Karadeniz’de Ayak Sesleri

Bölgede yükselen ayak sesleri yaşanabilecek bir kırılma sonrası gelebilecek artçı sarsıntıları hasarsız atlatmanın pek mümkün olmayacağına işaret etmektedir.

Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da olaylar devam ederken, hatta Suriye'de iyiden iyiye tırmanırken sosyal medyanın "gücü ve etkisi" maharetiyle bölgesel ve küresel gelişmelerin çok yakından izlenebildiği, dolayısıyla halk kitlelerinin kolaylıkla harekete geçirilebildiği günümüzde özellikle Karadeniz gibi değerli bir coğrafyada da benzer olayların yaşanabileceğini kabul etmek gerekmektedir.

Karadeniz coğrafyasında sessizliğini muhafaza eden istikrarın devamı özellikle Orta Doğu'da yaşanan son gelişmeler kapsamında daha da önemli hale gelmiş, dikkatleri de her nedense bir beklenti eğilimi şeklinde bu bölgeye yöneltmiştir. Karadeniz'in anatomisine bulaşması zaman alacak gibi görünen "sözde demokratikleştirme virüsü" bölgeye doğru oldukça yavaş ancak emin adımlarla seyretmektedir. Bu anlamda eğer mevcut koruyucu aşı uygulamaları bölgeye doğru ağır ağır nükseden bu virüse bağışıklık gösteremezse Karadeniz havzasının gelişmekte olan olayların ortasında "Soğuk Barışın Stratejik Düğüm Noktası" olma özelliğini daha ne kadar sürdüreceği merak konusudur. Son dönemde Arnavutluk, Gürcistan, Bulgaristan ve Yunanistan'da yaşanan toplumsal hareketlenmeler aşının bu coğrafyalarda tutmayacağına işaret etmektedir.

Özellikle "neyin", "ne zaman", "nerede", "nasıl" olacağını kestirmenin artık mümkün olmaktan çok uzaklaştığı günümüzde Karadeniz coğrafyasının ve Karadeniz'e sahildar ülkelerin dinamiklerini kendi iradelerine göre yönlendirebileceğini ve bölgenin sükunetini korumaya devam edeceğini düşünmek mevcut gelişmeler ışığında pek akılcı gelmemektedir. Bölgede genel olarak hüküm süren mevcut sessizliği doyma noktasına gelmiş "su dolu balon"a benzetebiliriz. Balon patladığında önüne katacağı suyun büyüklüğünü, akıntının şiddetini, vuracağı ve gideceği yönü şimdiden kestirmek biraz aceleci bir tavır olur.

Karadeniz havzası, enerji kaynakları itibariyle yüzyılın en önemli stratejik mücadele alanlarından biri olmayı hak ederken, bu coğrafyada; "güvenlik, dengeler, bölgenin merkezi önemi, jeopolitik gelenekler, enerji politiği, stratejik denetim ihtirasları, Kafkasları destabilize etme çabaları, jeopolitik kuşak meydana getirme planları" gibi temel konular öne çıkmaktadır.

Karadeniz etrafındaki geniş coğrafya üzerinde yaşanan tüm ekonomik ve sosyolojik olaylar paradigmalarını aslında "enerji portföyü ve bunun oluşturduğu çekim alanı" üzerine dayandırmaktadır. Bu anlamda Karadeniz; bazıları için "petrolün üzerinde sörf yapmayı" ya da "kutuplarda doğal gazla ısınmayı" hayal ettirebilecek kadar cazip görünebilmektedir. Dolayısıyla tarafları askeri personel, sivil toplum örgütü, NGO, iş adamı, akademisyen vb. her türlü materyali kullanmak suretiyle "soğuk barışın mimarı" görüntüsü altında bölge içerisinde her yerde kol gezerken görmek mümkündür.

Ancak, bu coğrafya nüfusuna kayıtlı halk kitleleri yavaş yavaş geçmişte yaşananları "nadas"a bırakarak, hem dünyada hem de kendi coğrafyalarında bugün yaşananları, olup bitenleri ve özellikle de geleceklerini sorgulamaya başlamışlardır.

Bu bağlamda, Sovyetlerin dağılma sürecinin hemen akabinde "demografik saatli bomba" durumunda olan ve için için "kanayan ve kaynayan" ve hatta akademik literatürde "Donmuş Çatışma Alanları[1]" olarak ünlenen coğrafyaların Orta Doğu'dan gelip "İran-Azerbaycan" üzerinden esecek bir rüzgarın kendini yavaşlatacak doğal engellerle karşılaşmayabileceği veya kendini özgürce savurabileceği bereketli topraklar olabileceği hususu hatırdan çıkarılmamalı ve göz ardı edilmemelidir.

Karadeniz'in yaramaz karakteri önüne büyük dalgaları katabileceği gibi, belli bir süre daha alışılagelmiş tavrında bir değişiklik yapmaya bilir de. Her ne olursa olsun bölgede yükselen ayak sesleri yaşanabilecek bir kırılma sonrası gelebilecek artçı sarsıntıları hasarsız atlatmanın pek mümkün olmayacağına işaret etmektedir. Aksini düşünmek, bugüne kadar yürütülen sosyal mühendislik uygulamaları, yaşanan tecrübeler ve mevcut gelişmeler kapsamında en azından bu bölge için iyimser bir yaklaşım olur.

Yaşananlar, Kuzey Afrika'da başlayan ve Orta Doğu'ya iltica eden toplumsal başkaldırı ve ayaklanma hareketlerinin bir başlangıcı temsil ettiği, arkasında batılı güçler olduğu, bu ayaklanmaların tüm Orta Doğu'yu kat ederek Büyük Orta Doğu Projesi'nin doğu sınırındaki Türk Cumhuriyetlerine ulaşacağı, bölgede sadece rejimlerin değil, haritaların da değişeceği tezini doğrulamaktadır[2].

Bu coğrafyalarda, halı altına süpürülmüş vaziyette yıllardır suskunluğunu koruyarak bekleyen bilenmiş etnik ayrışım iradeleri ve uluslaşma talepleri zincirlerini kırmak ve toplumsal hareketi tetikleyen sosyal medyanın gücünü arkasına almak suretiyle Müslüman dünyasında tutuşan çıranın "orman yangınları" haline gelebilir.

Aslında halk hareketleri ve iktidarlara karşı başkaldırı süreci Karadeniz havzasını çok daha önce etkilemiştir.Hatta kitlesel hareketlerin siyasi mücadeleye katılma sürecine bakıldığında Orta Doğu'nun bukonuda engeç kalan bölge olduğunu söyleyebiliriz. Karadeniz coğrafyasında uzun zamandan beri süregelen "jeo-politik, jeo-tarihsel, jeo-ekonomik ve jeo-kültürel" çalkantıların bölgenin içine kapanık, sakin, gösterişi sevmeyen, baskıya dayanıklı, zorluklara alışkın ve mukavim insanının yükselen "tansiyon ve adrenalini" kontrol altında tutabilmesi, "nabzını" normal seviyelere çekmesi pek mümkün görünmemektedir.

Sonuç Yerine

Bugüne kadar süregelen sessizliğin ardından gelebilecek ve Orta Doğu'da batı tarafından "demokratikleşme hareketi" olarak adlandırılan "asimetrik nüfuz etme stratejisinin" Karadeniz coğrafyasında önüne katacağı dalga yüksekliğinin bazı kesimlerin beklentilerinin üzerinden aşması hayal kırıklığı yaratmamalıdır.

Bu çerçevede, bugün itibariyle; "acaba "Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da yaşananlar Karadeniz coğrafyasının yüksek yaylalarına ulaşır ve "dalga sesleri ile ayak sesleri" birbirine karışır mı?" sorusunun beklediği bir yanıt olduğunu göz ardı etmemek gerektiği gibi, bu soruya verilecek cevabın her zamankinden daha önemli hale geldiğini de hatırda tutmak gerekmektedir.



[1] "Transdinyester, Abazya, Güney Osetya ve Dağlık Karabağ" coğrafyası ile Kuzey Kafkasya'da sırasını beklemekte olan; "Çeçenistan, Kuzey Osetya, Lezgi, Dağıstan, Karaçay (Çerkes Sorunu) ve Kabardin (Balkar Sorunu)"

[2] Yrdc.Doç.Dr.Sait YILMAZ, 21 YYTE Web Sitesi Analizi, "Libya Opersyonu ve Türkiye", 23 Mart 2011

Son ekleyen 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Editörü

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR