Türkiye’nin Kuraklığa Yatkın Geleceği

Yazan  04 Mart 2021

Yazan: Toni Allen

Diğer ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye iklim değişikliğinin büyük ve çeşitli ekonomisini olumsuz etkileyebilecek etkilerine karşı özellikle savunmasızdır. Birleşmiş Milletler (UN) Türkiye’nin, Avrupa ve BDT ülkeleri arasında, sel felaketleri ve ilgili arazi kaybı ve artan su kıtlığından GSYİH oranı bakımından ekonomik olarak en çok etkilenen ülkelerden biri olduğunu kaydediyor.

Halihazırda, ülke ve Akdeniz Avrupa’sının güney kemerini çevreleyen bölge eş zamanlı ısı artışı ve yağışlarda azalma yaşadı. Bunların her ikisi, özellikle aynı anda meydana gelirse aşırı su kıtlığına neden olabilir. Karşılığında bu su kıtlığı çevre ve ona bağımlı topluluklar üzerinde besin miktarı ve sağlık hizmetlerine erişim gibi yaşamsal gereksinimlere kadar bir dizi yıkıcı etkilere neden olur.

Uzun zamandır bölgede depremlerle mücadele eden Türkiye ve şimdi de arazileri kasıp kavuran su krizle mücadele ediyor, ülke mevcut olanın üzerine yeni bir doğal düşmanla karşı karşıya. Türkiye yaklaşan kuraklığa yatkın geleceğiyle nasıl yüzleşecek? Bunun çevre bölgelere ve ekonomilere etkileri nasıl olacak?

  • Türkiye’de Küresel Isınma

2005 ile 2010 yılları arasındaki 5 yıllık dönemde, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliğine Uyum programı Türkiye’deki doğal afetlerinin %10’unu sellerin ve bu seller nedeniyle oluşan arazi bozulmalarından kaynaklanan toprak kaymalarının da diğer %25’i oluşturduğunu bildiriyor.

Birleşmiş Milletler 2030 yılı itibariyle bazı yerel havzalarda yüzey sularının neredeyse %20’sinin yok olacağını öngörüyor. Bu korkutucu istatistik ve doğruluğuna dair kanıt özellikle çiftçilerin su talebinde öngörülebilir bir artışa neden oldu.

Bu havzaların arazi örtüsü ve arazi kullanımı özellikle Doğu ve Orta Karadeniz’de, Doğu Akdeniz’de, Kuzey Ege’de ve Türkiye’nin diğer sahil şeridinde sellerin ve kıyı erozyonun artışıyla ciddi şekilde etkilenecektir. Bu etkilerin sonucu olarak artan su talebiyle Akdeniz sahil bölgelerinde taban suyu seviyesi hâlihazırda azalmaktadır. Akabinde Türkiye’nin kıyısal akiferinin çoğuna deniz suyu karışmaktadır.

30 Haziran 2020 tarihli İklim Eylem İzleyicisinde Türkiye tüm CAT sıralamaları içinde korkutucu ve tehlikeli olan Kritik Düzeyde Yetersiz derecesine sahip oldu. Bu sıralamaya sahip ülkeler kendi “adil pay aralıkları” (dünyanın geri kalanıyla kıyaslandığında küresel ısınma aralığı) olarak kabul edilenin çok dışında kalıyor.

2020 yılı ortalarında Türkiye’nin küresel ısınma oranı dünya genelindeki ortalama küresel ısınma aralığının dört santigrat derece veya daha fazla üzerindeydi. Farklı bir açıdan bakıldığında eğer bütün dünya Türkiye ile aynı oranda ısınıyor olsaydı küresel ısınma derecesi dört santigrat derece daha fazla olurdu. Bu rakamı Paris İklim Anlaşmasının dayatmak istediği 1,5-derece limitiyle kıyaslayın.

Advances in Plants and Agriculture dergisinde yayınlanan Türkiye’de İklim Değişikliğinin Olumsuz Etkileri isimli kısa değerlendirmeye göre, Türkiye’nin Akdeniz Havzasındaki konumu iklim değişikliğinin sonucu olarak diğer ülkelere kıyasla özellikle daha yoğun ve sık olarak daha ciddi kuraklık riskiyle karşı karşıya kalmasına neden oluyor

Kuraklık Türkiye’yi artık yüzleşmesi gereken aşağıdakileri de içeren bir dizi korkutucu etkiye neden oluyor:

  • Orman ve mera ürünlerinde doğrudan azalma
  • Taban suyu düzeyinde azalma ve yangınlarda artış
  • Balık türlerinin ve diğer vahşi hayvanların ve çiftlik hayvanlarının İklim Değişikliği Risk Yönetimi ölüm oranlarında artış.

Takip edenler halihazırda ülkeyi etkileyen durumlardan sadece bazılarıdır.

  • Biyolojik Çeşitlilik Kaybı

Rapor, iklim bilimcilerin inandığı üzere, Türkiye sularında denizde yaşayan türlerin yüksek oranda yıllık kasırga sayısında artış nedeniyle %27 oranında azalmış olduğunu şimdiden ortaya koyuyor. Bunun suda yaşayan biyolojik çeşitliliğin çoğuna yaşam alanı sunan mercan resiflerinde zarara yol açan küresel ısınma nedeniyle meydana geldiği varsayılmaktadır.

  • Ekonomi ve Kırsal Kalkınma Üzerindeki Etkiler

Türkiye 1963 yılında meydana gelen 140 sel felaketiyle kıyaslandığında 2010 yılında 160 sel felaketi yaşamıştır. Bölgede artan yıllık sel felaketi sayısı ülkede her yıl ortalama 200 sel felaketine neden oluyor. Bu da bölgede 1995 itibariyle depremlerle yaşanan mali kayıplara varan bir mali kayba neden olmuştur.

Bu iklim değişiklikleri ve kırsal kalkınma gıda üretimi için gerekli suyun yetersizliğindeki artış, Türkiye’de yaşayan farklı sosyal ve bölgesel topluluklar arasındaki yıkıcı ayrımı yalnızca derinleştirmiştir. Bu durum özelikle güneydoğu ve doğu bölgelerinde daha da kötüleşmiştir.

  • Orman Yangınları

Türkiye’deki su kıtlığının çoğu kez görmezden gelinen bir etkisi orman yangınlarındaki artıştır. Yine, mevcut su kıtlığının doğal bir sonucu olarak ülkedeki itfaiyecilerin kapasitesindeki düşüş nedeniyle yangınlar hem sıklık hem de yoğunluk olarak artmıştır. 2007 yılından önce yangınlar Türkiye’de her yıl yaklaşık 450 hektar ormanı yok ediyordu. O zamandan bu yana bu sayı sadece artış göstermiştir.

Ayrıca, orman yangınları Türkiye’deki %12 oranında yıldırım üretiyor. Yani Türkiye’deki her 10 derecelik sıcaklık artışı yıldırım olaylarını ve neden oldukları hasar riskini yaklaşık %20 oranında artırıyor.

  • Rüzgâr Fırtınaları

Türkiye’de her yıl meydana gelen kuvvetli rüzgâr fırtınalarında benzer bir artış görülmüştür. Bu da şüphesiz benzer şekilde yıkıcı finansal etkilere neden olacaktır. İklim değişikliğinin etkileri yaşanmaya başlamadan önce Türkiye’de yılda 50 civarında fırtına meydana geliyordu. 2010 yılı itibariyle bu sayı yılda 250’ye yükselmiştir.

Türkiye’de giderek artan orman yangınları gibi bu da 2016’ya kadar geçen birkaç yıl içinde yıldırım düşmesi nedeniyle yaklaşık 400 can kaybına neden olmuştur.

  • Dolu

Türkiye’deki aşırı ve düzensiz hava koşulları dolu yağışı olaylarının da artmasına neden olmuştur. 1960 yılının ikinci yarısından bu yana Türkiye’de dolu yağışı görülen gün sayısı yılda 50’den yılda yaklaşık 200’e yükselmiştir. Dolu mahsul üretimi açısından başka önemli bir risktir dahası ülkedeki besin miktarını tehdit eder. Dolu aynı zamanda endişe verici oranlarda can ve mal kayıplarına neden olmuştur.

Benzer hava olayları insanların hayatını, mallarını ve besin miktarını tehdit ediyor. Örnek olarak 1967 ve 1987 yılları arasında, çığların hidrometeorolojik doğal afetlere oranı %3 iken 1998 ile 2008 yılları arasında bu oran %8’e yükselmiştir.

  • Çevre Bölgeler Üzerindeki Etki

İklim bilimciler 2030 yılı itibariyle Türkiye’deki su sıkıntısının sonuçları arasında Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerini de içeren Orta Anadolu bölgesi boyunca uzayan etkiler olacağını tahmin ediyor.

  • Türkiye Geleceği Nasıl Karşılıyor

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, Birleşmiş Milletler İklim Çerçeve Sözleşmesine yönelik Türkiye’nin Yedinci Ulusal İletişim ve Üçüncü İki Yıllık Raporu yayınına göre 21. Yüzyıl boyunca Türkiye’de sıcaklıkların ortalama iki ila üç derece artması bekleniyor. Ayrıca 2100 yılına kadar şaşırtıcı bir şekilde yedi derecelik bir artış bekleniyor (“İklim Değişikliği Türkiye’de aşırı hava koşullarını tetikliyor”).

Önümüzdeki yirmi ila elli yıllık dönem boyunca beklenen iki derecelik hava sıcaklığı artışı Türkiye’nin halihazırda karşı karşıya kaldığı aşağıdaki olumsuz etkileri sadece daha da kötüleştirecektir:

  • Sıklık ve şiddet bakımdan artan sıcaklık dalgaları
  • Mahsul üretiminde azalmaya neden olan daha az yağış
  • Orman yangınlarından artışa neden olan daha az yeraltı suyu çökelmesi
  • Sulaklar alanlarda ve su depolama alanlarında suyun azalması
  • Turizm ve ona bağlı gelirlerde azalma
  • Biyolojik çeşitlilikte azalma.

Paris Anlaşmasına katkısı nedeniyle, Türkiye 2030 yılı itibariyle her zamanki ısınma senaryosunda %21 koşulsuz hedefi taahhüt etmiştir.

Çevre sorunlarına yabancı olmayan Türkiye, 2007 yılı itibariyle dokuzuncu kalkınma planını oluşturuyordu. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı: İklim Değişikliğine Uyum projesinin ortaya koyduğu gibi, bu plan ağırlıklı olarak Türkiye’nin sosyal ve ekonomik başarısı ve ülkenin karşı karşıya kaldığı çevre sorunlarıyla nasıl yüzleştiği arasındaki kaçınılmaz bağa odaklanıyor.

Planın odakları arasında şunlar bulunuyor:

  • İklim değişikliği
  • Daha temiz üretim
  • Su da dahil olmak üzere doğal kaynakların sürdürülebilir ve verimli kullanımı
  • Atık yönetimi.

Buna ek olarak, 2006 yılında Türkiye için Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi yürürlüğe girdi. Bu ülkenin sosyal ve bölgesel farklılıklarının üstesinden gelinmesi ve doğal kaynakların kırsal kalkınmada önceliklendirilmesi için bir araçtır.

Bu iki planın oluşturulmasıyla Türkiye, ülkenin bu iki alanda harcadığı çabayı desteklemek ve geliştirmek için Birleşmiş Milletlerden finansal destek alacaktır.

Bütün bunlar olurken Türkiye’nin nüfusu kişi başı yılda sadece 700 metreküpe kadar azalan su miktarıyla artmaya devam ediyor.

Türkiye içinde bulunduğu sorunları çözmeye çalışıyor ancak bu uzun ve zorlu bir mücadele olacak.

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya   - 08-04-2021

Tek Çin, Tek Rusya, Tek Sırbistan…?

Dışişleri Bakanımız, Çin Dışişleri Bakanı'na Türkiye'nin tek Çin ilkesine bağlı kaldığını söylemiştir. Tek Çin ilkesinin anlamını ve kapsamını benzer örnekler üzerinden kurcalayalım: Mesela,