23 NİSAN

Yazan  23 Nisan 2018

23 NİSANLARDA ÇOCUKLARIMIZA SADECE BAYRAK SALLAMAYI ÖĞRETMEYİNİZ Tarihi süreç, Türk’lerin her devirde yenilikler peşinde koştuğunu bütün engelleri aştığını, ancak hemen her dönemde önüne çıkarılan labirentlerin içinde de kaybolduğunu ve birbirlerine düştüğünü de göstermektedir. Bütün kâinatın yaratıcısı Gök Tengri tektir. Her şeyi yaratan, yöneten ve bilen odur. Öyle ise Türk’leri de yöneten tek bir kağan vardır inancı ile tarih sahnesine çıkan Türk’ler, at üstünde doğarak ve ölerek, demire ve çeliğe hükmederek, demir dağları eriterek, ilmik ilmik dokudukları kilimlere, keçelere, çadırlara ruh vererek, at sütünden kımız, buğdaydan ekmek yaparak, at sırtında et kurutarak, yaşamak için toprağa sahip olarak, adalet dağıtmak için asilere boyun eğdirerek Orta Asya’nın derinliklerinde MÖ.7000’li yıllardan itibaren kendilerini hissettirmeye başlamışlardır. Neticede Türkler Ötüken’den, Tanrı (Tiyenşan) ve Altay Dağları’ndan, Issıg Gölü’nden, Hazar Kıyı’larına, Karanlık Dağları ve Tarım Havzası’ndan, Anadolu ve Avrupa içlerine kadar bedenlerini, hayat tarzlarını, geleneklerini, kültürlerini ve ruhlarını dünyaya nakşetmişlerdir. İnsanlar mutlak şekilde köklerini iyi bilmek mecburiyetindedirler. Köklerini bilmek, tanımak geçmişine sahip çıkmak demektir. Tarihin hemen her döneminde bütün milletlere düşmanca bir tavırla yaklaşmadıklarından mı? Aman diyene kılıç kaldırmadıklarından mı? Sefil duruma düşen milletleri ve onların krallarını bu durumdan kurtardıkları için mi? Irk, dil, din ve mezhep ayrımı yapmadan insanlara kucak açtıklarından dolayı mı? Fetihler sonrası bilim ve din adamalarına saygı gösterdiklerinden ötürü mü? Mazlum milletlerin istiklallerini kazanmaları için önderlik yaptıkları için mi? Türk’ler tarihin her döneminde yalnız bırakılmışlar ve arkadan hançerlenmişlerdir. Aslında Türk’ü anlamak için Ötüken’i, Ergenekon’u, Issıg Gölü’nü, Tanrı, Altay ve Sayan Dağları’nı, Sümer’leri, Kimmer’leri, Etrüsk’leri, Saka’ları, Hun’ları, Göktürk’leri, Uygur’ları, Avar’ları, Oğuz’ları, Hazar’ları, Karahanlı’ları, Selçuklu’ları, Osmanlı’ları ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni; Mete Han’ı, Attila’yı, Bilge Kağan’ı Satuk Buğra Han’ı, Alparslan’ı, Osman Bey’i, Fatih’i, Yavuz’u, Kanuni’yi, Abdülhamid Han’ı, Atatürk’ü ve vatanları için şehit olan milyonlarca Mehmetçiği anlamak, hissetmek, tanımak ve bilmek gerekir. Türk tarihinin doğuşunu, Kimmer’ler, Etrüsk’ler ve Saka’lar, varoluşunu Hun’lar, kuruluşunu Göktürk’ler ve Uygur’lar, arayışını Oğuz’lar, Avar’lar ve Hazar’lar, inanışını Karluk’lar, Karahanlı’lar ve Gazneli’ler, yükselişini Selçuk’lar, başkaldırışını Timur’lar ve Altınorda’lılar (Altınordu), dirilişini Osmanlı’lar, kurtuluşunu Türkiye Cumhuriyeti temsil etmektedir diyebiliriz. Dünyaya hükmeden bir milletin çocukları kendi özünü öğrendikçe, geçmişine daha çok sahiplenecek, bu da daha güçlü millet olma yolundaki engelleri kaldırmamızda önemli bir adım olacaktır. Öldürülen, ama asla mağlup edilemeyen Türk’leri anlatan binlerce eser arasına bu eserin de katılması, atalarımızı tanımamıza bir katkıda bulunursa beni ziyadesiyle memnun edecektir. Gençliğin, insan sevgisi ve haysiyetini dikkate alarak Türk’lük şuur ve gururu ile yetişmesi, devletimizi her zaman güçlü kılacak vazgeçilemez bir ilke olduğu gerçeğinden hareketle, hızla değişmekte olan dünyaya daha dikkatli bakmamız gerekmektedir. Atalarımızdan bizlere kalması gereken doğruluk, dürüstlük, inanç, sadakat, vefa, sevgi, saygı, gurur, şahsiyet ve çalışma azmi mirası elimizden yavaş yavaş kaçmaktadır. Bizlere ne oldu? Tekrar eski şahsiyetimize dönmemiz gerektiğinin farkında ne zaman varacağız? Hiç vakit geçirmeden kendimize gelmemiz gerekir ki, değişen dünyada, parçalanan ve işgal edilen ülkelerin ıstırapları karşısında gördüğümüz manzara bizleri devletimizin bekası açısından daha dikkatli olmaya mecbur etsin. Yoksa vakit çok geç olacaktır. Zaman ne duruyor ne de geriye dönüyor. 18 Martlar, 23 Nisanlar, 19 Mayıslar, 29 Mayıslar, 26 Ağustoslar, 13 Eylüller, 29 Ekimler ve daha birçok tarihi olayı hissederek kutlamak ruhumuzun ateşini yeniden alevlendirecek ve hep birlikte NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYEREK mutlaka diriliş ateşini yakacağız. Gösterişli törenler yapılırken zarfın değil lütfen mazrufun mükemmel olmasına dikkat gösterilmesi annelerin, babaların, anneannelerin, babaannelerin, dedelerin ve bu ülkeyi yönetenlerin ve de yönetmeye talip olanların en önemli görevidir. Türk’lük gurur ve şuuru ile yetiştirilecek nesillerin az zamanda çok ve büyük işler yapacağı asla unutulmamalıdır…

Son Düzenlenme Salı, 16 Temmuz 2019 06:37
Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 13-11-2019

NATO'yu Suriye'ye Sokacaklar!

Türkiye, Barış Pınarı Harekatını başlattıktan sonra ABD ve Rusya ile mutabakatlar imzaladı. Ama PKK/YPG'nin saldırıları durmuyor.