Merkel’in Türkiye Ziyareti: Müzakereler Konusunda İyimser Olmalı mı?

Yazan  20 Ekim 2015

Avrupa Birliği’ne üye devletlerin “Arap Baharı”nın yarattığı sorunlardan sadece biri olan sığınmacı sorununu çözmeye çalıştığı günümüz koşulları başlıca iki gerçeğin altını çizmiştir. Birincisi; Avrupa Birliği’ne üye devletler sınırlarına dayanan sığınmacı akını karşısında ortak bir politika üretme konusunda başarısız olmuşlardır. Bu başarısızlık Avrupa’da iç sınırların kaldırılmış olduğu alanı ifade eden Schengen alanının mevcudiyetini ve istikrarını da tehdit etmektedir; zira üye devletler ülkelerine sığınmacı girişini engellemek için iç sınır kontrollerine tekrar başlamışlardır. Bu husus Avrupa Birliği’nin iç meselesidir. İkincisi; “Arap Baharı”nın başlamasından itibaren Birliğin uygulamaya çalıştığı sığınmacı sorununu çevreleme politikası da başarısız olmuştur. Bu başarısızlık Avrupa Birliği’nin iç sorunu değildir maalesef; ülkemizi de yakından ilgilendirmektedir. Merkel’in Türkiye’ye gerçekleştirdiği son ziyaret de, başarısızlığı tescillenmiş sığınmacı sorununu çevreleme politikasını Türkiye’nin desteği ile yeniden canlandırma girişimi olarak okunmalıdır. Burada altı çizilmesi gereken nokta, Merkel’in Avrupa Birliği kurumlarını ve diğer üye devletleri resmen temsil etme durumunun söz konusu olmamasıdır. Ancak Merkel’in tavrını ve önerisini tüm Avrupa Birliği’ni içerek şekilde teşmil etmeyi mümkün kılan başlıca iki unsur bulunmaktadır. Birincisi Almanya’nın Avrupa Birliği’nin en güçlü devleti ve entegrasyon hareketinin de itici gücü olması sebebiyle aldığı kararların diğer üye devletler için yönlendirici olmasıdır. İkincisi ve günümüz koşulları için daha önemlisi, 15 Ekim’de gerçekleştirilen Zirve’de üye devletlerin Türkiye ile işbirliğini artırmaya hazır olduklarının ve müzakerelerde ilerlemenin sağlanması amacıyla katılım sürecine yeniden hareket kazandırılması gerektiğinin ifade edilmesidir. Yani Merkel, diğer mevkidaşlarından aldığı bir kararın temsilci olarak ülkemize gelmiştir.

Merkel bu ziyaretinde, Zirve’de alınan kararı yansıtacak şekilde, sığınmacı akını karşısında Türkiye’nin işbirliğine, aslında Türkiye’nin sığınmacıları Türkiye’de tutmasına karşılık olarak, üyelik sürecinin canlandırabileceğini ifade etmiştir. Hatta basında yer alan haberlere göre, müzakere fasıllarından 17. fasıl Ekonomik ve Parasal Politika faslını açabileceklerini söylemiştir. Bu durum Suriye sorununun, dolaylı yoldan, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecini canlandıracağı yönünde bir beklenti oluşturmuştur. Ancak tablo, böyle bir beklentiyi destekleyecek kadar pembe değildir. Zira Türkiye’nin sığınmacıların Avrupa’ya geçişlerini önlemesi karşılığında 17. faslın ya da 23. (Yargı ve Temel Haklar), 24. (Adalet, Özgürlük ve Güvenlik) ve 26. ( Eğitim ve Kültür) fasıllar gibi daha fazlasının açılması müzakere sürecine hareketlilik getirse de, Türkiye’nin üyeliğine yeşil ışık yakılması değildir.

Bu argümanımın nedeni, Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi’nin 11 Aralık 2006 tarihinde almış olduğu karar çerçevesinde müzakere fasıllarından sekizinin askıya alınması ve askıya alınan fasıllar açılmadığı müddetçe hiçbir müzakere faslının geçici de olsa kapanmayacak olmasıdır. Dolayısıyla askıya alınan sekiz fasıl dışında kaç fasıl açılırsa açılsın, hiç biri geçici de olsa kapanmayacağına göre, Merkel’in bu ziyaretine, Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerinin geneli için büyük anlam yüklemek anlamsız olacaktır.

Bu nedenledir ki; bu ziyarette Almanya’dan gelen fasıl açma teklifi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğine karşı çıkan üye devletler ve kesimler açısından rahatsız edici olmamıştır; zira söz konusu devletler ve kesimler açısından, sekiz fasıl askıda olduğu müddetçe, diğer fasılların açılması büyük ihtimalle bürokratik egzersizler olacaktır. Bu egzersizler de, sığınmacıların kendi ülkelerine gitmemeleri adına katlanılabilir bir maliyet olsa gerektir.

Üyelik müzakerelerinin sığınmacı sorununa bağlanmasının ne derece doğru olduğu konusundaki normatif tartışmayı bir kenara koyalım. Neticede, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde kilit mesele sekiz faslın askıya alınmış olması nedeniyle, Türkiye’nin üzerinde durması gereken dış politika çizgisinden ve ulusal çıkarlarından taviz vermeyerek, askıya alınmış olan sekiz faslın akıbeti konusunu gündeme getirmek olmalıdır. İşte bu konuda Merkel’i de içerecek şekilde Avrupalı liderlerin tutumu “iyimser” ya da “kötümser” olmamızı belirleyecek asıl faktördür; yani bir iki faslın açılacak olması değildir. 

Doç. Dr. Dilek Yiğit

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü   - 18-09-2019

IŞİD'in Tarihsel Gelişimi ve Dinamikleri

IŞİD sadece Suriyeli gruplar için değil hem bölgesel güçler hem de küresel aktörler için büyük bir tehlike olarak görülüyor.