Bu sayfayı yazdır

Bosna Hersek Örneği Üzerinden Federasyon İncelemesi

Yazan  24 Nisan 2017

Avrupa’nın ortasında Bosna Hersek’te yakın geçmişte, büyük çatışmalar meydana gelmiştir. Bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleşen katliamlar, 1995 NATO müdahalesi sonucu durdurulmuş ve DAYTON anlaşmasıyla günümüze kadar gelen bir yönetim sistemi kurulmuştur.

Bosna Hersek’te yaşanan hayatta kalma mücadelesi ve sonrasında kurulan sistem, dünyanın pek çok bölgesindeki potansiyel etnik-dini çatışma alanına örnek teşkil eder.

Cümlenin daha iyi anlaşılması için, yakın çevremizde Irak ve Suriye’deki iç karmaşayı, İsrail, Filistin hesaplaşmasını ve hatta Kıbrıs’ın geleceğini gözden geçirmeliyiz. Bahse konu bölgelerde gözlemlenen kararsızlık ve süregelen çatışmalara emsal teşkil ettiği için, Bosna Hersek modeline daha yakından bakmalıyız.

Bu günün Bosna Hersek Cumhuriyeti hakkında, çatışmaların durması dışında tamamen sağlıklı bir yönetişimden bahsetmek mümkün değildir. DAYTON Anlaşmasının üretmiş olduğu kurumlar, pek çok ihtiyacı karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Bahse konu nedenlerle küresel sistemin unsurlarının desteğiyle ayakta duran bir yapı görülmektedir.

Uluslararası sistem tarafından dört koldan sarmalanmış olan Bosna Hersek’te NATO, masrafları AB tarafından karşılanan EUFOR birliğiyle askeri barışı ve güvenliği sağlamaktadır. BM, Uluslararası Polis Kadrosuyla (IPTF) iç güvenliğe katkı vermekte, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği teşkilatı (AGİT) seçimleri örgütleyip silahların dengelenmesi anlaşmasını denetlemektedir.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Kızılhaç, Dünya Bankası, Dünya Gıda Programı (WFP) ve benzerleri kendi ilgi alanlarında Bosna’nın yeniden inşasına katkı sağlamaktadırlar.

Bosna Hersek Yönetimindeki en etkili kurum, DAYTON Anlaşması kapsamında kurulmuş olan Birleşmiş Milletler Yüksek Temsilciliği Teşkilatıdır (OHR). Yüksek Temsilci, Üçlü Cumhurbaşkanlığı sisteminin de üzerindeki bir karar organıdır.

Yakın tarihte yaşanan dramın üzerine bir sünger çekip yeniden ortak geleceği kurma arzusundaki Bosna, mevcut Daytonsu yönetimle idealine ne kadar yaklaşabilmiştir? Sorunun cevabı için daha geniş perspektifle bakmak gerekmektedir.  

Bosna Tarihi ve Siyasi Yapısının Gelişimi

Akdeniz’in Avrupa’ya yaslandığı Dalmaçya Kıyılarından başlayıp iç bölgelere doğru kuşbakışı bir kalp şeklinde uzanan orman ve akarsular, Bosna Hersek sınırlarını çizer. Dalmaçya adını, Arnavutların ataları İlliryalılardan almaktadır. Delme Arnavutça’da koyun anlamına gelmektedir. Etnik kökenlerine bakıldığında, kıyılarda yaşayan İlliryalılar Boşnakların en eski ataları olarak kabul edilmektedir. (1) 

Roma İmparatorluğu döneminde dünyanın çekim merkezi olarak pek çok toplumun buluştuğu Bosna topraklarına çoğunlukla, kuzeyden Germen’lerin gelip yerleştikleri bilinmektedir. Bulgarların aslını dayandırdığı Bogomillerin kültürel özellikleri de bölgede sıklıkla görülmekte ve Boşnak kelimesinin Bogomil kökünden geldiği iddia edilmektedir. (2)

Roma’nın ikiye bölündüğü dönemde Bizans etkisiyle Ortodoks inanca yakınlaşan Bosnalılar, İlliryalı, Dardan, Trak (Bogomil) ve Latin halklarının Ortodoks Bizans egemenliğinde erimesiyle Slav kültürüne bezenmişlerdir. (3)

Boşnak Prensler, 10’uncu Yüzyılda Bizans’ın etkisinin azalması nedeniyle bağımsız hareket ederek uluslaşma eğilimi göstermişlerdir. Osmanlı Egemenliğine girdikleri 1463 tarihinden önce prensler arasında yoğun taht kavgaları görülmüştür.

Fetih sırasında kral Stefan Tomaşeviç, Katoliklere yakın politikaları nedeniyle yerleşik vatandaşların tepkisini çekmekteydi. Halkından yeterli desteği alamayan Bosna Kralı, Fatih’in ordusu yaklaştığında teslim olmak zorunda kalmıştı. Fatih’in meşhur fermanı doğrultusunda, din özgürlüğüne dayalı adil bir yönetim sergileyen Osmanlılar, Bosna Eyaletinde yaşayanların topluluklar halinde Müslümanlığı kabul etmelerine şahit oldular.

Fatih’in ‘’Hiç kimse bu insanları ve onların kiliselerini rahatsız etmesin!’’ ifadeleriyle başlayan fermanında özetle; dini dili ırkı ne olursa olsun yerleşik halka baskı kurulmaması hatta onların misafirlerinin bile özgürce yaşamasına izin verilmesi emrediliyordu. Bosnalılar halen çalıştıkları mekânların duvarlarında Fatih’in resminin altında bu fermanı asılı tutarlar.

Bosna Hersek’in Osmanlı İmparatorluğuna katkıları büyük olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman, Saray Bosna’ya çok güvendiği halasının oğlu Gazi Hüsrev Paşa’yı atamıştır. Hüsrev Paşa, Bosna’da bu gün dahi saygınlıkla hatırlanan etkili bir liderlik sergilemiştir. Bosnadan toplanan 10 bin serdengeçti fedaisiyle Mohaç Zaferi'nde kilit rol üstlenmiştir.

Gazi Hüsrev Paşa, Saraybosna’da kurduğu medresede bilim ve siyaset adamları da yetiştirmiş, söz konusu gençler, payitahta büyük hizmetler vermişlerdir. Rüstem Paşa, Hersek Ahmet Paşa, Sokullulu Mehmet Paşa, Kıbrıs Fatihi Lala Mustafa Paşa, 3’üncü Murat’ın Damadı İbrahim Paşa bunlardan bir kaçıydı.

Bursa’dakinin aynısı olarak inşa edilen Bedesten (Bezistan), bugün dahi Saraybosna’nın önemli alışveriş merkezidir.

Osmanlı ordusuna Bosna’dan katılan güçler, bölgeyi iyi tanıdıkları için Avusturya Macaristan topraklarındaki seferlere öncülük etmişlerdir. Boşnak kuvvetleri 1737-38 tarihinde yapılan savaşta diğer bölgelerden hiç destek almadan, işgal için gelen Avusturya, Macaristan ve Hırvat ordusunu bozguna uğratmıştır.

Özetle, Müslüman Türk yürüyüşüne toprağıyla, kanıyla canıyla katılmış Bosna’da bir karınca incinse bütün Türk Yurdu acısını duymaktadır, duymalıdır.

Bosna Hersek Eyaletinin Osmanlı İmparatorluğundan kopuşu, hezimetle sonuçlanan 77-78 Osmanlı-Rus Harbi döneminde gerçekleşmiştir. Edirne’ye kadar geri çekilmiş olan Osmanlılar, Kıbrıs ve Girit’le birlikte Bosna Hersek’teki egemenliğini terk etmek zorunda kalmıştır.

Anılan tarihte, Osmanlı Toprağı statüsü durmakla beraber, fiili yönetimi Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna devredilen Bosna Hersek Eyaleti, Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devletiyle aynı saflarda savaşmalarına rağmen Avusturya-Macaristan tarafından ilhak edilmiştir.

Birinci Dünya savaşı bitiminde İmparatorlukların parçalanmasıyla Sırbistan ve Karadağ birleşerek Birinci Yugoslavya’yı kurdular.   

Hitler’in Yugoslavya’da başlattığı büyük taarruzlar karşısında örgütlenen Partizanlar zorlu bir direniş sergilediler. Tito önderliğindeki direnişçiler savaşın tamamına yakınını Bosna topraklarında yaptılar. Nevatra ve Sutyeska savaşlarında, faşistlere karşı büyük can kayıplarına rağmen yenilmediler.

Yeni Yugoslavya, 1946’da kurulduğunda, Bosna, Tito’nun kendini güvende hissettiği yer oldu. Tito Barrak olarak bilinen 12 Tonluk nükleer bombaya karşı dirençli sığınak Bosna sınırlarına yapılmıştır.

Tito’nun ölümünün ardından Yugoslavya’da yedi ayrı etnik grubun belirlediği adaylar dönüşümlü olarak devlet başkanı oldular.

Doğu Bloku’nun dağılması aşamasında 1991’de kendisini Batı Bloğuna ait hisseden Slovenya bağımsızlığını ilan etti, ardından Hırvatistan’ın harekete geçmesi çatışmaları tetikledi. Yugoslavya’da başlayan kanlı çatışmaların en derini Bosna Hersek’te yaşandı.

Katolik Hırvatlar ve Ortodoks Sırplar, bir yıl yoğun çatışmanın ardından sınırlarını belirleyip geri çekildiler. Her iki tarafın da gözü Bosna Topraklarındaydı. Sırplar, kuzey bölgesine saldırıp Hırvatlarla Bosna’nın bağlarını koparmak istedi. Güneyde Hırvatlar Monstar’a kadar ilerleyip deniz kıyılarının tamamını ele geçirdi.

Avrupa’nın ortasındaki bu çatışmalar, toprak kavgası gibi görünse de kuzeyde Sırplar, cami minarelerini topa tutuyorlar, Hırvatlar Mostar Köprüsü'nü tank mermileriyle parçalıyorlardı. Savaş bir bakımdan kültürel soykırıma dönüşmüştü.

Bosnalılar kendi doğal sınırlarında direndiler. Bu Osmanlı bakiyesi yürekli insanlar, ormanları ve ırmaklarıyla yetinmek isterken Bosnalı Sırplar iç çatışmaları başlattılar. Belgrat’tan aldıkları destekle ele geçirmek istedikleri bölgelerde katliamlara giriştiler.

Olaylar Srebrenitza’da çığırından çıktı ve BM gözetiminde yapılmış bir katliam olarak tarihe geçti;

Miladiç liderliğindeki Sırp çeteler, Srebrenitza bölgesine ağır silahlarla saldırı başlattığında çevrede yaşayanlar silahlarını gömüp BM adına orada bulunan Hollanda taburunun gözetimindeki eski fabrika deposuna sığındılar.

Belgrad'dan kalkan uçaklar taburun üstünde alçak uçuş yapıyor, Miladiç’in tankları ablukayı sıkılaştırıyordu.

Müzakereyi tercih eden Hollanda Taburu, Boşnakları silahsız olarak teslim olmaya ikna etti. Sırplar kadınları ve çocukları ayrı, eli silah tutanları ayrı kamplara götüreceklerdi. Silahsız olanlara zarar verilmeyecekti.

Eli silah tutabilecek olan erkekler, Potaçari’den otobüslere bindirilip yakın bölgedeki Tuzla’da sistematik olarak öldürüldüler ve cesetleri yakıldı.

Günümüzde bulunan cenaze parçalarıyla başvuruda bulunan ailelerin DNA’ları karşılaştırılıyor ve eşleşenlerin cenazeleri şehitliğe defnediliyor. Böylelikle yaklaşık 10 bin cenazenin kimliği tespit edildi ve katliamın boyutu belgelerle ortaya konulmuş oldu.

Boşnaklar bağımsızlıklarını sonuçları 1 Mart 1992’de açıklanan halk oylamasıyla duyurdular.

Diğer tarafta Bilge Savaşçı Aliya İzzet Begoviç liderliğindeki silahlı güçler direniyorlardı ancak, Sırp saldırıları doğrudan ailelere ve evine ekmek götüren yaşlılara olmaya başladı. Birleşmiş Milletlerin barış gücü askerleri dahi ablukaya alınınca NATO müdahalesi geldi ve 1995 sonunda Dayton Antlaşması'yla savaş durduruldu.

Dayton Anlaşmasıyla Ortaya Konulan Anayasa

Bosna-Hersek Barışı Genel Çatı Anlaşması. 14 Aralık 1995 tarihinde, Ohio eyaletinin güney-batısında Miami Nehrivadisinde Dayton şehrinde imzalanmıştır. Anlaşmanın tarafları; Bosna Hersek Cumhuriyeti, Hırvatistan Cumhuriyeti ve Yugoslavya Cumhuriyeti’dir. AB, Fransa, Almanya, Rusya, İngiltere ve ABD gözlemci olarak imza atmışlardır.

Dayton’a göre ülke sınırları içinde; On kantondan oluşan Bosna – Hersek Entitesi,  Sırp Cumhuriyeti ve bir özerk bölge yönetimi ortaya çıktı.

Bosna-Hersek Entitesinin içerisindeki kantonların her birinin başbakanı ve kabinesi bulunmaktadır. Kantonlardan beş tanesi Boşnak çoğunluklu iken üç tanesi Hırvat, bunların dışında kalan iki kanton (Merkez Bosna-Hersek ve Neretva) çok daha başka karışık bir yasama prosedürüne sahiptir.

Sırp Cumhuriyetinde kanton yapılanması bulunmamakta, yönetim yerel belediyeler ile yapılmaktadır.

Sistemin kuruluşunda “etnik grupların hep birlikte yönetime dâhil olması” amacına ulaşılmaya çalışılmıştır.

Özetle nüfusu 4,5 milyon olan ülkede yaklaşık 350 bakan görev yapmaktadır. Ancak herhangi bir milli eğitim bakanı bulunmadığından her bir okul müdürü kendine göre bir eğitim sistemiyle çalışmaktadır.

Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı, en yüksek siyasi makamdır. (4) Dayton Anlaşması'na göre üç etnik grubun temsil edildiği, dört yıllığına seçilmiş üç üyenin 10 aylık dönemlerle başkan oldukları bir idare sistemidir. Ülkedeki en büyük üç etnik grup olan Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar kendi aralarında yaptıkları seçimlerle Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyelerini belirlerler.

Yine Dayton Anlaşması'na göre Birleşmiş Milletler tarafından atanan Yüksek Temsilcilik asıl karar organıdır. Çünkü bu makamdaki kişi, barış şartlarını yorumlamada nihai yetkili olarak belirlenmiştir.(5)

Bosna Hersek’te kararlar alınırken bütün etnik grupların temsilcileri birbirini kollarlar, ülke yararı gözetilmeksizin karşı tarafın evet dediğine hayır demek suretiyle çözümsüzlük üretilir ve yüksek temsilci karar verir.

Nasıl olsa projelerini geçiremeyecek olan bu sözde yetkililer, sadece bir sonraki seçimde oy potansiyelini zayıflatmamak adına hareket etmektedirler. Bu nedenle sürekli olarak etnik sürtüşmeleri körükleyip temsil ettiği topluluğun arkalarında saf tutmalarını sağlamaya çalışırlar.

İleri gelenlerin bahse konu yaklaşımları toplumlar arasındaki fay hatlarını derinleştirmekte ve ayrışmaya varan gerilimleri körüklemektedir.

Seydiç Finci Davası

Bir Yahudi ve bir Roman asıllı Bosna vatandaşının açtığı davalar, Bosna’da kurulmuş olan etnik temelli federasyonun en hassas noktada sorgulanmasına yol açtı.

Roman asıllı Dervo Sejdic ve Yahudi asıllı Jakob Finci, Sırp, Hırvat ya da Boşnak olmadıkları sürece devlet başkanı olamayacaklarını, bunun insan haklarına aykırı olduğuna yönelik olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine dava açtılar.

Bosna barış süreciyle ilgilenen herkesin gözü bu davalardan çıkacak sonuçlara çevrildi. Çünkü etnik ayrışmalar nedeniyle savaşıp mevzi kazananların, insanların doğuştan gelen haklarını çiğnediğini hatırlatan bir davaydı bu.

Bir ülkede ortak milli değerler üzerine değil de etnik ayrışmaların üzerine yönetim inşa edildiğinde bunun sürekli olarak sorgulanan bir sistem olacağı söz konusu davada ortaya çıktı. 

Üstü Örtülü Sorunların Çözümü

Bosna’da uluslar arası sistemin zorlamasıyla kurulmuş olan ve halen kontrol altında tutulmayı gerektiren sistem nasıl kalıcı bir çözüme ulaşır?

Sorunun cevabı için Yüksek Temsilci Valentin Inzko İle Ağustos 2012 tarihinde yapılmış röportajı inceleyelim;

Yüksek Temsilci, mevcut sistemin uzun vadeli bir çözüm olmadığını, tarafların ve tarafların arkasında duran küresel güçlerin başka bir anayasa yani Dayton 2’ye zorladıklarını kabul ediyor.

Bosna’ya örnek olarak, Hırvatistan’ın bağımsızlık sonrasında yaptıklarını tavsiye ediyor. Hırvatistan’ın, yerel sorunları bir kenara bırakıp Avrupa Birliği kriterlerine uygun hareket etmesinin ekonomik refaha ve AB ile entegrasyona katkı sağladığını belirtiyor.

Uluslararası güçlerin ülkedeki varlığının halen zorunlu olduğunu ancak etnik-dini çatışma tehdidinin ortadan kalkması ve gerçek demokrasinin ortaya çıkması durumunda küresel silahlı güçlere ihtiyaç kalmayacağını belirtiyor.

Aslen Avusturyalı olan Yüksek Temsilci, ikinci dünya savaşından sonra da kendi ülkesinde 10 yıl yabancı silahlı kuvvetlerin kaldığını belirtiyor. Kendi ülkesinde Nazi tehdidinin ortadan kalkmasıyla sağlıklı demokrasinin kurulabildiğini ve küresel güçlerin bu sayede ülkeden çıktığını hatırlatıyor.

Özetle Birleşmiş Milletlerin yetkilisi ağzından; Bosna’da kalıcı barışın, Avrupa Birliği’ni hedefleyen ve Kopenhag kriterlerini uygulayabilen bir Bosna Hersek yönetimiyle olacağını duyuyoruz.

Çatışmasızlık İçin Kurulacak Yapay Devletler Halkı Mutlu Eder Mi?

Özellikle Türkiye’nin ilgi sahasındaki etnik dini çekişmeleri tek potada eritmek faydadan çok zarar getirmeye eğilimlidir. Filistin Devletiyle İsrail’in aynı toprak üzerinde, ortak meclisle idare edildiğini düşünün.  

Bosna Hersek örneğinden baktığımız etnik temelli federasyonlar, hiçbir ülkede birlik ve beraberlik üretmemiş aksine insanları birbirinden koparmıştır. Geçmiş acıları gündemde tutarak, kaşıyarak siyasi kazanç elde etmeye çalışanlar bu ayrışmaları derinleştirmekten çekinmezler.

Bahse konu sebeplerle, Kıbrıs ele alındığında mevcut iki devletli yapıdan daha uygun bir yönetim görülmemektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin haklı davası uluslar arası alanda çok iyi anlatılmalı ve tanınması için büyük ve etkili kampanyalar yürütülmelidir.

Federasyon, toplumları kopmaya götüren bir virüstür, birlik sağlamaz. Özellikle vahdet inancıyla büyüyen Türklerin yaşadığı coğrafya’da kopmalar kan ve gözyaşı demektir. Ne Kıbrıs’ta ne de Anadolu’da yaşayanların kimyası Bosna’daki örnekte bütün sakıncaları gözlemlenen federatif sistemlerle uyumlu değildir.

Aklımızın ucundan dahi geçirmemeliyiz.