Suriye Meselesi Fransa için Yeni Fırsat Alanı mı?

Yazan  14 Şubat 2012
Suriye meselesi, Libya müdahalesinin ardından Sarkozy dönemi dış politikasının sınanacağı ikinci örnek olaydır.

 

Ana Hatlarıyla Fransa Dış Politikası

 

Tarihsel süreçte Fransa dış politikasının üç temel ikileme sahip olduğu ileri sürülebilir1:

 

Transatlantik ilişkiler ve bu ilişkilere ağırlık veren Avrupalı ülkeler karşısında, ABD'yle rekabete dayalı ilişkilerin ve NATO'yla mesafeli ilişkilerin nasıl korunacağıyla ilgili ABD/NATO ikilemi yaşanmaktadır.

Fransa, kendisini idare edebilen bir Avrupa fikrini yaymaya çalışırken, bu fikrin Fransa'nın egemenliğinin ve bağımsızlığının korunması, küresel alanda rol ve nüfuz sahibi olması gibi dış ve güvenlik politikası ilkeleriyle çatışması söz konusudur.

Fransa bir taraftan güçlü bir Avrupa'dan yanayken diğer taraftan da egemenliğin korunması ilkesine bağlıdır. Zaten bu nedenle Fransa, güçlü bir Avrupa'yı zayıf kurumlarla şekillendirildiği takdirde istemektedir. Aynı zamanda, Avrupa bütünleşmesinin askeri güce de dayanması gerektiğini düşünmektedir. Bu çerçevede, Avrupa dış politikasının etkisinin AGSP ve askeri kapasiteye bağlı olduğunun altını çizmektedir.

 

Bu ikilemler Fransa dış politikasına Charles De Gaulle döneminden kalan miraslardır. Nicolas Sarkozy'nin cumhurbaşkanlığı dönemine kadar Fransa dış politikasını bu ikilemleri göz önünde bulundurarak değerlendirmek daha anlamlıdır.

 

De Gaulle, Fransa dış politikasını ülkenin Avrupa'daki nüfuzunun artması ve ABD ile Sovyetler Birliği arasında küresel bir rol elde etmesi üzerine kurmuştu. Arap ülkelerine de yönelik politika geliştirmek için sömürgecilik sonrası dönemi kullanmıştı. 1967'deki Altı Gün Savaşı'nın ardından İsrail ile ilişkileri azaltırken, bütün Arap ülkeleriyle işbirliği geliştirmeye çalışmıştı. Bu politika Valery Giscard d'Estaing'in cumhurbaşkanlığına kadar başarılı da olmuştu. Bu nedenle, 1960'tan 1983'e kadar kurumsal bir Akdeniz politikasının geliştirilmesi yönünde herhangi bir stratejiye ihtiyaç duyulmamıştı. Yeni bağımsızlığını kazanan Arap ülkelerinde böyle bir politikanın yürütülmesi sömürgecilik olarak algılanacağı gerekçesiyle mümkün de görülmemişti.2 François Mitterrand'ın cumhurbaşkanlığında ise Akdeniz politikası geliştirilmeye çalışılmıştı. Ortadoğu'da barışın ve istikrarın sağlanmasına dönük çalışmalarda, özellikle de Lübnan İç Savaşı'nda rol alarak İsrail ile ilişkiler dengeli şekilde artırılmaya başlanmıştı. Lübnan'daki askeri başarısızlık ve Fransa'nın, askeri karargahının bombalanmasının ardından bölgeden çekilmesi 1983 yılında Ortadoğu'dan uzaklaşmasına yol açmıştı. İşte bu noktada, bir Akdeniz politikasının geliştirilmesi Fransa'yı tekrar Ortadoğu'ya döndürecek bir strateji olarak görülmüştü. Doğu Avrupa'nın AB'ye dahil edilmesine yönelik hazırlıkların paralelinde Fransa, İspanya ve İtalya, 1995 yılında Barselona Süreci olarak adlandırılacak kapsamlı politikanın AB'nin güney komşularına dönük olarak geliştirilmesini savunmuştu.3

 

Jacques Chirac'ın cumhurbaşkanlığı döneminde Fransa'nın çıkarları açısından küresel bir vizyon ortaya koyulmuştur. Buna göre Fransa, aslında dönemin Dışişleri Bakanı Hubert Védrine'nin dediği gibi, genel olarak uluslararası ilişkilerde Anglosakson yorum, özel olarak da ABD tek kutupluluğu karşısında, çok kutuplu bir dünya düzeninin kurulmasına ve gelişmesine katkıda bulunacak; AB'yi bu çok kutuplu dünyadaki kutuplardan biri haline getirmeye çalışacak; Fransa'nın vizyonunun AB içindeki ortaklarınca da paylaşmasını sağlayacaktı.4 Bu hususlardan anlaşılacağı üzere Chirac döneminde ABD ile ilişkiler mesafeli olmuştur. Bu mesafenin zamanla arttığının yakın geçmişteki en iyi örneğini 2003 yılında BM Güvenlik Konseyi'nde Irak'a askeri müdahale kararının oylanmasında Fransa'nın Almanya ve Rusya ile birlikte karşı oy vermesi oluşturmaktadır. Oylamadan sonra dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice'ın açıkça ifade ettiği gibi, ABD Rusya'yı affedecek, Almanya'yı unutacak ama Fransa'yı cezalandıracaktı. Çünkü Fransa yalnızca askerî güç kullanımına karşı çıkmakla kalmamış, ABD'nin karşısına BM ve uluslararası hukuku çıkararak alternatif bir dünya modeli sunma 'hatasını' yapmıştı. Bozulan Fransa-ABD ilişkilerinin yeniden rayına oturtulması ve Fransa'nın çok-kutuplu dünya vizyonuna dayalı politikasının sonuçlarını eleştirmesi için geleneksel Fransız siyasetçisi çizgisinin çok uzağında bulunan Nicolas Sarkozy'nin iktidara geleceği 2007 yılı cumhurbaşkanlığı seçimlerini beklemek gerekecekti.5

 

Sarkozy seçim kampanyasında, Chirac'ın, Irak'a askeri müdahale kapsamında BM'de sergilediği tutum nedeniyle ABD yönetimi ile kötüleşen ilişkilerini eleştirip, Fransa'nın klasik dış politika tutumundan farklı, pragmatik bir politika uygulayacağının ilk sinyallerini vermiştir. Sarkozy, bir bakıma, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde iktidarın kuvvetlendirilmesi ve etkinliğin artırılması için ABD'ye ihtiyaç duyulduğu varsayımından hareketle tutumunu belirlemiştir.6

 

Sarkozy öncesi Fransa'da uluslararası güvenlik, batılı olmayan ülkelerle Afrika ve Ortadoğu ülkeleriyle artan diyaloga bağlanmıştı. NATO'nun küresel bir güvenlik aktörü konuma getirilemeyeceği ifade edilmişti. Sarkozy ise ilk dış politika demecini Fransa'nın ABD'nin ve İsrail'in dostu olduğunu söyleyerek gerçekleştirmiştir. Bu söylemi, Afganistan'a daha fazla Fransız askerinin gönderilmesi, İran'a karşı söylemin sertleşmesi, Irak'la irtibatın artması, karşılıklı ziyaretlerin gerçekleştirilmesi gibi eylemler takip etmiştir.7

 

Seçimden sonraki ilk yurtdışı ziyaretini Kasım 2007'de ABD'ye yapan Sarkozy ile dönemin ABD Başkanı George Bush arasındaki görüşmelerde Fransa ve ABD ilişkilerinin yenilenmiş işbirliği zeminine kaydırılması temel konu olmuştur. Bu işbirliğinin önemli bir ayağını güvenlik oluşturmuştur. 2008 yılında Fransız kamuoyuna sunulan 'Savunma ve Milli Güvenlik Hakkında Beyaz Kitap', güvenlik meselelerine askeri ve sivil araçların kullanıldığı, anında müdahale potansiyelini artıracak altyapı çalışmalarının öngörüldüğü stratejik bir anlam yüklemeye çalışmıştır. Fransa güvenlik politikasının odaklanacağı bölgeler özellikle Akdeniz, Ortadoğu ve Güneydoğu Asya olarak tanımlanmıştır.8

 

Suriye'ye Yönelik Uluslararası Tepkide Fransa

 

Zamanla Fransa ve ABD Suriye, Filistin ve Rusya ile ilgili hassas konularda benzer yaklaşımlara sahip olmaya başlamıştır. Yine de, iki taraf arasında ilişkilerin yoğunlaşmasını engelleyen iki husus göz ardı edilmemelidir. Ilki, Fransa'nın diplomatik ve askeri kapasitesindeki sınırlardır. Ikincisi de Fransa'nın ABD'ye sadece elindeki kaynaklarla yardımcı olabilmesidir.9 Buna rağmen, Fransa Atlantik ittifakında güçlü konum elde etmeye çalışmaktadır. Sarkozy'nin dış politika manevralarının önemli bir gerekçesi de budur. Özellikle yakın geçmişte Libya'ya yönelik NATO operasyonundaki öncülüğü, uluslararası krizler karşısında NATO'nun operasyonel kapasitesinin artırılması ve örgütlenmedeki siyasi çatışmaların azaltılması gibi hususları gündeme getirmesi bu gerekçeye dayanmaktadır. Bu noktada da Fransa için devreye AB'yi harekete geçirme seçeneği girmektedir. Sarkozy iktidarı Atlantik ittfakını, AGSP'nin askeri kapasitenin artırılması ve AB'nin sert gücü de olan strajik bir aktör haline getirilmesi yoluyla besleme arayışlarındadır. Bu da, ABD ile AB arasında sorumluluk paylaşımını artırıp işbirliğinin bir ayağına AGSP'yi yerleştirme öngörüsüne dayanır.10 ABD ile Avrupalı ülkeler arasında yeni bir denge oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu noktada, Fransa'nın geleneksel politikasında Avrupa bütünleşmesini ya da AB politikalarını ulusal hedeflere ulaşmak için kullanma alışkanlığını hatırlamakta fayda vardır. Genelde tek başına yapamadıklarını bu şekilde gerçekleştirip hem ulusal hem de uluslararası düzeyde liderlerin nüfuzunu artırma arayışları söz konusudur.11 Fransa'nın klasik dış politika seyrine ve günümüz Suriye politikasına etki eden bu dinamikler, uluslararası eylemlerinin arkaplanına ışık tutması bakımından önemlidir.

 

Çok değil, bundan bir kaç yıl öncesinde Suriye batı ülkeleri tarafından istikrarlı bir ülke olarak görülüyordu. Hatta Sarkozy'nin başı çektiği Avrupalı liderler Suriye'de Devlet Başkanı Beşar Esad'ı bölgesinde kudretli ve yapıcı bir lider olarak kabul etmişlerdi. Halbuki şimdi, Esad iktidarının düşürülmesine yönelik olarak batı ülkelerinin ve Arap Birliği'nin baskıları giderek artmaktadır. Ağustos 2011'de ABD Başkanı Barack Obama Şam'la bağlantıyı kesip Esad'ın otoriter ve şiddete dayalı yönetiminin sonlanma zamanının geldiğini belirtmiştir. Bu açıklamaları Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya ve diğer batı ülkelerinden gelen aynı nitelikteki başka açıklamalar izlemiştir. Sadece batı ülkeleri de değil, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar da tepkilerini büyükelçilerini geri çekerek göstermişlerdir. Eylül 2011'de AB Suriye'den ham petrol ithalatını durdurma kararı almıştır. Bunun yanında Suriye'deki muhalifler de artmış ve Esad iktidarını sonlandıracak bir dış müdahale talep etmeye başlamışlardır.12

 

Suriye meselesiyle ilgili olası bir dış müdahalenin zeminini hazırlayacak şimdiye kadarki en ciddi girişim BM Güvenlik Konseyi'nde reddedilen karar taslağı olmuştur. Fransa'nın Arap Birliği'nin çabalari paralelinde önerdiği 'Suriye'nin Dostları Grubu' girişimi, BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye meselesinin çözümüne yönelik karar taslağının Rusya ve Çin tarafından veto edilmesi üzerine geliştirilmiştir. Bu girişimin temel hedefleri Esad'ın askeri eylemlerinin durdurulması, uluslararası eylem oluşturulması, ulusal birlik hükümetinin kurulması ve serbest seçimlerin yapılmasının sağlanması olarak açıklanmıştır.13

Suriye meselesiyle ilgili olarak Fransa kendi diplomatik ağı içerisinde herkesle iletişim kurma politikası yürütmektedir. Bu bağlamda, Fransa Dışişleri Bakanlığı'nın Suriye meselesiyle ilgili açıklamalarında Arap Birliği ile işbirliği vurgusu öne çıkmaktadır. Arap Birliği'nin Suriye'ye yönelik kararları desteklenmektedir. Fransa ve Arap Birliği uluslararası alanda adeta kamuoyu yaratma çabası içerisine girmiştir. Bunun yanında Fransa, AB düzeyinde yaptırımların uygulanması için de girişimlerde bulunmaktadır. Suriyeye uçuş yasağı ve acil durumda vatandaşların tahliyesi için planlar düşünülmektedir. Suriye'den fosfat ithalatının yasaklanması, merkez bankası varlıklarının dondurulması, ticari sınırlamalar da gündemdedir. Suriye'deki muhaliflerin, Ulusal Konsey'le irtibat halinde olunarak amaçları doğrultusunda ilerlemeleri desteklenmekte ve teşvik edilmektedir.14

Her ne kadar Sarkozy 2011 yazında Suriye'ye askeri müdahale olmayacağını belirtmişse de, ardından Libya'da yaşananların Esad için ders olması gerektiğini söylemiştir. Bunun, askeri müdahaleyi gerektirmediği, fakat evrensel ilkelerden de vazgeçilmeyeceğini vurgulamıştır. Bir bakıma askeri müdahaleye açık kapı bırakılmıştır.15 Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe'ye göre eğer bir askeri müdahale olacaksa uluslararası bir askeri gücün sivilleri korumasına dönük olmalıdır. Bunun için örneğin Suriye'de güvenli bölgeler oluşturulmalı ve bölgelerin güvenliğini bu askerler sağlamalıdır. Mevcut koşullarda, bu niteliklerin ötesinde bir askeri müdahale öngörülmemiştir.16

 

Libya Müdahalesi Örneği, Suriye Örneği ve Fransa

 

Libya'da 2011'de yaşanan kriz, ülkeyi Avrupalıların siyasi ve diplomatik eylemlerini sergiledikleri bir zemin haline getirmiştir. Yeri gelmiş Fransa Dışişleri Bakanı Juppe Libya krizi karşısında ABD'yi politika ve önlem geliştirmede ağır davrandığı ve tarafını netleştirmediği için eleştirmiştir. Fransa ve İngiltere hava sahasının uçuşa kapatılması yönünde daha hızlı karar alımıştır. Hem bu kararın hem de askeri müdahalenin uluslararası alanda genel kabulü için kamuoyu yaratma çabası sarfetmiştir.17 2011 yılının ortaları itibariyle Fransız ordusundan Albay Thierry Burkhard Libya'daki muhalif harekete silah sağladıklarını dahi açıklamıştır.18

 

Fransa, ABD'nin Libya'ya doğrudan müdahale etmekle Obama'nın eğilimli olduğu çekimser kalmak arasındaki boşluğu doldurmuştur. Bu boşluğu doldurmada gönüllü olması genel olarak Sarkozy'nin yeni dış politikasının bir gereğidir. Özel olarak da, Fransa için önemli olan petrol arzının kontrolü, göç dalgasının kontrolü ve Ortadoğu'daki imajın düzeltilmesidir. Tüm bunlar da insani müdahale gerekçesi altında yapılmıştır.19

 

Libya Fransa için yeni dış politikanın uygulama alanı olmuştu. Aynı durumun Suriye için de geçerli olması bu aşamada gerçekleşebilir görünmemektedir. Çünkü koşulları farklıdır. Suriye'deki muhalifler Libya'dakilere nazaran daha zayıf ve bölünmüş durumdadır. Kontrol ettikleri bir sınır yoktur. Bir hava harekatı için sınırları belli alanlar yoktur. Çatışmalar yoğun nüfusa sahip şehirlerde olduğu için dışarıdan müdahale de güçleşmektedir. Çatışmaların çevre ülkelere sıçrama olasılığı vardır. Zaten İsrail, Lübnan, Ürdün, Irak, Türkiye açısından hassas dengeler söz konusudur. Uçuşa yasak bölgenin ilanı ve hava harekatı uluslararası alanda en çok başvurulan müdahale yöntemidir, fakat bu Suriye koşullarına uymamaktadır. Şam yönetiminin hava aracı kullanımı yoğun değildir. Suriye'nin hava sahasını kontrol etmek, yönetimin hareketinin kısıtlanmasında ciddi bir etki yaratmayabilecektir.20

 

Bu koşullar altında Fransa, AB'nin ötesinde, uluslararası alanda Suriye meselesiyle ilgili diplomatik girişimleriyle öne çıkabilecektir. 'Suriye'nin Dostları Grubu' girişimi ve uluslararası konferansa verdiği destek bunun göstergesidir. Akdeniz ve Ortadoğu'daki varlığını bu girişimlerin sağlayacağı fırsatlarla korumaya devam edecektir. Suriye meselesi ABD ile Fransa yakınlaşmasını sürdürebilirliğini destekler niteliktedir. Aslında hem Libya krizi hem de Suriye meselesi Fransa'yı yaşadığı üç temel dış politika ikileminden kurtarmıştır. ABD ve NATO ile ilişkiler iyileştirilmiş, dış ve güvenlik politikası ilkeleriyle Avrupa dış politikası ortaklıklar üzerinden kaynaştırılmaya çalışılmıştır. Bundan sonrasında ise, Libya ve Suriye örneklerinde görülen ve görülecek olan uluslararası eylemler, Fransa'da Sarkozy dönemi dış politikasının sınanacağı yeni kriterler ortaya çıkarabilir.

 

 

1Bastien Irondelle, "European Foreign Policy: The End of French Europe?" European Integration, Vol. 30, No. 1, 2008, ss.156-160.

 

 

2Jean-François Daguzan, "France's Mediterranean Policy: Between Myths and Strategy", Journal of Contemporary European Studies, Vol.17, No.3, 2009, s.390.

 

 

3A.g.m., ss.390, 391.

 

 

4Melek Fırat, "Soğuk Savaş Sonrasında Fransa'nın Dış Politikası", Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt 64, No.1, 2009, ss.147, 148.

 

 

5A.g.m., s.156.

 

 

6Dieter Mahncke, "The United States, Germany and France: Balancing Transatlantic Relations", The British Journal of Politics and International Relations, Vol. 11, 2009, s.82.

 

 

7 Frederic Charillon, "France and the US: From Reluctant Alliance to Ambiguous Rapprochement", European Political Science, Vol. 9, 2010, ss.192, 193; Timo Behr, "Enduring Differences? France, Germany and Europe's Middle East Dilemma", European Integration, Vol. 30, No. 1, 2008, s.89.

 

 

8Manchke, a.g.m., s. 82.

 

 

9Charillon, a.g.m., s. 194.

 

 

10Bastien Irondelle, Frederic Merand, "France's Return to NATO: The Death Knell for ESDP?" European Security, Vol. 19, No. 1, 2010, ss. 36, 37.

 

 

11Manchke, a.g.m., ss. 83-85.

 

 

12James H. Anderson, "After the Fall: What's Next for Assad and Syria?" World Affairs, Nov/Dec 2011, ss.17-19.

 

 

13Andrew Rettman, "EU Considering Global Summit on Syria Crisis", 06.02.2012, http://euobserver.com/24/115150, (Erişim: 09.02.2012).

 

 

14 "Statements made by the Ministry of Foreign and European Spokesperson", 10.02.2012, http://www.franceintheus.org/, (Erişim: 10.02.2012); "France's Juppé calls Syria's promises "manipulation", 08.02.2012, http://www.english.rfi.fr/france/20120208-frances-juppe-calls-syrias-promises-manipulation (Erişim: 10.02.2012).

 

 

15Andrew Rettman, "France Calls Libya Victory Summit, Warns Syria", 25.08.2011, http://euobserver.com/13/113408 , (Erişim:09.02.2012).

 

 

16Andrew Rettman, "France Recognises Syrian Council, Proposas Military Intervention", 24.11.2011, http://euobserver.com/13/114380 , (Erişim: 09.02.2012).

 

 

17 Steven Erlanger, "France and Britain Lead Military Push on Libya", 18.03.2011, http://www.nytimes.com/2011/03/19/world/africa/19europe.html , (Erişim: 09.02.2012).

 

 

18Richard Spencer, "France Supplyin Weapons to Libyan Rebels", 29.06.2011, http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/africaandindianocean/libya/8606541/France-supplying-weapons-to-Libyan-rebels.html , (Erişim: 09.02.2012).

 

 

19David Arnold, "France, Not US, Takes Lead in Libya Democracy Building", 09.09.2011, http://www.voanews.com/english/news/middle-east/With-US-overextended-France-Takes-Lead-in-Libya-Democracy-Building--129544193.html , (Erişim: 10.02.2012).

 

 

20Marc Lynch, "No Military Option In Syria", 17.01.2012, http://lynch.foreignpolicy.com/posts/2012/01/17/no_military_options_in_syria , (Erişim: 10.02.2012).

 

Dr. Sezgin Mercan

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Avrupa Birliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 16-10-2019

SDG/YPG'ye Çifte Koruma Kuşağı

İç politikada zorda olan Trump, kişisel açmazdan kurtulmak için dünya gündeminin en üst sırasındaki Suriye konusunu da kullanıyor. Ama görünen o ki, bunu yaparken de Türkiye'yi de kullanıyor.