FETÖ 2.0

Yazan  23 Ekim 2019

Bugüne kadar FETÖ’nün yapısını ve işlevini tarif edip, FETÖ ile mücadelenin nasıl yürütüldüğünü yakından inceleyerek bu hususlarda birtakım tespitlerde bulunduk[1].

FETÖ’nün işlevsel olarak bir casusluk ve terör örgütü, nitelik açısından da bir kült hareket olduğunu ifade ettik. Bu girizgâhla birlikte FETÖ ile mücadele hususunda yöntemsel olarak tespit ettiğimiz birtakım sorunlara da raporda yer verdik. Bu sorunları;  "Çok Başlılık Sorunu ve Sivil İradenin Eksikliği, Teorik Alt Yapı Eksikliği ve Araştırma Merkezlerinin Hareketsizliği, Yeni Adaletsizlikler, İdeolojik Ayrımlar, Kısa Vadeli Düşünmek" başlıkları altında özetledik.

Öte yandan FETÖ ile mücadelenin çok boyutlu ve uzun vadeli olduğunu gözden kaçırmamak gerektiğini, "teröristle mücadelenin" terörizmle mücadele sürecinde yalnızca bir safha olduğunu belirttik. Genel itibariyle terörizmle mücadelenin siyasal, ekonomik, toplumsal, dini boyutları olduğu gibi; meselenin yargı, eğitim ve kamu diplomasisi boyutları da olduğuna dikkat çektik. Dolayısıyla FETÖ ile mücadelede tam başarı sağlamayı hedeflerken "FETÖ’cü ile mücadelenin" -her ne kadar başarılı ve özverili yürütülüyor olsa da- başlı başına yeterli olmayacağı konusunda uyarılarda bulunduk[2]. Diğer bir ifadeyle FETÖ'ye karşı mücadelenin tek boyutlu ve salt kriminal bir mücadele çerçevesine indirgenmesinin daha büyük hasarlara yol açacağını ifade ettik.

FETÖ ile mücadelenin stratejiden yoksunluğu ve bir doktrine ihtiyaç duyduğu ortadadır. Bu noktadan yola çıkarak birçok disiplini, akademisyeni ve uzmanı bir araya getiren tek bir merkezden koordine edilen bir strateji ya da doktrin oluşturulmasının gerekliliği bugün hala devam etmektedir[3]. Bu plan bir an önce devreye sokulmadığı takdirde FETÖ ile mücadeleyi sulandıracak, akamete uğratacak veya FETÖ'nün kârlı çıkmasına sebep olacak odaklar faaliyetlerine hızla devam edecektir. Hâlihazırda yurtdışında bir diasporaya dönüşmüş olan, Türkiye aleyhine lobicilik faaliyetleri yürütmekte olan FETÖ’ye karşı etkin, etkili, isabetli ve hızlı sonuç alan bir kamu diplomasisinin eksikliği de bu anlamda halen hissedilmektedir. Zaten Türkiye aleyhine yurtdışında faaliyetler yürüten Ermeni ve PKK lobilerinin varlığı ortadayken, buna bir de FETÖ diasporasının eklenmesi Türkiye’yi oldukça büyük sorunlara maruz bırakacaktır. Öte yandan da yurt içinde FETÖ ile mücadeleye duyulan güven ve genel olarak bu mücadelenin itibarı gün geçtikçe azalmaktadır. Elbette bunun sebeplerinden birisi de yine FETÖ'nün manipülasyon faaliyetleridir. Fakat devletin yine bu bağlamda uygulaması gereken, kısa vadede sonuç getirebilecek ve uzun vadeyi planlamaya yönelik pek çok politikası bulunmaktadır.

"FETÖ’cü ile mücadelede" güvenlik güçleri çok önemli başarılara imza atmaktadır. Buna rağmen tüm FETÖ mensuplarının gerekli cezaları alıp almadığı ne yazık ki bir muammadır. FETÖ borsası gibi iddialar –ki bu iddia iktidar partisinden milletvekilliği yapmış olan Şamil Tayyar tarafından ileri sürüldü[4]- ve geçmişte FETÖ adına büyük ihanetlere imza atan bazı isimlerin cezalardan sıyrılıyor olması; güvenlik ve yargı kanadında bu mücadeleye kendini adamış personellere rağmen "FETÖcü ile mücadelenin" dahi halen tam olarak istenen seviyede olmadığını göstermektedir. Diğer bir ifadeyle FETÖ’cü ile mücadelede dahi istenen sonuç alınamazken FETÖ ile mücadelede gerçek bir başarıya ne kadar uzak olduğumuz aşikârdır.

Günümüzde gereken şekilde FETÖ ile mücadele edilemezken, daha uzun yıllar yurt içinde ve dışında Türkiye'ye karşı sıcak bir cephe hattı teşkil edecek olan FETÖ'nün, gelecekte ne şekillerde karşımıza çıkacağı ve ne gibi tehditleri beraberinde getireceği üzerine ise kimse yazıp çizmemektedir. Sonuçta terör örgütleri de hatalarından ders çıkaran, daha yeni yöntemler geliştirip yeni formlara bürünen yapılardır. 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek’in de tespit ettiği gibi bunu PKK ve IŞİD terör örgütlerinde gördük ve görmeye devam ediyoruz[5]. Bu gerçek ortadayken, daha karşımızdaki FETÖ tehdidiyle mücadelede tam başarı sağlayamayan Türkiye’nin, yaklaşmakta olan “FETÖ 2.0” tehdidiyle mücadeleye ne kadar hazır olduğu konusu ciddi şüphe ve endişeler barındıran bir husustur.

Bu çalışmanın konusu ne yazık ki Türkiye’de hiç dillendirilmeyen bir husus olan FETÖ’nün geleceği ile ilgilidir. Diğer bir ifadeyle bu yazıda, başarılı ve başarısız girişimleri sonucunda edindiği tecrübelerle yeni özellikler kazanan ve yeni bir safhaya geçiş yapan büyük tehditten, yani FETÖ 2.0’dan bahsedilecektir.

Görüldüğü kadarıyla 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ içerisinde de birtakım başkalaşmalar söz konusu olmuştur. Özellikle yerel seçim sürecinden bu yana bu durum daha da belirgin hâle gelmiştir. 15 Temmuz 2016’yı takip eden ilk iki senede örgüt içerisinden yine örgüte yöneltilen eleştiriler çok sert bir şekilde bastırılmaktaydı. Fakat bu senenin başından bu yana örgüte karşı eleştiri yönelten mensuplarının sayılarının artması ve örgütün merkezden çevreye doğru devamlı olarak vadettiği sözde kurtuluş tarihlerinin gerçekleşmemesinden dolayı örgüt mensuplarının moral, motivasyon ve güvenlerinin kırılması söz konusu oldu. Öte yandan da teröristbaşı Fetullah Gülen'in ölümü sonrası senaryoların üzerine çalışılması gibi diğer birtakım sebeplerden ötürü bu eleştirileri yöneltenler başlı başına bir grup hâline gelmeye başladı. Bu bağlamda konuyla ilgili çalışan ve düzenli olarak fikir alışverişinde bulunduğumuz Prof. Dr. Hilmi Demir de konuyla ilgili sosyal medyada birtakım tespitlerde bulunmuştu.

Hâlihazırda FETÖ içinde göze çarpan 3 ana grup var. Bunlardan ilki "mollalar" olarak isimlendirebileceğimiz grup. Bu grubun üyelerinin örgüt elebaşının en yakınındaki halkayı teşkil eden kişilerden oluştuğunu bilmekle birlikte daha geleneksel, geçmişten gelen düşünce kalıbı ve davranış modellerine daha bağlı, dini motifleri daha çok kullanan ve öne süren bir düşünce yapısına sahip olduklarını söylemek mümkün. Dolayısıyla FETÖ'nün yapısal ve işlevsel bağlamda mevcut hâlini aynen koruması gerektiğini; ancak bu şekilde başarılı olacaklarını düşünüyorlar. İddianamelere de konu olan sözde “Başyüceler Şurası” FETÖ’nün örgüt hiyerarşisi içinde en üst konumu teşkil ediyor. Örgütün dağılmasını engellemek, itirafçı sayısının artmasının önüne geçmek ve zayıflayan finansal kaynak ve insan sermayesini restore edebilmek için kullandıkları “her şeyin esasında bir tanrısal plana göre işlediği, sabretmenin gerekliliği, bu sürecin aslında bir sınav olduğu, inanışlarına sımsıkı sarıldıkları takdirde sonunda ödüllendirilecekleri” gibi hususlar bu grubun söylemlerinde önemli yer teşkil ediyor.

FETÖ’nün Sözde Başyüceler Şurası

Bir diğer grup ise "şahin kanat" olarak nitelendirilebilir. Bunlar daha çok güvenlik bürokrasisi başta olmak üzere devletin önemli kademelerine sızmış ve hâlihazırda cezaevinde, firari veya ihraç durumunda olan kişilerden oluşuyor. FETÖ'nün sert güç kullanarak harekete geçmesi gerektiğini savunuyorlar ve büyük bir intikam hissiyle hareket ediyorlar. Kült inanışın en çok etki ettiği grup olan şahin kanat; ezoterik, gizci ve sembolik imgeleri sıklıkla kullanıyor. Bu grupta olanlar zaman zaman mollalar diye ifade ettiğimiz grubun yönetim biçimine yönelik itirazlarını dile getirseler de örgüt elebaşına olan bağlılıklarından ötürü bu eleştirileri küçük çaplı olmakla sınırlı kalıyor. Sosyal medyada oldukça etkin olan bu gruba, FETÖ'nün gerçekleştirdiği 15 Temmuz darbe girişiminin başarısızlığı, yine örgütün bir diğer kanadı olan “reformcular” tarafından isnat edilmeye çalışılıyor.

Son olarak bahsedilmesi gereken grup ise sözde reformcu kanat. Özellikle son birkaç ayda iyice sesini duyurmaya başlayan bu gruba molla ve şahin kanat oldukça tepki gösteriyor. Reformcu kanat; örgütün amacından saptığını, siyasete karışıp suçlara bulaştığını ve bir an önce yeniden sözde "hizmet hareketi" olması gerektiğini savunuyor. Örgütün yurtdışı kazanımları, okulları ve sivil toplum örgütleri ile büyük bir potansiyel oluşturduğunu; bu yüzden Türkiye'de sert güç ile bir sonuç almaya odaklanmanın yanlış olduğunu öne süren bu grup zaman zaman örgütün kült özellikler taşıdığına yönelik eleştiriler de getiriyor. Bu çevrede örgütün ideolojisinden koptuğunu ve geçmişte yapılanların suç olduğunu dile getiren kişiler de bulunuyor. Dolayısıyla söz konusu bu grup olduğunda yekpare bir grup dinamiği ve söyleminden bahsetmek şimdilik güç. Yani bu bağlamda eleştiriler getiren eski örgüt mensupları arasında örgütten madden ve manen tamamen kopup, örgüt ajandasına bağlı olmadan hareket edecekler olabileceği gibi; örgütün içinde bulunduğu kriz durumundan kurtulması için, ifşa olan mensuplarının ve hareket tarzlarının geride bırakılıp oluşabilecek yeni şartlara uyum sağlayacak bir yapıya bürünmesi amacıyla geleceğe yönelik bir “B planı” oluşturmak için hareket edenler de olabilir. Bu ayrımın konunun ilgilileri tarafından çok doğru ve adaletli bir biçimde yapılması gerekir. Çünkü her şeyden önce devletin temel görevi vatandaşlarının çıkarını düşünmektir. Örgütten madden ve manen kopan vatandaşların geri kazanılması da doğrudan devletin temel görevi olma durumundadır. Öte yandan bu kişilerin FETÖ’ye yönelik tespit ve açıklamaları; eskiden bu örgütte yer almış olmalarından ötürü hem kıymetli, hem de iç ve dış kamuoyu bağlamında daha stratejiktir. Fakat bu çevrede yukarıda da bahsedildiği gibi FETÖ’nün başka bir safha kazanıp varlığını sürdürebilmesi amacı taşıyan ve örgüte yönelik eleştirileri yalnızca örgütün “yöntemleri” ile sınırlı kalan mensuplarının söylemleri ve hareket tarzları da yakından incelenmeli ve bu konuda gelecekteki tehditleri öngörebilecek çalışmalar yürütülmelidir.

FETÖ ile mücadele, Türkiye’nin bugünü ve geleceği açısından büyük önem arz etmektedir. Bundan dolayı mücadelenin birçok açıdan çeşitli eksiklikler ve yanlışlıklar içermesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varoluşu ve devamlılığı açısından asla kabul edilemez. Türkiye'de devletin ve Türk milletinin bütünüyle ve el ele bu uzun soluklu ve engellerle dolu maratonda her ne olursa olsun mücadele etme azminde olması gerekmektedir.

FETÖ ile mücadele bugün istenen noktada değilse ve hâlen bu ülkede bir FETÖ tehdidi kalmamıştır diyemiyorsak bu sorumluluk öncelikle ilgili resmi görevlilerin, sonrasında da tümden Türk milletinin omzundadır. FETÖ'nün gizci, ezoterik ve kült yapısı dolayısıyla tehdidini fark edememek veya bu tehdidi hafife almak büyük bir hata olacaktır. Bugün tüm kamu kurumlarının ve Türk milletinin aynı kararlılık ve azimle mücadeleyi her geçen gün genişletmesi ve derinleştirmesi (yatay ve dikey olarak büyütmesi) gerekmektedir. Çünkü FETÖ Türkiye'nin yalnızca dünü ve bugününün değil, yarınının da meselesidir.

 

[1] https://21yyte.org/tr/ozel-raporlar/ozel-rapor-kult-orgutler-kapsaminda-feto-ile-mucadele

[2] https://www.dirilispostasi.com/mulakat/feto-gizci-ezoterik-ve-kult-bir-orgut

[3] https://www.yenisafak.com/gundem/fetonun-iskencesi-nedeniyle-harp-okulundan-atilan-ogrenciler-3494793

[4] http://www.hurriyet.com.tr/gundem/samil-tayyardan-feto-borsasi-ifadesi-40792299

[5] https://www.yenicaggazetesi.com.tr/dikkat-feto-2-0-geliyor-53396yy.htm

Mete Han Kutlusan

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Ortadoğu Araştırmacısı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Bircihan D. Dilek   - 13-12-2019

Balistik Füze Tehdidi ve Türkiye

Son birkaç yıldır F-35 ve S-400 konuları ülkemizin gündemini işgal ederken, stratejik bir saldırı silahı olan Balistik Füze tehdidi hızla etrafımızı sardı.