BEYİN FIRTINASI

AKP'NİN İKİNCİ DÖNEMİ VE IRAK'IN KUZEYİNE OLASI BİR SINIR ÖTESİ OPERASYONUN ETKİLERİ

 

KONUK: HASAN CELAL GÜZEL

 

I- GİRİŞ

 

Prof. Dr. ÜMİT ÖZDAĞ:

 

Hasan Celal Güzel Bey lütfettiler, kabul ettiler; bugün bizimle 22 Temmuz seçimleri sonrasında ve Kuzey Irak tezkeresi sonrasında Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu değişik açılardan değerlendireceği bir toplantıya katılmayı. Bir saat bir sunum gerçekleşecek, daha sonra biz kendisine bir saat süreyle sorularımızı yönelteceğiz. Saat 14.30'tan 16.30'a kadar burada birlikte olacağız. Daha sonra buradaki sunumu, soruları ve cevapları hepsini banda alıyoruz. İnternet sitemizde yayınlayacağız. Ben sözü uzatmadan Hasan Celal Güzel'e bırakmak istiyorum.

 

II- HASAN CELAL GÜZEL'İN DEĞERLENDİRMELERİ

 

Değerli misafirler, hepinizi saygı ile selamlıyorum ve tekrar özür diliyorum geç geldiğim için. 22 Temmuz sonrasındaki tabloyu şöyle ana fırça darbeleriyle resmedeyim. Biraz bu tabloyu hazırlayan unsurları daha geriye giderek görelim. 22Temmuz'daAKP % 46,7 ile büyük bir çoğunlulukla tek başına iktidara geldi. Benim de tahminim buydu. Kamuoyu araştırması gibi, daha önce yazdığım yazı çıktı. Burada çok çeşitli faktörler var. Uzun seçim analizleriyle, sıkmak istemiyorum. Ama hem başka bir alternatifin olmayışı, CHP'nin yanlış muhalefetiyle halkı bastırması, şimşekleri çekmesi; merkez sağın intihar etmesi, çok yanlış şekilde beceriksiz bazı hareketlerle ve MHP'nin de gerçekten Türkiye'deki milli heyecan atmosferine rağmen, önemli bir netice alınmış gibi görünmesine rağmen, çok daha büyük netice elde edemeyişi, AKP'yi tamamen rakipsiz bıraktı. Ayrıca diğer 2 ana faktör de AKP'nin belli konularda, ekonomik ve sosyal konularda, halkı tatmin eden başarılı bir görüşü olması, yani icraatları… Mesela buna bir örnek; son sağlık konusunda gerçekleştirdiği bazı icraatlar halk tarafından çok tutuldu. Üstelik seçim arifesinde yapma aklılığını gösterdi. Bu da çok önemli ölçüde puanlarını arttırdı. Diğer tarafta da Türkiye'de maalesef son yarım yüzyılın programı olan demokrasiye müdahale konusunda halkın artık tahammül sınırlarının zorlanmasıydı. Gerçekten de gördüğümüz şekilde Nisan ve Mayıs ayları açıkça T.C. Anayasası'nınhükümleri ortadayken parlamentodaki çoğunluğa baskı yapılarak Cumhurbaşkanı seçiminin engellenmesiyle ilgili dayatmalarla geçmiştir. Bu dayatmalara sadece ana muhalefet partisinin tahriki, teşviki, koordinasyonu şeklinde bakmak da yanlış… Yargı iştirak etti, Anayasa Mahkemesi iştirak etti ve ne yazık ki bir muhtıra ile silahlı kuvvetler de iştirak etti. Bütün bunlar 22 Temmuz seçimlerinde AKP'nin işine yaradı. Zaten biliyorsunuz, yeni bir şey söylemiyorum, netice ortaya çıktı. Esas bugün hocamızın lütfedip söylediği konuya gelirsek, manzaraya gelirsek, Türkiye'de şu son sınır ötesi operasyonu ve tartışmaları krizi haricinde, iç siyaset AKP'nin daha da prim aldığını gösterdi. MHP demokrasiye uygun, uzlaşmacı tavrıyla puan toplar gibi oldu, ancak kendi tabanından bu tavrı çok yumuşak bulunup reaksiyon gösterenler de çıktı. Prof. Özdağ bu şekilde belirtmişti. Özellikle seçim sonrası analizleri tavsiye ederim; MHP konusunda. Merkez sağ tamamen ortadan kayboldu. Bir bakıma AKP merkez sağın yerine geçmiş gibi oldu. Ancak siyasi kadrolarda bazı değişiklikler yapmasına rağmen devleti yöneten kadrolar da değişiklik yapmadı ve kadroculuğa devam etti. Hala da devam etmekte… Merkez sağın gerekleri tam manası ile tezahür etmiş olmadı. CHP de bulunduğu kötü durumdan daha kötü duruma düşmeye başladı. Onun dışındaki partileri daha fazla anlatmaya gerek yok. İç siyasi durum böyle.

 

Asayiş durumu bakımından durumu biliyorsunuz. Her ne kadar bir TV'de Armağan Paşa, sizin eski ekibinizdendi galiba, kalktı bu 13 tane, 15 tane şehit 1 günde olmasaydı da 1 hafta da olsaydı, sınır ötesi kararı belki bu tansiyonla gündeme gelmezdi, diye açık açık tehdit etti. Ama gerçekten de son günlere gelinceye kadar asayiş konusunda sıkıntılar vermeye devam ediyor. Bunun 2 yönü var. Birincisi hepimizin gözbebeği 20 yaşında vatan evlatlarının şehit olması… Bu çok acı verici bir durum. Bundan daha acı verici durum var bence, o da Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Devleti'nin onurunun ayaklar altına alınması konusunda verdiği aciz gösterisidir. Bu çok daha kötü bir durumdur. Çünkü o vatan uğrunda ne şehitler verdik. Elbette veririz ve gerekirse kendimizi feda etmeye hazırız. Devletimizin ve milletimizin itibarını hiçbir zaman feda etmeyiz. Bu sadece hamasi bir tespit değil, Türkiye'nin hayatını devam ettirebilmesi için gerekli bir tespittir.

 

Dış politika konusunda Irak'taki gelişmeleri, daha doğrusu PKK konusunda Türkiye'ye yönelen tehditler de, Ermeni tasarısı ön plana çıktı. Yeni Anayasa'yı ben birçokları gibi birçok naçizane kendimi da kabul edersem savunurum. Gerçekten 1982 Anayasa'sı bir darbe Anayasa'sıdır. Gayrı meşrudur, ama şu anda hukuki bakımdan hükümleri caridir. Birçok yanlışlıkları vardır. Ben bu Anayasa'daki taslak çalışmayı tek tek inceledim. Türkiye'nin Milli bütünlüğü bakımından 2 nokta beni endişelendirdi. Farklılıkların zenginliğinden bahsetme, birçok maddede görülüyor ve gerçeklerde de görülüyor. Farklılıkları biz reddetmiyoruz. İlle de uniform, tek görünümlü bir toplum meydana getirme arzusunda değiliz. Tarihimizde de bunu hiçbir zaman yapmamıştık. Zorla baskıyla herkesin kültürünü inkar etme durumunda değiliz. Ama Türkiye'de bir anayasa yaparken farklılıklar değil benzerlilikler üzerinde daha fazla durulur ve birleştirici unsurla ön plana çıkarılır. Halbuki bu gözden uzak tutulmuştur. İkincisi de eğitim ve kimlik konusunda tam hassasiyetin gösterilmediğini müşade ediyoruz. Metni hazırlayanlar arsında görüş ayrılıkları var. Bunu şunun için kaydediyorum. Yeni Anayasa eğer nihai hale getirilme merhalesine ulaşırsa, bu taktirde bazı noktaları göstermek lazım. Anayasa'nın başlangıç ilkelerinin sonunda "bu Anayasa kahraman evlatlara emanet edilmiştir" diyor ve bir çokları da bunun askeri kastettiğini anlıyorlar ve bundan bir müdahale hakkının gizli olduğunu kabul ediyorlar. Belki o ifadeye açıklık getirilebilir, ama ondan önceki ifadelere baktığımızda birçok devletin de Anayasa'nın girişinde olduğu gibi, T.C. Devletinin kuruluşu ile alakalı, bir hayli hamasi, hukuki olmaktan çok, milli heyecana dayanan ifadeler olduğunu görüyoruz. Ve bulunması bir mahsur değil, bir gerekliliktir. Aksi taktirde kuru bir metin hazırlanmış olur. Ekonomik ve sosyal durum konusunda, ekonomi konusunda birtakım problemler var. Hala faizler çok yüksek, Merkez Bankası ihtiyatlı davranıyor ve birden indirmenin meydana geleceği zararı gözetiyor. Piyasa ekonomisine inanan bir ekonomist olmama rağmen Türkiye'deki özelleştirmelerin hem çok dürüstçe olmadığını ve bu konuda çok büyük kayıplara uğradığımızı, hem de bazı sektörlerin iletişimden, bakmacılığa ve bazı sektörlerin özelleştirilmesine dikkat edilmesi ve mesele THK'nın özelleştirilmemesi gerekmektedir. Çünkü o bizim bayrağımızı taşıyor. Bazen ekonomik olarak görülen konuların, çok daha ötesinde milli menfaatlerimizi temsil ettiğini kaydetmek istiyorum. Sosyal bakımdan birtakım pratik uygulamalar, Türkiye'de hep öyle olmuştur. Merkez sağ iktidarlar, sol sosyal demokrat iddiasında bulunanlara göre daha fazla sosyal reform yapmışlardır. Tabii sağ iktidarların daha uzun sürdüğünü söylemeliyiz. Benim bugün asıl bahsetmek istediğim konu Kuzey Irak, PKK, terör, sınır ötesi operasyonlardaki görüşüm.

 

AKP iktidarının dış politika konusunda özellikle, terörle ilgili ve Irak'la ilgili taraf bakımından baştan beri taktir ediyorum. Aslında Türkiye'nin kısa vadedealternatifi olmadığı için sayın Başbakanı ve ekibini basında en fazla destekleyen yazarlardan biriyim. Mümkün olduğu kadar iyimser şekilde meseleye baktım. Türk milletinin milli manevi değerler konusunda yanlarında olmaya çalıştım. Ama iki hususta kendilerinden farklı düşündüm. "Türkiyelilik" lafı Başbakan tarafından telaffuz edildi; çok büyük tepki gösterdim; yazılar yazdım, kendisiyle görüştüm ve daha sonra söylemedi zaten. Tabi bunlar neticesinde olmayabilir; halktan büyük tepki geldi. Çünkü mozaik konusunu birkaç defa tekrarladı. Ne hikmetse Özal'dan beri bizim siyasetçilerimizin çok intiba ettiği etnik grup sayısı; kimi 40 küsur der, kimi 30 der, kimi 26 der; çok meraklıdırlar. Bir de utanmadan Türkmen gruplarını oturup sayarlar. Halbuki diğer ülkelere baktığımızda kendi ülkelerinde etnik sayılabilecek farklılıkları -ki bunlar etnik farklılıklar değildir Türkiye'de- bu şekilde sergilemezler.

 

Bu şekilde yine Kürt sorunu konusu da yanlıştır. Ben yazar olarak Kürt sorunu diyebilirim, siz de söyleyebilirsiniz. Ama bir ülkenin temsilcisi bunu söyleyemez. Eğer bunu söylüyorsa, etnik bazda ayırım yapıyor, demektir. Kürtlerle ilgili başka sorunlar da vardır. Onları alıp konuşabilirsiniz. Ama Kürt sorunu derseniz, ülkede böyle bir etnik sorun olduğunu kabul etmiş olursunuz. Ne yazık ki birtakım sözde aydınların tesiriyle, Diyarbakır talimgaha dönmüştür. Bir zamanlar Demirel ve İnönü kol kola vermiş, Kürt realitesinden bahsetmişlerdir. Sonra Mesut Yılmaz, "AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer" demiştir ve son olarak da sayın Başbakan gelip, Kürt sorunundan bahsetmiştir Diyarbakır'da. Daha sonra biz Diyarbakır'ı -ki tarihi bir Türk belgesidir, neden bu duruma düştü diye düşünmeliyiz- tenkit ediyoruz. Bu temel konularda ben farklı düşünüyorum. İkincisi de bu Irak politikasında tabandan farklı düşünüyorum. Türk Dünyası ihmal edilmemiştir, ama onun dışında bütün ülkeleri, Afrika ülkeleri dahil her yeri dolaşmışlardır. AB yolundaki münasebetlere önem vermişlerdir. Kıbrıs konusunda da yol aramışlardır. Ama tecrübesiz olduklarından dolayı başarısız olmuşlardır. Çok fazla yanlışlıklar yapmışlardır. Ama yine de özellikle 1 Mart Tezkeresi'nden ve Ortadoğu planından bahsetmek istiyorum. Buna göre T.C. tarihinin 2 büyük hatası vardır. İlki 1. Körfez Savaşı sırasında Çekiç Güç'ün, 36. paralelin kuzeyine yerleşmesine müsaade etmemiz… Bu daha sonraki bütün gelişmelerin temelini atmıştır. Ama bundan çok daha vahim hatamız 1 Mart Tezkeresi'nin reddedilişidir. Aslında reddedilmemiştir, ama öyle gösterilmiştir. Birçok kişinin aslında bu konuda bilgisiz olduğunu yaptığım araştırmalar sonucunda gördüm. Ben şöyle görüyorum: bu tezkerenin reddedilmesini isteyenlerin en başında Kürtçüler gelmektedir ve en şuurlu olarak bunlardı. Çünkü eğer TSK Kuzey Irak'ta asker bulundursaydı, şu anda Barzani ve Talabani'nin hükümdarlığı asla olmazdı. Bunu onlar çok iyi bilmektedirler ve romantik Liberaller-barış yanlıları da bu kısa vadeli görüşleriyle bunu algıladılar ve körü körüne Amerikan düşmanlığı yapanlar ki bunlar eski yeni solcular. Diğer bir kolda sözde İslamcılar ki AKP'ye en çok bunlar tesir etmektedir. Bunlar biz nasıl Hıristiyan bir ülkeyle birlikte olur Müslümanları vururuz diye düşünmüşlerdir. Bunların hiç birinin geçerliliği yoktur. Aksine siz Müslüman şuuruna sahipseniz, oradaki Türkmenlere sahip çıkmak zorundasınız. Yani siz stadın dışında duracaksınız, tüh alçak Amerikalılar gittiler Felluce'yi vurdular edebiyatı yapacaksınız. Bu bizim sorunumuzu ortadan kaldırmaz ki… Yapabiliyorsanız, gidin ABD ile savaşın. Hiçbir zaman Saddam ve ekibinin savunulacak yanı yoktur, ama gidin savunun; bu bile daha mantıklıdır söylediklerinizden.

 

1 Mart Tezkeresi'nin reddi dolayısıyla biz tamamen Ortadoğu'da masanın dışına çıktık. Tanzim edici rolümüz kalmadı. Süper güç olan ABD ile ilişkilerimiz yıprandı. Üstelik baştan biz sizinle beraber olmayacağız, deseydik adamlar bize güvenmezdi ve ilişkilerimiz bu derece kötü olmazdı. Ama son ana kadar müzakerelere devam ettik. Adamlar geldi Akdeniz'e donanmalarını kurdular, sonra biz reddettik. Dolayısıyla bu tavır daha çok problem getirdi ve dünün şalvarlı peşmergeleri bugünün stratejik iktifalar haline geldi. Bizim muhatap dahi olmadığımız kimseleri, onlar getirdiler Irak devletinin başına koydular. Bölgesel Kürt yönetimini, Irak'ın en önemli gücü haline geldi.

 

Biz Irak politikasında hep yanlış yaptık. Lüzumsuz yere kırmızı çizgiler düşürdük. Sonra o çizgilerimiz çiğnenince hiç sesimizi çıkarmadık. Ya kırmızı çizgi çizmeyecektin, ya da çiğnetmeyecektin. Türkiye'nin itibarı çok zedelendi. Yaptığımız sistemli çalışmalar neticesinde -ki köy köy biliyorum bunları- 4 milyon civarında Türklerimiz var. Siz bakmayın 1,5 milyon Türkmen var, dediklerine. 100 binden fazla Türkmen'i katlettiler. Ne yazık ki yine 600 bin civarında Türkmen'de, Irak Türk'ü de; Türkmen demek Türk demek, Irak Türk'ü demek daha doğru. Böylece Türk'ün yanına -men eki koyarak ayrı bir boy havasına sokmaya çalışıyorlar, bu son derece yanlıştır. Diğer taraftan, Kürdistan'ın kurulması konusunda, birinci hatamızda da zaten altyapı meydana geldi. Bu hatamız sonunda Kürdistan'ın kurulması yoluna girilmiştir. Bu o kadar kolay değil ama, bu yola girilmiştir. Bizim yüzümüzden olmuştur. Bu olsun, Türkiye'nin sorunu değil elbette, biz kimseden korkmayız, ama Türkiye bakımından bu problem çıkaracaktır. Çünkü düşünürüz ki orada ayrı devlet kuranlar sizin ülkenizde bulunmak isterler. Etnik benzerlikler içindeler ve o kimselerin bazıları etnikçiliyet isteyecekler. Durum böyleyken arka bahçenizde devlet kurulmasına nasıl müsaade edersiniz? Ve nihayet en önemli gibi sunulan, gerçekte önemli olan, ama en önemli olmayan burada PKK terörü… Prof. Özdağ kitaplarında ve raporlarında bunu hep söylüyor. PKK terörüne kilitlenmek, Ortadoğu'daki, Irak'taki problemi Türkiye bakımından böyle değerlendirmek son derece yanlıştır. PKK terörü de önemlidir. Eğer Türkiye oraya girmiş olsaydı, PKK'nın kökü kazınabilirdi büyük ihtimalle. Ama böyle olmadı, söylediklerimiz hep çıktı. Türkiye güvenilmez bir ülke oldu, çünkü vaatlerini yerine getiremedi. Düşmanlığında korkulan bir ülke olarak da görülmüyor. Bu son derece üzücü bir durumdur.

 

Ermeni tasarısına bakınız; beni o tasarıda alınan karardan çok söylenen sözler üzdü. " Türkler söyler söyler susar" diyorlar. Acısın diye böyle konuşuyorum. Teşbihte hata olmaz, havlayan köpek ısırmaz diyorlar, bu şekilde bakıyorlar. Sınır ötesi operasyonlar konusunda da birtakım argümanlar öne sürüldü. Evvela şunu söyleyeyim, Türkiye'nin PKK'ya karşı tutarlı, değişmez ve dinamik bir mücadele programı olmadı şimdiye kadar. Politikacılar iç politika hesapları yapmışlardır. Askerlerde bununla pek meşgul olmamışlardır. Sadece bazı harekatlar yapmakla yetinmişlerdir. Halbuki bu işin birçok psikolojik hareketi dahil, birçok tarafları vardır. Bunların büyük bir kısmı ihmal edilmiştir. Ama bu hiçbir şey yapılmadı demek değildir. Ama Türkiye'nin terörle mücadele programı yoktur. Bunu mutlaka uzun vadeli, çok alternatifli şekilde yapmak lazımdır. Sınır ötesi operasyon askeri bir tercihtir, tedbirdir. Askeri tercihlerden çok daha önemli olan bazı tedbirler almak lazımdır. Çünkü elinde birçok imkanı vardır. Şu Habur kapısını bile biz istediğimiz gibi kullanamadık. Elektrik meselesi, Habur kapısı, Mersin bölgesinde benzerinin açıkça işini yapan şirketler, gemiler… Yani hangi birini saysak önemlidir. Birtakım tüccarların işlerini engellememek için kapının kapanmasını istemek kadar yanlış bir şey olamaz. Bu ihanete varan bir düşüncedir. Yani bence sınır ötesi yapılması gereken bir konudur, fakat en başta yapılması gereken değildir. Ama halkın haklı tepkisi sonucunda, sınır ötesi operasyona gelmiş bulunuyoruz. Ama artık yapmak lazımdır. Bazıları diyor ki 24 defa yaptık ne elde ettik. Bir defa bu laf yanlış. Bunu Başbakana da söylettiler. Zaten Başbakan bu konuda yanlış yönlendiriliyor. En baştaki yanlış yönlendirilmesi, Irak'ta 500 PKK'lı var, Türkiye'de 5000 var, ne diye evvela burayı halledelim. Halbuki kaynaklar da var. Siz orayı halledemezseniz, burayı kurtaramazsınız. Bu bilgileri kimin verdiği de malum. İkinci olarak da biz 24 defa sınır ötesi operasyon yaptık, ama hiçbirinde başarılı olamadık bu da yanlıştır. Bu operasyonlar da birisini bizzat ben Dışişleri Bakan Vekili olarak oturdum, askerlerle konuştum. Bu sırada Turgut bey bypas ameliyatı olmuştu Amerika'da.

 

Telefonda efendim biz bu işi yapıyoruz, dedim. Tamam dedi. Ve bir hava harekatı yaptım. Önemli neticeler aldığımızı biliyorum ben. 1993-92'de yapılan ya da 1995'te yapılan harekatların sonuna kadar gidilseydi, kökleri kazınırdı. Biz o fırsatları değerlendiremedik.Artık bıçak kemiğe dayandı. Biraz daha silahlı kuvvetlerin komuta kademesinin sıkıştırmasıyla açıkça gidip Genelkurmay Başkanı lazımdır yapılmalıdır, diyince yapılacak bir şey kalmadı.

 

Şimdi sınır ötesi operasyon davul-zurna ile yapılmaz, diyor sayın Başbakan. Tamam öyle olmazsa böyle olur. Siz bir taraftan bir gecede kararı meclise getirirsiniz, sonucu alır sabahı beklemeden girersiniz. Çünkü meclisinizde salpam değil ki adam hemen çıkar orada haber eder. Benim bizzat tanıdığım öyle kişiler var. Onun için daha evvel de girersiniz. Ama şu an ki durumda PKK'nın kökü kazınır mı? Hayır kazınmaz. Zaten artık işin burasından sonra mesele PKK meselesi olmayı çoktan geçmiştir. Bu Türkiye'nin itibarı meselesi haline gelmiştir. Hala Pentagon birkaç gün önce Türkiye blöf yapıyor dedi. Bugün de yine Amerikan savunma bakanı Türkler blöf yapıyor diyor. En azından hiçbir faydası olmasa bile bunları ortadan kaldırmak için operasyon yapmalıyız.

 

ABD ile çatışmaya girermiyiz? Ben gireceğimizi hiç düşünmüyorum. Hatta ben size birçok kaynaklardan doğrulattığım bir görüşümü söyleyeyim. Bu konularda daha akrarlı olabilseydik ABD karşısında ki itibarımız artardı. Yani Amerikalılar öyle bir Türkiye'yi biraz tezat olacak ama daha çok tercih ederlerdi. Çünkü öyle bir Türkiye'yle daha rahat karşılıklı oturabilirlerdi. PKK konusu çok açıkça ve görülüyor ki, sokakta ki adam, kahvede ki adam, hocamı tenzih ederim, stratejistlerdendaha iyi görmeye başladı hadiseyi. Tavşana kaç tazıya tut hadisesi var. ABD hemen peşmergeleri hem PKK'yı kullanıyor, böylece ileride her zaman yazıldı çizildi. Gelin bakalım, siz Kerkük'te ki referandumu kabul edin, bağımsız Kürt devletini kabul edin, hatta siz ABD!siniz, hem gelin orada para kazanın, bizim Turgut bey de böyle şeyleri pek severdi. ağabeylik edin, siz zaten farklı değilsiniz ki, hepsi Kürt-Türk-Arap ne fark eder, siz hepsinin büyüğüsünüz filan demek, bizde karşılığında sizlere teröristlerin kellelerini getirelim demek.

 

Sayın Başbakanın ABD oradayken sergilediği bu kur her şeye rağmen benim müspet gördüğüm bir tavırdır. Fakat bana kızıyor biliyorum ama bir ara "tutmayın beni" dediğimi de yazdım. Biraz kasım paşalı edası ile tutmayın beni diyor. Hani herkes tutar gidip vuramazsın ya ama bu edasının değişmesi lazım. Bu şekilde ciddiye alınmayacak gibi görünüyor. Ama bir tek sınır ötesi kararının geçmesi, korkulabilir tarafının olduğunu gösteriyor. Şimdi burada eğer kışla girmeden, sınır ötesi operasyonu gerçekleştirmek lazım, aksi taktirde hiçbir işe yaramaz.

 

Kısaca Türkiye'nin en önemli meselesi , birliğini bütünlüğünü devam ettirmesi, dinamik bir dış politikayla bir merkez ülke ve daha ötesine geçebilecek bir ülke olduğu için, kendisini daha iyi duruma getirebilmesidir. Tam tersine şu ihtimal de var; AB macerasında ABD'nin de birliği ile bir tuzağa çekilebilir. Bu tuzakta çok kültürlülük Türkiyelilik gibi laflar ileTürkiye'de liberal demokratik anlayışı oturtmaya çalışırken, ülkenin bütünlüğünün zedelenmesine, bölünmesine ve ortaya konulan haritaların uygulanmasına gidecek bir yolun açılmasıdır.

 

Bu milletin mensupları olarak hangi statüde olursak olalım, mani olmak mecburiyetindeyiz. Antidemokratik yol demiyorum, demokratik yollarla müdahale edebiliriz. Çünkü demokratik bir devlete müdahale etmek daha zordur. Bir dikta yönetimi, bir militarist yönetim daha kolay yıkılır. Onun için zoru başarmak zorundayız. Bir taraftan % 46.7 ile çok önemli bir iktidar çoğunluğuna sahip bir parti var bu partinin başkaları ve ekipleri var. Ben sayın başbakanın bu konularda hem tecrübesinin eksik, hem de bu konularda hem tecrübesinin eksik, hem de bu konularda yanlış yönlendirildiğine inanıyorum.Dolayısı ile bunu düzeltici şekilde tesir etmek lazımdır.

 

Bu konuda MHP'nin önemli bir rolü vardır.Bunun için MHP'nin meclise girmesini ben zaten çok faydalı görmüştüm. Keşke daha büyük bir ekseriyetle girmiş olsaydı. AyrıcaAKP'ye alternatif bir takım alternatifler olabileceğini, kendisinin bu konularda taviz verdiği taktirde, bir reaksiyon meydana gelebileceğini göstermek lazımdır. Bunun için de çok fazla aydın çalışması gerekir. Hal bu ki Türkiye'de etkili medya çevrelerini elde tutanlar, bakınca bal gibi ihanet kokusunu alıyorsunuz. Türkiye'de ki aydınlar ihanet içindeler. Ta Jön-Türklerden beri gelen süreci de aldığınızda bunu görürsünüz. Bunun yanında Amerikan mandacıları ve milli mücadeleciler var. Bir bakıyorsunuz aynı kişiler hem ABD'nin, hem Talabani ve Barzani'nin sözcülüğünü yapabiliyor. Örnek; Cengiz Candar mesela bunu çok rahat görebiliyoruz. Bazıları da bazı burslar karşılığında ufak menfaatleri için bunu yapıyorlar. En kötüsü de aşağılık duygusundan bunu yapanlar var. Efendim Türk olmak, Müslüman olmak, Osmanlının torunu olmak, bazıları için iftihar edici durum olmuyor. Adam müziğinizi beğenmiyor,sizi beğenmiyor, ananın başörtüsünü beğenmiyor, hiçbir şeyinizi beğenmiyor, üstelik bu adam Türkiye geleceği için ahkam kesiyor, Irakta ki Kerküklüleri hoş görmek insanı bir tavır alırken, Türkmen mezalimine gözyaşı dökmek köylülük oluyor. Ben Irak Türkmen'ini elbette çok seviyorum, o benim kanımdan dediğiniz zaman, size hemen söven, Irakça bir sürü laf söylenebiliyor. Fakat millet bizim gibi düşünenlerin yanında olan bir millet. Nitekim sayın Başbakan , bir taraftan Güney Doğudaoy almak için taviz verirken, bir yandan da Bayrağın, milletin birliğini savunmak zorunda kaldı. Yani şu anda milli sembolleri en fazla kollamak zorunda kalan parti, iktidar partisidir. Geçmişte de böyle olmuştur. Adalet Partisi, Anap'ta bunu yapmıştır. Onun için mümkün mertebe halkın hislerine tercüman etmek lazımdır ama bunu yaparken ayrıncı olmamamız lazımdır. İyi analiz etmek, stratejik düşünmek gerekir. Bütün bunlar yapıldığında Türkiye'nin bu badireyi atlattığında çok iyi yerlere geleceğinden eminim. Ama şu tehlikelerinde altını çizmek lazım. Anayasa'da bazı maddeler muallaktır. CMK'da yapılan hataları yani PKK konusunda yapılan hatalar yapmaya devam edersek yani polis ve güvenlik güçlerini savunmasız bırakmışsak, temel bazı konularda taviz verirsek Türkiye'nin bu bölünme yoluna girmesi mukadderdir. Buna da mani olmak son derece zordur. Bu yüzden ben sayın hocamın çalışmalarını son derece değerli bulduğumu, gerek TV konuşmalarını, gerek kitaplarını, gerekse bu şekilde mütevazı imkanlarla yaptığı çalışmaları çok önemli bulduğumu söylemek isterim. Bunları desteklemek zorundayız. Milli sesleri artırmak zorundayız. Artık liberalliği yanlış anlamda kullananların, eski solu yeni liberallerin elinde olan bir meyde dünyası bir de benim yazdığım gazete de dahil olmak üzere belirli bir tekelin altında ki medya dünyası var. Birinci ve ikincisi de milli sesleri duyurmak hiç kolay değil. Bu yüzden bizim bu yayınları kullanarak yeni bir aydın hareketi oluşturmamız lazım. Halkımızı, gençlerimizi bilgilendirmek zorundayız. Türk milleti mensubu olmakta, insanlar komplex duymamalı iftihar etmelidirler.

 

Bakınız Ermeni lobisinin kendilerinin de kabul ettiği harcadığı miktar 1 milyon dolar, biz kaç kuruş harcadık derseniz hiçbir netice alamazsınız. Aynı şekilde Halaçoğlu'nun ve bir kaç idealist arkadaşının dışında bu konuda araştırma yapan yok. Devletin herhangi bir desteği de yok. Adamlar bir taraftan üzerimize geliyor ve bütün dünyada , Türkiye'nin itibarını zora sokacak, zedeleyecek kararlar mütemadiyenkarşımıza çıkıyor ve biz kabul ediyoruz. Son olarak Prof. Ümit Özdağ'ın bir kürsüye yada şeyh Sait'in torunuydu galiba, şöyle dedi galiba; Keşke derin devlet olsaydı da siz burada böyle oturamazdınız. Efendim Türkiye'de derin devlet falan yok. Türkiye'de derin devlet dedikleri mafyadan ibaret. Keşke Türkiye'de bir derin devlet olsaydı ne PKK, ne Ermeni diye sporası bu şekilde etkinlik gösteremezdi.

 

Ben bitireceğim konuşmamı biraz dağınık oldu kusura bakmayın, hepinize teşekkür ederim efendim. Biz de teşekkür ediyoruz ve soru cevap bölümüne geçiyoruz.

 

III- TARTIŞMA

 

YAŞAR KARAGÖZ:

 

Ben emekli Tümgeneral Yaşar Karagöz zatilinizin müsteşarlığı zamanında yamak paşanın genel sekreterliğini yapıyordum. Köşkle de 14,5 ay Özal'ın yanında çalıştım. Köşkte de sizinle beraber yaşamıştık. Sormak istediğim birkaç husus var. Rejime müdahaleleri antidemokratik buluyorsunuz. Peki Türkiye'de demokrasi var mı? İkincisi çok net bir soru Cumhuriyet tehlikede mi?

 

Bu teşhis bir çok şeyi tetikleyen bir unsur, Türkiye'de Cumhuriyet, demokrasi tehlikede mi? Tümgeneralliğinim son yılını psikolojik hareket hani derin devlet diye korktukları Milli Güvenlik Kurulunun toplumla ilişkiler başkanı olarak geçirdim. Ümit Hocamla da çalıştım. PKK konusunu inceledik, bir sürü şey yaptık.

 

Prof. Dr. ÜMİT ÖZDAĞ:

 

Biz derin devlettik demek istiyorsunuz, bunu kayıtlardan çıkartalım isterseniz.

 

YAŞAR KARAGÖZ:

 

Yok yok estağfurullah hiç çıkarmayın, derin devletin Türkiye'de olmadığını biliyorum.Ben görevimin 8 ayını zaatlerinizin bildiği gibi Edip Paşanın yanında çalıştım. Bir takım şeyler basına intikal etti. Başbakan yanlış bilgi aldı dediniz. Çok candan katılıyorum. Çünkü Başbakanlıkta hatırlarsanız, ne kadar akıllı bir adam duracağını, Kara Kuvvetleri Komutanı, Genel Kurmay Başkanını ikna etmek suretiyle getirdi.Cumhur Başkanının Genel Sekreteri yaptı. Neden her şeyden haberi olsun diye. Şimdi Başbakanlık binasını 1 tane Org. 1 tane Tümg. Biride sivil, ben 6,5 emekliydim. Edip Paşam 5 yıllık emekli. Sivil kafa olmuş. Şimdi müstesnadan randevu istedim. Sizden emekli bir paşa istese kaç gün içinde randevu verirsiniz. Hemen verirsiniz biliyorum. Ben Ömer Dinçer'den 3,5 ay randevu istedim. Adam merak eder. Bu emekli paşa ne istiyor, ne anlatacak diye, merak etmezmisiniz? Bu merakı duyan, beni görmek isteyen çoğaldı. Ve şoförlerden başkası değildi. Bu durumda Başbakanın yanlış söylemesi tabi ki doğaldı. Sayın Yamak Paşanın rahmetli Özal'la ne kadar iyi ilişkiler içinde olduğunu siz biliyorsunuz. Özal geldiği zaman elini sıkar güvenini gösterirdi. Türkiye'de bence güven sorunu var. Ben Başbakana güvenmiyorum, o filancaya güveniyor, bu başkana güvenmiyor. Bu memleketin genelde bir sorunu var. Bu sorunu sulandırılmış devletle çözemeyiz. Şu ortamda devlet sulanmış. Siz de bunun sulandığını gayet güzel ifade ettiniz. Mecliste kararlar alınırsa tearuz etmeden daha bazı milletvekillerinin bunu PKK'ya haber vereceğini söylediniz. Peki bu sistem demokratik mi? Kendi sistemimizi korumayan bir devlet olabilir mi? E biz şimdi entel- dantel yayınları metine edip sistemi mi harekete geçireceğiz ve böylece önümüzde ki tehlikeyi atlatabileceğimizi mi düşünüyorsunuz? Ve bir Türk vatandaşı olarak Hükümetimize güveniyormusunuz?

 

HASAN CELAL GÜZEL:

 

Büyük bir kısmına zaten cevap verdiniz Paşam. Şimdi Türkiye'de demokrasi var mı derken? Bence kısıtlı bir demokrasi var. 1960'dan beri askeri müdahaleler devam ediyor. E böyle bir rejime demokratik demek mümkün değildir. İkincisi Türkiye'de ne yazık ki "seçilmiş krallar" da var. Parti içi demokrasi yok. En son seçimde mesela liderlerin iki dudağının arasındaydı milletvekilleri. O bakımdan demokrasinin işlerliği tartışmaya değer. Cumhuriyet tehlikede mi konusunda eğer bu Cumhuriyet gazetesin deki anlamıyla soruyorsanız, değil diye cevap veririm size. Türkiye'de 2 endişe vardır. Laiklik elden gidiyor mu ve Türkiye bölünecek mi? Ben 2 'de aslında gerçekleşmeyeceğinden eminim. Ama laiklik konusunda endişenin birazda sürüklenmiş bir endişe olduğunu düşünüyorum. Bu Türkiye'de irtica olmadığı anlamına gelmez. Elbette vardır ama Türkiye'de Laik düzenin kaldırılacak, Cumhuriyet yıkılacak, sanatın geleceğini düşünüyorum.

 

Sanıldığının aksine, Türk halkı din ve devletin birbirinden ayrı olması gerektiğini benimsemiştir. Son olarak, hükümete güveniyormusunuz dediniz. Vala o hükümetteki kişiler yolun arkasındaki Cumhurbaşkanı, Başbakan vs. insan olarak da severim Cunhurbaşkanı'nı ama Cumhurbaşkanı olmasından şöyle memnunum, Başbakan olarak kalmasından endişe ederim. Sayın Başbakan, Gül'den daha cesur. Ben bu hükümetin iyi niyetle bir şey yapmak istediğinden eminim ama Türkiye'nin birliği, bütünlüğü açısından takip edeceği noktasında güvenim yok. Politika ve milli güvenlik konusunda zaaflara düşüyorlar. Sosyal ve ekonomik konularda başarılı buluyorum. Orada bazı acemilikler bulunmasına rağmen Türkiye'nin birliği konusunda güvenmiyorum. Ne yazık ki 2 problem var. Sayın Başbakan'ın etrafında onu etkileyen kişilerin ki, büyük zaafı var. Birincisi Kürtçülükle olan düşünceler ve bazı münasebetleri. Birisi de yine bununla ilgili olarak yolsuzluklara girmiş olmaları. Bu 2 husus beni son derece üzüyor. Ama Başbakan'ın bunların üstünden çıkacağını düşünüyorum. Rahmetli Kazım Karabekir Paşamızın "o menzunesi var; her şeye O'dan başlansaydı, çok fazla yol alırdık demeye getirir. Bunlar da sıfırdan başladılar. Ama belli bir vade içinde mesela dahamilli düşünceye sahip insanlar bir araya gelirler yada partiler kendini bu şekildeler ise sorun kalmaz.

 

Prof. Dr. ÜMİT ÖZDAĞ:

 

M.CG'nin güveniyorum derken aslında güvenmediğini anlamış olduk.

 

MELEK DENLİ KARACA:

 

Sayın bakanım teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. Şimdi efendim bu sınır ötesi operasyona izin veren meclisimizin tezkeresi hakkında soru sormak istiyorum. Bu tezkere orduya değil de hükümete mi izin vermiştir? Hükümet uygun gördüğü zaman mı orduyu harekete geçirecektir. Bu tezkere sadece milleti tatmin etmek için mi açılmıştır? Yani operasyon yapılmaması için mi alınmış bir karardır? Mecliste vatan hainleri var. Bu kadar yaygaradan sonra bu tezkerenin tatmin edici sonuçlar alacağına inanıyormusunuz? Ne mutlu Türküm diyemeyen kişilerin idare ettiği bir ülkede operasyonun müspet neticeler vereceğine inanıyormusunuz? Abdullah Gül'ün Amerika'ya operasyon yapılmayacak sözünü verdiği halde , bu sözün üstesinden geleceğine inanıyormusunuz? Yoksa bu tezkeredış güçlere itibarını göstermek için sanal bir tezkeremidir?

 

HASAN CELAL GÜZEL:

 

5 senedir durmadan yazmışım, durmadan bir şeyler söylemeye çalışmışım, fakat bundan menfaati olanların baskısı, tesiri, 1 Mart tezkeresine Mart tezkeresinin yanlısı buna engel oluyor. 1 Mart'ta yapılan yanlışın, bu defa gereğinden çok fazla Amerikan yanlısı politika takip etmeye başladılar. Şimdi o sırada 1 Mart tezkeresinde ABD ile birlikte olmamız gerektiğini söylerken bazıları bizi vatan hainliği ile suçladı. Gayet tabi süper güçle anlaşmak , kavga etmekten daha akıllıcadır. Gerektiğin de kavga da edersiniz. Ama daha sonra yapılan hakaretler devam edince biz laçka olduk açıkçası yalama olduk. Kırmızı çizgi dedik çiğnendi, sesimiz çıkmadı. Lüzumsuz çıkışlar iç kamuoyunu tatmin etmek için, ateşi almak için söylenmiş laflar olarak kaldıve dışarıda bunu böyle algıladı. İnandırılıcığımızı kaybettik. En korkunç hadise askerimizin başına çuval geçirildiği hadisedir. Binlerce şehidimiz olsaydı da çuval başa geçmeseydi. Bütün Türk-İslam dünyasında kariyerimiz yerle bir oldu. Türk askerinin tabusu kalmadı. Ne yazık ki bu itimadı duyma konusunda ben de çok müşkülat içerisindeyim. Ama taban zorluyor, son zamanlarda yerel çıkışı görüyoruz. AKP biliyorlar eğer tezkere konusunda acze düşseydi veya alınan karar uygulanmazsa o oy oranı % 46'lık olan yarı yarıya düşebilir. Biz bu tezkereyi sadece sınır ötesi için aldık. Bu konuda Deniz Bölük başı'nın çıkışı oldu, terörün arkasında ki peşmergeye de gerektiği dersi verebileceğimiz konusunda güvenmiyorlar. Şunu söylemek istiyorum. Sınır ötesi operasyon yalancı çobanın geldiği son noktadır. Şimdiye kadar hep oyaladık. Şimdiye kadar ABD'nin de Irak'ın da, Peşmergelerinde Türkiye'yle olan münasebeti hep oyalama üzerinedir. Şimdi ben sayın Başbakanın gazetelerde yer alan beyanından hoşlandım. Bak ne kadar açıkça söylüyor, getirmezseniz şöyle böyle yaparım diyor. Aynı mamur kampına yapılan ABD askerlerinin gidip kahvelerini içmesi gibi. Ardından birkaç kamp daha gezip ve birkaç önemsiz isim teslim ettikten sonra , bu işi oyalayarak devam ederler. Zaten kış ayıda geliyor. PKK'nın etkinliği bitecektir. Bir başka bahara kalacak bu iş, ben bundan endişe ediyorum.

 

İnşallah sayın Başbakan bizim bu haklı endişelerimiz dışında kalır ve Irağa gireriz. Sıcak takip konusunda da askerin inisiyatif sahibi olması gerektiğine inanıyorum. Mesela bayramın 1. günü olan hadiseden tam bir sıcak takip hakkı çıkmıştır. Ama biz bunu kullanamadık. Yani endişeliyim, şüpheliyim ve güvenmiyorum.

 

Prof. Dr. ÜMİT ÖZDAĞ:

 

Bir parantez içinde ben de belirteyim burada bir gazeteci aradı. Elimde güvenilir bir liste var PKK'nın ele başlarıyla ilgili. Bunu dedi acaba doğrulayabilirmisiniz ? Oku bakayım dedim. Bana bir liste okumaya başladı. Bazıları PKK'dan ayrılmışlar ve Osman Öcalan'la birlikte karşı duruma geçmişler. Bu herkesin bildiği bir şey. Üstelik ilginç, PKK'nın üst düzey yetkilileri arasında Osman Öcalan var. Bu gazeteciyi uyardım. Dikkat et bunlar PKK'nın önde gelen isimleri değil. Gazete de Türkiye'nin en önde satan gazetesi. Uyarmama rağmen ertesi gün Posta Gazetesinde bu liste "Türkiye'nin istediği isimler" diye çıktı.Bunun üzerine bende en son 32. gün programında, neydi o, Osman Öcalan'ın bize KYB tarafından satılmak istendiği 3 milyon dolara bizimde istemediğimiz, geri çevirdiğimiz. Şimdi satamazlar. Muhtemelen hazırlık şuydu. PKK'nın üst düzey yöneticisi söz konusu olmayan, ama Türkiye'ye pazarlanabilir ve Türkiye'de ki tansiyonu düşürebilir.adamlar vardı. Bu listenin başında da Osman ve Halil Ataç geliyordu. Şimdi bu ihtimal ortadan kalkmış oldu. Gerçekten şu anda Osman Öcalan, bakkallık yapıyor. Bu şekilde varlığını sürdürmesi de Türkiye'nin eline bir güç veriyor.Orada insanlar şunu görüyor. Onca sene müdahale etti Türkiye'ye. Sonunda geldiği yer nere bakkallık. Bunun psikolojik bir operasyon olduğunu düşünmek lazım. Yani onun oradan gelmesi değil orada kalmasının daha faydalı olacağını biliyorum.

 

OSMAN SEVİMLİ:

 

Bakanım teşekkür ediyorum. Ben olaya çok farklı bakıyorum. Ben çok iyi niyetli bir insandım. Milletvekili olduktan sonra bütün iyi niyetimi kaybettim. Demokrasi denen şeye inanmıyorum. Hiç olmadı. İnsan fıtratına da zaten aykırı. Herkes kendi çapında algılıyor. Siz devletin ciddi kademelerinde görev yapmış birisisiniz.Sayın Başbakanın devlet adamı neredeydi? Ben Türkiye'de ciddi devlet adamlarının olduğuna inanıyorum ama Türkiye'yi devlet adamları değil, birilerinin istedikleri yönetmeye kalkıyor. Siz diyorsunuz ki ben hepsini tanıyorum, iyi insanlar ama benim babam olsun, devlete ihanet etsin ben iyi gözle bakmam. Çünkü benim nefsi meselem değil. Başbuğum bir şey dedi; "Ahmet, Mehmet olarak hata yaparsanız, bedelini siz yada akrabalarınız ödersiniz ama devlet adına hata yapma şansınız yok çünkü o bir milletin kaderidir" İnşallah la maşallahla bir yerlere gidiyoruz. Yüce mevlam diyor ki merhamet etmeyene merhamet olmaz. İnsanım heyecanlı olabilirim. Enver Paşa'nın 90 bin vatan evladını Sarıkamış'ta kırdırdığının hata olduğunu kabul ederim. Elbette beni yöneten başbakanım maceraya girmesin. Tamam ben tezkereyi aldım. Kuzey Irak'a giriyorum demesin ama, şunu da yapmasın, ertesi gün icra memurları gelecek, evde bir şey koymayın dercesine böyle bir tezkereyle bana küfür edildiğini zannediyorum. Aptal bunların hepsi Aziz Nesin miydi neydi. Kendisini tasvip etmem ama bu halkın bilmem kaçta kaçı aptaldır der. Ülkeyi böylesine insanların eline verirseniz böyle olur. Geçen hocamla bir iftar yemeğindeydik. Burada ki asker arkadaşlar alınmasın ama 12 Eylül'de bizim çocukların ihtilal yaptı demesi beni rahatsız etmiştir. Veya o 12 Eylül yapan paşanın, Türkiye'ye eyalet sistemini isteyen bir insandır. Ülkede, zaatalinizi kınıyorum. Bu ülkede vatanını seven, devleti seven insanlar var ama o istikrara izin vermedikleri için devleti yönetemiyorlar. Vatan seven paşaların, bu memleketin çocukları hepsi dayımın oğlu, amcanım çocuğu. Ama sistem beni askerden, askeri benden uzaklaştırır. Başbuğumun bir sözü var. " hukukla güç atbaşı biri birini geçti mi düzen bozulur, gücünüz ve hukuk yoksa bu zorbalıktır. Ama hukuk var güç yoksa neyle icra edeceksiniz o hukuku?" dediği bir söz var. Türkiye'de asıl sıkıntı hukukun olmayışı. Bunları dile ciddi manada getirmeliyiz. Biz hiç güç alamadık ama bir Hrant Dink meselesine binlerce kişi toplanıyor ama burada bir Kerkük mitingi yapıldı. Vallahi istedim5.000 kişi yoktu orada. Tavrımızı net ortaya koymadığımız sürece hiçbir şeye ulaşamayız.

 

HASAN CELAL GÜZEL:

 

Bu feveran , benim zevkle dinlediğim bir feveran.

 

YASEMİN OĞUZ:

 

Ulusal birlik ve beraberliğe, milli birliğe sahip çıkıldığını söylediniz ama vatan, millet, bayrak söylemleri yapılırken farklı dillerde eğitim yapılmasına izin veren yasayla bu bütünlük nasıl sağlanacak.

 

HASAN CELAL GÜZEL:

 

Şimdi bu tek millet, tek vatan, tek bayrak sloganını ben beğeniyorum. Ne yapmak için söylerse söylesinler, isterlerse oy almak için yapsınlar, bütün seçimler boyunca Güney Doğuda dahil bütün ülkede bunu söyledi. Ama burada daha önemli bir şey var. Demek ki bunu söylemek ihtiyacında hissediyorlar kendilerini. Bu Türk milletinin beklediği bir şeydir. O mozaikçilik, birlmemnecilik yapmaya kalksalardı, bu sonucu asla alamazlardı. Ben eğitin konusunda böyle bir halkınAnayasa'da yer alacağına inanmıyorum. Türk'ün konumu konusuna asıl dikkat etmek lazım. Ben eski bir Milli Eğitim Bakanı olarak yabancı dilde eğitime karşıyım.

 

SORU:

 

Sayın Bakanım konuşmanızda 2 fırsatı kaçırdığımızı söylediniz. 1.si, 1. Körfez Savaşında ki Çekiç gücün konuşlandırlması. 2.si ise, 1 Mart tezkeresinin meclisten geçirilememiş olması. Şimdi 2002 seçimlerinden sonra iktidara gelen AKP bu 1 Mart tezkeresini çıkarmakda istekli gibi görünüyordu. Sizin bahsettiğiniz olayın ciddiyeti ve vehametini görmüş olamaz bu acemilikle ki buradaki konuşmaları onu gösteriyor. Ama buna rağmen istedi. Fakat Milli Güv. Kurulunda ve Cumhurbaşkanlığından aynı destek gelmedi. Bu bir siyasi mesele dendi ve o zaman devletin geleceğini ve milletin geleceğini bu kadar yakından ilgilendiren bir hadisededevlet yönetenim de bu birlik nasıl sağlanamadı?

 

HASAN CELAL GÜZEL:

 

Türkiye'de taslar yerine oturamamıştır. 1961 Anayasası ile karar mercilerinde ki denge bozulmuştur. Burada biraz da millet iradesine gem vurmanın, isteği de rol oynamıştır. O zaman ki Cumhurbaşkanı sayın Sezer millet menfaatlerini gözeten bir Cumhurbaşkanı değil de sanki Uluslar arası hukuk konusunu inceleyen biri gibi ortaya çıkmıştır. Halbuki hukuka aykırı olmayan bir tezkereyi uluslar arası hukuka aykırı bulmuştur. Ve hükümetle ters düşmüştür. Daha hazin bir ters düşme Meclis Başkanı ile, hükümet arasında meydana gelmiştir. Şimdi aynı meclisin başında ki kişi ister istesin, ister istemesin meclise bir tezkere göndermişti. Şimdi aynı meclisin başında ki kişi, aynı partinin adamı- buna karşı adeta kabul edilmesin diye savaş açmıştır. O zaman ben-ki o zamanın başbakanı Gül'dü onunla görüştüğümde samimi olarak istediğini söylemişti. Benim ısrarla belitmeme ve kendisine ısrarla söylememe rağmen bu kararı almadı ve parlamentoda reddedildi. Yani o kadar karışık ki bu durum, aylarca tartışıyorsunuz, artık belli bir karara varıyorsunuz, bu konuda uzman kişi Deniz Bölükbaşı gelmiş orada konuşacak konuşturmuyorsunuz. Bu arada CHP'nin yaptığı enteresan, benim duyumlarıma göre Washınton'un büyük elçisiyle, biz olsaydık bunu çıkarırdık diyor, bir taraftan da düşman diye bağıraraktan karşı çıktılar. Türkiye bir çok bakımdan şanssızlıklar yaşadı o zamanlar.

 

Burada bir çok defa söyledik. Amerika istemese dahi bizim oraya girmek istememiz gerekirdi. Yani bizim durumumuz oydu. Adam seni çağırıyor, ama efendim şu kadar girebilirmisiniz, şu kadar asker götürebilirmisiniz? Yahu sen hele bir gir at adımını, bu işler böyledir. Senin orada adımın olması bile işi değiştirecektir. Bana dediler ki, falanca mişteşarı ikna et. Amerika 60.000 askerini Türkiye'de bulunduracak ama Amerika bir yere girdimi bir daha çıkmaz. Bir kere dedim ki 60.000 kişi değil, 19.000 kişi bulunacak ve bunlar lojistik destek olacak. Diğerleri Irak'a girecekler. 2. si eğer biz 19.000 kişi entegre edemiyorsak, istediğimiz zaman buradan çıkamıyorsak, zaten biz Amerika'ya teslim olmuşuz. İşte çekiç gücü çıkarabildik mi dedi bana. Çekiç gücü yöneticilerimizin zayıflığından çıkaramadık. Yoksa rahatlıkla çıkarabilirdik. Abdullah Gül emanet bir Başbakandı. Tereddütlü bir hali vardı. Sonra şunu da kabul edelim, bir milletin dış politikasında, ideoloji yer almaz. Bende elhamdürüllah inançlı bir insanım. Bunun mücadelesini de yaptım. Ama şunu biliyorum ki T.C. devletinin milli politikasında bir teker geçer hususu vardır. Oda ülkenin milli menfaatleridir. Elbette biz İslam cemaatine peygamberimizin ümmetine değer veririz. Fakat o ne biçim İslam camiası ki hiçbir zaman yanımızda olmadılar. Açıkça kırmayalım, savaşa girmeyelim nasıl kalkıp ta böyle dersiniz. Ama orada çok önemlisi Türkiye'nin milli menfaatleridir.T.C. devleti islamın her zaman bayraktarlığını yapmıştır, yapacaktır zaten ama bu ideolojik peşin hükümleri bana mani olmuştur. Sizde İslamcılar, eski Marksistler, Liberaller, Kürtçüler, elinde gitar çalan, boynunda barış işareti taşıyan bir takım adamlar kendilerin müttefik halinde buldular ve geçen gün zamanın Başbakanı sayın Gül'e Deniz Bölükbaşı tarafından bir not iletilmiş, orada sayın Gül onu hiç kaileye almayıp çıkıp gitmiş. Bu son derece yanlıştır. Bu tereddütü gösterir. Onun için ben sayın Gül'ün Cumhurbaşkanı olması, Erdoğan'ın Başbakan olması gerektiğini söyledi.

 

MESUT METE:

 

Diyarbakır'a ayrı statü verildiğini söylediniz. Peki Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez Diyarbakır'a gitmesini nasıl buluyorsunuz?

 

HASAN CELAL GÜZEL:

 

Ben onu farklı yorumluyorum. Biz size değer veriyoruz. Önem veriyoruz şeklinde gördüm. Ve Abdullah Gül'ün bir taraftan halkı selamlarken, askerin sırtını sıvazlaması, orada ki birlikleri gezmesi hoşuma gitti.

 

SORU:

 

Hocam teşekkür ediyorum. Biraz önce Kerkü'ğü anlatırken Türk'ü çok severim dediniz. Zaatalinizin buyurduğu gibi Türküm Türküseverim. Fakat misak-ı milli sınırları içerisindeki insanları kucaklamamız gerekir. Ben işin şu boyutunu çok önemsiyorum. Mecliste demin hainler var dediniz. Katılıyorum ama bunların dışında da hain var. Asıl bunları bulmamız lazım. Dünyanın hiçbir ülkesinde kendi teröristini kendisi besleyen başka bir ülke yoktur. Yani kendisini öldüren kişiyi ilahlaştıran başka bir millet yoktur. Türkiye'nin dünyada saygısını tekrar kazanması için Barzani'nin kafasına çuval geçirilmesini istiyorum.

 

HASAN CELAL GÜZEL:

 

Şimdi Başbakan'ında dediği bir üst kimlik olayı var. Ama bizde de Anayasal vatandaşlık diye bir şey var. İşi sadece vatandaşlık bazına oturtur. Resmi dil Türkçe'dir değiştirilemez kolay kolay. Eğer çok büyük açıklar verilirse içeri doğru gidilir. Eğer Türk milletinin parçalı olduğu kabulüne inanırsak bölünmeye gideriz. Çok dikkat etmeliyiz. Türk-Kürt kültür farkı yoktur. Çok az mahalli farklılıklar vardır. Gelenekler, adetler her şey inanın aynı. Kısaca kültürel beraberlik vardır farklılık yoktur. İlle de bu farklılığı ortaya koyup iki ayrı millet gibi Türkiye'yi göstermek son derece yanlıştır.

 

SORU:

 

Bir takım şeyleri göz ardı ediyoruz. Bu Anayasa ile Türkiye'ye nasıl bir rejim getiriliyor. Yarın referanduma gidecekmisiniz? Oyunuzun rengi ne olacak?

 

HASAN CELAL GÜZEL:

 

Gideceğim ve evet oyu kullanacağım. Halkın önüne ilk defa demokratik hakkını kullanma hakkı sunulmuştur. Gideceğim. Sistemle ilgili değişiklik imkanı verilmiştir. Halkın katılması gerektiğine inanıyorum. Diğer sorunuzda, Türkiye sistem konusunda karar vermeli artık. 4 senede bir seçim yapılması, ardından Cumhurbaşkanı seçilmesi, tam başkanlık sistemi içindir.Türkiye'de ben merkezli bir tarzla ele alınmıştır. Parlamenterler sistenim de Cumhurbaşkanlığının yetkileri bu kadar fazla olmamalı. Başkanlık sisteminin belirli avantajları vardır. Kuvvetli ve seri halde icra olması, karar verilmesi, Parlamentonun daha bağımsız olması ve bakanların politika dışında kalması bu işin avantajlarıdır. Ama iş Türkiye'de özellikle Kenan Evren'in söylediği eyalet sistemi ile bu sistem götürülemez. Türkiye'nin sonu olur. Dikta rejiminin etkisini ortaya çıkartır. Fakat yarı başkanlık sistemini getirir. Eyalet sistemini uygulamazsanız, bu uygulanabilir. Bu Anayasa ile bir sürü sorunlar var. Gerçekten insanın merkezi olan sistemin getirilmesi lazım.

 

SORU:

 

Ben önce bir sorumu Paşamın sorusunu tekrarlamak istiyorum. Askeri darbe rejimi muhafaza için mi yapılıyor? 250 yıldır bir hastalık var. Bu ne menesem bir hastalıktır ki bu hastayı öldürmedi?

 

HASAN CELAL GÜZEL:

 

Ben demokrasiye gerçekten inanmış bir insanım. Emekliye ayrılan bir paşanın Yemen'de ne işiniz vardı diyişini bir hatırlayınız. Gelsin bunlar mı yönetsindi o zaman. Bunu tesadüflere bırakamayız. Hadi bir anlık demokrasiyi bir kenara bırakalım. İyi bir diktatörü nereden bulacağız. İkincisi Türk milleti çok büyük bir millettir. Türkiye Hıristiyan dünyasında bir İncil toprağıdır. Onun için onlar bizi Türkiye toprağına yakıştırmadıklarını bilmemiz lazım. Ama biz de bütün pençemizle bu toprağa yapıştık. Elinde ki imkanları Türkiye değerlendirebilir ve ben bu hasta adam benzetmesini sevmiyorum. T.C dünyanın en büyük devletlerinden biridir.

 

LÜTFÜ ÖZTÜRK:

 

Sayın Bakanım ülkeyi bizim kadar sevdiğinizden eminim. Ama başımıza bunca gelen mebretlerin sizin gibi yazarken iyi niyet bahçesinde yeşerdiğine inanmaktayım. Şimdi bakın Türkiye'yi kapsayan BOP projesi hakkında bir söz çıkmadı. Bakanlık yapmış bir insansınız. PKK, BOP'un unsurudur ve başımızda ki Başbakan BOP'un eş başkanı olmakla övünüyor. TSK,BOP'la savaşıyor, Başbakan eş başkanıyım diyor.Bundan nasıl bahsetmiyorsunuz?

 

HASAN CELAL GÜZEL:

 

BOP Türkiye'nin leyhine çevrilebilir bir projedir.

 

LÜTFÜ ÖZTÜRK:

 

Türk milleti hiçbir zaman emperyalist olmamıştır. Bu yüzden 300-500 yıllık saltanatlar sürdürmüştür. BOP, emperyalist bir projedir. T.TC'nin de nemrut Mustafa meydanları kuruldu. Bunun Şemdinli mahkemesinden farkı yoktur.Astsubaylarımıza, terörle mücadeleden 40 yıl hapis verildi. Ve o mahkemeye T.B.M.M'den servis yapıldı.Böyle insanlara hala sahip çıkıyorsunuz. Bu iyi niyetimiz başımıza çok büyük belalar açacak.

 

HASAN CELAL GÜZEL:

 

1 Mart tezkeresine karşı çıkan sözde milliyetçileri söylemedim. Bu çarpık bir zihniyetin ifadesi değildir. Bu kısır bir hasa mettir. Milliyetçi kimse millet menfaatlerini gözeten kimsedir. BOP'ini ben büyük Osmanlı projesi olarak görüyorum. Bir süper güç var ortada. Sizin 50 senedir müttefikleriniz olmuş. BOP,ABD Irak'tan sonra sürülmüş bir denktrindi. Türkiye'nin asalında Irak'ta olması gerektiği gibi bu tip projelerde çift rol alarak, kendi menfaatleri, çevresinde kullanabilirdi. Biz BOP'ukendi menfaatlerimizekullanmış olsaydık çok daha farklı bir manzara ortaya çıkabilirdi. Türkiye bir Osmanlı milletler topluluğu kurabilir, halkları Türkçe konuşan milletler topluluğu kurabilir. Biz sadece BOP gibi projeler dışarıda bağırıp aktif rol almamız hiçbir şey ifade etmez. Eğer siz gerçekten büyük bir devletseniz, Fellucede bulunacaksınız, Telafer'de bulunacaksınız. Gidip varlığınızı göstereceksiniz. Eğer siz haritanızı değiştirmek düşüncesinde değilseniz, sizin haritanızı değiştirirler. Bu harita değiştirme azmini siz göstereceksiniz. Siz Azarbeycan'la, Nahcivan'la entegre olabilirsiniz. Sizin Afganistan'da, Kosova'da nasıl karşılanacağınız belli, bütün bunları gördükten sonra, misak-i milliye'yi tersine yorumlayarak sınırlarınızın içinde kalmanız gibi bir şey olamaz. Esir Türklerimiz var, gerekirse de onlarla da görüşebiliriz. Hindistan'da 38 milyon Uygur Türk'ünün olduğunu biliyoruz. Türkiye elinde ki imkanları kullanmak zorundadır.ama BOP'un düzenleyicileri yabancılar ve oynayıcısı sizseniz suçu başkasında aramayın. Suç sizdedir. Ben şu anda ABD gittikten sonra Irak'ta ki gücü bizim oluşturmamız gerektiğini düşünüyorum. Yani planları kendi menffatlerimiz aleyhine kullanmamız gerektiğine inanıyorum. Büyük devlet kendini menfaatlerin merkezine oturtur.

 

Prof. Dr. ÜMİT ÖZDAĞ:

 

Hepinizeteşekkür ederim

 

 

Free Image Hosting at www.ImageShack.usFree Image Hosting at www.ImageShack.us

Son Düzenlenme Cumartesi, 13 Temmuz 2019 17:10

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü   - 18-10-2019

ABD-Türkiye’nin Kuzeydoğu Suriye Mutabakatı Nedir, Ne Değildir?

ABD ve Türk yetkililerin açıklamalarında anlaşmaya varılmıştır denilse de kamuoyuna sunulan metnin başlığı ortak açıklama olarak geçmektedir. Bu haliyle metni bir anlaşmadan ziyade mutabakat metni olarak görmek gerekir.