KKTC CUMHURBAŞKANI DEĞİŞİYOR MU?

Yazan  16 Nisan 2010

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 18 Nisan 2010 tarihinde yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine kilitlendi. KKTC Yüksek Seçim Kurulu, 18 Nisan 2010 tarihinde gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimleri için altısı bağımsız yedi adayın başvurusunu kabul etti. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Lefkoşa Milletvekili Tahsin Ertuğruloğlu, Zeki Beşiktepeli, Ayhan Kaymak, Mustafa Kemal Tümkan ve Arif Salih Kırdağ bağımsız, Başbakan Derviş Eroğlu ise Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) adayı olarak seçimlere katılıyor. Yedi aday var ancak seçim çalışmaları döneminde üç aday ön plana çıktı: Talat, Eroğlu ve Ertuğruloğlu. Ertuğruloğlu, oy potansiyelinin yüksek olmasından değil ama Eroğlu’nun hitap ettiği seçmenden “yeni bir yüz” olarak oy istemesi ve daha çok seçim sonrası dönemde KKTC’deki siyasal sistemin şekillenmesine yaptığı etki nedeniyle konuşulan isimlerden oldu. Seçim yarışı ise Talat ve Eroğlu arasında gerçekleşecek gibi görünüyor. İki aday arasında ise Eroğlu yarışı önde götürüyor.

 KKTC’de yapılan tüm anket ve kamuoyu yoklamaları, Eroğlu’nu seçimlerin lideri olarak gösteriyor. Kendisinden sonra gelen Talat ile arasındaki fark ise kimi anketlerde yüzde 20’lere kadar çıkıp, kimilerinde yüzde 7’lerde kalsa da güvenilir bulunan ve tarafsız kabul edilen kamuoyu yoklamaları yüzde 10’luk bir farka işaret ediyorlar. Bu anketlere göre Ertuğruloğlu’nun alacağı oy oranı ise yüzde 2 ile yüzde 6 arasında değişmektedir. Anketlerde Eroğlu’nun oyu yüzde 58’e ulaşırken, Talat’ın oyu yüzde 37’de kalmaktadır. Rakamlar, seçimin 2. tura kalmayacağını göstermektedir. Dolayısıyla cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turda Eroğlu’nun zaferi ile sonuçlanacağı kanısı güçlüdür. Öte yandan kararsız seçmen oranının kimi anketlerde yüzde 20’leri bulması ise aradaki farkın Talat lehine kapanması gibi bir ihtimali de barındırmaktadır. Ancak işaret edilmeli ki, anketler tüm verileriyle okunduğunda kararsız seçmen sol çizgide değil sağ çizgide olduğu görülmektedir.

Seçimler bağlamında gündeme gelen konulara ise seçim sonuçlarına göre daha fazla önem atfedilmektedir. Seçimler sonrasında müzakere sürecinin nasıl şekilleneceği, KKTC Hükümeti’nin yeni yapısı, KKTC’deki siyasi iklimde meydana gelecek değişimler, Türkiye ve KKTC’nin hükümetler bazındaki ilişkileri de seçim süreci ile birlikte ön plana çıkan konular olmuştur.

 Müzakerelere Devam

 Bugün cumhurbaşkanlığına gelecek isim resmiyet kazanmamış olsa da müzakere sürecinin mutlaka devam edeceği kesinlik kazanmıştır. KKTC cumhurbaşkanı adaylarının bu yöndeki beyanları ve Ankara’nın bu konudaki kesin tavrı seçimleri kazanan ismin masayı asla “ilk terk eden taraf” olmamak üzere müzakereleri sürdüreceğini göstermektedir. Ülkesinin içine düştüğü derin ekonomik bunalımdan kurtulmak için AB ve IMF’den destek alan Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’nun ilgili toplantıların hemen ardından soluğu Kıbrıs Rum Yönetimi’nde alarak “müzakerelerin mutlaka devam edeceği” yönünde açıklama yapması müzakerelerin Rum ve Yunan tarafı açısından da devam etmesi gereken bir süreç olduğu anlamına gelmektedir. Müzakere sürecine eski dönemlere kıyasla ilgisiz kalan Yunanistan’ın IMF ile kurduğu yeni ilişkiler, Yunanistan’ın yeni dönemde Rum tarafını masada kalmaya zorlamasını ve daha “yapıcı” bir rol oynamasını zorunlu kılacaktır. Seçim sonuçlarının Rum Yönetimi üzerindeki etkisi de önemli olmakla birlikte seçilen adaya göre strateji değişikliğine gitmeleri beklenmemektedir. Seçimleri istemedikleri bir adayın kazanması durumunda tavırları sertleşmeyecek ya da istedikleri adayın kazanması durumunda daha ılımlı olmayacaklardır. Nitekim Rum lideri Dimitris Hristofyas, karşısında Talat olmasına rağmen yapıcı bir rol oynamaktan kaçınmış Papadopulos siyasetini kaldığı yerden sürdürmüştür.

 Müzakere sürecinin kritik bir aşamada olduğu algısı, seçimlere ayrı bir önem kazandırıyor. İşin aslı, Kıbrıs’ta her dönem bir “kritik aşama”, “son şans”, “kaçırılmayacak fırsat”, “umut veren gelişme” söz konusu olmuştur. Her zaman gerek Rum Yönetimi’ndeki seçimlere gerekse KKTC’deki seçimlere hak ettiğinden fazla anlam yüklenmiştir. Seçimlerle değişen siyasi iklim, Kıbrıs Ada’sındaki fiili bölünmüşlüğün sona ermesini ya da kesinleşmesini belirleyecek bir aşama olarak lanse edilmişlerdir. Hâlbuki seçim sonuçları hiçbir dönemde beklenen türden keskin değişiklikler yaratamamıştır. Hatta Mehmet Ali Talat’ın 2005’te KKTC Cumhurbaşkanlığı makamına gelmesi ve Dimitris Hristofyas’ın da 2008’te Rum Yönetimi Başkanlığına seçilmesi dahi Kıbrıs Adası’ndaki fiili bölünmüşlüğü farklı bir statüye taşıyamamıştır. Ancak Rum Yönetimi’nin ezeli ve en büyük korkusu olan “bölünmüşlüğün kesinleşmesi” de ancak ya müzakerelerin kesilmesiyle ya da müzakere sürecinin uzadıkça anlamsızlaşması ve amacından uzaklaşması ile gerçekleşecektir. Dolayısıyla Rum Yönetimi’nin“müzakere süreci uzadıkça kazanımlarının artacağı” stratejisinin yerini tıpkı Hristofyas’ın başkan seçildiği günlerdeki gibi “uzayan müzakerelerin KKTC’nin bağımsızlığının tanınmasına yol açacağı” endişesi almıştır.

 Siyasi İklim Değişecek

 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında KKTC siyasi yaşamında da bazı değişimler beklenmektedir. Nitekim Ertuğruloğlu’nun UBP çatısına dönmemesi durumunda cumhurbaşkanlığı seçimlerini, UBP liderliğinde bir koalisyon hükümetinin kurulması izleyecektir. Ertuğruloğlu’nun yeni bir siyasi oluşuma gitme ihtimali de aynı tabana hitap eden dördüncü bir partinin doğması anlamına gelecektir. Böylece, UBP, UBP’den kopan ve liderliğini Serdar Denktaş’ın yaptığı Demokrat Parti (DP), UBP ve DP’den ayrılan milletvekilleri ile Turgay Avcı liderliğinde kurulan Özgürlük ve Reform Partisi’nden (ÖRP) sonra dünya görüşleri, programları, sistemleri birbirinden farklı olmayan yeni bir dördüncü partinin KKTC siyasi yaşamına katılması demektir. Açıkçası, 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, bölünmeler kadar birleşmelerin de başlangıç noktası olabilir.

 KKTC’deki Ertuğruloğlu’nun adaylığının Eroğlu’nun oylarını böleceği ve seçimleri ikinci tura bırakacağı yönündeki endişeler, Serdar Denktaş’ın partisi DP’nin açık ve kesin bir tavırla Eroğlu’nu desteklemesiyle bertaraf edilmişti. Nitekim 2009 seçimlerinde yüzde 43 oranında oy olan UBP ile yüzde 12 civarında oy alan DP’nin oyları zaten Eroğlu’nu ilk turda “Saray”a taşıyabiliyor. Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da aynı kesinlikte Eroğlu’nu desteklemesi, Eroğlu’nun gücünü pekiştirmiştir. ÖRP lideri Turgay Avcı’nın Ankara ziyaretinden sonra Talat’ı destekleyeceklerini açıklaması ise ÖRP tabanında ve parti içinde kırılma yaratmış, Avcı’nın destek açıklaması partisinden destek alamamıştı. Dolayısıyla 2009 seçimlerinde yüzde 6 civarında oy alan ÖRP tabanı, oylarını Avcı ile aynı adaya kullanmayacaklar gibi görünüyor. Seçim sonrasında bu partiler arasında izlenecek bir barış rotasının UBP çatısını genişletme ihtimali de en az yeni bir parti ihtimali kadar kuvvetlidir. Özellikle izleyen günlerdeki yerel seçimlerde ortak hareket edilmesi bu ihtimali güçlendirecektir.

 KKTC’de cumhurbaşkanlığı makamına oturacak isim 18 Nisan’da, seçimler ikinci tura kalacak olursa da 25 Nisan’da belirlenecek. Kıbrıs Türkü sandığa giderken verilen vaatler, tutulmayan sözler denkleminden hareket ettiği kadar şunları da dikkate almaktadır:

-Türkiye hangi adayı desteklemektedir?

-Hristofyas hangi adayla rahat çalışacağı mesajını vermektedir?

-AB ya da ABD hangi adayın seçilmesinin kolaylaştırılmasını istemiştir?

-Hangi aday, KKTC`nin tanınmasının önünü açacaktır?

 Soruların cevapları kimileri için tercih edilecek adaya işaret etse de, kimileri bu soruları kime oy vermemesi gerektiğini belirlemek için cevaplıyor.[1] 2003-2004 süreci, Annan Planı referandumu ve 2006’da netleşmeye başlayan “aldatıldık” duygusu, ilk tepkisini 2009 parlamento seçimlerinde vermişti. 18 Nisan seçimlerinin ise bunun bir kez daha teyidi anlamına geleceği söylenebilir.

 Seçimlerin Talat’ı bir kez daha cumhurbaşkanlığı makamına getirmesi, Talat tarafından müzakerelerdeki tutumunun halktan destek aldığı şeklinde yorumlanacak ve Talat’ın müzakere masasında daha rahat ve uzlaşıya açık bir şekilde oturmasını sağlayacaktır. Eroğlu’nun cumhurbaşkanlığı makamına gelmesi ise Talat’ın müzakerelerdeki tutumunun halk nezdinde fazla “tavizkar” bulunduğu şeklinde yorumlanacaktır. Hangi adayın, hangi oranda oy aldığı önemli olmaksızın referandumda yüzde 65 oranında “evet” diyen Kıbrıs Türkünün 2004’teki tutumunun tamamen değiştiği gerçeği sabit kalacaktır. 2004 referandumundaki “evet”lerin Rumların “hayır” diyeceği bilgisine dayanılarak KKTC’nin önündeki izolasyonların kaldırılması ve Türkiye’nin AB yolunun açılması niyetiyle verildiğinin dünyaya anlatılmamasının tepkisinin büyüdüğü görülmektedir. Dolayısıyla ne Eroğlu’nun aldığı oy oranı “çözüm istemeyenlerin” oranına delil sayılabilir ne de Talat’ın aldığı oy oranı “devletinden vazgeçmişlerin” sayısını verebilir. Ne Eroğlu’na oy verenler “dünya ile bütünleşmeye karşıdır” ne de Talat’a oy verenler “Rum’a yama olmak istemektedir.” Talat, Rumlarla bir devlet çatısı altında yaşamakla sonuçlanacak bir çözümü Eroğlu ise iki ayrı devletli bir çözümü hedeflemekte ancak hangi adayın KKTC’yi tanınmaya götürebileceği sorgusunu yapanlar, her iki adaya da oy vermek için gerekçeler bulmaktadır. Seçim sonuçlarının “devletine, bayrağına, vatanına sahip çıkanlar” ile “devletinden vazgeçen ve Rumlarla tek devlet çatısı altında yaşamayı arzulayanlar” gibi keskin söylemlerle okunması ise “iki ayrı devlet” isteyen yüzde 85’in görüşünü tam olarak yansıtmayacaktır. Çünkü anketlerde çıkan oy oranları “iki ayrı devlet isteyen” kesim ile “Rumlarla tek devlet çatısı altında birleşmek isteyen” kesimin oy oranlarıyla örtüşmüyor. Nitekim Talat’ın KADEM’e yaptırdığı ankette[2] “Rumlarla federasyon çerçevesinde birleşmek isteyenlerin” oranı sadece yüzde 11 çıkmıştı. Sayın Talat’ın ifade ettiği gibi “Kıbrıslı Türkler, Annan Planı’nda seçeneklerden biri ‘iki ayrı devlet’ olsaydı,[3]  yine yüzde 85 ve hatta daha fazla oranda ‘iki ayrı devlet’ seçeneğini yani ‘tanınmayı’ tercih ederlerdi.”[4] Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aslında Kıbrıs Türk halkının büyük bir kısmı, sandığa hangi adayın kendilerini tanınma aşamasına taşıyabileceği fikriyle gitmektedir. Seçim sonuçlarının değerlendirilmesinde, halkın çözüm anlayışının da dikkate alınması gerekmektedir.



[1] Bkz. Gözde Kılıç Yaşın, “KKTC’de Yarış Zamanı, Müzakerelerin Hız Vakti”, http://www.turksam.org/tr/a1949.html

[2] KADEM’in 19 Mart 2009’da basında yer alan anket çalışmasının seçimlere etkisi ve halkın eğilimindeki değişimler ve sebeplerine ilişkin değerlendirme için bkz. Gözde Kılıç Yaşın, “Kıbrıs’ta Bir Rüya Sona mı Eriyor? Dünden Bugüne Değişenler”, AJANS KIBRIS, 20.03.2009 aynı yazı için ayrıca bkz. http://www.ahmetakyol.net/index.php?option=com_content&task=view&id=3291

[3] Anan Planı’nın referandumunda Kıbrıs Türkü’ne sunulan oy pusulasındaki ifade şöyledir: : “Kıbrıs’ın Avrupa Birliğine birleşik olarak gireceği yeni düzeni hayata geçirecek Kuruluş Anlaşması ve tüm Eklerini; Kıbrıs Rum / Kıbrıs Türk Devleti’nin Anayasasını ve yürürlükte olacak yasalara ilişkin hükümleri onaylıyor musunuz?”

[4] Gözde Kılıç Yaşın’ın, Prof. Dr. Ata Atun’un Ada Tv’de sunduğu “Kıbrıs Üçgeni” programının, 27 10 2010 tarihli bölümünde “KADEM’in araştırma sonuçlarında iki ayrı devlet isteyenlerin oranının yüzde 85 çıkmasının müzakere masasında kendi üzerinde bir ağırlık yaratıp yaratmadığı” sorusuna Sayın Mehmet Ali Talat’ın verdiği cevaptır.

Gözde Kılıç Yaşın

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR