ABD-İran Uzlaşısı, İsrail-S.Arabistan Eksenine Rağmen Sağlanabilir mi?

Yazan  20 Kasım 2013

İran ile P5+1 ülkeleri (ABD, Rusya, Fransa, Almaya, Çin ve İngiltere) arasında İsviçre’nin Cenevre kentinde 7-8 Kasım 2013’de gerçekleşen ve iki gün süren nükleer müzakerelerde taraflar arasında uzlaşıya varılamadı. 7-8 Kasım görüşmelerinden uzlaşı çıkmasa da 20 Kasım’daki bir sonraki müzakerelerde uzlaşı için en azından geçici bir taslağın üzerinde anlaşılması oldukça önem taşımaktadır. Zira taraflar arasındaki güvensizliğin devamı, görüşmeler hakkında oluşan olumlu havanın tersine dönmesine neden olabilir. Nitekim İran’a yönelik yaptırımların devamlılığını savunan İsrail ve S.Arabistan, P5+1 ile İran arasında mutabakata varılması durumunda ekonomik yaptırımlardan kurtulan İran’ın bölgedeki manevra alanının genişleyeceğinden tedirgin olmaktadır.

7-8 Kasım’da gerçekleşen müzakereler, 15 Ekim 2013’de Cenevre’de yapılan görüşmelerin ikinci etabını oluşturmaktadır. İran’da Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından nükleer müzakerelerde çözüme ilişkin beklentiler yükselmiş ve İran siyasetinin en önemli belirleyicisi olan dini lider Hamaney, İran’ın yeni dönem stratejilerini “Kahramanca Esneklik” söylemiyle meşrulaştırma yoluna gitmiştir. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, BM Genel Kurulunda dünya kamuoyuna, İran’ın savunma doktrininde nükleer silahlara yer olmadığı mesajını vermesinin ardından Washıngton Post Gazetesine verdiği mülakatta da nükleer müzakerelerin de bir takvime bağlanması gerektiğini ifade etmiştir.

Nükleer Müzakerelerin Gizli Gündemi Ne Oldu?

Cenevre’deki görüşmelerde pazarlık masasında hangi konuların tartışıldığı kamuoyu ile paylaşılmamıştır ancak basına sızdırılan bilgilere göre tartışmaların “geçiş anlaşması” taslağı üzerinde yapıldığı iddia edilmektedir. Taslağa göre İran’ın 6 aylığına uranyumu %20 oranında zenginleştirme işlemini durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını uluslararası denetime açması istenmektedir. Buna karşın ise uranyumu %20 oranında zenginleştirme işleminin altındaki faaliyetlerine devam etmesi ve ekonomik yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi teklif edilmektedir.[1] Teklife, görüşmelerin başat aktörleri olan ABD ve İran’ın nasıl bir reaksiyon gösterdikleri bilinmemekte ancak pazarlığın akamete uğramasında Fransa’nın gösterdiği tepki öne çıkmaktadır.[2]

Cenevre’de gerçekleşen 7-8 Kasım görüşmelerinde tartışmaların geçiş anlaşması taslağı üzerinde yoğunlaştığı görüşü öne çıkmaktadır. Ancak müzakerelerin ana ekseni hakkında bazı konuların tartışılmış olması da muhtemel görünüyor. Bu paralelde açık kaynaklardan elde edilen bilgiler doğrultusunda P5+1 ülkeleriyle İran arasında 2006’da başlayarak bugüne dek devam eden nükleer müzakerelerin içeriğine dair birtakım verilere ulaşmak mümkündür. Örneğin İsrail istihbaratı MOSSAD'a yakınlığı ile bilinen Debkafile internet sitesi, İran ve ABD’nin yaptıkları görüşmelerin ardından nükleer mesele üzerinde bazı anlaşmalara vardıklarını iddia etmektedir. Debkafile Amerika ve İranlı yetkililerin arasında gerçekleşen görüşmelerde dört konu üzerinde uzlaşma sağlandığını ileri sürmüştü. Bu dört konuyu, İran'ın nükleer gücünün şimdiki düzeyde korunması, Natanz nükleer tesislerinde santrifüj sayısının azaltılması, İran'ın ek protokolü imzalaması, ABD ve AB'nin tedrici bir şekilde İran aleyhinde tüm yaptırımları kaldırması şeklinde açıklamıştı.[3]

Bu paralelde nükleer pazarlıklarda açık kaynaklar tarafından en sık gündeme getirilen konunun İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini yüzde 20 oranında durdurması teklifi olduğu görülmektedir. Zaten İran’ın da bu fikre öteden beri sıcak yaklaştığı ve 15 Ekim’deki görüşmelerde de bu teklifi gündeme getirdiği bilinmektedir.[4] Hatta parlamentonun dış ilişkiler komitesi sözcüsü Hüseyin Nakavi, İran parlamentosunun internet sitesi ICANA’ya yaptığı açıklamada Tahran'da bulunan ve tıbbi izotoplar üreten reaktörün stoklarında yeterince yakıt bulunduğu gerekçesiyle, yüzde 20 saflık derecesindeki uranyum üretiminin geçici olarak durdurulduğunu açıklamıştır.[5] Bu durumu ABD ile başlayan temasların sonucu olarak yorumlamak mümkün. Uranyum zenginleştirmesinin durdurulma sebebi her ne kadar farklı nedenlere bağlanmış olsa da taktik bir manevra olarak yorumlanabilir.

Müzakere masasındaki ikinci pazarlık konusunu ise Kum kentinde yer altına inşa edilen Fordo tesislerindeki zenginleştirme faaliyetleri ve Fordo’nun statüsü oluşturmaktadır.[6] Uluslararası denetime kapalı olan Fordo tesislerine yönelik ciddi baskılar olsa da İran, Fordo’nun faaliyetlerini asla pazarlık konusu yapmak istememektedir. Nitekim Meclisin Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaeddin Burucerdi, birçok kez Fordo’daki nükleer zenginleştirme tesislerinin İran’ın kırmızı çizgisi olduğunun altını çizmiştir.[7]  Fordo'da yeraltında bulunan nükleer tesis, kuzeydeki kutsal Kum kentinin 20 km dışında, 60-90 metre derinlikte, kayalıkların altında bulunmaktadır. İran bu tesisin inşasına 2006-2007 yılları arasında başlamış, Fordo'nun varlığından ise dünya 2009'da haberdar olmuştu.

Açık kaynaklardan ulaşılabilen üçüncü pazarlık konusunu ise İran’ın yüzde 20 civarındaki zenginleştirilmiş uranyum stokları oluşturmaktadır. Bu stokların İran dışına çıkarılması ya da mevcut yüzde 20 stokun daha az yüzdelere düşürülmesi istenmektedir.[8] Bu teklife İran’ın sıcak yaklaşması beklenebilir. Nitekim Haziran 2009’da İran, UAEK’ye(Uluslararası Atom Enerji Kurumu) Tahran Araştırma Reaktörü için yakıt ikmali isteğini ilettiğinde ABD, 120 kilo yakıt için İran’ın eşit miktarda %4 zenginleştirilmiş uranyumu ülke dışına göndermesini istemiştir. Taraflar takas için prensipte anlaşmış, fakat İran’ın anlaşmada değişiklik yapmak istemesi, taraflar arasında güvensizliği artırmıştır. Bir başka takas önerisi de 17 Mayıs 2010’da İran, Türkiye ve Brezilya arasında imzalanan Tahran Anlaşmasıyla gündeme gelmiştir. Buna göre İran’ın bir ay içerisinde 1200 kilo düşük oranda zenginleştirilmiş uranyumu Türkiye’ye transfer edeceği ve bunun karşılığında UAEK, Fransa, Rusya ve ABD’den bir yıl içinde 120 kilo %20 zenginleştirilmiş uranyum yakıtı sağlaması istenmiştir. Fakat bu anlaşma Fransa, Rusya ve ABD’nin anlaşmayı İran’ın uranyum zenginleştirmesini sınırlamadığını belirterek reddetmeleri nedeniyle uygulanamamıştır.[9]

Müzakerelerin dördüncü önemli pazarlık konusunu ise İran’ın uranyum zenginleştirmede P5+1 ülkelerinin önereceği üretim sınırları, miktarları ve depolamaya uyması konusu oluşturmaktadır. Bu konu İran’ın halihazırdaki santrifüjlerin ya da daha sonra çalıştırmayı planladığı santrifüjlerin sayı ve verimliliği ile ilgili bir durumdur. Bu paralelde Alman Der Spiegel dergisinin internet sitesinde 17 Eylül 2013’de Alman gazeteci Erich Follath tarafından yazılan bir makale Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin İran’ın ABD başta olmak üzere batı dünyası tarafından uygulanan ambargolardan dolayı bozulan İran ekonomisini düzeltmek amacı ile nükleer projede taviz vermek üzere hazırlık yaptığı ileri sürülmüştü.[10] Follath, istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberinde İran’ın nükleer silah üretmeye yaklaştığını ancak Ruhani’nin Kum yakınlarındaki yerin 70 metre altındaki Fordo nükleer tesisini uluslararası denetime açacağını ve uluslararası gözlemcilerin eşliğinde santrifüjlerin sökülmesine izin vereceğini ileri sürmüştü. İran, Fordo tesislerinde olmasa bile Buşehr ya da Natanz gibi tesislerindeki santrifüjlerin bir kısmının sökülmesini teklif edebilir.

Ret Cephesinin İki Mimarı: İsrail ve S.Arabistan

Pazarlıkların bir diğer boyutunu ise İran ile yürütülen müzakerelerin doğrudan tarafı olmayan ancak İran’ın nükleer bir güç olmasına şiddetle karşı çıkan İsrail ve S.Arabistan’ın rahatsızlığı oluşturmaktadır. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, İran'ın her türlü nükleer faaliyeti durdurmasını ve bu gerçekleşene kadar yaptırımların sürmesini savunurken, İran'la tarihsel bir rekabet içerisinde olan S.Arabistan ise ekonomik ambargoların kaldırılması dâhil İran'ın bölgedeki nüfuzunu artıracak her türlü adımın karşısında durmaktadır. İran ile bir uzlaşmaya varılması konusunda en büyük muhalefeti İsrail’in yürüttüğü görülmektedir. Bu paralelde İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, 7-8 Kasım’daki Cenevre görüşmelerinin hemen ardından anlaşmayı engellemek için elinden gelen her şeyi yapacağını açıkça ifade etmiştir.[11] Aslında İsrail’i rahatsız eden durum sadece İran’ın “nükleer silah” geliştirme potansiyeli değil, aynı zamanda İran’ın uluslararası sistemdeki meşruiyetinin artmasıdır.

İran’la yapılan nükleer pazarlığın sonuca ulaşmasını istemeyen ikinci ülkenin ise S.Arabistan olduğu görülmektedir. Nitekim nükleer müzakerelerde İran’a karşı sert muhalefet yürüten Fransa'nın, S.Arabistan ile imzaladığı biri 1,5 diğeri 4 toplam 6,5 milyar dolarlık silah anlaşmasını riske etmekten kaçınmak için Riyad adına hareket ettiği iddia edilmektedir.[12] Üstelik S.Arabistan’ın İran’a yönelik yürüttüğü vekâlet savaş, bununla da sınırlı kalmamakta; Riyad, nükleer silah geliştirmesi için büyük destek verdiği Pakistan’dan kolaylıkla nükleer silah edinebileceği mesajını vermektedir.[13]

İsrail ve S.Arabistan’ın İran’ın nükleer bir güç olmasına karşı yürüttükleri siyasi ve ekonomik faaliyetler yalnızca bununla da sınırlı kalacağa benzemiyor. İran’a karşı ret cephesinin iki büyük destekçisi olan İsrail ve S.Arabistan’ın ortak hareket etmeleri de olası görünmektedir. Nitekim İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Sunday Times, Cenevre görüşmelerinde İran'ın nükleer programını sınırlayıcı bir anlaşma ortaya çıkmaması durumuna karşı İsrail istihbaratı MOSSAD’ın Suudi yetkililerle temas halinde olduklarını iddia etmektedir.[14] The Sunday Times’ın haberine göre söz konusu temaslarda S.Arabistan’ın İran’a yönelik bir operasyonda İsrail’e askeri olarak destek vermeye istekli olduğu ifade edilmektedir. Bu işbirliği S.Arabistan’ın hava sahasını İsrail’e açması, hava üssü vermesi ve İsrail savaş uçaklarına havadan yakıt ikmali sağlaması şeklinde uygulanabilir.

Sonuç

İsviçre’nin Cenevre kentinde 7-8 Kasım’da gerçekleşen nükleer müzakerelerde herhangi bir anlaşmaya varılamamıştır. Taraflar görüşmelerin içeriğine dair resmi açıklamalarda bulunmasa da basına sızdırılan haberlerden tartışmaların geçici bir taslak metin üzerinde yapıldığı iddia edilmektedir. Nükleer müzakerelerin asıl muhatapları olan ABD ve İran arasında nükleer anlaşma konusunda yaşanan olumlu havaya rağmen henüz bir uzlaşı çıkmamış olmasında müzakerelerin dolaylı muhatapları olan S.Arabistan ve İsrail’in önemli bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. İran’la bir anlaşmaya varılması durumunda Tahran’ın bölgesel etkisinin artacağını düşünen S.Arabistan-İsrail ekseninin muhalefetine rağmen ABD ve İran’ın 20 Kasım’daki gelecek görüşmelerde bir taslak metin üzerinde anlaşmaya varması oldukça önem taşımaktadır. Aksi halde nükleer müzakerelerin gidişatına yönelik, taraflar arasında oluşabilecek karamsar tablo ABD’de neoconların; İran’da radikal muhafazakârların siyaset üzerindeki baskısını artıracaktır.

İran ile yürütülen nükleer pazarlıkların ana eksenine bakıldığında, küçük pürüzler dışında tarafların anlaşmaya yakın oldukları görülmektedir. Özellikle İran devlet aklı, nükleer program konusunun çözümünde müzakere seçeneğine verdiği önemi taktik adımlarıyla göstermektedir. Cumhurbaşkanlığına İran’ın eski nükleer baş müzakerecisi Hasan Ruhani’nin seçilmesi, dışişleri bakanlığına daha önceki müzakerelerde ılımlı görüşleriyle bilinen Muhammed Zarif’in getirilmesi ve müzakere yetkilerinin milli güvenlik konseyinden dışişleri bakanlığına devredilmesi bu konudaki irade değişikliğin somut örnekleridir. Buna karşın nükleer müzakerelerde ABD’nin elinin daha güçlü olduğu görülmektedir. İran’a uyguladığı ekonomik yaptırımlardan büyük ölçüde sonuç alan Beyaz Saray, İran’da yaşanan irade değişikliğine olumlu karşılamaktadır. Bu bakımdan ABD, bölgesel müttefikleri İsrail- S.Arabistan ekseninin yoğun muhalefetine rağmen askeri seçenek yerine müzakere seçeneğinin üzerinde durmaktadır. Bunun da ötesinde ABD’de her geçen gün İran’ın biraz daha fazla geliştirdiği nükleer programı bir an önce kısıtlamak zorunda iken İran ise yaptırımların gölgesindeki ekonomiyi kurtarmak zorunda. Her iki ülke açısından da bu karşılıklı mecburiyet, İsrail-S.Arabistan ekseninin muhalefetine rağmen ABD ve İran’ı uzlaşma konusunda birbirine yakınlaştırmak zorunda bırakacaktır.

 


[1]Mark Landler and Mıchael R. Gordon, “Talks With Iran Fail to Produce a Nuclear Agreement”, The New York Times, November 9, 2013, Çevrimiçi: http://www.nytimes.com/2013/11/10/world/iran-nuclear-talks.html?ref=nuclearprogram

[2]“Iranians angry and bewildered after French torpedo Geneva nuclear entente”, The Guardian, 10 November 2013, Çevrimiçi: http://www.theguardian.com/world/2013/nov/10/iran-anger-france-geneva-nuclear-deal

[3]"Obama launches diplomacy with Tehran after quietly accepting Iran’s current nuclear capabilities" DebkaFile, 26.09.2013, Çevrimiçi: http://www.debka.com/article/23305/Obama-launches-diplomacy-with-Tehran-after-quietly-accepting-Iran%E2%80%99s-current-nuclear-capabilities

[4]Jay Solomon, İran, nükleer programda kısıtlamalara gitmeye hazırlanıyor, The Wall Street Journal, 09.10.2013, Çevrimiçi: http://www.wsj.com.tr/article/SB10001424052702304066404579124651957597282.html

[5]“İran uranyum zenginleştirmesini durdurdu”, Dünya, 24.10.2012, Çevrimiçi: http://www.dunya.com/iran-uranyum-zenginlestirmesini-durdurdu-205892h.htm

[6]Elad Benari, “Report: Pentagon Can Destroy Iran's Underground Nuclear Facility”, İsrael National News, 04.05.2013, Çevrimiçi: http://www.israelnationalnews.com/News/News.aspx/167694#.UoYpZsRmj48

[7]Senior Iranian MP: Fordo nuclear site a ‘red line’, El Arabiya News, 27 October 2013, Çevrimiçi: http://english.alarabiya.net/en/News/middle-east/2013/10/27/Senior-Iran-lawmaker-says-20-uranium-enrichment-continuing.html

[8]Fikret Ertan, “P5+1 ve İran: İkinci raunt başlıyor”, Zaman, 07.11.2013, Çevrimiçi: http://www.zaman.com.tr/fikret-ertan/p51-ve-iran-ikinci-raunt-basliyor_2163347.html

[9]Pınar Arıkan Sinkaya, İran ile P5+1 Ülkeleri Arasında Yeniden Başlayan Nükleer Müzakereler, 16.04.2011, ORSAM, Çevrimiçi: http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=3418

[10]Erich Follath, Intelligence Sources: Rohani Prepared to Shut Down Nuclear Site, Spıegel Online, 17.09.2013, Çevrimiçi:  http://www.spiegel.de/international/world/iranian-president-rohani-prepared-to-decomission-nuclear-site-a-922487.html

[11]Herb Keınon, “Netanyahu says Israel will do everything to prevent 'bad' agreement on Iran's nuclear program”, The Jarusalem Post, 10.11.2013, Çevrimiçi: http://www.jpost.com/Iranian-Threat/News/Netanyahu-says-Israel-will-do-everything-to-prevent-bad-agreement-on-Irans-nuclear-program-331135

[12]“Fransa taş koydu”, YeniŞafak, 10.11.2013, Çevrimiçi: http://yenisafak.com.tr/dunya-haber/fransa-tas-koydu-10.11.2013-580778

[13]Deniz Ülke Arıboğan, İran’la uzlaşma-risk mi fırsat mı?, Türkiye, 16.11.2013, Çevrimiçi: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/deniz-ulke-aribogan/576784.aspx

[14]Uzi Mahnaimi, “Two old foes unite against Tehran”, The Sunday Tımes, 17.11.2013, Çevrimiçi: http://www.thesundaytimes.co.uk/sto/news/world_news/Middle_East/article1341561.ece

Hakan Boz

bozhakanboz@hotmail.com

Uzmanlık Alanları

Azerbaycan, İran, Pakistan

Biyografi

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde Araştırmacısı olarak görev yapan Hakan BOZ, Güney Kafkasya-İran-Pakistan Araştırmaları Merkezi'nde çalışmaktadır.

Bununla birlikte hakemli bir dergi olan 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi ile 21. Yüzyıl Dergi’lerinin sorumlu yazı işleri müdürüdür. Boz, enstitü çalışmalarının Radyo Karedeniz ve Pusula Gazete’siyle koordine edilmesi sürecini de yönetmektedir.

İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamlamıştır. Üniversite eğitimi için 2005 yılında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girdi. İlk senesinde gösterdiği başarı ile fakültesinde dereceye girerek, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne geçiş yaptı. Lisans eğitimini Gazetecilik Bölümü’nde “Türk Basını’nda Güneydoğu Sorunu” isimli bitirme projesiyle tamamlamıştır.Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

Hakan Boz, Enstitü’deki görevine Eylül 2011’de başlamıştır.

Yabancı Diller

İngilizce

Eserleri

  • Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, Küçük Orta Doğu: Suriye, Ümit Özdağ (Ed.), Kripto Yayınları, Ankara, 2012; Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran

Makaleleri

  • Hakan BOZ, Şii Hilalinden Direniş Eksenine İran Dış Politikasında Şiilik, , 21. Yüzyıl Dergisi, Aralık 2012
  • Hakan BOZ, Turan Soylu Kavimlerin Kadim Yurdu: İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Kasım 2012
  • Hakan BOZ, Karabağ Sorununda Masadaki Seçenek Askeri Müdahale mi?, 21. Yüzyıl Dergisi, Ağustos 2012
  • Hakan BOZ, Ahmet Turan Esen-Turgay Düğen-Alper Özcan21. Yüzyıl Dergisi, Türkiye-Azerbaycan-KKTC Birleşik Devleri, Temmuz 2012
  • Hakan BOZ, Şeytan Üçgeninde Dans: İsrail-Azerbaycan-İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Haziran 2012
  • Hakan BOZ, ABD’nin Nükleer Kriz Sendromu: Pakistan, İran Olur mu? , 21. Yüzyıl Dergisi, Mayıs 2012
  • Hakan BOZ, Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, , 21. Yüzyıl Dergisi, Nisan 2012
  • Hakan BOZ, 2012, İran İçin Savaş Yılı mı?  21. Yüzyıl Dergisi, Mart 2012
  • Hakan BOZ, İran’ın Kuzey Irak Politikaları, 21. Yüzyıl Dergisi, Ocak 2012
  • Hakan BOZ, Belucistan, Orta Asya’nın Kürdistanı mı?, 21. Yüzyıl Dergisi, aralık 2011
  • Hakan BOZ, Azerbaycan Dış Politikasının Manevra Sahaları,2023 Dergisi, Mart 2012, Sayı: 131
  • Hakan BOZ, İran’ın Azerbaycan’daki Asimetrik Savaşı,Ekoavrasya, Kış 2012.        

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 22-08-2019

Kıbrıs'ta Türk kimliğini silme operasyonu

2007 sonrasında başlayan açılım politikalarının Türkiye'yi getirdiği nokta, Ocak 2013'te başlayan sözde çözüm süreci gerçekte büyük bir yıkım süreci olan PKK terör örgütüyle müzakereler olmuştu.