Gezi Parkı: AKP-ABD İlişkisinin Dönüm Noktası

Yazan  11 Haziran 2013

Türkiye’de yaşanan, Taksim’deki Gezi Parkının yerine bir alışveriş merkezinin yapılacağı iddiası ile ortaya çıkan olayların, yurt geneline yayılmasının ardından Türkiye’nin yakın müttefiki olarak değerlendirilen, hükümet tarafından da ilişkilerin tarihinde hiç olmadığı kadar iyi olduğu ifadesi ile tanımlanan ABD’den de tepkiler gelmeye başlamıştır. Türk Amerikan ilişkilerinin hiç olmadığı kadar iyi olduğu iddiası hem 2011 yılında eski Büyükelçiler Ross Wilson ve James Jeffrey[1] hem de 2012 yılında 31. Türk Amerikan Konseyi sırasında Türk ve Amerikalı yetkililer tarafından dile getirilmiştir.[2] Ancak Gezi Parkı olaylarının artış göstermesiyle birlikte ortaya çıkan tabloya Amerikalı yetkililerin gösterdiği tepkiler karşısında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, mevkidaşı John Kerry’nin “polisin sert müdahalesi kaygı vericidir” açıklamasına istinaden yaptığı “Türkiye ikinci sınıf demokrasi değildir”[3] açıklaması ikili ilişkiler açısından gerginliği göstermektedir. Benzeri açıklamalar, ABD’nin Suriye’ye kesinlikle müdahale etmesi görüşüne sahip Cumhuriyetçi Senatör John McCain’den de gelmiştir. Senatör McCain eleştirinin dozunu daha da artırarak, “Bir Türk baharı beklentisinin olmaması gerektiği” ifadesinin ardından “Başbakan Erdoğan’ın pek çok Türk’ün gözünde bir başbakandan ziyade bir diktatör olduğu”[4] ifadesini dile getirmiştir. Söz konusu açıklamaların Gezi Parkı olaylarının ardından bu denli sert bir şekilde dile getirilmesi, Amerikalıların da konuya yakından ilgi gösterdiğinin işaretidir. Bu ilgi otuz ikincisi düzenlenen Amerikan-Türk Konseyi toplantılarına da yansımıştır.

ABD’de düzenlenen Amerikan Türk Konseyinin etkinlikleri çerçevesinde Brookings Enstitüsünde düzenlenen toplantıda Gezi Parkı gösterileri nedeniyle Türkiye’de yaşanan olaylar ele alınmıştır. Son dönemde Türkiye’de yaşanan gösterilere karşı ABD’nin dikkatinin giderek artması ile başlayan tartışmalar daha önce Başbakan Erdoğan’ın ziyareti sırasında konuşma yaptığı Brookings Enstitüsünde Türkiye konusunda uzman olan isimler tarafından tartışılmıştır.

Amerikan Türk konseyinin otuz ikinci buluşması dolayısıyla düzenlenen toplantıya yönetici olarak Terence Smith başkanlık yapmıştır. Toplantının katılımcıları ise Washington Post gazetesinin güvenlik ve istihbarat konularında uzman olan muhabiri Karen de Young, Brookings Enstitüsü Türkiye Direktörü olan Kemal Kirişçi, Amerikan Kongresi’nin Türk Dostluk Grubu kurucularından Washington’daki Daniel Abraham Orta Doğu Barış Merkezi Başkanı Robert Wexler olmuştur. Katılımcılar arasında ilân edilen Amerika Birleşik Devletleri Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone ise toplantıya katılmamıştır.

Toplantı’nın Siyasi Tablo başlıklı oturumunda Türkiye’de gerçekleşen olaylar, söz konusu olayların Türk iç ve dış siyasetine etkileri ve Başbakan Erdoğan’ın Orta Doğu’daki liderlik iddiasına etkileri tartışılmıştır. Oturumun ilk aşamasında olayların “Arap Baharı” ile bağlantısı ele alınmıştır. Brookings Enstitüsü Türkiye Projesi Direktörü Kemal Kirişçi, Türkiye’deki olayların “Arap Baharı” şeklinde tanımlanan halk olayları ile çok fazla benzerlik taşımadığını ifade etmiştir. Kirişçi, tepkilerin gösteriliş şekli ve uygulamalar açısından Arap Baharı ile benzerliklerinin olduğunu ancak Arap Baharı denilen gösterilerde halkın hiç olmayan haklarını talep ettiklerini; Türkiye’de ise halkın ellerinden alınan hakları tekrar kazanma çabası olduğunu söylemiştir. Kirişçi yorumunda halkın tekrar kazanmaya çalıştığı haklarının “AKP’nin ilk döneminde halka teslim edilen haklar olduğunu” iddia etmiştir.

Washington Post gazetesi güvenlik ve istihbarat muhabiri Karen de Young da protestoların başlamasında hükümetin Suriye politikasının da etkili olduğunu belirtmiştir. Young yorumunda Türkiye’de Suriye politikasının uzunca bir süredir bir numaralı gündem maddesi olduğunu vurgulayarak, toplumun önemli bir kesiminin hükümetin Suriye politikasını desteklemediğini söylemiştir. Ancak söz konusu destek eksikliğine rağmen AKP hükümetinin Suriye’de daha etkin bir rol üstlenmeye çalışmasının ve maddi kaynakları bu politikaya ayırmasının zaman içinde bir tepki birikimine yol açtığı ve tepkinin de olaylara sebep olduğunu ifade etmiştir. Karen de Young yorumunda söz konusu politikaların Türkiye’de huzuru bozduğu ve ekonomik bir yük getirdiğini belirterek hükümetin Suriye konusunda daha aktif bir rol almak istediğini ancak pek çok Türk’ün bunu istemediğini söylemiştir.[5]

Kongre’nin Türk Dostluk grubu kurucusu ve Temsilciler Meclisi eski üyesi Robert Wexler ise olayların sebebi olarak hükümetin Türk vatandaşlarının yaşam tarzına karışma hakkını kendinde görmesi olduğunu söylemiştir. Wexler bir ortak alanın korunması için bu derecede büyük gösterilerin yapılmasına ihtimal vermediğini, söz konusu gösterilerin başlangıç noktasının bir ortak alanın korunması olsa da büyüyerek sürmesinde hükümetin vatandaşların yaşam tarzlarına karışma çabasının etkili olduğunu ifade etmiştir. Yaşam tarzının son derece önemli olduğunu belirten Wexler, konu o derece önemli ki siyasi görüşü olmayan gençler bile tepki olarak siyasileşti ve sokağa döküldü yorumunda bulunmuştur.

Wexler huzur ortamının sağlanması için Başbakan Erdoğan’ın ortamı geren söylemlerden kaçınarak bir adım geri atması gerektiği görüşünü dile getirmiştir. Wexler Erdoğan’ın ekonomi ve siyasette başarılı olduğunu ifade ederek yine de muhalefete kendini ifade etmesi için fırsat vermesi gerektiğini söylemiştir. Karen de Young da Erdoğan’ın olayların durdurulması için girişimde bulunabileceğini ancak şu ana kadar herhangi bir girişimde bulunmadığını ifade etmiştir. Kemal Kirişçi de olaylara dair iki davranış biçiminin bulunduğunu ilkinin Cumhurbaşkanı Gül ve Bülent Arınç tarafından sergilenen ılımlı tavır olduğunu, ikincisinin ise Erdoğan tarafından sergilenen ve göstericileri çapulcu olarak tanımlayan tavır olduğunu belirtmiştir. Kirişçi Erdoğan’ın sergilediği tavrın umut vaat etmediğini söylemiştir.

Geçen yıl düzenlenen Amerikan Türk konseyinde siyasi, ekonomik ve askeri alanda iki ülke ilişkilerinin ne derece iyi olduğu ve örnek teşkil ettiği tartışılırken bu sene düzenlenen toplantılarda Erdoğan ve ekibinin olaylar karşısında sergilediği anti demokratik tutumun tartışılması dikkat çekmiştir. 31. Amerikan-Türk Konseyi toplantılarında, öne çıkarılan konular her ne kadar, ticaret ve iki ülke işbirliği olmuş olsa da, bu konular üzerinden ABD’nin güvenlik kaygıları da Türk tarafına belirtilmiştir. Ancak, içinde bulunulan durumda Amerikan-Türk Konseyinde yapılan konuşmaların Türkiye’de gerçekleşen olaylar neticesinde hükümet yetkililerinin en ağır dille eleştirildiği toplantılara sahne olması ilişkilerin hükümet açısından bozulma eğilimine girme ihtimalini de öne çıkarmaktadır. Zira Başbakan Erdoğan’ın son ABD ziyareti sonrasında hükümetinin eleştirildiği toplantılara sahne olan Brookings Enstitüsünde yaptığı konuşmada Suriye meselesini üstü kapalı olarak geçmiş daha çok ekonomik gelişmelere yer vermiştir. Suriye politikasında askeri müdahalenin gerçekleştirilmesi konusunda Başbakan Erdoğan ile aynı görüşte olmadığını “Bu Amerika’nın tek başına yapacağı bir şey değil. Başbakan da dâhil, bölgedeki kimsenin, Amerika’nın tek yanlı adımlarının Suriye’ye iyi sonuçlar getireceğini düşündüğünü sanmıyorum”[6] şeklindeki görüşünü diplomatik ifade ile belirten ABD Başkanı Obama gerginliği de sözleri ile belirtmiştir. Gezi Parkı olayları neticesinde yaşanan gelişmelere istinaden yapılan ağır açıklamaların da bu gerginlikle ilgili olma ihtimali yüksektir. Sonuç olarak ABD, Gezi Parkı olayları ile ilgili en yetkili ağızlardan son derece ağır eleştirilerde bulunarak “hiç olmadığı kadar iyi” olduğu iddia edilen ilişkilerde önemli bir kırılma noktasının temellerini de hazırlamış olabilir.

Söz konusu kırılma noktası ABD’nin hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarına da yansımaktadır. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki yaptığı basın açıklamasında barışçıl gösterileri ve ifade özgürlüğünü desteklemeye devam edeceklerini açıklamıştır. Psaki basın toplantısı sırasında olaylarda yakalanan yabancı göstericilerin diplomatik pasport sahibi olmadığını açıklamış; Amerikan vatandaşlarının da olaylar dolayısıyla yakalandığına dair bir bilginin kendilerine gelmediğini belirtmiştir. Psaki, hükümet yetkililerine de seslenerek, durumu sakinleştirmeye yardımcı olmayacak açıklamalardan kaçınmaları gerektiğini ifade etmiştir. Eylemcilerin büyük çoğunluğunun terörist değil, haklarını arayan sıradan vatandaşlar olduğunu söyleyen Psaki, Türkiye ile başta Suriye meselesi olmak üzere her konuda uyum içinde çalıştıklarının da altını çizmiştir.[7] ABD’li yetkililerden gelen bu eleştiriler karşısında Başbakan Erdoğan, ABD’de gerçekleşen Wall Street eylemleri dolayısıyla 17 Kişinin öldüğünü açıklamasına istinaden, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği resmi Twitter hesabından, “US Occupy Wall Street hareketi ile ilgili raporlar yanlıştır. Bu harekete istinaden hiçbir polis müdahalesi ölümle sonuçlanmamıştır.”[8] yanıtı verilmiştir. Gerek Türk Amerikan Konseyindeki tartışmalar, gerek de ABD’li yetkililerin yaptığı açıklamalar ABD’nin tutumunun hükümetin davranışlarını onaylar nitelikte olmadığını göstermektedir.

Söz konusu gerginliğe istatistiki olarak bakıldığında, Beyaz Saray ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda gösteri özgürlüğüne 12 kere, polisin aşırı güç kullanımına ise 11 kere değinildiği ve kayda geçirildiği belirtilmektedir. ABD Dışişlerinin Beyaz Saray’ın açıklamalarından daha sert bir şekilde “polis şiddeti” ve “aşırı güç kullanımı” ifadelerine yer vermesi de ABD’nin gerçekleşen olaylara dair bakışını öne çıkarmaktadır.[9] Ayrıca hem Amerikan Dışişleri Bakanlığı, hem de Beyaz Saray’dan yapılan açıklamalarda, hükümetin uzlaştırıcı olması gerektiği, gerginliği artırıcı yorum ve açıklamaların olayları daha da kışkırtacağı görüşü, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül-Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tavrının karşısında Başbakan Erdoğan’ın tutumunun üstü kapalı bir şekilde onaylanmadığının da göstergesidir.

ABD ile özellikle son iki yıl içinde çok iyi gittiği iddia edilen ilişkiler, Suriye meselesine dair takınılacak tavırda görüş ayrılıklarına yol açmış, gelinen noktada ise üstü kapalı bir çekişmeye dönüşmüştür. Ancak ABD’nin hükümetin tamamını reddettiğini söylemek mümkün değildir, yapılan açıklamalar da göstermektedir ki, ABD, Başbakan Erdoğan’ın tavrına karşı çıkarken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın tavrını ise olumlu bulduğunu örtülü bir şekilde açıklamaktadır. Dolayısıyla ABD’nin olaylara dair yaptığı açıklamalarda Başbakan Erdoğan’ı eleştirmekte ve muhtemelen de son ABD gezisi sırasında ortaya çıkan gerginlik dolayısıyla bu şekilde davranmaktadır. Yani ABD’nin tavrının Suriye konusunda kendisinin dikkate alınmak istenmesinden kaynaklandığını söylemek mümkündür. Çünkü Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde gerçekleşen halkın hak arayışı ile ilgili eylemlerde suskun kalan ABD’nin Türkiye’deki eylemlere çok büyük bir ilgi göstermiştir.

 

 



[2]Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Tan: "Türk-Amerikan ilişkileri 7 gün, 24 saat devam ediyor”, Haber 3, 12.06.2012. http://www.haber3.com/amerikan-turk-konseyi-31-yillik-konferansi-turkiyenin-washington-buyukel-haberi-1379597h.htm(09.06.2013)

[3]Davutoğlu'ndan Kerry'ye yanıt: Türkiye 2. sınıf demokrasi değil, BBC Türkçe, 05.06.2013. http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/06/130605_davutoglu_kerry.shtml(05.06.2013)

[4] McCain:'Erdoğan, başbakandan ziyade diktatör gibi', Akşam, 07.06.2013, http://www.aksam.com.tr/dunya/mccainerdogan-basbakandan-ziyade-diktator-gibi/haber-213418(07.06.2013)

[5]Erdoğan'ın Yapması Gereken Ciddi Seçimler Var, Amerikanın Sesi, 04.06.2013, http://www.amerikaninsesi.com/media/video/1675202.html(04.06.2013)

[6]Amerikanın Sesi, Suriye Konusunda Tam Görüşbirliği İçindeyiz, 16.05.2013.

http://www.amerikaninsesi.com/content/suriye-konusunda-tam-gorusbirligi-icindeyiz/1662451.html(16.05.2013)

[7]State Department Daily Press Briefing, 31.05.2013., http://translations.state.gov/st/english/texttrans/2013/05/20130531148321.html#axzz2Vt6kKImk(11.06.2013)

[8]ABD'den Başbakan Erdoğan'a Occupy Wall Street yanıtı, Hürriyet, 07.06.2013.,

http://www.hurriyet.com.tr/planet/23456627.asp(11.06.2013).

[9]Sedat Ergin, “Galiba Obama da Çapulculardan Yana”, Hürriyet, 11.06.2013. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23477375.asp(11.06.2013)

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 20-11-2019

Kara Bahar Operasyonunu başladı

Küresel güçler kendi çıkarlarına uygun bir dünya düzeni yaratmak ve hazırladıkları senaryoyu hayata geçirebilmek için önce bir tehdit yaratmak sonra da o tehdidi bertaraf etmek üzere yerelden küresel ölçeğe değişen ortaklıklar ve ittifaklar teşkil ettiler.