Türkiye, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) gibi deniz yetki alanlarını belirleme konusunda geç kalıyor.

“Yunanistan, 1821’in 200. yılını Türkiye aleyhine bir algı operasyonuna çevirme girişimlerini başlattı. 1821’de Mora İsyanı’yla eş güdümlü şekilde devleti yıkmayı hedefleyen hareketliliği yönlendirdiği gerekçesiyle Patrik 5. Grigorios bugün Kin Kapısı adı verilen yerde asılmıştı. Bir Türk hükümdar asılana dek kapalı tutulacağı açıklanan ve kapalı tutulan Kin Kapısı, Fener Rum Patrikhanesi’nin ana giriş kapısıdır.”

Seçimler bitti, gerçek gündemle yüz yüzeyiz. İlk haber ABD'den geldi.
Yapardı yapamazdı derken ABD F35'lerin Türkiye'ye transferini fiilen durduracak ilk adımı attı.

İçerideki seçim odaklı belirsizlik durumunu biliyoruz. Dava adı altında kişi ve parti çıkarları Türkiye’nin çıkarlarının önüne geçmiş durumda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Yunanistan'ın yeni Başbakanı Miçotakis'i daha ilk gayri seçim sonuçları medyaya yansır yansımaz kutlamıştı.

Konu hakkında ayrıntılı bilgilere geçmeden önce dünya enerji kaynakları hakkında kısa açıklamalarda bulunalım.

2007 sonrasında başlayan açılım politikalarının Türkiye'yi getirdiği nokta, Ocak 2013'te başlayan sözde çözüm süreci gerçekte büyük bir yıkım süreci olan PKK terör örgütüyle müzakereler olmuştu.

27 Mart 1964 tarihinden bu yana Kıbrıs adasında bulunan Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün (BMBG)[1] görev süresi (görev talimatının süresi) BM Güvenlik Konseyi’nin 25 Temmuz 2019 tarihinde kabul ettiği 2843 (2019) sayılı Kararla yeniden 6 ay uzatıldı. Böylece BMBG’nün görev süresi son 55 yıl içinde 113’üncü kez uzatılmış oldu.

Türkiye Barolar Birliği’nin inisiyatifiyle ve O’nun çatısı altında “Millî Davamız” Kıbrıs hakkında düzenlenen bu çok zamanlı panele kanaat önderi vasfında saygın ve seçkin konuşmacılarla birlikte konuşmacı olarak katılmayı müstesna bir ayrıcalık telâkki ediyorum.

Türkiye’nin çevresinde çok tehlikeli gelişmeler yaşanıyor. Çok klasik olacak ama Türkiye’yi ateş çemberinin merkezinde bırakacak kriz, çatışmalar alevlendiriliyor. Ama Türkiye’yi yönetenler ya gelişmeleri izleyemiyor ve kavrayamıyor, ya olayların ne kadar tehlikeli bir yöne ve şekle evrilebileceğini öngöremiyor ya da olup biteni kabullendiler.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Şule Çakır Türel   - 22-10-2019

Köylünün Fakirleşmesindeki Stratejik Kaygılar: "Kılıç ve Saban"

Toprak, nasıl ki uğrunda ölen varsa vatansa; vatan da toprağın her karışında çalışan üreten işleyen sahiplenen varsa vatan olmaya devam edecektir.   Birinci Dünya Savaşı sonunda işgal edilmiş, yanmış yıkılmış aç sefil bir ülkeyi zaferle taçlandırıp yeniden ayağa kaldırarak kısa zamanda kendin...