Yeni Aktörler ve Geleneksel Politikalarla ABD’nin Orta Doğu Siyaseti

Yazan  23 Mart 2013

 

Giriş

ABD’deki başkanlık yarışının Obama lehine sonuçlanmasından sonra, 20 Ocak 2013’de Barack Obama ikinci kez başkanlık makamına gelmiştir. Obama’nın ikinci dönemi, ABD’nin hem iç hem de dış politikası için önemli bir dönüm noktası olabileceği ileri sürülmektedir.[1] Obama Oval Ofise ikinci kez yerleşmesiyle birlikte ekonomik kriz, bireysel silahlanma gibi iç siyasete dönük sorunların çözümüyle uğraşırken, dış politikada ise Orta Doğu ve Asya Pasifik bölgesindekiAmerikan çıkarlarının korunması ve genişletilmesi ile ilgili sorunlarla karşılaşacaktır.

Orta Doğu ve Asya Pasifik bölgelerine ABD’nin ilgisi II. Dünya Savaşı ile artmıştır. Özellikle Orta Doğu 11 Eylül saldırılarından sonra Vaşington’un öncelikli dış siyaset konusunu oluşturmuştur. ABD’nin Afganistan ve Irak işgali ile geçen Oğul Bush döneminden sonra Barack Obama’nın ilk döneminde “Obama Doktrini” olarak anılan ve ABD’nin İslam karşıtı olduğu söyleminden uzaklaşılmaya çalışan uygulamaların, Arap Baharı olarak anılan toplumsal hareketlerle seyri değişmiştir. Obama’nın ikinci döneminde de ABD’nin Orta Doğu ile olan ilgisinin kesilmeyeceğinin sinyalleri verilmektedir. Bu çalışmada Obama’nın kabinesinde yaptığı değişiklikler ışığında Orta Doğu politikasının nasıl bir seyir izleyeceği tahlil edilmeye çalışılacaktır. Çalışmada öncelikle Obama’nın yeni dış politika aktörleri ele alınacak, ardından bu kabine yapısınınABD’nin Orta Doğu politikasına yansımaları incelenecektir.

Amerikan Dış Politikasında Yeni Aktörler

ABD Başkanı Obama ikinci döneminde kabinesinde yapmayı planladığı değişikliklere Dışişleri, Savunma Bakanlıklarının yanı sıra CIA başkanlığını da dâhil etmiştir. Ancak Dışişleri ve Savunma Bakanlığı atamaları gerçekleşmiş; CIA Başkanlığı ataması henüz kesinleşmemiş durumdadır. Özellikle Savunma Bakanı Hagel’ın atanma süreci zorlu olmuştur. Bu atamanın zor gerçekleşmemesinin sebepleri için çeşitli nedenler ortaya konabilir. Savunma Bakanı Chuck Hagel’ın atanmasına Cumhuriyetçiler tarafından engel olunmaya çalışılmasının temel sebepleri arasında Hagel’ın Cumhuriyetçi Senatörken 2007 yılında Irak’a daha fazla asker gönderilmesine karşı çıkması ve İran’ın nükleer programına dair çözümleri diplomatik yollarla halletmek istemesi gösterilmektedir. Bu iki sebep Senato’nun Silahlı Kuvvetler Komitesi’nden 14’e karşı 11 oy alarak onaylanan Hagel’ın Senato oturumuna getirilmesinin engellenmeye çalışılmasına neden olmuştur. Hagel’ın dışışileri bakanlığına atanması ile önceden İran ile diplomatik yollardan nükleer görüşmeler yürüteceği mesajları vermesi ABD’nin Orta Doğu’daki önemli müttefiki İsrail için istenmeyen bir durum oluşturmuştur. Bu yüzden AIPAC gibi İsrail için etkili lobi faaliyeti yürüten topluluklar Hagel’ın atanmasının engellenmesi için yoğun çaba sarf etmiştir. Obama’nın Hagel’ı aday göstererek Cumhuriyetçilerin tepkilerinden kaçınmak istediği ileri sürülse de Savunma Bakanın Cumhuriyetçi Parti ile önemli bir bağının kalmaması ve muhalif yapısı Obama’nın bu isteğini engellemektedir. 

Hagel’ın Senatörlük oylamasının engellenmeye çalışılması da Cumhuriyetçi kökeninin kabul görmediğinin ifadesidir. Senato Silahlı Kuvvetler Komitesinden aldığı onayın ardından Hagel’ın 55 Demokrat üye ile çoğunluğu elinde bulunduran Obama Yönetimi kontrolündeki Senato’dan onay almasına sıra gelmiştir. Ancak bu aşamadan önce Hagel’ın bakanlığının görüşülebilmesi için tartışma aşamasının tamamlanması gerekmiştir. Bu aşamanın tamamlanması için gerekli oy sayısı 60 olduğundan Cumhuriyetçi Parti bu noktada oylamayı geciktirmeye çalışmıştır.[2] Yine de bütün bu tartışmalara rağmen, Chuck Hagel’ın atanması gerçekleşmiştir. Chuck Hagel’ın atanması ABD’nin Eisenhower’a hayranlığını gizlemeyen bir dışişleri bakanına sahip olmasını da yol beraberinde getirmiştir. David Ignatius’a göre Chuck Hagel kendisini Eisenhower Cumhuriyetçisi[3] olarak tanımlamaktadır. Eisenhower’ın görev yaptığı dönemde İsrail lobisi ve aşırı sağcı McCarthy gibi senatörlerle iyi ilişkilerinin olmadığı dikkate alınacak olursa Hagel’ın bu açıklaması daha net anlaşılacaktır. Ayrıca aynı makalede Ignatius, Hagel’ın Eisenhower hayranlığını, David A. Nichols tarafından yazılan “Eisenhower 1956: The President’s Year of Crisis-Suez and the Brink of War” adlı kitaptan aralarında ABD Başkanı Obama, Başkan Yardımcısı Joe Biden gibi siyasetçilerin de bulunduğu senatörlere dağıttığını ifade ederek[4] ortaya koymaktadır. Ignatius’un da ifade ettiği gibi, 1956 Süveyş Krizi’nde İsrail’in karşısında bulunan Cemal Abdül Nasır’ın yerini bugün Ayetullah Ali Hamaney’in İran’ın aldığını söylemek mümkündür. ABD, İran’ın nükleer faaliyetlerini İsrail’in güvenliği açısından değerlendirmektedir. Ayetullah Ali Hamaney ise ABD’nin “nükleer faaliyetler hakkında İran’la görüşme yapılabilir” ifadesini reddetmiştir.[5] Dolayısıyla 1956 Süveş Krizinde, kanalı millileştiren Nasır ile 2013’te nükleer görüşmeleri reddeden Hamaney arasında İsrail karşıtlığı açısından bir benzerlik bulunmaktadır. Her iki şahsiyet de İsrail’in bölgedeki çıkarlarına ters düşen politikalar izlemektedir. Eisenhower’ın döneminde İsrail ile iyi olmayan ilişkileri ve 1956 krizinde İsrail’e destek veren İngiltere ve Fransa’nın bölgedeki hâkimiyetine son vermesi İsrail devletinin stratejik aklında yerini korumaktadır. Hagel’ın İsrail karşıtlığı, 2007’de Irak’a daha fazla asker gönderilmesine karşı çıkması ile Eisenhower hayranlığını açık bir şekilde ortaya koyması, Cumhuriyetçiler ve İsrail için bir başka endişe kaynağı olmaktadır. Chuck Hagel İsrail’in İran’a karşı düzenleyeceği muhtemel bir operasyona karşı çıkmaktadır. Ayrıca ABD’nin İran’a karşı yapacağı muhtemel bir operasyona da karşı çıkmaktadır. Hagel İsrail’e yapılan milyonlarca dolarlık askeri yardıma da tepki göstererek, alışılmışın dışında bir yaklaşım sergilemektedir.[6]

Obama’nın CIA Başkanlığı için aday gösterdiği John Brennan’ın da atamasında sorunlar yaşanmaktadır. CIA başkanlığı için Obama tarafından aday gösterilen John O. Brennan daha önce de Obama’nın güvenlik ve terörle mücadele konularında danışmanlığını yapmaktaydı. Brennan aynı zamanda istifası büyük yankı uyandıran David Petraus’un CIA’in İHA filosunu genişletmeyi de amaçlayan planına karşı çıkan kişi olarak tanınmaktadır.[7] David Petraus bu planı uygulamak istedikten bir ay sonra Kasım 2012’de gayrı meşru ilişkisinin basına yansıması dolayısıyla istifa etmiştir.[8] Bu süre zarfında Obama Yönetimi altında yapılan İHA operasyonlarının sayısı dikkat çekmektedir. John Brennan’ın CIA Başkanlığına aday gösterilmesiyle bu sayıda artış olma ihtimali de yüksektir. John Brennan CIA’de 25 yıl görev yapmış, bu görevlerinden birinde de Suudi Arabistan’da bulunmuştur. Bernnan’ın özellikle Irak işgali sırasında gösterdiği faaliyetler eleştirilere hedef olmuştur. Çünkü John Brennan Irak işgali sırasında CIA Başkanı George Tennet döneminde kurulan gizli hapishaneler ve “waterboarding” denilen ve işkence görene suda boğulduğu hissi yaratan işkence çeşitlerinin kullanıldığı dönemde üst düzey bir CIA yöneticisi olarak görev yapmıştır. Brennan kendisinin bu yöntemleri tasvip etmediğini iddia etse de Washington Post’tan Greg Miller’ın haberine göre eski meslektaşları Brennan’ın bu yöntemlere karşı sesini çok yükseltmediği görüşünde birleşmektedir. Senato İstihbarat Komitesi Başkanı Demokrat Senatör Dianne Feinstien da döneme dair yapılan soruşturmalarda “bir şeyler olduğuna dair bulgular bulunduğunu ancak çok fazla bir sorunun olduğunu görmediklerini” ifade etmiştir. Bu tartışmalar güncelliğini korurken İHA saldırıları El Kaide unsurlarına karşı Yemen, Pakistan ve Somali’de yoğun bir şekilde gerçekleştirilmeye devam emektedir.[9] Bu noktada ABD Adalet Bakanlığı’nın Obama yönetimine verdiği ve Amerikan basınında “Beyaz Kâğıt” (White Paper) olarak tanımlanan belgeye de değinmekte fayda görülmektedir.

Beyaz Kâğıt[10] adlı belge deniz aşırı ülkelerde terör örgütleriyle bağlantılı olan Amerikan vatandaşlarına karşı operasyon yapılmasına hukuki zemin hazırlamaktadır. El Kaide ile bağlantılı olduğu iddia edilen Amerikan vatandaşı Enver El Evlakî ile onaltı yaşındaki oğlunun bir İHA saldırısı sonucu öldürülmesi ile ortaya çıkan tartışmalar John Brennan’ın adaylığının onaylanmasına da olumsuz etki etmiştir. Bununla birlikte ABD’nin Suudi Arabistan’da bulunan gizli İHA üssünün ortaya çıkması Brenan’ın adaylığı aleyhinde barış yanlısı eylemci Amerikalıların kullandığı bir argüman olmuştur.[11] Obama’nın CIA Başkanı Brennan ABD’nin Orta Doğu’ya doğrudan askeri müdahalede bulunmasına karşı çıkmaktadır. Ancak Brenan’ın Suudi Arabistan’da yönetici olarak görev yapmış eski bir CIA yöneticisi olması, İHA saldırıları konusundaki görünürde karşı çıkan ancak perde arkasında bu araçları en etkin şekliyle kullanılmasını onaylayan bir yetkili olması görevinin onaylanması durumunda ABD’nin Orta Doğu siyasetinde etkin rolü sürdüreceği görüntüsünü ortaya çıkarmaktadır.

Brennan da Amerikan Ordusunun Ortadoğu’da bir daha en azından önümüzdeki dönemde savaşmasından yana değildir. Brennan, böyle bir savaşın El Kaide başta olmak üzere diğer selefi ve İslamcı güçlere güç katacağını ve anti Amerikanizmi güçlendireceğini düşünmektedir. Ancak Brennan’ın CIA üst düzey yöneticisi olduğu oğul Bush döneminde teşkilatın İran, Lübnan, Suriye gibi ülkelerde örtülü operasyonlar düzenlediğine dair raporlar basına sızmıştır. Mesela, Haziran 2007’de ABC Haber oğul Bush tarafından anılan ülkelerde örtülü operasyon düzenlenmesine dair bir emri yayınlamış, yöneltilen sorular üzerine dönemin CIA sözcüsü Paul Gimigliano da raporun emrin varlığı ya da yokluğu konusunda bir açıklama getirmemiştir. Bununla birlikte eski istihbarat personeline dayandırılan bilgilerde başta Hizbullah gibi örgütler olmak üzere Orta Doğu’daki pek çok ülke ve örgüte karşı bu operasyonların yürütüldüğü iddia edilmiştir.[12]

John Kerry Obama Yönetiminin şu ana kadar ataması resmileşen iki adayından biridir. Kerry 30 Ocak 2013 itibarıyla Senato’dan onay almıştır. Kerry Demokrat çevrelerde dışişleri bakanlığını gerçekten hak eden kişi olarak değerlendirilmektedir. Başarısız başkan adaylığı ve uzun süre sürdürdüğü Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanlığının ardından getirildiği dışişleri bakanlığı görevi için Dana Millibank, Kerry için “olması gereken yerde[yere geldiği]” yorumunu yapmıştır.[13] Kerry Soğuk Savaş döneminde babasının diplomat olması nedeniyle Almanya’da bulunmuş, Soğuk Savaş’ın etkilerini yakından görmüştür. Ayrıca Kerry Vietnam’da savaşmıştır. Kerry, Clinton döneminde gerçekleşen ve ABD’nin Libya nezdindeki büyükelçisinin öldürülmesi olayının yankıları devam ederken, Suriye ve İran ile ilgili sorunlarla da uğraşacaktır.

Kerry’nin Clinton döneminde uygulanan Orta Doğu politikalarını devam ettirmesi beklenmektedir. Clinton dönemi uygulamalarının devam ettirilmesi beklenmekle birlikte Obama’nın ikinci döneminde yeni aktörlerin sahne alacağı açıktır. Bu yeni dış politika aktörlerinin ABD’nin Ortadoğu’daki değişmeyen menfaatlerini gerçekleştirmek için nasıl bir yol izleyecekleri merakla izlenmektedir. Bu üçlünün önündeki en acil Ortadoğu sorunları sırası ile Suriye’deki iç savaş, İran’ın nükleer güç olma çalışmalarının hızla ilerlemesi ve Müslüman Kardeşler’in Mısır’da ve iktidara gelmeleri muhtemel diğer Arap ülkelerinde izleyeceği politikaların Amerikan menfaatleri ile uyum içinde olup olmayacağıdır. Ancak yine de dış politikada ABD’nin Orta Doğu’ya dönük çok da değişkenlik göstermeyen bir genel siyasetinin olduğunu söylemek mümkündür. Bu konunun daha iyi izah edilebilmesi için ABD’nin Orta Doğu siyasetine değinmekte yarar görülmektedir.

ABD’nin Orta Doğu Siyaseti

ABD’nin oğul Bush döneminde Irak ve Afganistan’ın işgali ve Ortadoğu halklarına/yönetimlerine karşı saldırgan ve buyurucu siyasetlerinin Amerikan menfaatlerinde yarattığı tahribatı ortadan kaldırmayı hedefleyenObama’nın iktidara gelmesi ile sert güç kullanımından ziyade söylem açısından diplomatik önceliklerin kullanılması şeklinde ortaya konmaktadır. Obama döneminde 20 Ocak 2009’dan 23 Ocak 2013’e kadar 349 İHA saldırısı gerçekleşmiştir.[14] Obama Yönetiminde bu derece çok İHA saldırısının gerçekleşmesi aslında “akıllı güç” olarak ifade edilen yaklaşımın uygulandığının bir göstergesidir.[15] Ancak Obama Yönetiminin İHA’lar ve özel kuvvet operasyonları ile güç tasarrufunu da hedefleyen “akıllı güç” uygulamalarının ne kadar “akıllı” olduğu ayrıca tartışılmalıdır.[16] Ayrıca İHA saldırılarına sahne olan Pakista’ın Vaşington Büyükelçisi bu saldırıların açık bir şiddet uygulaması olduğunu ifade etmiştir.[17]

Çünkü Obama Yönetimi iktidara geldiği günden beri diplomasiyi kullanarak sorunlara çözüm arayışı içinde olduğunu belirtmiş, bununla birlikte İHA saldırıları veörtülü operasyonlarla da bu politikalarını desteklemiştir. İHA saldırıları Pakistan, Afganistan, Somali ve Yemen’de yoğunlaşmaktadır. Saldırıların bu bölgelerde yoğunlaşmasının nedeni ise El Kaide militanlarının ve bu örgütle bağlantılı kişilerin adı geçen ülkelerde bulunduğunun iddia edilmesidir. ABD’nin söz konusu saldırıları sürdürmesi aslında diplomasi söylemini öne çıkararak perde arkasında çıkarlarını sert güç ile koruması şeklinde açıklanabilir. Bu davranış biçimi ABD dış politikası için yeni bir durum değildir. Bu yaklaşım 20. yüzyılın başlarında dönemin ABD Başkanı Theodore Roosvelt tarafından “yumuşak konuş ve büyük bir sopa taşı” şeklinde belirtilmiş ve sonraki dönemde söz konusu anlayış, Joseph Nye, Jr. tarafından akıllı güç olarak kavramsallaştırılmıştır. Bu noktada akıllı güç yaklaşımınınABD’nin Orta Doğu politikasına nasıl yansıdığını incelemek faydalı olacaktır.

Berlin Duvarı 1991’de yıkıldığında sonradan “Akıllı Gücü” bir kavram haline getiren Joseph Nye, Jr, Foreign Affairs dergisinde yayınlanan “Get Smart: Combining Hard and Soft Power” adlı makalesinde Berlin Duvarını yıkanın topçu ateşi değil, komünizme olan inançlarını kaybedenlerin çekiçleri ve buldozerleri olduğunu ifade etmiştir. Aslında makalenin adından da anlaşılacağı üzere akıllı güç kavramı sert ve yumuşak gücün birleştiği alandır.[18] Berlin Duvarı’nın yıkılması sırasında gerçekleşen halk hareketlerinin benzerleri “Arap Baharı” olarak anılan halk hareketlerinde de ortaya çıkmış ve yıllardır süren sistemler ve iktidarda bulunan yöneticiler değişmiştir.

ABD’nin Orta Doğu’ya dönük politikasında da akıllı güç kavramının kullanımı dikkat çekmektedir. Akıllı güç kavramı diplomatik sürecin yanında askeri boyutuyla Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon tarafından 5 Ocak 2012 tarihli strateji belgesinde de “Akıllı Savunma”[19] kavramı olarak yer almıştır. Aynı belgede Amerikan silahlı kuvvetlerinin Orta Doğu, Afganistan ve Pakistan ile ilgili görevleri de açıkça anılmıştır. Bunlar Irak ve Afganistan gibi ülkelerde terörle mücadele görevleri olarak tanımlanan operasyonlardır. Söz konusu operasyonlar daha küçük birliklerle ve daha etkili bir şekilde gerçekleştirilecektir.[20] “Akıllı Güç” ve “Akıllı Savunma” kavramları, ABD’nin Orta Doğu politikalarında literatüre “Leading from Behind” ve “Stay Behind” olarak girmiş, geriden yönetme ve gölgede/geride kalma kavramları ile birlikte uygulanmaktadır.

“Geriden Yönetme” (Leading from Behind) kavramı, bir devletin içindeki siyasi aktörleri yönetmek için kullanılsa da, dış politika aracı olarak kullanımı ilk olarak 2011’de The New Yorker’da Ryan Lizza tarafından kaleme alınan bir makalede ortaya konmuştur. Tanımın anlamı “uygulanması istenen siyasetin -ki Lizza bunu bir çeşit sözleşme olarak ifade etmiştir- uygulanabilmesi için başka aktörlere güç devretme ya da operasyonun tamamıyla bir Amerikan operasyonu olduğu hakkında başka ülkelerin şüphelenmesinden sıyrılmak için örtülü siyaset uygulamadır.”[21] Kavramın ilk olarak Libya’ya müdahalede kullanıldığı iddia edilse de, tanıma tam olarak yapılan uygulama Suriye’ye müdahale sırasında net olarak görülmüştür.  Şubat 2013’e kadar Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunan Hillary Clinton’ın, “ABD’nin Suriye ile bağlarının ve ticaretinin çok az olduğunun, Suriyelilerin kulak vereceği bir ses olmadığımızın farkındayız. Dolayısıyla, Suriye’nin göz ardı edemeyeceği, giderek büyüyen ve şu anda Arap Birliği ve Türkiye’den oluşan bir koroyu konuşturmaktayız”anlamındaki sözleri geride kalma isteğinin açık göstergesi olarak yorumlanmaktadır.[22] “Geriden Yönetme” yöntemi bu isimle açık olarak anılmasa da, Pentagon’un 5 Ocak 2012 tarihli strateji belgesinde Orta Doğu’daki sorunlara müdahalede Körfez İşbirliği Konseyi’ne (KİK) üye ülkelerinin İran’ın nükleer varlığının denetlenmesi ve Orta Doğu barışı için destekleneceği şeklinde anılmaktadır.[23]

ABD aynı zamanda “Geriden Yönetme” kavramı dışında “Geride Kalma”[24]kavramını da kullanmaktadır. Türkçe kullanımda söylem açısından benzerlik arz eden iki kavram arasındaki ayrımın temelinde “Geriden Yönetme” kavramının dış müdahaleyi siyaseten yapmaya imkân vermesi; “Geride Kalma” kavramının ise istihbari özel operasyonlara zemin hazırlamasıdır. ABD Orta Doğu politikalarında da “Geride Kalma” yöntemini de kullanmaktadır. Suriye’de ABD tarafından 1955’de “Operation Struggle” kod adıyla bir harekât başlatılmıştır. Bu operasyonun diğerlerinden farkı Amerikalılarla birlikte İngilizlerin sonradan adını MI6 olarak değiştirecek olan Secret Intelligence Service (SIS)’in de bulunmasıdır. Dönemin CIA Orta Doğu Şefi Kermit Roosevelt ve Allen Dulles Londra’da operasyon ayrıntılarını planlamıştır. Plan’a göre Türkiye sınırdaki olayları düzenlemekle görevlendirilmiştir. İngiliz görevliler Suriye’deki kabileleri kışkırtacaktır. Amerikan istihbarat görevlileri de SSNP üyelerini seferber etmekle görevlendirilmiştir. Bu operasyon için ABD, 150 bin Dolar harcama kararı almıştır.[25]Ancak Nasır’ın Süveyş Kanalı’nı 1956’da millileştirmesiyle başlayan gerginlik İngiltere’nin operasyondan çekilmesiyle sonuçlanmıştır.

Suriye’de 2011 sonrasında yaşanan ayaklanma sürecinde de Amerikan istihbarat örgütleri değişik ölçülerde azalan veya yoğunlaşan etkinlik göstermektedir. Hatta Türkiye’de konuşlanan ve altı kişiden oluşan bir CIA ekibinin isyancılara silah sevkiyatını koordine ettiği ileri sürülmektedir.[26]

ABD, gayrı nizami harp ile ilgili oluşturduğu sahra talimatnamesinde, ülkelerde gerektiğinde bir işgal zemini hazırlanması için çeşitli aşamalar ortaya koymuştur. Bu aşamaların genel olarak; hazırlık, ilk temas, sızma, örgütlenme, inşa, konvansiyonel güçlerle birleşecek harekâtlar, ulusal denetimi ele geçirerek düzenli orduya geçerken var olan güçleri dağıtmak olarak tanımlanmaktadır.[27]Anılan bu yaklaşıma uygun olarak Amerikan istihbaratı Suriye’de faaliyet göstermektedir.

CIA koordinasyonunda, Suriye muhalefetine otomatik tüfekler, roketatarlar, cephane ve anti tank silahları temin edildiği ileri sürülmektedir. Üstelik bu silahların paralarının Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından ödendiği, muhaliflere ulaştırılmasında bu ülkelerdeki Müslüman Kardeşlerin aracı olduğu iddia edilmektedir.[28]

Sonuç

ABD 20 Ocak 2013 itibarıyla Obama’nın ikinci kez resmen başkanlık dönemi başlamıştır. Obama’nın ilk döneminde “Obama Doktrini” olarak anlatılan yaklaşımın ikinci dönemde daha fazla sertlik içererek devam edecektir. Obama yönetimi diplomatik söylemi öne çıkarırken, başta İHA saldırıları ile sert güç uygulamasına hızla devam etmektedir. Bundan dolayı diplomasi alanında ortaya çıkan sorunların ABD tarafından sert güç desteği ile halledilmeye çalışılmaktadır.

ABD-İran gerginliği bu noktada devam edecektir. Çünkü her ne kadar ABD-İsrail anlaşmazlığından bahsedilse de ortaya çıkan durumda ne ABD’nin İsrail’den ne de İsrail’in ABD’den ayrılması mümkün görünmemektedir. Bir başka deyişle ABD İsrail ittifakı sorunlara rağmen devam edecektir. Dolayısıyla ABD’nin Orta Doğu güvenliğini İsrail’in güvenliği olarak anlamaya devam ettiği sürece İran’ın nükleer faaliyetleri bir tehdit olarak kalacaktır. Ancak, ekonomik sıkıntılarla boğuşan ABD bu sorunun çözümünü diplomatik yollarla aramaya devam edecektir. Ayetullah Ali Hamaney’in ABD ile görüşmeme açıklaması da İran’ın iç siyaseti için verdiği bir mesaj olarak yorumlanabilir.

Müslüman Kardeşler yapılanması ABD için bölgedeki bir başka sorunu ifade etmektedir. ABD’nin Uzun yıllar boyunca “Siyasal İslam” çerçevesinde desteklediği gruplardan biri olan Müslüman Kardeşler Mısır’da iktidar konusunda sıkıntılı günler geçirmektedir. ABD Mısır’ın Müslüman Kardeşler destekli iktidarında, çıkarları ile demokrasi ve özgürlük söylemleri arasında gelgitler yaşamaktadır. Obama’nın 2009 yılında Kahire’de yaptığı konuşmada öne çıkardığı demokrasi ve özgürlük vurgusu adresini bulamamış görünmektedir. ABD açısından şu an daha iyi bir alternatif görünmediğinden Müslüman Kardeşlerle olan ilişki kontrollü olarak devam edecektir.  Suriye meselesi ABD’nin bir başka sorun alanını oluşturmaktadır. Suriye’de olayların başladığı dönemde ABD Başkanı Obama ve dönemin Dışişleri Bakanı Clinton, Esad’ın gitmesi gerektiği yönünde açıklamalarda bulunmuştur. Olaylar geliştikçe, Rusya ve Çin’in Esad rejimine verdiği destek ile ABD Esad’ın gitmesi yönündeki açıklamalarının dozunu düşürmüştür. Ancak ABD Esad rejimine karşı olan El Kaide ile irtibatı bulunmayan gruplara destek vermeye çalışmaktadır. Bu desteğin sağlanması sırasında El Kaide ile irtibat halinde olunması veya Beşar Esad’ın devrilmesi durumunda ortaya çıkacak olan belirsizlik hem ABD’yi hem de İsrail’i endişelendirmektedir. Bu yüzden ABD olayları sürece yaymaya çalışmaktadır. Büyük bir ihtimalle yeni dönemde de bu tavrını sürdürmeye devam edecektir. Ayrıca Obama idaresi de ABD yönetimlerinin zaman zaman hem Orta Doğu hem de diğer bölgelerde uyguladığı “Geriden Yönetme” ve “Geride Kalma” yöntemlerini uygulamaya devam edecektir.

Ancak bu uygulamaların yapılabilmesi için atamasını yaptığı ya da yapmak istediği yöneticiler de önemlidir. Yeni yönetim yapısının genel olarak diplomatik söylemi öne çıkarırken örtülü operasyonlarla da uygulamaları devam ettirme yaklaşımına sahiptir. Cumhuriyetçilerin Savunma Bakanı ve CIA Başkan adaylarına karşı çıkması da bu açıdan iç siyasi çekişme olarak değerlendirilebilir. Aksi bir durum söz konusu olsa idi Petraus’un İHA filosunu genişletmesine karşı olan Brennan döneminin aynı zamanda yoğun İHA saldırılarının yapıldığı bir dönem olması açıklanamazdı. Dolayısıyla ABD iç siyasetinde kurumlara hâkim olma çatışması tüm hızıyla sürerken, dış siyasetinde Orta Doğu önemini sürdürmeye devam etmektedir.

 

 


[1]Marry Bruce,Obama Defends Foreign Policy Record, Declares ‘New Era’ of US Leadership, ABC News, 23.07.2012. http://abcnews.go.com/blogs/politics/2012/07/obama-defends-foreign-policy-record-declares-new-era-of-us-leadership/ (22.03.2013) ayrıca bkz: Peter Beinart, Hagel: A New Era In Foreign Policy?, The Daily Beast, 07.02.2013. http://www.thedailybeast.com/articles/2013/01/07/hagel-a-new-era-in-american-foreign-policy.html(22.03.2013)

 

 

[2]ABD’de Chuck Hagel Krizi, Dünya Bülteni, 14.02.2013, http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haber&ArticleID=247331&q=Hagel(14.02.2013)

[3]David Ignatius, Eisenhower 1956 may tell us more about Hagel 2013, The Daily Star, 26.01.2013.http://www.dailystar.com.lb/Opinion/Columnist/2013/Jan-26/203805-eisenhower-1956-may-tell-us-more-about-hagel-2013.ashx#ixzz2LrExSBa9(24.02.2013)

[4]A.g.m.

[5]Hamaney, ABD'yle nükleer görüşme önerisini reddetti, BBC Türkçe, 07.02.2013. http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/02/130207_iran_nuclear.shtml(24.02.2013)

[6]Scott Shane, David E. Sanger, Obama’s Pick for Defense Is an Ally, and a Lightning Rod, The New York Times, 06.02.2013. http://www.nytimes.com/2013/01/07/us/obama-expected-to-select-hagel-for-defense-post.html?pagewanted=all&_r=0(28.02.2013)

[7]Greg Miller, CIA seeks to expand drone fleet, officials say, The Washington Post, 18.10.2012. http://articles.washingtonpost.com/2012-10-18/world/35502344_1_qaeda-drone-fleet-cia-drones(19.10.2012)

[8]CIA Director David Petraeus resigns, cites extramarital affair, NBC News, 09.11.2012, http://usnews.nbcnews.com/_news/2012/11/09/15054517-cia-director-david-petraeus-resigns-cites-extramarital-affair?lite(11.11.2012)

[9]Greg Miller, Scot Wilson, Obama’s nominations of Hagel and Brennan signal course adjustments at Pentagon and CIA, The Washington Times, 08.02.2013. http://www.washingtonpost.com/world/national-security/obamas-nominations-of-hagel-brennan-signal-course-adjustments-at-pentagon-cia/2013/01/07/5afb8760-58df-11e2-88d0-c4cf65c3ad15_story.html(08.02.2013)

[10]White Paper, Department of Justice, (tarihsiz), s:1, erişim: http://msnbcmedia.msn.com/i/msnbc/sections/news/020413_DOJ_White_Paper.pdf(05.02.2013)

[11]Secret US drone base in Saudi Arabia revealed, BBC News Middle East, 06.02.2013. http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-21361992(07.02.2013)

[12]CIA running black propaganda operation against Iran, Syria and Lebanon, officials say, Global Research, 07.06.2007.   http://www.globalresearch.ca/cia-running-black-propaganda-operation-against-iran-syria-and-lebanon-officials-say/5903#sthash.9SEBmjvU.dpuf(28.02.2013)

[13]Dana Milibank, John Kerry finally where he belongs, The Washington Post, 05.02.2013. http://www.washingtonpost.com/opinions/dana-milbank-john-kerry-made-for-foggy-bottom/2013/02/04/53524a0e-6f0e-11e2-8b8d-e0b59a1b8e2a_story.html(05.02.2012)

[14]Tracking America’s Drone War, The Washington Post, http://apps.washingtonpost.com/foreign/drones/(06.02.2013)

[15]Akıllı güç konusunda Türkçedeki en kapsamlı kaynak için bkz. Sait Yılmaz, Akıllı Güç, Kum saati Yayınları, İstanbul 2012

[17]Karen De Young, Pakistani ambassador to U.S. calls CIA drone strikes a ‘clear violation’, The Washington Post, 05.02.2013. http://www.washingtonpost.com/world/national-security/pakistani-ambassador-to-us-calls-cia-drone-strikes-a-clear-violation/2013/02/05/1a620fc2-6fa9-11e2-ac36-3d8d9dcaa2e2_story.html(06.02.2013)

[18]Richard L. Armitage, Joseph Nye, Jr, CSIS Commission on Smart Power, Center for Strategic and International Studies, Washington, 2007, s:7.

[19]Sustaining U.S. Global Leadership: Priorities for 21st. Century Defense, Department of Defense, January 2012,s:3.

[20]A.g.e, s:6.

[21]Ryan Lizza, Leading From Behind, The New Yorker, 27.04.2011. http://www.newyorker.com/online/blogs/newsdesk/2011/04/leading-from-behind-obama-clinton.html(19.09.2012)

[22]Clinton, No Longer a Believer that Assad is a ‘Reformer,’ Says He Can’t Sustain the Armed Opposition in Syria, ABC News, http://abcnews.go.com/blogs/politics/2011/11/clinton-no-longer-a-believer-that-assad-is-a-reformer-says-he-cant-sustain-the-armed-opposition-in-syria/  (10.02.2011)

[23]Sustaining… s:2.

[24]Kavramın ayrıntılı tanımı için bkz James Bamford, Sırlar Evreni, Dost Yayınları, Ankara, 2009, s:92.

[25]Douglas Little, “1949-1958, Syria: Early Experiments in Covert Action” s: 12 http://coat.ncf.ca/our_magazine/links/issue51/articles/51_12-13.pdf(06.08.2012)

[26]Hatay’da 6 CIA ajanı çalışıyor, Akşam, 25.07.2012. http://www.aksam.com.tr/hatayda-6-cia-ajani-calisiyor--128878h.html(27.06.2012)

[27]Army Special Operations Unconventional Warfare Field Manual No: 3-05.130, 30.09.2008, Washington, s:5-1, 7-10

[28]Eric Schmitt, “C.I.A. Said to Aid in Steering Arms to Syrian Opposition”, The New York Times, 21 Haziran 2012.  http://www.nytimes.com/2012/06/21/world/middleeast/cia-said-to-aid-in-steering-arms-to-syrian-rebels.html?pagewanted=all(21.06.2012) 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Bircihan D. Dilek   - 20-08-2019

F35 Stealth Uçakları Coğrafyamızdaki Dengeleri Nasıl Etkileyecek?

Haziran ayında yabancı basında, İsrail ve Güney Kıbrıs Akrotiri meydanında konuşlu İngiliz F-35 Stealth (düşük görünürlüklü) uçaklarının birlikte Irak ve Suriye üzerinde tatbikat uçuşları gerçekleştirecekleri haberini okuduğumda, aklımı ülkelerin gelecekte “Egemen Hava Sahası Kontrollerini”  nasıl y...