< < Venezuela'nin Politik Geçmişi ve Türkiye ile İlişkileri


Venezuela'nin Politik Geçmişi ve Türkiye ile İlişkileri

Yazan  23 Eylül 2021

Yazan: Samet Ural

GİRİŞ

Dünya’nın en büyük ham petrol rezervine sahip ülkesi Venezuela ve hatta Latin Amerika bölgesi keşfedildiği tarihten günümüze kadar bölgeye miras kalan sömürgecilik anlayışına maruz kalmış ve hala emperyalizm ile yapılan sömürüyle mücadelesini devam ettirmektedir. Önemli yeraltı kaynakları ve hidrokarbon kaynaklara sahip olan Venezuela’nın geçmişten günümüze kadar yaşadığı siyasi ve ekonomik bunalımları bu makalede doğruluğu araştırılmış kaynaklardan elde ettiğim bilgiyle anlatmaya çalıştım.

1. VENEZUELA’NIN SİYASİ TARİHİ

Venezuela, İspanyolların Amerika kıtasına yerleştikleri ilk yerleşim yerlerinden birisidir. Kristof Kolomb, üçüncü seyahatinde önce Trinidad Adası’nı sonra da Paria Körfezi’ni keşfetmiş ve 7 Ağustos 1498’de yiyecek ve ikmal malzemesi aramak için buradan karaya çıkarak Güney Amerika anakarasına ayak basan ilk Avrupalı olmuştur. Burada yerliler ile karşılaşan Kolomb, onlara çeşitli hediyeler vermiş ve karşılığında aldığı hediyeler arasında bulunan incilerin kaynağını sorarak sonradan Avrupalıların Güney Amerika’daki ilk yerleşim yerleri olacak Cubagua ve Margarita Adalarına (geniş inci yataklarına sahip bir adadır) ulaşmıştır (Tarver ve Frederik, 2005: 25-26; Işık, 2013: 147).Latin Amerika’nın Kuzey ülkelerinden olan Venezuela, uzun bir zaman İspanya’nın sömürgesi konumunda kalmıştır (Erdoğan, 2019: 353). 1800’lü yılların başında bağımsızlığını kazanan Venezuela’da yaklaşık 150 yıl süren diktatörlük dönemi yaşanmıştır (Dinçer, 2017: 1).SimonBolivar’ın liderliğini üstlendiği ‘’Venezuela Savaşı’’ ile ülke 1810 yılında İspanya’dan bağımsızlığını kazanmıştır. Simon Bolivar, 1819 yılında Birleşik Latin Amerika için Venezuela, Ekvador, Kolombiya, Panama ve Peru ülkelerini birleştirerek Büyük Kolombiya Cumhuriyeti’ni kurmuş ve başkanlığını ilan etmiştir (Erdoğan, 2019: 353). Latin Amerika ülkelerinin ortak geçmişinin merkezinde sömürgecilik deneyimi vardır ve bu sömürgecilik mirası kıtada Bolivarcı anti-emperyalist düşüncenin temeli olmuştur (Topal, 2009: 121).Bolivar’ın başkanlık dönemi uzun sürmemiş, 1830 yılında Venezuela’da General Antonio Paez’in öncülük ettiği bir grup asker ayaklanma çıkarmış ve Venezuela’nın Büyük Kolombiya Cumhuriyeti’nden ayrıldığını ilan etmiştir. Bu ayaklanmadan sonra General Paez Venezuela’nın devlet başkanı olmuş ve 40 yıllık yönetimi başlamıştır. Bu yıllarda ülkede iki partili sistem (Muhafazakar Parti ve Liberal Parti) özümsenmiştir. Bu sistem, Venezuela’da 1998 yılına kadar sürecek olan iki partili demokratik sistemin de temeli olmuştur. 1830 ve 1899 yılları arasında ülkede iktidar 42 kez değişikliğe uğramıştır (Erdoğan, 2019: 353; Dinçer, 2017: 29). 1945 ve 1948 yılları arasında, 1928 Hareketi ve Demokratik Hareket Partisi’nin (AD) başkanı Romulo Betancourt devlet başkanı olmuş ve bu dönemde ülkede ilk kez demokratik seçimler yapılmıştır(Erdoğan, 2019: 353).

Venezuela’da petrol ilk defa 1900’lü yılların başında çıkarılmış ve yine 1900’lerin başında petrol çıkarım hakkı özel petrol şirketlerine kiralanmaya başlanmıştır (Ellner,2006; Dinçer, 2017: 1).

1958 yılında Demokratik Hareket Partisi (AD), Hristiyan Demokrat Parti (COPEI) ve Demokratik Cumhuriyet Partisi (URD) demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, adil seçimlere ve siyasi istikrara saygı duyacaklarını açıklayan ‘’Punto Fijo Paktı’’nı imzalamışlardır. Bu pakt ile seçimi kaybedip, iktidar olamayanlar darbe yapmayacaklarına, seçim sonuçlarına saygı göstereceklerine ve hangi parti iktidara gelirse gelsin diğer partileri de kapsayan bir hükümet kuracaklarına dair söz vermişlerdir (Coppedge, 2003; Öğütçü, 2013; Erdoğan, 2019: 353).Bu paktın demokrasisi iki partili sistem şeklindedir, belirli aralıklarla seçim yapılarak yönetim 40 yıl boyunca Demokratik Hareket Partisi (AD) ve Hristiyan Demokrat Parti (COPEI) arasında el değiştirmiştir (Dinçer, 2017: 1).  1958-1989 yılları arasında Latin Amerika’nın en istikrarlı ülkelerinden biri Venezuela olmuştur. Fakat bu dönemin sonrasında ülkede birçok ekonomik ve siyasi kriz ile karşılaşılmıştır. 1988 senesine gelindiğinde Venezuela’nın dış borcu artmış ve halk son derece fakirleşmiştir. 1992 yılında Venezuela’da iki askeri darbe girişimi olmuş, o yıllarda teğmen olan Hugo Chavez, Devrimci Bolivarcı Hareket – 200’ü (MBR-200) kurmuş fakat başarı elde edilemeyen darbe teşebbüsü nedeniyle iki yıl hapis cezası almıştır (Erdoğan, 2019: 353).Tutuklanmadan önce teslim olmak şartı ile kendisine destek olan subaylarla silahlarını bırakmaları konusunda cesaret vermek için televizyonda bir dakika konuşmak istediğini belirten Chavez, bu isteğinin kabul edilmesinden sonra ekranlarda yaptığı konuşmada amaçlarına ‘’şimdilik’’ ulaşamadığını söylemiş, darbe girişiminin bütün sorumluluğunu üzerine almış ve desteğini aldığı kişilerin silahlarını bırakmalarını istemiştir. Onun bir halk kahramanı olmasını sağlayan konuşma bu olmuştur. Mart 1994’te Rafael Caldera başkan seçilmiştir, geçen bu iki yıl süre içerisinde cezaevinde bulunan Chavez’in popülaritesi daha çok artmış ve seçilen yeni başkanın affı ile Chavez serbest bırakılmıştır. Cezaevinden çıktıktan hemen sonra siyasete adım atmış ve Beşinci Cumhuriyet Hareketi’ni (MVR) kurmuştur (Işık, 2013: 150). Ülkeye bağımsızlığını kazandıran Simon Bolivar’ın görüşlerinden çok fazla etkilenmiş olan Chavez, onun mirasına gönderme yaparak Beşinci Cumhuriyet Hareketi (MVR) adlı sol koalisyonu kurmuştur. Pakt demokrasisinde yönetimin dışında kalmış olan sol kanat partiler de bu koalisyonda bulunmuştur (Dinçer, 2017: 2).

1998 seçimlerinde MVR’den Hugo Chavez Başkan adaylığını koymuş ve seçimleri kazanarak pakt demokrasisini sona erdirmiştir. Halkı yönetimde daha etkili kılmak amacı ile ülkedeki var olan temsili demokrasi modelini de katılımcı demokrasi modeline çevirmiştir (Dinçer, 2017: 2).

Chavez liderliğindeki hükümet yeni bir anayasa yapmak amacıyla referandum düzenleyerek anayasa meclisi oluşturmuştur. Anayasa yazım çalışmaları sonucunda taslak metin 1999 yılında referanduma sunulmuştur. Yüzde 71.2 oy ile onaylanan yeni anayasaya ‘’Bolivarcı Anayasa’’ adı verilmiş ve ülkenin yeni adı ‘’Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’’ olmuştur. Yeni anayasanın yürürlüğe girmesinden sonra 2000 yılında ‘’Büyük Seçim’’ adı verilen, tüm siyasi birimleri kapsayan seçimlerden MVR zaferle çıkmıştır (Erdoğan, 2019: 354).

5 Kasım 2013 yılında Hugo Chavez hayatını kaybettikten sonra Başkanlık koltuğuna önce vekaleten sonrasında seçimle oturan Nicolas Maduro aynı zamanda 1998 sonrası oluşan yeni siyasi akımın kurucularından biridir. 1992 yılında başarısız olan darbe girişiminden sonra Hugo Chavez’in hareketine katılan Nicolas Maduro o yıllarda otobüs şoförü ve Şoförler Sendikası Başkanı’dır. Maduro, 1998 seçimlerinde Ulusal Meclis’e, Anayasa Referandumu öncesi Anayasal Meclis’e seçilmiş, Başkan Chavez tarafından 2006 senesinde Dışişleri Bakanlığı’na, 2012 senesinde de Başkan Yardımcılığı’na getirilmiştir. Chavez’in ölümünden sonra seçimler yapılana kadar da başkanlık koltuğuna oturmuştur (Dinçer, 2017: 43).

Ulusal Seçim Komisyonu (CNE), Chavez’in ölümünden beş hafta sonra seçimlerin yapılmasına karar vermiştir. Nicolas Maduro, PSUV ve sol partilerin oluşturduğu koalisyon, GPP tarafından başkanlık seçimlerine aday gösterilmiştir. Muhalefet bloğunda MUD adayı Henrique Capriles’tir. Henrique Capriles 2012 seçimlerinde Hugo Chavez’e yüzde 11 oy farkıyla seçimi kaybetmiştir. Seçim kampanyaları sırasında Maduro açıklamalarında Chavez’in mirasçısı olduğunu vurgularken Capriles ise iyiye gitmeyen ekonomiyi düzelticeğini vurgulamıştır. 14 Nisan 2013 seçimlerinin sonucunda oyların yüzde 50,6’sını Maduro almış ve yeni ülke başkanı olmuş, Capriles ise 300 bine yakın oy ve yüzde 1,49 oy farkı ile seçimleri kaybetmiştir. Seçimlerin bu kadar az bir farkla sonuçlanması ülke içinde ve dışında bazı problemlere sebep olmuş, seçimlerin güvenilirliği sorgulanmıştır. ABD seçim sonuçlarını tanımayacağını bildirmiştir. Muhalefet seçim sonuçlarını kabul etmemiş ve Anayasa Mahkemesine itirazını beyan etmiştir. Buna ek olarak seçmenleri de sokaklara çıkmaya davet etmiş ve binlerce kişi protestolara katılmıştır. Sonucunda Anayasa Mahkemesi seçimlerin adil olduğu konusunda kararını vermiştir (Dinçer, 2017: 44).

Dünyanın en çok petrol rezervini elinde bulunduran ülkelerden biri de Venezuela’dır. Venezuela ekonomik, siyasi ve insani krizi günümüzde yoğun bir şekilde yaşamaktadır (Erdoğan, 2019: 354).

2. VENEZUELA EKONOMİSİ

Batı Avrupalı kaşiflerin keşfettiği Latin Amerika coğrafyasındaki zenginlik, sömürgeci devletlerin yüzyıllarca bölgeyi paylaşma konusu gündeminden düşmemiştir. Topraklarının zenginliği sebebiyle keşfedildiği günden beri acımasızca harap edilen bu coğrafya, siyasal bağımsızlığını kazanmasına rağmen sömürge yıllarının etkisi olarak sermayenin olmayışı ve ekonomik bağımlılık ile mücadele etmek durumunda kalmıştır. Sömürgecilik anlayışının yerini emperyalizmin aldığı 19.yüzyılda serbest piyasa rekabetinin en üst noktayı bulduğu ve güçlü sermayesi bulunan ülkelerin gelişmemiş ülkelerdeki emek sömürüsünü kullanarak çok daha fazla kar elde etmeye çalıştıkları görülmektedir. Günümüzde hala değerli kaynakları içinde bulunduran bu coğrafyada özellikle Venezuela, hidrokarbon kaynakları ile ön plana çıkmaktadır.

Venezuela, bölgedeki istikrarın korunması açısından dünya ticaretinde önemli bir konumda bulunmaktadır. Elinde bulundurduğu kaynaklar ve stratejik konumu dolayısıyla Venezuela, ABD’nin Latin Amerika’daki sahip olduğu çıkarlarını koruma açısından daima büyük bir önem taşımıştır (Çin, 2019: 2-4). 2015 yılı itibariyle Venezuela, 300 milyar varil ile dünyanın kanıtlanmış en büyük petrol rezervine sahiptir (OPEC, 1 Ekim 2016; Dinçer, 2017: 6). Venezuela ekonomisi yüksek oranda petrol üretimine ve petrol gelirlerine bağımlıdır (Ağdemir, 2017: 224).  Ülkede petrol ilk kez 1908 yılında çıkarılmıştır. Devletin kendi eliyle petrol çıkarması uzun soluklu olmamış, 1909’da Venezuela’da petrol çıkarım hakkı özel bir şirket olan British Petrol (BP) şirketine kiralanmıştır. Bu durumun sonucunda o yıla kadar temel geçim kaynağı tarım olan ülke (özellikle kahve), zamanla petrole dayalı bir ekonomiye dönüşmüş ve Venezuela günümüzde kahveyi dahi ithal eder olmuştur (Dinçer, 2017: 26-29). 1960 yılında kurulan OPEC’in, 5 kurucu üyesinden biri de Venezuela’dır (Kaya, 2014: 194). OPEC’in kurulmasıyla beraber petrol fiyatlarının denetlenmeye başlaması Venezuela’yı bölgede etkin bir ülke konumuna getirmiştir. İlk zamanlarda OPEC üzerinden belirlenen petrol fiyatları ve üretim miktarlarının kontrolü konusundaki çalışmalarda başarı sağlanamamış ancak 1973 Petrol Krizi’nden sonra kontrol ve fiyat politikaları belirli dönemlerde istikrar sağlamıştır. İlerleyen zamanlarda tekrar bozulmaya uğrayan istikrar Chavez’in Venezuela’da başkanlığa geleceği döneme kadar devam etmiştir (Kaya, 2014: 195).

1973 Petrol Krizi ile beraber Venezuela’da petrol gelirinde önemli bir artış yaşanmıştır. 1973-1974 yılları arasında petrolün varil fiyatı 11.44 dolardan 36.84 dolara yükselmiş ve ülkenin geliri 3.82 milyar dolardan 9.95 milyar dolara yükselmiştir. Yaşanan artış ile birlikte ülke ekonomisinin gelişmesi doğrultusunda 1976 yılında ülkenin tek milli petrol şirketi olan Venezuela Petrolleri A.Ş. (PDVSA) kurulmuştur. Fakat 1980’li yıllarda Venezuela’nın sanayileşmesi amacıyla yapılan harcamaların getirisi olmaması ve yolsuzluklar sebebiyle ülke ekonomisinde yeniden bozulma meydana gelmiştir (Kaya, 2014: 195-196). 1982 Dış Borç Krizini atlatmak isteyen ülkeler (Meksika, Arjantin, Venezuela, Kolombiya vb.) siyasi rejimleri demokratik veya otoriter olması farketmeksizin neoliberal ekonomi politikaları uygulamaya başlamıştır. 1988 yılına gelindiğinde Venezuela halkı gitgide fakirleşmiş ve dış borç son derece artmıştır. 1988 başkanlık seçimleri kampanyasında IMF’yi ‘’insanları öldüren sadece binaları ayakta tutan nötron bombası’’, Dünya Bankası çalışanlarını ise ‘’soykırım çalışanları’’ olarak tanımlayan ve IMF politikalarını aleni bir şekilde eleştiren eski ülke başkanı Carlos Andres Perez o dönemde tekrardan başkan seçilmiştir. Perez’in tekrar başkan seçilmesindeki iki büyük faktör; neoliberalizme karşı tutumu ve halkın 1973 Petrol Krizi dönemindeki refahı unutmamış olmasıydı. Halk, Perez’in refahı yeniden sağlayabileceği umudunu taşıyordu. Ancak Perez başkan seçildikten üç hafta sonra yeni neoliberal ekonomi politikaları uygulamaya başladı ve kamu kurumlarını özelleştirip yerli üretime devlet desteğini kaldırmıştır. Bu gelişmelerin sonucunda Venezuela’da anti-neoliberal eylemler başlamıştır. Anti-neoliberal eylemlerin yaşandığı ilk ülke Venezuela olmuştur. 27 Şubat 1989’da Venezuela’nın Caracazo kentinde şehir içi ulaşım biletlerine yüzde yüz zam yapılmasıyla başlayan ufak çaplı protesto, aynı gün içinde bütün ülkeye yayılmış ve neoliberal ekonomi politikalarına karşı büyük bir protestoya dönüşmüştür. Hükümet ise olağanüstü hal ilan ederek anayasal hakları askıya almıştır. Tüm güvenlik güçleri (asker, polis ve istihbarat teşkilatı) ‘’düzeni’’ tekrar sağlamak için görevlendirilmiştir. 10 Mart’a kadar devam eden ayaklanmada binlerce insan ölmüş ve yaralanmıştır (Dinçer, 2017: 33-34).

Caracazo ayaklanması, ülkedeki yoksul kesimin kötü durumda olan ekonomik gidişatı durdurma isteğidir. Petrol üretimini ve ülke yönetimini elinde tutan Punto Fijo eliti zamanla zenginleşirken, halk fakirleşmiştir. Bugün dahi devam eden toplumsal ayrışmanın temelini Punto Fijo oluşturmaktadır. 1980’li yılların ekonomik bunalımından kurtulmaya çalışırken yanlış uygulanan neoliberal ekonomi politikaları, artan yoksulluk ve yolsuzluk, gelir dağılımındaki adaletsizlik, siyasi kayırmacılık vs. ülke ekonomisinin daha da bozulmasına ve ekonominin dışa bağımlı hale gelmesine sebep olmuştur. Bu gelişmelerin sonucunda Venezuela halkı Punto Fijo demokrasisinden uzaklaşmış ve yeni bir lider, yeni bir yönetim arayışına girmiştir. Halkın bu tutumu 1990’lı yıllarda Punto Fijo hareketine dahil olmamış bir partinin ve başkanın seçilmesiyle sonuçlanmıştır (Dinçer, 2017: 34-35).

1980-1998 yılları arasında yanlış uygulanan neoliberal ekonomi politikaları sonucunda Venezuela’da halkın çok belirgin bir şekilde kutuplaştığı, yüksek gelirli kesimin yaşadığı mahallelerin elektrikli teller, güvenlik kameraları, yüksek duvarlar ve özel güvenliklerle korunması ve halkın büyük bir kısmının ise kenar mahallelerde, gecekondularda yaşadığı siyaset bilimciler tarafından ortaya konmuş bir gerçektir. Bu dönemde ülkede gelir dağılımı eşitsizliği ciddi biçimde artmıştır. O dönemde ülkenin başında bulunan Perez hükümeti, beş yıl süresince kendisinden önce gelen diğer hükümetlerin hepsinden daha çok harcama yapmış ve zamanla dış borcun artmasına sebep olmuştur. Yaşanan bu kötü olaylar üzerine petrol fiyatlarındaki düşüş ile 1980’li yıllarda Venezuela tarihindeki en büyük ekonomik krizin temel sebebi olmuştur (Dinçer, 2017: 3-29).

 1993 seçimlerinde COPEI partisi eski üyesi olan RafaelKaldera koltuğa oturmuştur ve iktidarının ilk yıllarında neoliberalizme karşıt söylemlerde bulunmuş fakat eski başkanPerez gibi ilerleyen dönemde neoliberal politikalar uygulamaya başlamıştır. 1996 yılında 18 bankanın iflas etmesi ve enflasyon oranının yüzde yüze çıkmasıyla IMF ile anlaşma yoluna başvurmuştur. Yine bu yıl içerisinde IMF’den borç alarak ülkede kemer sıkma politikaları uygulamaya başlamıştır. Caldera hükümeti de 1980’lerden bu yana süre gelmiş rejimlerin politikalarından farklı bir politika izlememiştir (Dinçer, 2017: 36).

Hugo Chavez 1998 yılındaseçimleri kazanmasıyla, halk petrol gelirlerinden önceki dönemlere nazaran daha çok yararlanmaya başlamıştır. 2005 yılında sosyal yardımlar aracılığıyla halka aktarılan petrol geliri miktarı, Punto Fijo dönemine göre 5 kat artmıştır (Dinçer, 2017: 35).Venezuela’nın petrolü etkili bir şekilde kullanmaya başlaması ve uluslararası alanda düşman gördüğü ülkelere karşı bir tehdit aracı olarak kullanmaya başlaması Hugo Chavez’in başkanlığıyla başlamıştır. Chavez’in öncelikli hedefi Venezuela ekonomisine artı bir gelir sağlamak amacıyla petrol fiyatlarını yükseltmekti. Chavez bundan sonrası için ‘’dünya ucuz petrolü unutmalı…’’ söyleminde bulunuyordu. Chavez’in politikalarından biri de PDVSA ile petrol endüstrisinin millileştirilmesi, özelleşmeleri engellemekti. Chavez’in daha önce yönetime karşı yaptığı en büyük eleştiri neoliberal politikalar uygulanması konusuydu. Neoliberal politikalar sonucunda gerçekleştirilen özelleştirmelere karşı çıkmakta ve özellikle petrol endüstrisinin devlet kontrolü altında olması gerektiğini vurgulamaktaydı(Kaya, 2014: 194-199).Chavez döneminde istikrarın sürekliliğini sağlayan sebeplerden biri, OPEC’in kararlarına uyma kararı alması ve OPEC üyesi ülkelerle ortak politika yürütmesidir. Bu istikrarın sonucunda OPEC ülkeleri, uluslararası alanda petrol fiyatları ve üretim miktarları konusunda daha fazla söz sahibi olmuşlardır (Kaya, 2014: 195).

Demokratik seçimlerle ülkedeki bütün siyasi birimleri eline almış olan Chavez yönetimi 2001 senesinde 49 tane anti-neoliberal yasayı kapsayan paketi açıklayarak ilk icraatını gerçekleştirmiştir. Yasaların içeriği kısaca ekonomik değişimleri kapsar. Bu yasaya göre devlet gelirlerinin artması hedeflenerek ülkenin en büyük petrol şirketi olan PDVSA’nın hisselerinin devlete geçmesi amaçlanmıştır. Yine bu yasaya göre ülkede petrol ticaretine girmek isteyen yabancı petrol şirketlerine yüksek vergi ödemeleri çıkartılmıştır. Toprak Kanunu ile halka dağıtılması amacıyla tarım toprakları kamulaştırılmıştır. Bir başka yasa ise Sosyal Güvenlik Sisteminin özelleştirildiği yasanın iptali için hazırlanmıştır. Ülke ekonomisi üzerinde gerçekleştirilen bu keskin dönüşüm, Chavez yönetimine olan tepkiyi çoğaltmıştır. Petrol, tarım ve balıkçılık sektörlerindeki kamulaştırmalar, Venezuela’daki orta ve üst sınıfın özel mülkiyet hakları konusunda tedirginlik duymasına neden olmuştur. Venezuela’nın en önemli gelir kaynağı olan petrol üretiminin kamulaştırılması; hükümetle Punto Fijo elitleri arasında günümüzde hala devam etmekte olan çatışmalara sebep olmuştur (Dinçer, 2017: 38).

Chavez yönetiminin atmış olduğu en büyük adım ‘’Misyon’’ adı verilen sosyal yardım programlarını faaliyete geçirmektir. Bu Misyonlar sonrasında Venezuela’da yoksulluk ve açlık sınırında yaşayan insanların oranı büyük derecede düşüş göstermiştir. Latin Amerika kıtasının en düşük oranlı gelir dağılımı adaletsizliğine sahip ülkesi Venezuela olmuştur. Ülkede refahı son derece artıran bu çalışmalar sonucunda Venezuela’da Chavez yönetimine olan destek daha da artmıştır. Hugo Chavez uyguladığı sosyalist ekonomi politikalarından sonra oylarının daha çok yükseldiğini görmüş ve bundan sonrası için bu politikalarını daha radikal bir biçimde uygulama kararı almıştır. Bu nedenle ‘’21.Yüzyıl Sosyalizmi’’ kavramına konuşmalarında çok kez yer vermiştir. 21.Yüzyıl Sosyalizminin esas amacı sosyalist demokrasiyi kurmak, yoksulluğu azaltmak, gelir dağılımı eşitsizliğini ortadan kaldırmaktır. Başkan Chavez ise bu kavramı 2006 yılında bir konuşmasında şu şekilde dile getirmiştir:

‘’Sosyalizmi yeniden tanımlamamız gerek. Sovyetler Birliği’ndeki gibi bir sosyalizm olmamalı; rekabete değil, işbirliğine dayalı bir sistem olmalı. Kapitalizm gibi bir sistemle dünyanın nüfusunun çoğunluğunun sahip olduğu yoksulluk sorununu çözmek imkânsızdır. Kapitalizmi aşmalıyız. Sovyetler Birliğinin yaptığı gibi devlet kapitalizminden medet umamayız. Sosyalizmi bir tez, bir proje ve bir yol gibi ele almalıyız, yeni bir tür sosyalizm, makineleri veya devleti her şeyin üstünde tutan değil, insanı üstün tutan hümanist bir sosyalizm’’ (Dinçer, 2017: 39-40).

Chavez’in faaliyete koyduğu iç ve dış politikalar öncelikle Güney Amerika bölgesinde daha sonra bütün dünyada büyük bir etki yaratmıştır. Chavez’in yarattığı bu etkiyle beraber Latin Amerika kıtasında Chavez tarzı ekonomi ve siyaset politikaları izleyen liderler harekete geçmiş ve bölgede sağlam bir sol grup ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda Chavez; Rusya, Çin ve İran gibi güçlü bir karşı hegemonya potansiyeli olan ülkeler ile iş birliği gerçekleştirerek sadece Venezuela için değil Latin Amerika çapında çoğu ülke için yeni ticaret ortaklıkları ve yatırım imkanları sağlamış, yeni müttefikler edinmeyi başarmıştır (Işık, 2013: 152).

Hugo Chavez yönetiminde faaliyete geçirilen politikalar ile Venezuela, Bolivarcı düşüncenin etkisi altına girmiş ve sosyalist sistemin temeli atılmış, bu doğrultuda liberal değerleri ve dolayısıyla Amerikan çıkarlarını tehdit eder duruma gelmiştir (Çin, 2019: 11).

2013 yılında Hugo Chavez’in ölümünden sonra başkanlık koltuğuna önce vekaleten, sonrasında seçimle gelen Nicolas Maduro esasen 1998 sonrası oluşan yeni siyasi akımın önderlerinden biridir (Dinçer, 2017: 43) Başkan Chavez’in ölümünün kısa bir süre öncesinde meclisten geçen devalüasyon kararının ardından ülke para birimi Bolivar’ın bire on yedi oranında değer kaybetmesi ile ülkedeki enflasyan rakamlarında büyük bir yükselme gerçekleşmiş ve enflasyon 2012’de yüzde 24 iken, 2014’te yüzde 75’e kadar çıkmıştır (Dünya Bankası Verileri, 10 Ağustos 2016: Dinçer, 2017: 44). Petrol dışında hemen hemen hiçbir şey üretmeyen Venezuela uzun yıllarda temel gıda maddelerinde dahi çoğu üretim mallarında dış ülkelere bağımlı bir duruma gelmiştir. Alınan devalüasyon kararı ile ithal malların fiyatları yükselmiş, bunun üzerine yükselen enflasyon etkisiyle birlikte söz konusu maddelere ulaşım neredeyse imkansız hale gelmiştir (Dinçer, 2017: 44). Nicolas Maduro dönemine denk düşen bu olumsuz gelişmeler muhalefeti güçlendirmiş, Venezuela son zamanların en derin siyasi ve ekonomik krizleriyle karşı karşıya gelmiştir. Maduro hükümetinin karşılaştığı ana problemler; suç oranlarının ciddi bir biçimde yükselmiş olması, seçimlerde hile yapmakla suçlanması ve böylece Maduro hükümetine olan güvenin sarsılması, yolsuzluk iddiaları ve ekonomik sorunlardır. Toplumsal sorunların son derece fazlalaştığı bu dönemde 2014 yılında şiddetli protestolarla karşı karşıya gelmiştir. Enflasyon yüzde 56’lara kadar yükselmiş ve halk hükümetten ekonomik taleplerde bulunmuştur. Buna karşılık protestoların orantısız bir güç ile bastırılması sonucunda bu süreç ‘’demokrasi’’ direnişine evrilmiştir. Barack Obama hükümeti yaşanan bu protestolardan ötürü Caracas yönetimini suçlamıştır. Obama yönetiminin Maduro hükümetine yönelik sert eleştirilerine ek olarak ‘’Venezuela’da İnsan Hakları ve Demokrasiyi Koruma Yasası’’ ile Venezuela’ya yönelik yaptırımlarda bulunmasına karar verilmiştir. Obama döneminde Venezuela ile ABD arasındaki ilişkiler daha önceki yılların devamı niteliğinde, oldukça kötü bir süreçte ilerlemiştir. Nicolas Maduro, Obama’yı emperyalizmin en kötü hali olarak dile getirirken ‘’kimse onun kadar kötü olamaz’’ ifadesini kullanmıştır. 2016 yılında göreve gelen Donald Trump tarafından Maduro hükümeti, illegal diktatörlük olarak tasvir edilmiştir (Çin, 2019: 22-23).

Nicolas Maduro döneminde ekonomik bağlamda son derece olumsuz bir gidişatta olan Venezuela, Trump hükümetinin uluslararası alanda hukuki, siyasi ve ekonomik alanlarda tepkisiyle karşılaşmıştır. Trump hükümetinin yaptırım kararları neticesinde petrol ihracatı konusunda problemler karşılaşan Venezuela, üretimin düşmesi ile hiperenflasyon sürecine girmiştir. Yaşanılan ekonomik kriz sürecini yönetmekte başarı sağlayamayan Maduro hükümeti, ABD’nin Venezuela’ya yönelik faaliyete geçirme kararı aldığı ekonomik yaptırımların yanı sıra siyasi baskısıyla son derece sosyoekonomik problemlerle yüz yüze gelmiştir. Karşılaşılan ağır yaptırımlar, kısa vadeli çözüm planları, Venezuela halkının temel gıda ürünleri ve sağlık gereçleri konusunda sorunlarla karşılaşmasına neden olmuştur. Venezuela’da yaşanan siyasi ve ekonomik bunalım, Latin Amerika’da son yıllarda görülmüş en yoğun göç dalgasının yaşanmasına neden olmaktadır. Ağır yaptırımlar ile mücadele eden ve halkın alım gücünün çok düştüğü bu ülkeden büyük oranda Kolombiya ve komşu ülkelere göç yaşanmıştır (Çin, 2019: 24-25).

Sahip olduğu zenginliği verimli şekilde kullanamayan ve yapılan toplam ihracatın yüzde 91’i petrol satışına bağlı olan Venezuela’da ülke ekonomisinin petrol ticaretine bağımlı noktaya gelmesine neden olmuştur. Dünyanın en fazla ham petrol rezervine sahip Venezuela’nın, petrol üretimi konusunda son derece düşük seviyede kalması ve ekonomide alternatif planların yapılamaması yaşanan krizin derinleşmesine yol açmıştır (Çin, 2019: 26).

 

     3. VENEZUELA – TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

Türkiye – Venezuela ilişkileri, birkaç sene öncesine kadar kültürel ve coğrafi uzaklık gibi sebeplerle sınırlı devam etmiş olsa da önceki Venezuela devlet başkanı Hugo Chavez ve mevcur başkan Nicolas Maduro döneminde karşılıklı adımlarla iki ülke arasındaki ilişkilerde büyük bir yakınlaşma oluşmuştur. Türkiye’nin Güney Amerika kıtasındaki ilk diplomatik ilişki kurduğu ülkelerden biridir. Venezuela – Türkiye arasında resmi ilişkiler 1950 yılında başlamıştır. Karakaş Büyükelçiliğimiz 1957 yılından beri hizmet vermektedir. Bununla birlikte, Karakaş’tan sonra ülkedeki ikinci en kalabalık şehir Maracaibo’da da bir konsolosluğumuz bulunmaktadır. Venezuela’nın Türkiye’deki diplomatik ilişkilerinde Ankara Büyükelçiliği ve İstanbul Konsolosluğu görev yapmaktadır.2016 yılında İstanbul’da 23.Dünya Enerji Kongresi düzenlendiğinde, Venezuela devlet başkanı Nicolas Maduro ülkemizde bulunmuştur. 2017 yılında da ülkemizi ziyaret ederek, aynı senenin Aralık ayında Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı İslam Birliği Teşkilatı (İİT) bünyesine Gözlemci Üye ve Bağlantısızlar Hareketi Dönem Başkanı olarak katılmıştır. Aynı zamanda Temmuz 2018’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın göreve başlaması sebebiyle Maduro bir kez daha Türkiye’yi davet etmiştir.

Türkiye - Venezuela arasında Balkanlar ve üst düzey devlet yetkilileri görüşmeleri yoğun bir şekilde sürmektedir. Ziyaretlerin etkisiyle ülkeler arası ilişkiler güçlenerek, yeni antlaşmalar imzalanmaktadır. İki ülke arasında turizm, eğitim, kültür, ticaret, enerji, diplomasi, tarım gibi farklı alanlarda toplamda 11 antlaşma imzalanmıştır.

Venezuela – Türkiye arasındaki diplomatik ilişki, ticaret alanında da etkisini göstermektedir ancak ticaret hacmi dalgalı bir grafik izlemektedir. Bunun sebeplerinden beri Venezuela’nın ekonomik koşulları ve uluslararası piyasalarda yaşanan dalgalanmalardır. Türkiye – Venezuela arasındaki ticaret hacminin en yüksek seviyeye ulaştığı yıl 2012 yılıdır. 2012’de 353 milyon seviye ile en yüksek düzeye ulaşmış, 2017 yılında ise 37 milyon doları Türkiye’den Venezuela’ya ihracat, 116 milyon doları ithalat olmak üzere toplam 154 milyon dolardır. Mayıs ayında imzalanan Ticaret Antlaşmasından sonra yılın ilk üç ayındaki ticaret hacmi yarım milyar doları aşmıştır. Yıl sonunda ulaşılmak istenen hedef 2 milyar dolardır. Venezuela ve Türkiye’nin ticaretinde başlıca ihracat ürünleri buğday, makarna, tekstil ve temizlik ürünleridir. İthalat kalemleri ise demir cevheri ve demirden mamül ürünler ve petrol ürünleridir (insamer.com/tr/venezuela_871.htm).

 

 

KAYNAKÇA

 

ÇİN, Gökhan (Mayıs 2019). ‘’Amerika Emperyalizminin Latin Amerika’daki Son Örneği: Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nde Yaşanan Krizler.’’ Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, sayı: 8: 1-37.

DİNÇER, Pelin Deniz (2017). ‘’Devlet-İçi Çatışma Analizi: Chavez ve Maduro Dönemlerinde Venezuela’da Politik Çatışmalar.’’ Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir.

ERDOĞAN, Oğuzhan (27 Şubat 2019). ‘’Venezuela’da Yerel Yönetimler.’’ Ömer Halisdemir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 12(3): 351-360.

IŞIK, Mehmet (2013). ‘’Venezuela’da Gerçekleşen Nisan 2002 Askeri Darbesinin Yazılı Basında Sunumu.’’ Uluslararası Sosyal Araştırma Dergisi, 28(6).

KAYA, Emrah (Nisan 2014). ‘’Hugo Chavez’in Petrol Politikası ve ABD.’’ SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 31: 193-208.

insamer.com/tr/venezuela_871.htm

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Deniz Berktay   - 13-10-2021

Fener Patrikhanesi ve Asimilasyon

Dünyanın pek çok yerinde, dinle siyaset, iç içe geçmiş durumda. Hıristiyanlığın Ortodoksluk mezhebi de, siyasetin yoğun müdahalesine maruz kalmakta.