Astana Sonrası…Size Kim Daha Uzak? Kim Daha Yakın?

Yazan  26 Ocak 2017

Astana’ya giderken, müzakerelere zemin hazırlayan taraflar Kazakistan’ın başkentine nasıl varılacağını çizdi; ancak bu taraflar dönüşte büyük olasılıkla, gidiş yolundaki güzergahlara benzemeyen dönemeçli yollardan geçecek. Zira buradan dönenler -Çin Seddi’nden Halep çarşılarına kadar uzanan- İpek Yolu’ndan geçen ticaret kafilelerine hükmetmiş olan tarihi tuzaklardan kurtulamayacaktır. Büyük oyunda çatışan imparatorlukların kontrol etmekte yarıştığı bu yol, Kiev’i kaybeden Rusya’nın Avrasya’ya ve önde gelen müttefiklerine açılan kapısı olarak geri döndü. Bu yol keza, enerji üreten bir ülke olmasının yanı sıra, Çin’e ve sıcak denizlere doğru temel bir enerji geçiş noktası olması bağlamında Kremlin için de zaruri bir nitelik arz ediyor. Rusların 1810’da Çarların orduları için bir askeri üs olarak inşa ettiği ve daha sonra devlet başkanı Nursultan Nazarbayev’in 1997’de siyasi başkent olarak ilan ettiği şehirde Türkçe kökenli bir dil konuşuluyor. Keza Kazaklar da Müslüman çoğunluğa mensup bir halktan ibarettir. Bütün bu etmenler, bu şehrin Türk-Rus organizasyonu için bir model olmasına zemin hazırladı. Bu organizasyon, Astana sınavına katılan diğer katılımcıların, Rusların bu şehri neden seçtiğini ve oynadığı rolün başarısında neden ısrar ettiğini hızlıca anlamasını gerektirdi. Ne var ki Astana müzakerelerinin başarısı, bir kaybeden olmaksızın gerçekleşmeyecektir. Bu durum ise, katılan taraflardan birinin kısmi de olsa kaybettiğini açıklamasını gerektirecektir ki bu neredeyse imkansızdır. Zira müzakerelerin başarısı ile aktörlerin etki ve paylarının belirlenmesi arasında tablo bozulacak, ortaklıklar değişecek ve öncelikler farklılaşacaktır. Buna göre görüşmelere ortak olarak gidenler, oradan hasım olarak dönebilir ki bunun aksi de mümkün. Öte yandan Astana sonrası için matematik ve politikayı bir araya getiren bir denklem kurmak mümkün hale gelmektedir. Öyle ki size 1000 metre uzakta duran biri, sizden bir metre uzaktakinden daha yakın olabilmektedir. Moskova, somut bir başarı elde etmeden -ki bu başarı üzerinde anlaşma sağlanan bentlerin uygulanmasına bağlı- Astana’dan dönemez. Bu durum ise müttefik ve ortakların hasımlardan önce iş birliği yapmasını gerektirir. Moskova Astana’da Türkleri ve Suriye silahlı muhalefetini garantileyebileceğini sezdi. Ancak Moskova’nın Tahran’ı ve milislerini garanti altına alması imkansızdır. Öte yandan Moskova’nın, rejimin kaçamak yapmasından rahatsız olması, onu rejimi ateşkese uymak konusunda doğrudan tehdit etmeye itti. Bu durum Esad’a, Astana’da alınan kararlara da uyması gerektiği hususunda sert bir işaret mahiyeti de taşıyor. Keza Tahran’ın sert tutumlar sergilemesi çerçevesinde Moskova, Esad’ın İran tarafına yaklaşmasından da endişe etmektedir ki Esad ile Tahran, muhalefetin geri kalanını hezimete uğratana dek savaşı sürdürmek konusunda hemfikir. Başarı olarak nitelenebilecek olan bir şeyi gerçekleştirebilecek olan tek taraf, Astana görüşmelerinde Özgür Suriye ordusundan grupları temsil eden silahlı muhalefet tarafıdır. Bu ise Kazakistan’dan bütün Suriye’de sabit bir ateşkes anlaşmasıyla dönebilmek, Birleşmiş Milletlerin 2254 sayılı kararında öngörülen insani adımların atılması ve olası herhangi bir siyasi süreç çerçevesinde “Cenevre 1” bildirisine bağlı kalınmasına bağlıdır. Bu durum, Moskova ve Ankara’nın Körfez’den ve Avrupa’dan destek alan Müzakere Yüksek Heyeti başta olmak üzere siyasi muhalefeti ayrı tutmamasını gerektirir. Türkiye’nin Ruslarla anlaşmak bağlamında acele etmesi, Türkiye’de iktidar içinde fahiş bir ayrışmanın var olduğunu ortaya çıkarıyor. Zira bu iktidarın, askeri darbenin başarısızlığından sonra Ankara’nın jeostratejik dönüşümlerini yönetmesi, Türkiye’nin bölgenin etkili ve Suriye çözümünde es geçilmemesi gereken başkentleriyle olan anlaşmalarını zayıflattı. Astana’nın detaylarını izleyen Tahran'ı endişe sarıyor ve tek başına dönmek zorunda kalıyor ki yolun kasveti onu kışkırtıyor. Bu durum ise onun cevap araçlarını devreye sokmasını sağlayacaktır ki Tahran’ın tutumu daha öncekinden farklı olmayacak. Tahran -faydalı Suriye’yi tamamen güvence altına alana dek- tıpkı daha önce yaptığı gibi şimdi de ateşkese uymayacak. Buna göre “DAİŞ” ve el Nusra Cephesine karşı savaşmak bağlamındaki görüş birliğini, terörle mücadele adı altında bütün askeri grupları vurmak için kullanacak. Vuracağı bu grupların başında ise Ankara’nın desteklediği gruplar yer alacaktır; bu da Türk Dışişlerinin Suriye’deki bütün yabancı savaşçıların geri çekilmesi konusunda ve Suriye muhalefetinin İran’ın mezhepçi milislerinin akıbetinin peşine düşülmemesi halinde el Nusra Cephesinin de akıbetinin peşine düşülmemesinde ısrar etmesine bir yanıt oluşturacaktır. Tahran, Moskova’nın planlarını engellemek için gerekli saha ayrıntılarına sahip. Astana sonrasında ise Moskova, Suriye krizi bağlamında siyasi bir boyut kazanıyor ki Türkiye’nin iş birliği olmasaydı bu söz konusu olamayacaktı. Suriye muhalefeti ise mevcut durum bağlamında salt hasret çekiyor. Astana sonrasındaki gerçekleri yalnız Esad ve onun rejimi görüyor. Esad, burada söz konusu olabilecek ve bir İran-Rusya çatışması doğurabilecek olan bir başarısızlığın sonuçlarına katlanmayacağını biliyor. Öte yandan burada ortaya çıkabilecek olan bir başarı ise muhakkak ki onu daha zayıf halkaya dönüştürecektir. (Kaynak: Mustafa Fahs, Al Şark Al Avsat, İngiltere,25 Ocak 2017)

Son Düzenlenme Salı, 16 Temmuz 2019 07:51
Cesurhan Taş

Eğitim:

ODTÜ İİBF, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (1991-1996)

Diller: 

İngilizce: İleri seviyede

Rusça: Orta seviyede

Arapça: Orta düzeyde

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Ümit Özdağ   - 21-11-2019

Süleyman Soylu’ya Sorular

Türk milletinin Anadolu’daki milli kimlik, kültür ve egemenliğine yönelik en büyük dördüncü tehdit, modern bir kavimler göçü şeklinde 2011-2019 arasında ülkemize gelen kayıtlı-kayıtsız 5.3 milyon Suriyeli sığınmacıdan kaynaklanmaktadır.