Taliban ile Anlaşmanın Suriye’ye Yansımaları

Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras’ın 5-6 Şubat tarihlerinde Türkiye'ye gerçekleştireceği ziyareti, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı Gözde Kılıç Yaşın, Sputnik’e değerlendirdi.

Afganistan’da barışın temini amacıyla, geçtiğimiz yaz ABD hükümet temsilcileri ve Taliban mensupları Katar’da görüşmelere başladı. Ocak ayında gerçekleştirilen görüşme turunda tarafların ilke olarak iki konu üzerinde anlaştığı belirtiliyor. Birincisi ABD’nin askerlerini Afganistan’dan çekmesi; ikincisi ise Taliban’ın, Afganistan topraklarının uluslararası terörist gruplar tarafından kullanılmayacağı hususunda söz vermesi.  ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilme takvimi henüz belli değil; Taliban’ın da ABD’ye verdiği söze ne kadar bağlı kalacağı!

Çipras kendisi ve ülkesi açısından başarılı bir Türkiye ziyareti yaptı. Kendisi açısından da çok kolay bir ziyaret oldu. Hiçbir engelle, protestoyla, soruyla karşılaşmadı. Hiçbir söz vermedi, vaatte bulunmadı ama çok söz aldı. Barış meleği gibi muamele gördü.

Bazı çevreler tarafından zaman zaman Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) hakkında; “ABD’nin planlarında artık BOP’un olmadığı veya başka bir forma dönüştüğü” şeklinde görüşler ortaya atılsa da, Ortadoğu sahasındaki uygulamalarına baktığımızda söz konusu plan ve niyetlerinden asla vazgeçmedikleri, aksine, planlarını zaman ve mekan değişiklikleriyle örtmeye-gizlemeye çalıştıkları görülmektedir.

Geçtiğimiz 5/6 Şubat tarihlerinde Yunanistan Başbakanı “Alexis Cipras” Türkiye ziyareti yaptı. Bu ziyaret ile birlikte 1971’den itibaren kapalı olan “Heybeliada Ruhban Okulu” hakkında tüm medya kanallarında haberler yapıldı.

“Memleketimiz, şu iki şeyin memleketidir: Biri çiftçi, diğeri asker. Biz çok iyi çiftçi ve çok iyi asker yetiştiren bir milletiz. İyi çiftçi yetiştirdik; çünkü topraklarımız çoktur. İyi asker yetiştirdik; çünkü o topraklara göz diken düşmanlar fazladır. Bundan sonra da daha iyi çiftçi ve daha iyi asker olacağız. Ama bundan sonra asker oluşumuz, artık eskisi gibi başkalarının tutkusu, şan ve şöhreti, keyfi için değil, yalnız ve yalnız bu aziz topraklarımızı korumak içindir.” 

Beka, kelime anlamı itibarı ile ‘var olmak’, ‘yaşamını devam ettirebilmek’ anlamında kullanılan bir kabiliyettir. Bir ülkenin bekasına yönelik bir tehdit denildiğinde genellikle topraklarının tamamının veya bir kısmına yönelik tehlikenin varlığı ve egemenlik sorunları anlaşılır.

Dış politikada hayra alamet olmayan adeta fırtına öncesi bir sessizlik var.

Bunun bir nedeni Türkiye’nin içe gömülmesi, 31 Mart’taki yerel seçimlere odaklanması. Önceki günkü yazımızda da söylediğimiz gibi iktidar sanal beka sorunu gibi, terör ittifakı gibi söylemlerle genel seçim havasında süreci götürse de dış politikadaki sorunların yakınından uzağından geçmeyen hamasi söylemleri seçim meydanlarında sıklıkla kullanıyor.

18 Mart… Topraklarımızı işgal edip paylaşmak üzere üşüşen yedi düvelin emperyalist güçlerin Çanakkale’nin geçilemeyeceğini anladıkları Çanakkale Deniz Zaferinin yıl dönümü. Bu yıl 104. yılını kutluyoruz diyeceğim ama ne kadar kutluyoruz, deniz zaferinin ne kadar farkındayız soru işareti.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Muhittin Ziya Gözler   - 25-03-2019

DENİZLERİMİZE NE KADAR HÂKİMİZ?

Türkiye 2018 yılı dış ticaretinin % 89’nu deniz yoluyla, ihracatının %39,2’sini, ithalatının %28,8’ini Akdeniz, ihracatının %20’sini ve ithalatının %18’inin Adalar Denizi (Ege Denizi) yoluyla  gerçekleştirdiği, 1980 yılında 22,9 milyon ton olan deniz dış ticaret yükü...