Suriye’de Bir Çözüme Ne Kadar Yakınız?

Yazan  24 Şubat 2018

Suriye’de 17-18 Mart 2011’de Dara’da tetiklenen iç savaş çeşitli dönüm noktalarından geçti.

Giriş

CIA ve diğer istihbarat örgütleri Esat’ı bir an önce devirmek, çatı muhalif örgüt olan Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) yeni cihatçı bulmak için seferber olmuşlardı. İlk beş yıl içinde yaklaşık 80 ülkeden sayısı 100 bini bulan terörist Suriye’ye geçti. Lübnan Hizbullah ve İran ile bağlantılı güçler iç savaşa Esat yanında dâhil oldu. Kasım 2014’de Özgür Suriye Ordusu’nun Halep civarında yenilmesi, ABD ve Sünni müttefiklerinin Suriye askeri planının iflası oldu.ABD yardımları ve eğit-donat ile yetiştirilen cihatçılar ÖSO yanında El Kaide uzantısı El Nusra’ya sonra da ikisinden doğacak olan IŞİD’e gitmişti. 2013 yılında ortaya çıkan IŞİD’in 2014’de Musul’u ele geçirmesi ile savaşın yönü değişti. ABD, Ekim 2014’den itibaren PYD’yi Suriye’nin işgalinde kullanmaya başladı ve onun silahlı unsuru olan PKK uzantısı YPG’yi sözde IŞİD ile mücadele için meşru güç kabul etti. Rusya’nın Ekim 2015’de iç savaşa müdahil olması ile Suriye’nin Sünni muhalif gruplar ve IŞİD tarafından büyük ölçüde işgal edilmiş haritası Esat lehine değişmeye başladı. Esat, Rusya’nın yardımı ile Halep bölgesinde büyük ölçüde kontrolü sağladıktan sonra Batıya doğru ilerlemeye başladı. Suriye’nin kuzey doğusundaki YPG/PKK işgalindeki bölge hızla batıya doğru ilerleyince 2016 yılında Türkiye, Fırat Kalkanı harekâtı ile Fırat batısındaki bölgede set çekebilmek için IŞİD ile savaştı. Rusya ile yakınlaşma ve Astana Süreci’ne katılım, Türkiye’nin Fırat Kalkanı, İdlib Harekâtı ve son olarak Zeytin Dalı Harekâtı’nın önünü açtı. Astana Süreci’nde Suriye’nin doğusundaki çatışmalar için Rusya ve Türkiye’nin garantörü olduğu ateşkes bölgeleri ilan edildi. Suriye’nin batısında da IŞİD’in yenilmesi ile birlikte Suriye’deki iç savaşın şekli değişti. Ancak, ABD Suriye’nin kuzey doğusunda YPG/PKK kartını oynamaktan vazgeçmiyor. İdlib bölgesinde ise Türkiye’den beklenen Sünni grupların tasfiyesi yerine getirilmiş değil. Bu makalede, gelinen aşamada Suriye’de kalıcı bir barışın önündeki sorunları ve bu barışın getirecekleri yani Suriye’nin geleceği ile ilgili değerlendirmelerde bulunacağız.

Suriye’de Neler Oluyor?

Suriye’de bir barışa gitmeden önce henüz sahada tamamlanması gereken işler ve yeni çatışma olasılıkları bulunmaktadır. Bunları özetleyecek olursak;

- İdlib bölgesindeki ÖSO, El Nusra kalıntıları ve diğer Sünni grupların tasfiyesi,

- Afrin de dâhil olmak üzere Suriye’nin kuzeyindeki YPG/PKK unsurlarının yani terör koridorunun temizlenmesi,

- Suriye’nin batısında ABD’nin vekil gücü YPG/PKK ile Rusya destekli Suriye rejim güçlerinin petrol bölgelerine ilişkin devam eden çatışması,

- Suriye’nin güneyinde ve Lübnan’da İsrail’in yeni bir savaş başlatma girişimleri.

Astana Süreci’nde Türkiye’ye verilen İdlib’teki garantörlük görevinin arkasında bölgedeki Sünni grupları temizleme beklentisi vardı. Ancak, Türkiye, İdlib ve Afrin’de bu gruplar ile işbirliği yapmaya devam ediyor. Suriye hükümeti ise, Rusların ve İran’ın desteği ile İdlib’teki Sünni muhalif grupları hedef alıp, ülkenin bütünlüğünü sağlamaya çalışıyor. Suriye, Türkiye’nin Suriye’nin kuzey batısı ile ilgili niyetlerini şüpheyle izliyor. YPG’nin Afrin’i takviye etmesini destekliyor çünkü Kürtlerle bir şekilde anlaşacağını ama Türkiye’nin İslamcılarla flörtünün ülke bütünlüğüne gerçek tehdit olacağını düşünüyor. İdlib bölgesinin geleceği henüz en müphem konulardan biri ve Türkiye’yi de içine alan yeni çatışmalara gebe olabilir.

Afrin’deki Zeytin Dalı Harekâtı, 32. gününü tamamladı ancak yeni çatışma olasılıkları ortaya çıktı. Sıkışan terör örgütü, kendini korumaya alabilmek için Esad rejimiyle müzakere trafiğini yoğunlaştırdı. Önce İran destekli Hizbullah'a yakınlığıyla bilinen Mayadin televizyon kanalı, PYD/PKK'nın Afrin'i Esad rejimine devretmesi için ilk görüşmeyi yaptıklarını öne sürmüştü. Halep'in kuzeyindeki Şehba kasabasında bir araya gelen terör örgütü PYD/PKK ile Esad rejimi arasındaki toplantıda uzlaşma sağlanamadı. Esad rejimi, Afrin'deki tüm PYD/PKK üyesi teröristlerin silahlarını bırakarak teslim olması şartı koşarken, örgütün bunu kabul etmediği, görüşmelerin sürdüğü iddia edildi. 

Suriye’nin en doğusunda ise Rus vekil güçlerin (Çeçen ağırlıklı) desteğindeki Esat güçleri ile ABD’nin desteklediği YPG/PKK arasındaki çatışmalar ABD-Rus çatışmasını olası hale getirdi. IŞİD’in halen Suriye’deki toprak varlığı %2’ye indi. IŞİD’den toprak oyarak PYD’ye verme oyununda bir sona gelinirken; ABD, Suriye’nin kuzeyindeki varlık gerekçesi olarak şimdi Suriye-Irak sınırını İran’a kapatma tezini uydurdu. Mart 2017’de sınıra getirdiği 75. Ranger Alayı Türkiye’nin karşısına “durdur ve caydır” görevi ile gelmişti[1]. Bu güç Türkiye’den taarruz beklenen diğer bölgelere de kaydırılarak “biz varız, gelme” denecektir.

İsrail ve komşuları arasında çatışma riski; Önce, İsrail, hava sahasına girdiğini iddia ettiği bir İran drone’unu vurdu. Daha sonra İsrail F-16’ları Suriye’deki bir komuta merkezini bombaladı. İsrail, bu saldırıları genişleterek devam etmek niyetindedir. Son saldırılar 1980’den beri en büyük ölçekli olarak niteleniyor[2]. İsrail, Lübnan’daki Hizbullah’a karşı da yeni bir savaş başlattı. Hizbullah aslında uzun zamandır Suriye’de meşgul ve İsrail ile yeni bir savaş niyeti şimdilik yoktu. İsrail’in ortalığı kışkırtma niyetinin arkasında bölgeyi tekrar alevlendirmek var. ABD’den yılda 3.8 milyar dolar askeri yardım alan İsrail’in haydutluğu devam ederken, hiçbir ülkenin bu saatten sonra Suriye’deki savaşı tırmandırarak kazanacağı bir şey yok.

Suudi Arabistan yönetimi ve iç müttefiki Vahabi din adamları en büyük tehdit olarak İran ve laik demokrasiyi görüyorlar. Bu yüzden Suriye’de Esat’ı istemiyorlar, Yemen’i Körfez ülkeleri gibi vekil devlet haline getirmek istiyorlar. Katar’ın başıboş davranmasına kızıyorlar. Ankara’nın Osmanlı hayalini dizginlemek istiyorlar. Suudilerin Suriye’deki vekil gücü Ahrar el-Şam’ın herhangi bir başarı şansı yok. Suudi ailesi kaçınılmaz sonları öncesi olacakları bekliyor.

İran’ın Suriye’de büyük bir planı yoktu, temel olarak savunmada kaldı ve rakip (ABD, S.Arabistan, Türkiye, İsrail ve bunların sahadaki vekilleri) güçlerin heveslerini dizginlemek için çalıştı. İran, Suriye’de statükoyu korumak ve durumu geliştirmek istedi. Amaçları şu şekilde sıralanabilir; Baas rejimini iktidarda tutmak, Sünni İslamcı vekil grupları izole etmek, Hizbullah ile kanalları açık tutmak. Bunları başarılmasında Ruslar ile ittifak can simidi oldu ancak Suriye’nin geleceğine ilişkin bazı önemli çıkarları örtüşmüyor.

Türkiye’nin İkilemleri

(1) Sünni muhalif gruplarla devam eden ilişkiler tezat oluşturuyor;

Halep’e doğru ilerleyen El Kaide uzantısı El Nusra’nın devamı olan Heyeti Tahrir Şam (HTŞ) ve Türk tanklarının bulunduğu konvoya saldıran İran destekli Suriye rejim kuvvetleri idi. Geçen hafta Rus uçağı düşürenler de HTŞ militanları idi. Aralık ayında Suriye’deki Kmeimim Rus üssüne yapılan topçu ateşi iki Rus askerinin ölümüne neden oldu. Atış, HTŞ bölgesinden yapılmıştı ve Ruslar bu topun Türkiye sınırından geldiğini iddia ettiler[3]. Bütün bu gelişmeler Türkiye, Sünni gruplar ve cihatçılarla aynı yolda yürüdükçe Rusya ve İran ile ilişkilerin her an kopabileceği anlamına geliyor. Tıpkı Esat rejimi ile işbirliği yapmadan Suriye’nin bütünlüğünün sağlanamayacağı gibi. Astana Süreci, çatışmaların durdurulması içindi ama gelinen aşama çatışmaların genişleme ihtimalini gösteriyor. Üstelik Suriye’de kartlar her an yeniden dağıtılabilir yani ittifaklar değişebilir.

(2) Rusya ile ilişkiler ne kadar uzun soluklu;

Yüzyıllardır Ruslar ile ilişkilerimiz bitmek bilmeyen saldırganlık karşısında korku ve temkinli olmak üzerine kurulmuştur. Ruslar ise Türkiye’yi küçük, rahatsız edici bir komşu olarak görmüş ve Rusya’nın gücünü göstermek ve ceza vermek için fırsat aradığı bir ülke olmuştur. Yalnızlığa ve çevrelenmeye mahkûm Ruslar için Türk toprakları hala önlerinde bir hayal olmaya devam ediyor. Rusya ile Suriye’de işbirliği Türkiye’ye bir zafer kazandırmayacak, Putin’in kendi hedeflerinde bir sapma olmayacaktır. RF, bizi Fırat Kalkanı’nda IŞİD’i temizlemek için kullandı. İlk şubelerini Moskova’da açan PYD/YPG, Şubat 2016’da Rusların hava desteği ile Afrin’deki topraklarını genişletmişti. Şimdi Afrin’de kenara çekilen Ruslar, YPG’yi kendi yörüngesine mecbur etmek yani terbiye etmek istiyor. Rusya’nın YPG’ye ilgisinin arkasında öncelikle Türkiye karşıtlığı var. Türkiye’nin harekâtı büyük ölçüde Rusya’nın izni üzerinden yürüyor ve Ruslar aynı zamanda Tahran’ı Ankara’ya karşı dizginliyor. Bölgeye konuşlandırdığı S-400’ler ile ABD ve Türkiye’ye karşı hava sahası baskısı kuran RF için durum değişebilir, Afrin bölgesindeki uçuşlarımıza engel olabilir, Esat’ın Afrin için önünü açabilir. Daha önce “Rusya ile İlişkilerin Askeri Matematiği” başlıklı makalemizde detaylı anlattığımız gibi Türkiye bir taraftan Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’e ezeli düşmanını yerleştirdiğinin farkında olmalıdır. Rusya, Suriye’den başka Irak, Güney Kıbrıs ve Libya’ya da üs kurmaya hazırlanıyor. Doğu Akdeniz’de hava sahası kontrol bölgesi oluşturdu ve son haber Suriye’de bir drone fabrikası kuruyor[4].

(3) ABD ile ilişkiler kopma noktasında;

Suriye’nin kuzeyinde bir terör yuvası kurmak 2012’den beri ABD’nin planladığı bir şeydi. Mart 2012’de Brookings Institution tarafından yayınlanan bir rapor şöyle diyor; “Sınırlı bir askeri güç tarafından desteklenen emniyetli bölgeler ve insani yardım koridorları oluşturmak[5]”. Bugün bu emniyetli bölgeler ve koridorlar insani yardım için değil, Suriye’yi bölmek için kullanılıyor. ABD; PYD, PKK’nın parçası değil diye iddia etse de YPG sözcüsü Newaf Celil, “Afrin büyük Kürdistan’ın parçasıdır ve Amerika ile çalışan gruplar da dâhil hep birlikte savunacağız” açıklaması yaptı. ABD, muğlak mesajlar veriyor. Müttefiklik ile ortaklığın aynı olmadığını söylüyor ve YPG/PKK ile ilişkilerinin IŞİD’a yönelik bir ortaklık olduğunu ima ediyor. Amerikalılar YPG ile ilişkilerinin stratejik değil, IŞİD ile mücadele için askeri bir karar olduğunu ve eylemsel düzeyde kaldığını iddia ediyorlar[6]. Bununla beraber iki ülke ilişkilerinin şu an tamir edilemezse çok zarar görecek şekilde kopma noktasına gelmiş durumda olduğu kabul ediliyor. Türkiye, hem ABD hem de RF ile aynı anda stratejik ilişki kuramaz, ABD ile ilişkilerimiz RF’nin yakın takibindedir.

(4) Sünni muhalif grupların Türkiye’ye bakışı;

Türkiye, Sünni savaşçıları temizleme görevi aldı ama onlarla işbirliği yapıyor. ÖSO ve HTŞ ise Türkiye’yi Rusya’nın güdümünde görüyor. Rusların, Türkiye ile ters düştüğü ana konu, Suriye’de tekfir gruplarına ait bir özerk bölge kurulmasını istememesi. Sünni cihat hareketinin Suriye’de kurmaya çalıştığı Tekfir hükümetinin Kafkasya ve ötesinde kendisine tehdit oluşturmasını önlemek için tedbir alıyorlar. Sünni Gruplar (El Mutasım Tugayları ve Suriye Yüksek Müzakere Konseyi), Türkiye’nin Rusya için kendilerini aldattığını düşünerek ABD ile doğrudan temas ediyorlar. ÖSO komutanı Mustafa Sejari, ABD’den ılımlılar için daha çok yardım istiyor[7]. Sünni gruplar, ABD ve İsrail ile ortak hedeflerinin aynı olduğunu düşünüyor; İran ve Hizbullah’ın engellenmesi. ABD, Afganistan ve Irak’tan sonra Suriye’de de çıkmazda ve burada kaldıkça hala bölgeye etki etmek için bir potansiyelinin olacağını düşünüyor. Ancak, İran’a karşı YPG/PKK’na kartına sarılmak ABD’ye çok pahalıya mal olacak. Bunu YPG/PKK yerine Sünni gruplar üzerinden de yapabilirler ama onlara güvenmiyorlar. Amerika’nın müdahale ettiği her yer, yeni düşmanlar ve terör örgütleri doğuruyor.

(4) Türkiye’nin niyeti ile ilgili şüpheler;

Türkiye, Suriye’nin bütünlüğünü savunuyor gözükse de Esat ile işbirliği yapmıyor. Türkiye’nin işbirliği yaptığı muhalif Sünni gruplar ve El Nusra uzantılarının Suriye’de tıpkı Kürtler gibi kendilerine masada özerklik bir bölge için koz edinmekten başka beklentileri yok. Suriye’ye göre, ülkeleri; kuzeyinde bir yanda ABD’nin arkasında olduğu Kürtlerin bir yanda Türkiye’nin desteklediği Sünni muhalif grupların olduğu bir federasyon yapısına sürükleniyor. Üstelik Irak’ın kuzeyinden Hatay’a kadar bir Kürt devleti oluşumuna karşı olan tek ülke İran ve o bile Türkiye’ye güvenmiyor. Bu yüzden Suriye, Afrin’de meydanı Türkiye’ye bırakmak istemiyor. Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Faysal Mekdad, Afrin’in Suriye Ordusunun savunacağını söyledi.Rusya, Türkiye üzerinden Kürtlere sopa göstermek istedi ve amacına ulaşıyor. Böylece Kürtler, Esat ile de anlaşmaya mecbur ediliyor. Rusya da PYD ile görüşüyor. Kürtler taraf değiştirirse Afrin’de de durum değişir. Yeni bir çatışma süreci başlayabilir. Afrin bölgesinde ne kadar kontrol sağladığımız ve ne kadar kalacağımız önemli hale geliyor.  

 

Afrin ve Zeytin Dalı Harekatı

Zeytin Dalı Harekâtı’na katılan Özgür Suriye Ordusu çatısı altında 30 muhalif grup birleştirilerek 25 bin kişilik bir ordu kuruldu. 20 Ocak 2018’de başlayan Zeytin Dalı Harekâtı beş ayrı sektörden açılan ateşler ile başladı[8]; Doğu’da Buresaya Dağı, Kuzey’de Bülbül ve Şinkal, Batı’da Raju ve Şeyh Hadid, Güney’de Cinderesi. Askeri plan sınırda köylerin ele geçirilmesi ile 700-800 m. rakımı olan tepelere ulaşılması ve böylece Afrin’in kuşatılmasını öngörüyor. Üç yönden sınıra yakın bölgelerdeki hâkim tepeler ve köyler kontrol altına alınmış durumda[9]. Başlangıçta tanklar ve uçaklarla desteklenen ÖSO birliklerinin taarruz hattında kullanılması hata oldu ve cephenin yarılması gecikti. Fırat Kalkanı’nda ÖSO, birliklerin yanlarının IŞİD saldırılarına karşı korunması için kullanılmıştı. Sarılan YPG/PKK’nın IŞİD gibi başka şehirlere kaçma imkânı fazla değil.

Eski model Türk tanklarının zırh kabiliyetinin yeterli olmadığı ortaya çıktı. Türk tanklarını vuran tanksavarlar Rus yapımı silahlar M113 Konkurs. El-Bab harekâtında olduğu gibi zırhlı ve piyadenin hava desteğinde ilerlemesi kolay gitmiyor ve bu yüzden harekât uzun sürecek. Fırat Kalkanı, üç ay sürmüştü. Afrin’de 30 Km. derinliğinde bir tampon bölge oluşturmanın ötesinde bölgenin tamamının kontrol altına alınmasına ve Afrin şehrinin de temizlenmesine karar verilmesi durumunda, Zeytin Dalı Operasyonu aylarca devam edebilir. Kötü hava ve coğrafi koşullar da harekâtı yavaşlatıyor. Çamurlu arazi birlikleri yavaşlatırken, sisli hava jetlerin uçuşunu engelliyor. Afrin’in büyük ölçüde tepelik olması zırhlı araç kullanımını zorlaştırıyor.

ABD’li yetkililer Türkiye’nin Afrin’deki harekâtını sınırlamak hatta durdurmak istiyorlar. Afrin için özel iletişim cihazları ve uydu bağlantı sistemleri kuran ABD askerleri, su tünellerini bile sözde ‘direniş’ için tahkim etti. Rus Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’tan silahlı Kürt konvoylarını Afrin’e göndermeye devam ettiğini açıkladı[10]. Esat rejimi, Fırat Kalkanı Harekâtı sırasında da Bab ilçesinin batısında TSK ve ÖSO ile PYD/PKK arasında yaşanan çatışmalarda terör örgütüne yardımcı olmuştu. Türkiye'nin Menbiç'e yönelik operasyon ihtimaline karşı, Esat rejimi, Menbiç'in batısında sınır hattına asker konuşlandırmıştı. Şam yönetimi, Afrin’de de YPG/PKK’nın ikmal yollarını açık tutarak Kürtlere oynuyor ve Türkiye’yi kanatmak istiyor. Ruslar durumu izliyor ve her an hava değişebilir. Rusya kaynaklı bir gazeteye göre sıkışan PYD, bölgeyi Suriye yönetimine teslim etmek istemekte, Rusya da bu durumu değerlendirmektedir.

 

Türkiye-ABD İlişkilerinde Son Durum

ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un Türkiye ziyaretinde perde arkası ile ilgili kimse bir açıklama yapmıyor. Tillerson’un kendi medyasına yaptığı açıklamalara göre; görüşmelerde “Neyi yapabileceklerini ve neyi yapamayacaklarını” söylemekle yetinmiş. İki ülkenin gündemi oldukça yoğundu ve ABD’nin YPG/PKK ile işbirliği görüşmelerde son sıralarda ele alındı. İki ülke arasında medyaya verilen olumlu imaja rağmen arka planda tarafların görüşlerinde hiçbir değişiklik yok[11]. ABD, FETÖ konusunda hala “Yeterli kanıt yok, durumu birlikte gözden geçirmeye devam edelim” diyor. YPG/PKK konusunda ise “Hala IŞİD ile işim var, desteklemekten vazgeçmem” diyor. ABD, “YPG/PKK’ya ağır silah vermediklerini, dolayısı ile geri alınacak silah da olmadığını” söylüyor. ABD, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 almasını kendi güvenliğine aykırı bulduğunu ifade ediyor. Tutuklu ABD vatandaşlarının hemen bırakılmasını talep ediyor. İki ülke arasındaki sorunları çözmek için yeni bir mekanizma kurulacağı açıklandı. Bu mekanizma daha önce vize sorunlarını çözmek için kurulan çalışma grubunun geliştirilmiş hali olacak ve ilk toplantısını Mart’ın ortasında yapacak. 2007 yılında da ABD ile Terörle Mücadele Koordinasyon mekanizması kurulmuş ama hiçbir ilerleme olmamıştı.

Yapılan görüşmelerde, Türkiye’nin Suriye’de iki ülke askerlerinin birlikte hareket etmesini önerdiği Amerikan medyasına yansıdı[12]. Reuters, Amerikan ve Türk askerlerinin Menbiç’te birlikte konuşlanacağı bir çözümden bahsediyor ve bunu bir Türk resmi yetkili aldığı bilgiye dayandırıyor. Amerikan tarafı Mart ortasından itibaren Menbiç konusunda adım atacağını söylüyor. Türkiye’nin ABD’ye yönelik “Bizimle terör örgütü arasına girme, sonuçlarından sorumlu olmayız” ve “son teröriste kadar operasyon devam edecek” açıklamaları Washington’da inandırıcı bulunmadı. Amerikalılar, Suriye’de Türkler ve Kürtler arasında arabuluculuk yapmak ve Türkiye’ye Kürt bağımsızlığını desteklemeyeceklerine dair garanti verme seçeneklerini düşündüler ama vazgeçtiler. Türkiye’nin Münbiç ısrarı üzerine Münbiç Askeri Konseyi içinde bazı düzenlemelere gidip, yani bazı yerel güçleri de katıp burayı açık bir Münbiç’i YPG unsuru olmaktan çıkarmayı bir alternatif olarak görüyorlar.

Suriye’nin kuzeyindekiABD kuvvetleri; Türkler, Ruslar, İranlılar ve Sünni cihatçılar arasında kaldı. Bir yerlere doğrudan müdahale edemiyorlar, Kürtlere yaslanıyor ve oldukça hassas konumdalar. IŞİD ile mücadele ettiklerini söylüyorlardı şimdi YPG/PKK’yı Irak sınırında İran’a karşı Hizbullah ile bağlantısını kesmek için kullanacaklarını iddia etmeye başladılar. Pentagon, 2019 bütçesinde YPG için 300 milyon dolar eğit-donat, 250 milyon dolar sınır güvenliği için olmak üzere 550 milyon dolar ayırdı[13]. ABD, Suriye’nin kuzeyindeki varlığını sürdürmeyi ve burada ülke inşasına hazırlanıyor ama Çin şimdiden savaş sonrası ülkenin inşası için Esat ile anlaştı. ABD’nin niyeti, Kürtleri kaybetmeden Türkiye’yi sakinleştirmek, uyutmaya devam etmektir. Rusya ve İran’a karşı elindeki koz YPG/PKK’dır. En iyi ihtimalle PYD’yi Menbiç’ten çekecek ama yerine kendi askerlerini koyarak, sözde tampon bölgede onların emanetçisi olacaktır. ABD, PKK konusunda samimi ise bu yönde ciddi adımlar atmalıdır.ABD ile ilişkilerde bir dönüş YPG/PKK ile ilişkilerin kesilmesi yanında PKK lider kadrosunun Türkiye’ye teslim edilmesi ile başlamalıdır.

 

ABD-Rusya Dengesi ve Suriye

Putin, her fırsatta Amerika’nın dünya genelinde tek taraflı politikalarını tolere etmeyeceklerini söylüyor. ABD’nin hesapsız ve açgözlü politikaları son 10 yılda Rusya’yı Gürcistan ve Ukrayna’dan Ortadoğu’ya gittikçe saldırgan hale getirdi. Bunun ABD’deki sorumluları Cumhuriyetçiler ve onların yeni muhafazakâr müttefikleri. Bunlar, başka halkları korumak için ülkelerin egemenliğini dikkate almayan, diktatörü kovma oyunlarının destekçileri. Ancak bu tezgâh gittikçe Rusya ile sıcak çatışmayı daha da yaklaştırıyor. Ruslar, son 30 yılda tecrübe ettikleri, ABD ve Batılı güçlerin kendilerine göre dünyayı şekillendirme planını önlemeye çalışıyorlar. ABD ve RF için Suriye bir detay; iki ülke, Afganistan, Ukrayna ve ambargo gibi daha önemli konuları için Suriye’den taviz verilebilir. Afganistan tarihte çeşitli imparatorlukların (İngiliz, Rus vb.) arka bahçesi oldu. ABD, 17 yılda bu ülkedeki savaşa 1 trilyon dolar harcadı. Rusya ve Çin’i çevrelemek için hala orada olan Amerikan askeri, pratikte Çin’in bölgedeki yatırımlarını koruyor. ABD, Rusya ile şimdilerde Taliban’ı kim destekliyor sürtüşmesine girdi. Rusya, Avrasya’da rolünü yeniden gözden geçirirken gözünü tekrar Afganistan’a dikti[14]. Ruslar, Afganistan’da çözüm için Kabil ile Taliban arasında doğrudan görüşmeleri desteklemeye başladı. Amerikalılara göre bu yüzden Ruslar Taliban’ı silah gönderiyorlar[15]. Ruslar, ŞİÖ’de müttefik oldukları Çin’in Afganistan’da artan varlığını tehdit olarak görüyorlar. Çin ise Afganistan üzerinden geçen yeni ipek yolu projesine (bir kuşak bir yol) çok önem veriyor.

Rusya’nın Ortadoğu’ya ilişkin politikaları ve hedefleri sır değil. Putin, bölgedeki tüm liderlere belirli bir stratejik vizyon, diplomasi ve açıklıkla yaklaşarak iletişim kuruyor. Ruslar, Washington’un başarısızlıklarını kullanıyor. Putin’in hedefleri; çok kutuplu bir uluslararası sistemde söz sahibi olmak, bütün tarafların çıkarlarını çoktaraflılık içinde dengelemek, Amerika’nın bölgesel kurgularını zayıflatmak, terörizm vb. ortak tehditlere karşı programlar oluşturmak. Suriye’de ise ABD’nin tek taraflı rejim değiştirme oyununa son vermek ve Baas rejimini ayakta tutmak istiyor. Son gelişmeler Rusya’nın Suriye’de kullanmak için Çeçenistan başta olmak üzere her yerden kendine savaşçı topladığını gösteriyor. Bu güçleri Deyrizor bölgesinde YPG/PKK’yı hedef alarak, petrol bölgeleri üzerine ABD ile bir sıcak savaş yaşanıyor. Washington’da yapılan görüşmelerde ise ABD ve RF, Suriye’nin kuzeyinde özerk bir Kürt bölgesi için görüşüyorlar. Ruslar, Suriye’de Kürtlere otonomi verilmesini Türkiye üzerinde uzun vadeli bir projeksiyon olarak görüyorlar. ABD’nin Kürtler yüzünden Türkiye ile ilişkisinin bozulması da önemli. Suriye Kürtler için ise ABD ya da Rusların desteği ile özerklik farklı yörüngeler anlamına geliyor[16].

Rusya, Kürtleri üç amaçla kullanmak istiyor; Suriye’nin iç işlerine müdahale, Ortadoğu’da potansiyel bir ayak basma bölgesi ve Türkiye’yi dizginlemek. Diğer yandan YPG/PKK’nın Suriye’de Arap bölgelerinin işgalcisi olması, gelecekte yaşanacak pek sorunu da getirebilir. Amerikalılar ise Türkiye ile PYD’yi barıştırarak hem Rusya’nın beklentilerini boşa çıkarmak, hem de Türkiye’yi uyuturken PKK kartını saklamayı hayal ediyorlar. Bunun için söylenecek yalan PYD’nin PKK’dan arınacağı ve Türkiye’den değil sadece Irak sınırından bölgeye geçiş yapacakları. Bunu destekleyecek bir adım olarak PKK ile ateşkes yapmamızı ve 2015 öncesine dönmemizi hayal ediyorlar. Özetle PYD için seçeneklerin Rusya destekli bir özerk bölge ya da ABD destekli ama PKK’sı kamufle edilmiş bir özerk bölge olabileceği değerlendiriliyor. Tillerson, Ankara’da “Eğer Kürtleri biz kontrol etmezsek, Ruslar PKK’nın daimi vekil gücü olur” tezini kullandı.ABD’nin iç çekişmelerinin ortaya çıkardığı amatör Suriye politikasının unsurları; fantastik beklentilerin de ötesinde belirsiz hedefler, düşünce ve eylemlerde sürekli kıvırmalar olarak ortaya çıkıyor[17]. Trump yönetimin Suriye stratejisi şu şekilde eleştiriliyor; “Nereye gideceğinizi bilmiyorsanız, bütün yollar sizi oraya götürür, her yolu dene.” Sert ve yumuşak güç kullanımı birbirini tamamlamıyor, yok ediyor. IŞİD’i yok etme bahanesi ile bölgede kendine YPG’yi vekil seçen ABD’nin Suriye’de peşinde olduğu şeyler uluslararası toplumun çıkarlarına hitap etmiyor.

 

Sonuç

Sonuç olarak Suriye’de siyasi çözümü bekleyen sorunları; (1) Türkiye’nin Afrin Harekâtı’nın sonuçlanması ve YPG/PKK konusundaki endişelerinin giderilmesi, (2) ÖSO vb. Sünni muhalif grupların ve El Kaide uzantıları gibi radikal unsurların olduğu İdlib bölgesinin temizlenmesi, (3) Suriye’nin yeniden inşası olarak sıralayabiliriz. Yakın gelecekte, bu üç sorunun her biri Suriye’deki çatışmaları yeniden tetikleyebilir ve ittifaklar değişebilir. Bu sorunların her birinde ABD ve Rusya’dan daha çok Türkiye’nin konumu öne çıkacaktır.  Türkiye, Suriye ile ilgili şu gerçekleri artık kabul etmelidir;

- IŞİD halifeliği ortadan kalktı; IŞİD artık bir devlet değil, uluslararası terörist şebekesidir ve mücadele geleneksel yöntemlerle devam edecektir.

- Suriye’de savaşın galibi Rusya ve İran’ın desteği ile Esad rejimi oldu.

- Geride kalan Sünni muhalif grupların başarı şansı yoktur.

- Dış müdahaleci ABD, vekil güç olarak belirlediği YPG/PKK ile kendine etki bölgesi kurmakta, Türkiye’yi buna ikna etmek için yeni yöntemler geliştirmektedir.

- Suriye egemen bir devlet olarak dost ve düşmanlarını kendisi seçer. ABD’nin arkasında olduğu İsrail’e karşı Rusya ve İran’a yanaşmak onlar için 50 yıldır bir seçimden çok zorunluluktu.

Türkiye, İdlib ve diğer bölgelerde cihatçılarla ve tekfir grupları ile ittifaka devam ettiği sürece Rusya, İran ve Suriye ile aynı rotada buluşamayacaktır. Hem Rusya hem de ABD ile aynı zamanda müttefik olunamaz. Türkiye, Münbiç konusunda ABD’nin bugünkü eylemlerine  güvenemeyeceğinden bir süre daha Ruslarla yola devam edecek ve önümüzdeki dönem Suriye sahası daha da sıcak hale gelecektir.Türkiye’nin bir an önce Esat ile; Afrin ve Suriye’de kurulacak düzen ve Kürtler konusunda anlaşmalıdır.

Rusya, Suriye’de Esat rejimini korumak, Rus askeri üslerini garanti altına almak, ABD’nin desteklediği gruplara karşı koymak nihayet rejimin ülkenin güneyi ve doğusundaki topraklarını yeniden ele geçirmesine yardım etmek gibi işleri başardıktan sonra artık askeri görevlerin sonuna yaklaşıyor. Bundan sonra diplomatik alanda Suriye’nin geleceğini belirlemek Rusya’nın odak noktası olacak[18]. Rusya’nın Suriye’deki askeri üslerden tüm Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’e etki edecek bir güç projeksiyonu hazırladığı yani uzun vadeli planları olduğu da biliniyor. Ruslar ve ABD, Suriye’de Kürtlere özerklik vermeye hazırlanıyorlar. Nitekim Suriye Anayasası ile ilgili taslağa geçen yıl; enerji, dış politika ve güvenlik konuları hariç diğer konularda özerk bölge veya bölgeler kurulabilir maddesi konuldu. Sünniler ve Türkmenler gibi özerk olmayanlara da ana dil ve benzeri kültürel haklar verilebilir.

ABD’nin Rusya ve İran’dan farkı Suriye için bir BM barış planı çerçevesinde yol haritası oluşturulması ve yapılacak seçimlerle Rusların ve Esat’ın gideceğine inanması idi. Bunun bir fantezi olduğunu Amerikalılar da biliyor. ABD, tıpkı Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi Kürtlerden kopacak çünkü artık orada sıkışması akıllıca olmayacak. Nitekim Trump yönetimi başka bölgelerde çok işlerinin olduğunu ve Hillary Clinton gibi Suriye’de Üçüncü Dünya Savaşı çıkarmaya niyetlerinin olmadığını itiraf ediyor. Amerika’nın Suriye’den çekilmek için bir başarı hikâyesine ihtiyacı var. ABD Merkezi Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı, General Joseph L. Votel, bunun kaçınılmaz olduğunu ancak başkalarının kötü mirasının bir parçası olarak ayrılınmaması gerektiğini söylüyor[19]. Bu çekilme ancak Rusya ile yapılacak bir anlaşmaya bağlı ve iki taraf Washington’da görüşüyorlar.Suriye’de sıkışan ABD ise Rusya ile anlaşarak bir başarı ile ayrılmak istiyor. ABD, RF’den İran ve Kürtler konusunda gerekli garantileri alırsa bir anlaşmaya varabilirler. ABD ve RF anlaşırsa Türkiye için de bir başarı hikâyesi yazılabilir.

 


[1]Barak Barfi, A War of America′s Making, en.qantara, (Feb 7, 2018).

[2]Paul Pillar, Needed in Syria: Disengagement, (February 17, 2018).

[3] Gonul Tol, Turkey Is Trying to Turn Russia and Iran Against America in Syria, National Interest, (February 13, 2018).

[4]Marc Pierini, A Middle East Game Much Bigger Than Turkey, Carnegie Europe, (Feb 20, 2018).

[5]Daniel L. Byman, Saving Syria: Assessing Options for Regime Change, Brookings Institution, (March 15, 2012).

[6]Nicole Gaouette, Tillerson Faces Prospect of 'Ottoman Slap' Amid Turkey Tensions, kitv.com, (Feb 15, 2018).

[7]Doug Bandow, Syria Could Be Washington's Next Big Foreign Policy Failure, Cato Institute, (February 14, 2018).

[8]Barak Barfi, Containing the Afrin Crisis: Turkey's Goals and Military Challenges, Washington Institute, (January 31, 2018).

[9]Armağan Kuloğlu, Afrin Operasyonu'nun Süresi, Yeniçağ, (10 Şubat 2018).

[10]Stephen Lendman, America-Turkey Love-Hate Relationship, Tillerson in Ankara, CRG, (Feb 17, 2018).

[11]Conor Finnegan, Tillerson, Turkish Leaders Play Nice, but no Concrete Progress, abc.news, (Feb 16, 2018).

[12]Robbie Gramer, Tillerson Can’t Fix What Ails U.S. Ties With Turkey, Foregn Policy, (Feb 16, 2018).

[13]Reuters, U.S. Funding of Syrian YPG Militia will Impact Turkey's Decisions: Erdogan, (Feb 13, 2018).

[14]Nezavisimaya Gazeta, Afghanistan Initiative Will Allow the Kremlin to Press on Washington [Афганская инициатива позволит Кремлю надавить на Вашингтон] (January 19, 2018)

[15]Lyle J. Goldtsein, The Absurdity of the New 'Great Game' in Central Asia,China Maritime Studies Institute, (February 6, 2018).

[16]Soner Çağatay, The Syrian Kurds: Whose Ally? Brooking Institution, (March 30, 2016).

[17]Michael J. Brenner, US/Middle East: Power Politics or Amateur Hour? The Globalist, (March 21, 2017).

[18] William McHenry, Gabriel White; How Russia Plans to Influence Syria's Future, PONARS Eurasia, (February 7, 2018).

[19]Doug Bandow, Syria Could Be Washington's Next Big Foreign Policy Failure, Cato Institute, (February 14, 2018).

Son Düzenlenme Pazartesi, 01 Ekim 2018 08:34
Sait Yılmaz

İstanbul Esenyurt Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü (İngilizce) Öğretim Üyesi

Sait YILMAZ, 1961 yılında İzmit’te doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’nde okuduktan sonra babasının tayini nedeni ile liseyi memleketi olan ISPARTA-Yalvaç’ta bitirdi. 1982 yılında Kara Harp Okulu’ndan Piyade Teğmeni olarak mezun oldu. 1984’de Eğridir Komando Okulu’nu bitirdi, Bolu ve Hakkâri’de Komando Bölük Komutanlığı yaptı. 1988 yılında ABD-Virginia’da Havadan İkmal Kursu’nu tamamladı. 1991’de Kara Harp Akademisi’ni bitirdi.

BOSNA-HERSEK’de 1994 yılında BM UNPROFOR Türk Barış Gücü’nde Harekât Subayı ve 1996 yılında Saraybosna’da NATO-SFOR’da Sivil-Asker İşbirliği Uzmanı olarak görev yaptı. 1997 yılında İTALYA-Roma’da NATO Savunma Koleji eğitimini tamamladı. 1998-2001 yılları arasında NATO (SHAPE) Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanlığı Karargâhı BELÇİKA-Mons’da Kriz Yönetim Uzmanlığı görevi yaptı ve bu süre zarfında ALMANYA/Oberammergau’daki NATO Okulu’nda Kriz Yönetim Kursu Direktörü olarak “NATO’da Kriz Yönetimi” konferansları verdi. 

1998-2000 yılları arasında ABD-Oklahoma Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Avrupa Programı’nda MA Eğitimi’ni tamamladı. 2000-2005 yılları arasında ise Gazi Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Doktora Eğitimi yaptı.

2006 yılında Silahlı Kuvvetlerden kendi isteği ile emekli olmayı müteakip, 2006-2011 yılları arasında Yrd.Doç.Dr. olarak Beykent Üniversitesi’nde Stratejik Araştırmalar Merkezi (BÜSAM) Müdürü olarak görev yaptı. 2011-2014 yıllarında İstanbul Aydın Üniversitesi Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (USAM) Müdürü olan Sait YILMAZ, 2012 yılında Doçent oldu. Eylül 2014’den beri Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkileri (İngilizce) bölümünde Türk Dış Politikasında Güncel Sorunlar, Uluslararası Güvenlik, Terörizm alanında dersler verdi. 2017-2018 Öğretim Yılında Esenyurt Üniversitesi’nde Profesör Unvanı ile öğretim üyeliğine başladı. Sait YILMAZ’ın güvenlik, savunma ve istihbarat konularında yayımlanmış 18 kitap ve 300’den fazla makalesi bulunmaktadır.

Sait Yılmaz’ın kitapları:

[1]  YILMAZ S. “21 nci Yüzyılda Güvenlik ve İstihbarat”, 1. Baskı, ALFA Yayınları (İstanbul, 2006). 2. Baskı: Milenyum Yayınları, Kasım 2007.

[2]  YILMAZ S. SALCAN O., “Siber Uzayda Güvenlik ve Türkiye”, Milenyum Yayınları, (İstanbul, 2008).

[3]  YILMAZ S. “Güç ve Politika”, ALFA Yayınları, (İstanbul, 2008).

[4] YILMAZ S. “Ulusal Savunma: Strateji, Teknoloji, Savaş”, Kum Saati Yayınları, (İstanbul, 2009).

[5] YILMAZ S. (Edt.) “Security and Defense Perspectives Beyond 2010”, The ISIS Press, (İstanbul, 2010).

[6] YILMAZ S. “Irak Dosyası”, Kum Saati Yayınları, (İstanbul, 2011).

[7] YILMAZ S. AKAGÜNDÜZ O., “Kürtler Neden Devlet Kuramaz”, Milenyum Yayınları, (İstanbul, 2011).

[8] YILMAZ S. “Terör ve Türkiye”, Kum Saati Yayınları, (İstanbul, 2011).

[9] YILMAZ S. (Edt.) “Uzay Güvenliği”, Milenyum Yayınları, (İstanbul, 2012).

[10] YILMAZ S. “Akıllı Güç”, Kumsaati Yayınları, (İstanbul, 2012).

[11] YILMAZ S. “Amerikan İstihbaratı 1947-2013”, Kripto Yayınları, (İstanbul, 2013).

[12] YILMAZ S. (Edt.) “İstihbarat Bilimi”, Kripto Yayınları, (İstanbul, 2013).

[13] YILMAZ S. “Türkiye’deki Amerika İkili İlişkiler ve Amerikan Örtülü Operasyonları”, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2013).

[14] YILMAZ S. (Edt.) “İstihbarat Dünyası”, Kripto Yayınları, (Ankara, 2015).

[15] YILMAZ S. “Küresel Sermaye ve Türkiye”, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2015).

[16] YILMAZ S. “Uluslararası Güvenlik Teori, Pratik ve Gelecek” Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2017).

[17] YILMAZ S., ALAGÖZ İ. “CIA ve Orta Doğu”, Kripto Yayınları, (Ankara, 2017).

[18] YILMAZ S. “Türk-İngiliz İstihbarat Savaşları Orta Doğu’yu Nasıl Kaybettik?”, Kripto Yayınları, (Ankara, 2017).

Yorum yapmak için oturum açın

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Füsun Sarp Nebil   - 18-11-2018

Türk Bilişim Sektörünün Ülkeye Katkısı Nedir?

Çocukluğumda henüz kovboy filmlerinin modası geçmemişti. Bu filmlerde genellikle zavallı Amerikalıların, canavar Kızılderililere karşı savaşını izlerdik! Amerikalıları kovalayan Kızılderililer çok zalimdi, kafa derisi yüzüyor ya da bir direğe bağlayıp işkence filan yapıyo...