Cahit Armağan Dilek

Cahit Armağan Dilek

Bu satırlar yazılırken Putin-Erdoğan zirvesi henüz başlamıştı, sonucu belli değildi. Bakmayın siz liderlerin tokalaşırken gülümsediğine, Putin'in taziye dileklerine.

AKP-Erdoğan yönetimi, 18 yıl önce iktidara geldiklerinde PKK terör örgütüyle müzakere masasına oturmamış PKK'yı askeri olarak yenmiş teröristleri topraklarının dışına çıkarmış bir Türkiye teslim almışlardı.

İdlib'te, son bir ayda Türk askerlerine yönelik üç büyük saldırı yapıldı. Toplamda 54 şehidimiz var, yaralı sayısı daha fazla.

Erdoğan, ısrarla Suriye ordusunun Suriye toprağı İdlib'in sınırlarının dışına çıkması gerektiğini ve gerekirse zorla çıkarılacağını söylüyor. Hatta Şubat sonuna kadar süre tanındı. Yarın son gün.

Türkiye'de, iktidarın içeride ve dışarıda karşılaştığı sorunları çözmekten çok uzak olduğu iyice gün yüzüne çıktı.

İktidarın iç ve dış politikadaki başarısızlıklarına ve ülkeyi içine düşürdüğü açmazlara baktığımda, Dünya Ekonomik Forumunun Küresel Rekabetçilik Endeksinin (2019) referanslarından olan eğitimde Eleştirel Düşünme (critical thinking) endeksi aklıma geldi.

Asıl konuya geçmeden sıcak gündem İdlib'le ilgili birkaç cümle söyleyelim.

Mevsimlerden kış ve bugünlerde sanki mevsim şatlarıyla uyumlu olacak şekilde Ankara'da sert bir siyasi iklim hakim. Aralık-Ocak ayında Libya'dan esen fırtınamsı rüzgar kasırgaya dönüşmeden sönümlendi. 

İdlib yeniden genel Suriye krizi içinde öne çıkan bölge. Ama oraya geçmeden Türkiye'de gözlerden kaçan ve böyle giderse sonuçları itibariyle İdlib'teki gibi Türkiye'ye vahim maliyetleri olabilecek birkaç konuyu hatırlatalım.

İdlib'te Türkiye'ye çok açıktan destek veren, yerel medya haberlerine göre, İdlib'teki Türkiye kontrolündeki silahlı gruplara askeri desteğini yeniden başlatan ABD Suriye doğusunda (Kamışlı'nın doğusundan Irak sınırına kadar hattın güneyinde Fırat nehrinin Irak sınırına geçtiği noktaya kadar olan bölge) bir Sünni bölge oluşturma hamlelerini hızlandırdı.

Bunu yaparken de, YPG'yi kullanıyor ve YPG teröristlerini bölgedeki petrol alanlarında bekçi olarak kullanıyor. Bunun karşılığında da PYD/YPG'nin Suriye kuzeyinde kendi bölgesini oluşturması için Rusya'nın inisiyatifindeki gelişmelere dahil olmaya teşvik ediyor.

Suriye kuzeyindeki PKK/YPG varlığı artık ABD ile Türkiye arasında değil Türkiye ile Rusya arasında bir soruna evrilmiş durumda. Türkiye'nin barış pınarı bölgesinin doğu ve batısındaki alanlarda PKK'nın halen bulunduğunu açıklayıp ortak devriyelere katılmaması bunun işareti.

Bunun yanında Rusya, Suriye'deki tüm sözde Kürt partilerini (PYD ve PYD haricindeki Kürt partileri (ENKS)) bir araya getirmeyi başarmış durumda.

Ayrıca bunları Rusya'nın garantörlüğünde Şam yönetimiyle de müzakereye ikna ettiler.

Yerel medyadaki haberlere bakılırsa, bazı ön mutabakatlara ulaşıldığı, iki tarafta da müzakereden umutlu bir havada olduğu görülüyor.

Bunun arkasında İdlib'te oluşan askeri-politik durumun etkisi var dersek abartmış olmayız. PKK/YPG'nin pozisyonu belli. İdlib'te Türkiye ile Suriye'nin ilan edilmemiş bir savaşa tutuşmuş olması Şam ile YPG'nin Türkiye'ye karşı işbirliğini pekiştirmiş durumda. Yine bazı yerel haber kaynaklarında, YPG'nin İdlib şehir merkezindeki çatışmalarda Suriye ordusu saflarında olacağı iddiaları var. Yine Tel Rıfat bölgesinden İdlib'in kuzey doğusundaki Türk gözlem noktalarına saldırılar da gelebilir. Afrin'deki bombalı saldırılara dün başka bir saldırının eklendiğini gözden kaçırmayalım. Yani İdlib'teki çatışmaların Afrin, Cerablus ve El Bab hattında genişleme olasılığı artıyor.

Peki İdlib'te ne oluyor?

Rusya, Türkiye'nin İdlib'te Soçi mutabakatındaki sorumluluklarını (ılımlılarla teröristleri ayırma) yerine getirmediğini ve hatta Soçi mutabakatının ruhuna aykırı olarak İdlib'e aşırı derecede asker ve silah soktuğunu söylüyor.

Rusya açıkça söylemese de, Erdoğan'ın Suriye Türk gözlem noktalarının gerisine çekilsin çıkışını kendilerine bir meydan okuma gördüğünü tavırlarından ve Rus medyasında çıkan Erdoğan yönetimi aleyhindeki haberlerden anlıyoruz.

Türkiye'nin 2 Şubat gecesinde 8 şehit verdiğimiz saldırıdan sonra 2 binden fazla  askeri ve Afrin, FK bölgesi ve Fırat doğusundan 4 binden fazla ÖSO'cuyu ve ağır silahları İdlib'e soktuğu yerel medyada fotolarla yazılıp çiziliyor. Türkiye'nin bu kadar askeri gücü İdlib'e yığmasının arkasında ABD'den alınan bazı güvenceler olması büyük olasılık.

Rusya ile Ankara'da İdlib konusu görüşülüyor ama sonuç çıkacak gibi değil. Rus tarafının TSK ve desteklediği silahlı grupların Halep-Lazkiye (M4) karayolunun 5 km kuzeyine çekilmesini, M4 yolunun Rusya'nın kontrolüne bırakılmasını önerdiği gelen haberler arasında. Rusya'nın da onayıyla Suriye'nin M4'ü bırakmaya niyeti yok. Yakalamış olduğu bu askeri ilerleme gücüyle harekatı genişletmekten çekinmeyecek eğer Türk tarafı Rus önerisini kabul etmezse.

Ancak Türk tarafının Erdoğan'ın ifade ettiği gibi, Suriye ordusunun Soçi mutabakatının imzalandığı (17 Eylül 2018) tarihteki pozisyonuna geri çekilmesini, M4 ve M5'in de kendisine bırakılmasını istediği bildiriliyor. Son günlerdeki aşırı askeri yığınağın da bu isteğini kabule zorlamak için olduğu anlaşılıyor.

Türkiye'nin talebinin gerçekçi olmadığı ortadayken Türkiye'nin TSK ve kontrolündeki silahlı gruplara yaptırdığı yeni konuşlanma yeni bir operasyonun başlayacağına işaret ediyordu.

Bu karşılıklı alınan pozisyon İdlib'te M4 hattı boyunca Türkiye-Suriye savaşından başka bir şeyle sonuçlanamazdı.

Nitekim bu yazı hazırlanırken İdlib'ten TSK ve beraberindeki grupların Serakib'e yönelik bir operasyon başlattığını, Suriye'nin karşı saldırı yaptığı, 5 askerimizin şehit 5 askerimizin yaralandığı haberleri geldi bile.

Bu mantıkla giderse zayiatın artması maalesef kaçınılmaz.

Yukarıda saydığımız rahatsızlıklarının yanında Rusya ile müzakere devam ederken Türkiye'nin bir harekata başlaması Rusya tarafından sert karşılık getirecektir. TSK Suriye ordusuyla savaşıyor gibi olsa da Rusların da kendini göstermeden 12 gözlem noktası haricinde sokulan birliklere yönelik Suriye saldırılarına destek vermesi kaçınılmaz.

İdlib'teki savaşta Rusya'nın yeri Suriye'nin yanıdır. ABD ise Türkiye'nin yanında, şuanda siyaseten ama çatışmalarla, ki artık bu bir savaştır, birlikte ABD askeri olarak da bölgeye gelecektir. Bu da krizi daha da derinleştirecektir.

Türkiye değerlendirme ve muhakeme yapmadan anlık ve günlük kararlar aldıkça İdlib'te maliyet artacaktır.

Öyleyse acil cevap gereken soruları soralım: İdlib'te, Suriye ordusuyla savaşmanın gerekçesi nedir? Siyasi hedefi nedir? Suriye toprağı olan İdlib'i Suriye ordusuna karşı korumanın mantığı nedir?

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Cengiz Tatar   - 07-04-2020

TEKALİF-İ MİLLİYE EMRİ (MİLLİ VERGİLER EMRİ)

“Tekalif-i Milliye”; yokluklar içerisindeki Ankara Hükümeti'nin, emperyalizme karşı verdiği ve fakirliğin zenginlikten heybetli durduğu “Milli Mücadele”de, Türk Ordusu'nu Sakarya Meydan Muharebesi'ne hazırlamak için çıkarılmıştır. ...