their fellow citizens — much less to provide a bizarre photo op for the elected commander in chief, with military leadership standing alongside.”

Mete Han Kutlusan

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Ortadoğu ve Radikalleşme Araştırmaları Uzmanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Suinbay Suyundikov   - 02-07-2020

ABD’nin Orta Asya Politikaları

Giriş 21. Asrın ortalarına doğru ilerlerken, bu çalışmada Amerika Birleşik Devletlerinin Orta Asya ülkelerine yönelik politikalarını tespit edilmeye çalışılacaktır.