İran’ın Nükleer Krizden Çıkış Yolu: Eskimeyen “Hürmüz Kartı”

Yazan  30 Ocak 2012
ABD ve İran arasında yaşanan soğuk savaş, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması tehdidi ile bir kez daha kızışmıştır.

Her fırsatta Washington'un kırmızı çizgisi olarak dile getirilen Hürmüz Boğazı, Tahran açısından değerlendirildiğinde ise batılı müttefiklere karşı en büyük politik kozdur. Tahran'ın 24 Aralık 2011'de Basra Körfezi'nde gerçekleştirdiği askeri tatbikatın 4. gününde açıkladığı "İran'a petrol alanında yaptırım uygularlarsa, Hürmüz Boğazı'ndan bir damla petrol geçirmeyiz" [1] mesajı, batı kamuoyunda oldukça geniş yankı uyandırmıştır. İran ve ABD arasında Humeyni Devrimi'nden bu yana devam eden gerginlik için ise oldukça fazla neden bulunabilir. Fakat dünya petrol üretiminin yaklaşık %40'ını[2] oluşturan Basra Körfezi'nde, İran'ın siyasi ağırlığı bile ABD'yi rahatsız etmek için yeterli bir sebeptir. ABD, bu amacına ulaşmak için bir taraftan Suriye'yi kontrol altına alarak, bu ülkenin Doğu Akdeniz kıyılarındaki limanlarını ve hava alanlarını İran'a karşı koz olarak kullanmayı hedeflerken[3] bir yandan da Tahran'a yönelik ekonomik yaptırımlarla Tahran'ı çifte kıskaca almayı hedeflemektedir.

 

İki ülke arasındaki soğuk savaşa Tahran açısından bakıldığında ise İran'ın Hürmüz Boğazı çıkışı, geliştirdiği nükleer program etrafında yapıla gelen tartışmaların seyrini, olası bir petrol krizi tartışmalarıyla değiştirmek amacını taşıyabilir. Hürmüz krizi bu bağlamda ele alındığında nükleer kriz etrafında yoğunlaşan İran'a yönelik siyasi baskıları, yaklaşan ABD başkanlık seçimlerine kadar en alt seviyede tutmayı hedeflemektedir. Tahran bu hamlesiyle yeni ABD başkanının İran'ın nükleer programından çok Hürmüz sorununa yönelmesini sağlayacaktır. Geliştirdiği nükleer program sayesinde İran rejiminin fundamentalizmini batılı müttefiklerin tek saldırı hedef olmaktan çıkartan Tahran, Hürmüz kriziyle de nükleer programını odak noktası olmaktan çıkartarak, kendisine yönelik politik, ekonomik ve askeri yaptırımların sıklet merkezini dağıtmaktadır. Bu sayede İran'a yönelik siyasi yaptırımların tek merkeze odaklanması önüne geçilebilmektedir. Tahran, bu kazanımla kendisini hedef alan ABD-AB-İsrail kuşatmasının büyüklüğünü birden fazla cepheye dağıtarak yaptırımların şiddetini azaltmayı hedeflemektedir. Diğer yandan ise Tahran'ın bu taktiksel tutumunun, ABD ve AB ittifakının nükleer krize yönelik tutumunu ne kadar etkileyeceği ise tartışmalıdır.

 

Hürmüz Krizi Tahran'ı Nasıl Etkiler?

 

Tahran'ın nükleer silah programını petrol gelirleriyle finanse ettiğini iddia eden ABD ve AB ittifakı, İran'dan petrol ithal eden ülkeleri ikna ederek Tahran'ın petrol ihracatını engellemeye çalışmaktadır. İran da buna karşı petrol ticaretinin önemli bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı'nı kapatmakla tehdit etmektedir. Boğaz'ın kapanması durumunda ise petrol fiyatlarının varil başına 200 doları bulacağı tahminleri yapılmaktadır.[4] Dünya petrol ihracatının %25'inin Hürmüz'den karşılandığı yönündeki verilerin, AB ülkelerinde yaşanan ekonomik bunalımın[5] etkileriyle birlikte okunması durumunda ABD-AB ittifakını ne derece rahatsız ettiği anlaşılmaktadır. Ayrıca AB üyesi ülkelerin İran petrolüne bağımlılığının değişik oranlarda olması AB'nin bu konudaki ortak kararını da zorlaştırmaktadır. Örneğin İran petrolüne bağımlılığı %4'ten az olan Fransa ambargonun hemen uygulanması yönünde tavır alırken, bağımlılıkları %10 ile %20 arasında değişen Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi AB üyelerinin daha tedbirli davranması olağandır.[6] Fakat İran, bu konudaki yaptırımların kendisini etkilemeyeceği mesajını vermek ve petrol bakımından İran'a bağımlı Avrupa ülkelerine petrol ihracatını derhal kesmek üzere harekete geçmiştir.[7] Tahran'ın, bu hamlesi ekonomik krizlerle boğuşan Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi AB ülkelerini derinden etkileyecek, krize çözüm bulmaya çalışan Almanya ve Fransa gibi başat ülkelere de ek maliyet artışı ile zor durumda bırakacaktır.

 

Diğer taraftan İran'ın olası bir krizde Hürmüz'ü kapatması, AB ülkeleriyle birlikte Asya ülkelerini de olumsuz etkileyecektir. Çünkü 2011 verileri incelendiğinde İran'ın en büyük petrol pazarının Asya ülkeleri olduğu görülecektir. Tahran'ın 2011'in ilk yarısı itibarı ile petrol ihracatının % 85'inin Asya'ya yapıldığı tahmin edilmektedir.[8] İran'ın, Asya ülkelerine yaptığı petrol ihracatındaki en büyük payın ise Pekin'e ait olduğu bilinmektedir. AB ve ABD tepkileri bir yana Çin'in Hürmüz'ün kapanması konusundaki görüşleri İran'ı diğerlerine göre daha çok bağlamaktadır. Hürmüz krizinin yoğun olarak tartışıldığı günlerde ise önemli bir gelişme yaşanmış, Çin Başbakanı Wen Jiabao, 14-19 Ocak 2012 tarihleri arasında bir heyetle birlikte bölgeye 6 gün süren önemli bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Başbakan Jiabao'nun Katar'ın başkenti Doha'da "Çin, İran'ın nükleer silah geliştirmesine ve sahip olmasına şiddetle karşıdır" şeklinde beklenmeyen bir çıkış yapıp ayrıca İran'ı Hürmüz'ü kapatma konusunda sert bir şekilde uyarması oldukça önemli bir gelişme olarak değerlendirilmiştir.[9] Çin'in bu yeni tavrı, İran'ı siyasi olarak desteklemekten vazgeçmesi olarak yorumlanmaktan ziyade Hürmüz Boğazı'nın kapatılmaması konusunda ciddi bir uyarı niteliği taşımakta, İran'ın Hürmüz'ü kapatması durumunda ise Pekin'in siyasi tavrında değişikliğe gidilebileceği sinyalleri verilmektedir. Çünkü Suudi Arabistan'ın Çin'e ihraç ettiği büyük miktardaki petrolün tamamı VLCC denilen ham petrol tankerleri ile Hürmüz Boğazından geçmektedir.[10] Ayrıca olası bir sıcak çatışma çıkması ya da yaptırımların Tahran ekonomisini çıkmaza sokmasıyla Hürmüz'ün kapatılması durumunda Suudi Arabistan tarafından Çin ve ABD'ye ihraç edilecek petrolün Süveyş Kanalı'ndan taşınması ihtimali ise oldukça düşüktür. Zira Basra Körfezi'nden dünya piyasalarına taşınan günlük petrol miktarı yaklaşık 17 milyon varilken[11], Süveyş Kanalı'ndan dünya piyasalarına taşınan petrol miktarı yaklaşık 2.1 milyon varildir.[12] Dolayısıyla, Hürmüz'ün kapatılması durumunda Çin'in petrol ihtiyacını Süveyş Kanalı gibi alternatif yollardan karşılaması pek de mümkün olmayacaktır. Çin'in Hürmüz konusundaki sert çıkışına karşılık İran'ın vazgeçilmez bir ortak olduğunun da altı çizilmelidir. Zira Çin ve İran'ın, zaman zaman imzaladıkları ortak bildirilerde ABD öncülüğündeki yeni dünya sistemine karşı çıkma konusunda hem fikir oldukları ortaya konulmaktadır.[13]

 

Sürekli büyüyen ekonomisiyle Çin, ABD'ye küresel anlamda rakip olma seyri çizmekte, buna karşılık ise Washington, Çin'in enerji kaynaklarını kıskaca alma yolunu seçmektedir.[14] 1979 Humeyni Devrimi'nden bu yana İran'ı da tehdit olarak algılayan ABD'ye karşı İran ve Çin'in doğal bir müttefik olmalarını da beraberinde getirmektedir. Bu şartlar altında Hürmüz'ün kapatılması, Tahran açısından da tutarlı değildir. Petrol ihracatı, İran ekonomisinin beşte birini, bütçe gelirlerinin ise % 60'ını oluşturan çok önemli bir konuma sahiptir. ABD ve AB baskısı nedeniyle petrol gelirlerinin üçte birini kaybediyor olması Hürmüz'ü kapatması için yeterli bir neden olarak görünmemektedir. Ayrıca Tahran rejiminin birtakım ekonomik sıkıntıların eşiğinde olduğunu İranlı gözlemciler tarafından ifade edilmektedir. İran para birimi Riyal'ın dolar karşısında önemli ölçüde değer kaybetmesi İran`ın ekonomik durumunun kırılganlığının en önemli göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

 

İran'ın tüm riskleri göze alarak Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve İran'ın kendi petrol satışının durdurulması İran ekonomisine de ciddi zararlar verebilir.[15] Bu noktada değerlendirilmesi gereken bir diğer husus ise İran'ın Hürmüz Boğaz'ını hangi durumda kapatacağıdır. Batılı haber kaynakları ne kadar İran'ın Hürmüz Boğazı'nı her an kapatabileceği yönünde haber ve yorumlar yapsalar da Tahran ancak iki gelişmenin gerçekleşmesi durumunda Hürmüz'ü kapatabilir. Birincisi ekonomik yaptırımların ağırlaşması ve petrol ihracatının tamamen durma noktasına gelmesidir. İkincisi ise Tahran'ın önemli petrol ithalatçısı konumunda olan Çin'in, İran'dan petrol almaya son vermesiyle İran'ın çok sert bir ekonomik darbe almasıdır. Her iki durumun ayrı ayrı ya da birlikte gerçekleşmesi durumunda yaşam alanı daraltılan İran'ın, Hürmüz'ü kapatması önemli bir seçenek olarak masaya yatırılacaktır.

 

İran'ın Deniz Gücü

 

Tahran, her başı sıkıştığında Hürmüz kartına sarılmaktadır. Fakat bunu gerçekleştirebilecek askeri kabiliyete sahip olup olmadığı ise uzmanlar arasında ciddi tartışma konusu olmaktadır.40 bine yakın askere sahip donanması, boğaza yakın adalarda ve kıyılarda askerî üsleri ve iki binin üzerinde mayın döşeme kapasitesi olan Rusya menşeli 23 adet denizaltısı ve 4 adet amfibi savaş gemisi ile birkaç ay geçişi aksatacak askerî gücü olduğu bilinmektedir.[16]

 

Buna karşılık ise ABD'nin de bölgede önemli bir askerî güce sahip 5. filosu bulunmaktadır. 20'den fazla savaş gemisi, iki uçak gemisinden ve çevre ülkelerdeki üslerden kalkabilecek F-15, F-16 ve F-18'leriyle havadan İran'ın füze tesislerini vurabilecek ve bir iki hafta içinde limitli sayıda tanker geçişini sağlayacak kadar mayın temizleyebilecek askerî gücü bulunmaktadır.[17] Bununla birlikte ABD'nin Katar'da Al Udeyd Hava Üssü; BAE'de El Zafra üssü; Suudi Arabistan'ın Cidde, Hamis Muşayt, Dahran ve Taif şehirlerinde de eğitim üsleri mevcuttur.

 

Hürmüz'ün kapatılması ve diplomasi yollarının tamamen kapanması durumunda, ABD'nin Basra Körfezi'ndeki muharip üstünlüğüne karşı İran'ın asimetrik bir deniz savaşı verebileceğini ifade edebiliriz. Hürmüz Boğaz'ını mayınlaması ya da boğazın giriş ve çıkışına konuşlandırılmış denizaltılarla yapılacak torpido atışları sonucunda bir Amerikan destroyerinin batması, ağır bir psikolojik darbe olabilir. Örneğin Haziran 1982'de İngiltere ve Arjantin arasında yaşanan Falkland Adaları krizinde Arjantinliler, Fransız yapımı Exocet füzelerini kullanarak, İngilizlerin Sheffield destroyerini batırmış, bu durum dünya kamuoyunda büyük şaşkınlıkla karşılanmıştı.[18]

 

İran'ın Hürmüz'de Olası Çatışmadan Beklentileri Nelerdir?

 

Patrick Clawson, İranlı bazı liderlerin, ABD ve İran arasında olası bir sıcak çatışma durumunda dört önemli amaca ulaşabileceklerini düşündüklerini ileri sürmektedir. Savaşta kazanılacak bir zafer de bazı politik hedefleri de beraberinde getirecektedir.[19] Clawson'a göre bunlar sırasıyla;

 

1- Nükleer programı meşrulaştırmak,

2- ABD'ye karşı küresel düşmanlığı körüklemek,

3- Petrol piyasalarının alt üst ederek politik varlığını korumak,

4- İç kamuoyunu toparlayarak, halkı bir hedef doğrultusunda birleştirmek.

 

Tahran, Hürmüz Kartı ile askeri hedeflerini politize ederek, Basra Körfezi'ndeki egemenliğini pekiştirmek istemektedir. ABD'nin Basra Körfezi'ndeki askeri üstünlüğüne rağmen ABD'nin 1983'de Beyrut[20] ve 1993'deki Somali[21] çatışmalarındaki geri çekilişi İran'a açık kapı bırakmaktadır.[22]Benzer şekilde İran'ın, asimetrik unsurları kullanarak Irak, Suriye ve Afganistan üzerinden ABD ve İsrail'e yönelik saldırılarla aynı pozisyonu elde edebileceği olasılıkları da tartışmalar arasında yerini almaktadır.[23] Bu tartışmalara paralel olarak bölgedeki egemenlik mücadelesinin Çin ve ABD arasında geçebileceği öngörüleri de hesaba katılmalıdır. Çin'in önemli petrol ithalatçıları arasında yer alan İran'ı ekonomik ve siyasi olarak desteklemekte olduğunu ve tek başına İran petrollerinin %22'sini ithal ettiği düşünüldüğünde Körfez'deki büyük ekonomik rekabet daha rahat anlaşılacaktır.

 

Hürmüz'deki egemenlik mücadelesine benzer bir durum 1950'lerde Süveyş Kanalı'nda yaşanmıştır. Süveyş'teki ABD hâkimiyeti, 1952'den başlayarak İngiltere'nin kanaldaki ekonomik payını artırmak amacıyla Çin'i yanına almak istemesi üzerine başlamıştır. ABD'nin, İngiltere'nin planlarını bozmasıyla Amerika amacına ulaşmış ve Süveyş'te egemen güç pozisyonunu elde etmiştir. Bugün ise Çin'in Körfez'deki ekonomik çıkarlarının tehlikeye düşmesi durumunda aynı şekilde ABD'yi karşısına alması da olası bir ihtimal gibi gözükmektedir.[24] Hürmüz Krizi bu bağlamda ele alındığında Çin-ABD çekişmesi, Tahran'ın Hürmüz Kartı'nı vazgeçilmez bir siyasi koz yapacaktır.

 

Sonuç

 

İran dış politikası, büyük ölçüde kontrollü gerilim üzerine kuruludur. Bu anlamda Tahran'ın Hürmüz çıkışı, söz konusu kontrollü gerilim siyasetinin açık örneklerinden biridir. İran, dış politikada geliştirdiği bu gerilim taktiğiyle iç politikada ortak tehdit algısını körükleyerek halkı bir arada tutmaktadır. İç politikanın yanı sıra İran'ın bu çıkışı, 2012 yılına yönelik dış politikasının yeni manevra sahaları hakkında da bazı ipuçlarını taşımaktadır. Geliştirdiği nükleer programa yönelik baskı ve yaptırımları Hürmüz Kartı ile aşmaya çalışan Tahran, boğazı kapatma ihtimalinden ziyade diplomatik bir koz olarak kullanmaya devam edecek ve sıcak çatışma yerine soğuk savaş söylemlerini giderek arttıracaktır.

 

Meselenin bir başka boyutu ise ABD ve Çin mücadelesinin sınırlarını belirlemektedir. Çin'in enerji ihtiyacını Afrika, Süveyş Kanalı, Basra Körfezi ve Belucistan'dan Güney Çin Denizi'ne kadar uzanan enerji koridorundan sağladığı bilinmektedir. ABD'nin İran'a yönelik siyasi tecrit politikaları her ne kadar kısa vadede Çin'i tehdit etmese de uzun vadede Pekin'in enerji güvenliğini risk altına sokacak adımlar olarak yorumlanabilir. İran'ın ekarte edilmesinin ardından Basra Körfezi'ndeki ABD hegemonyası aynı zamanda Washington'un Asya Pasifik'teki stratejik hedeflerine de hizmet edecektir.

 


 

[1] Thomas Erdbrink, Iran unlikely to block oil shipments through Strait of Hormuz, analysts say, Washington Post, December 28, 2011, Çevrimiçi: http://www.washingtonpost.com/world/middle_east/despite-threats-iran-unlikely-to-block-oil-shipments-through-strait-of-hormuz/2011/12/28/gIQAVSOSMP_story.html

[2] Brian Bennet, James Graff, Scott MacLeod, "What Would War Look Like", Time, September 25, 2006, s. 28.

[3] Osman Metin Öztürk, Kaosa Doğru İran, Fark Yayınları, Ankara- 2006, s.30

[4] Saruhan Özel, Petrolde İran ve Hürmüz endişeleri yersiz!, Zaman, 18.01.2012, Çevrimiçi: http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1231205

[5] Sait yılmaz, Üçe Bölünen Avrupa Birliği Ve Türkiye, 09.01.2011, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Çevrimiçi: http://www.21yyte.org/tr/yazi6447-UCE_BOLUNEN_AVRUPA_BIRLIGI_VE_TURKIYE_.html; Saruhan Özel, Büyük Euro Projesi'nin sonu yaklaştı!, Zaman, 16.11.2011, Çevrimiçi: http://www.zaman.com.tr/yazar.do;jsessionid=EF522C3B911C779EB43AE6BE3D42B7C7?yazino=1202543

[6] Sercan Doğan, İran'a Petrol Ambargosu Tartışmaları, ORSAM, 14.01.2012, Çevrimiçi: http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=3080

[7] Najmeh Bozorgmehr, Iran threatens to act first on EU embargo, Financial Times, 26.01.2012, Çevrimiçi: http://www.ft.com/intl/cms/s/0/a3c736b0-4788-11e1-b646-00144feabdc0.html#axzz1kYeDo0YO

[8] Saruhan Özel, Petrolde İran ve Hürmüz endişeleri yersiz!, Zaman, 18.01.2012

[9] China's Energy Strategy in the Persian Gulf, Stratfor, January 18, 2012, Çevrimiçi: http://www.stratfor.com/analysis/chinas-energy-strategy-persian-gulf

[10] Dr. Paul Sullivan, Enerji için aldığımız riskler, Türkiye Gazetesi, 13.01.2012, Çevrimiçi: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/makaledetay.aspx?id=520770

[11] Iran's Threats in the Strait of Hormuz, Stratfor Global Intellıgence, 10.01.2012, Çevrimiçi: http://www.stratfor.com/geopolitical-diary/irans-threats-strait-hormuz

[12] Doç. Dr. Kıvılcım Metin ÖZCAN, Ortadoğu'daki Gelişmeler Türk Ekonomisini Nasıl Etkiler?, Stratejik Düşünce Enstitüsü, 28.02.2011, Çevrimiçi: http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1397/ortadogudaki-gelismeler-turk-ekonomisini-nasil-etkiler.aspx

[13] Nuraniye Hidayet Ekrem, Çin Halk Cumhuriyeti Dış Politikası (1950-2000), ASAM, Ankara-2003, s. 119

[14] Ergin Yıldızoğlu, Hedefteki Ülke: İran, Cumhuriyet, 16.01.2012

[15] Arif Keskin, İran Hürmüz Boğazı'nı Kapatabilir mi?, The First News, 16.01.2012, Çevrimiçi:

[16] Alexander Wilner, Iran And The Gulf Mılıtary Balance, CSIS, October 27, 2011, s.36, Çevrimiçi: http://csis.org/files/publication/111128_Iran_Gulf_Military_Bal.pdf

[17] Saruhan Özel, Petrolde İran ve Hürmüz endişeleri yersiz!, Zaman, 18.01.2012

[18] Mustafa NALCI, Falkland Savaşı, Pusula 63, Çevrimiçi: http://www.dho.edu.tr/pusula/63/falkland.html

[19] Patrick Clawson, Calculating Victory: How Iran Views Confronting the United States, The Washington Institute, January 18, 2012, Çevrimiçi: http://washingtoninstitute.org/templateC05.php?CID=3442

[20] Lübnan İç Savaşıboyunca Hizbullah,ABDveAvrupaaskerlerininLübnan'dan atılması amacıyla bir çok bombalama eyleminde bulundu.1983yılındaABDElçiliğine yapılan bir intihar eylemi sonucu 17'siAmerikalı63 kişi ölmüştür. Aynı yıl içindeABDkışlalarına yapılan saldırıda da 241 Amerikalı asker yaşamını yitirmiştir.

[21] 1992 Somali iç Savaşı'nı sona erdirmek üzere BM Güvenlik Konseyi de, 4 Aralık 1992 tarihinde çıkardığı kararla BM kakarıyla sürece müdahil olan ABD, Somali halkı tarafından kuşkuyla karşılanarak açık hedef haline gelmiş, 1993'te Somali'de yaşadığı askerî fiyasko sebebiyle geri çekilmek zorunda kalmıştır.

[22] Ray Takeyh, Gizli İran- İslam Cumhuriyeti'nde Güç ve Paradox, Ekvator Yayıncılık, İstanbul- 2007, s.82

[23] Patrick Clawson, Calculating Victory: How Iran Views Confronting the United States, The Washington Institute, January 18, 2012

[24] Deniz Gökçe, Hürmüz'de askeri birlikler değil büyük finansal gücler çarpısır!, Akşam, 15.01.2012, Çevrimiçi: http://www.aksam.com.tr/hurmuzde-askeri-birlikler-degil-buyuk-finansal-gucler-carpisir-5191y.html

 

 

Hakan Boz

bozhakanboz@hotmail.com

Uzmanlık Alanları

Azerbaycan, İran, Pakistan

Biyografi

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde Araştırmacısı olarak görev yapan Hakan BOZ, Güney Kafkasya-İran-Pakistan Araştırmaları Merkezi'nde çalışmaktadır.

Bununla birlikte hakemli bir dergi olan 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi ile 21. Yüzyıl Dergi’lerinin sorumlu yazı işleri müdürüdür. Boz, enstitü çalışmalarının Radyo Karedeniz ve Pusula Gazete’siyle koordine edilmesi sürecini de yönetmektedir.

İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamlamıştır. Üniversite eğitimi için 2005 yılında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girdi. İlk senesinde gösterdiği başarı ile fakültesinde dereceye girerek, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne geçiş yaptı. Lisans eğitimini Gazetecilik Bölümü’nde “Türk Basını’nda Güneydoğu Sorunu” isimli bitirme projesiyle tamamlamıştır.Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

Hakan Boz, Enstitü’deki görevine Eylül 2011’de başlamıştır.

Yabancı Diller

İngilizce

Eserleri

  • Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, Küçük Orta Doğu: Suriye, Ümit Özdağ (Ed.), Kripto Yayınları, Ankara, 2012; Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran

Makaleleri

  • Hakan BOZ, Şii Hilalinden Direniş Eksenine İran Dış Politikasında Şiilik, , 21. Yüzyıl Dergisi, Aralık 2012
  • Hakan BOZ, Turan Soylu Kavimlerin Kadim Yurdu: İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Kasım 2012
  • Hakan BOZ, Karabağ Sorununda Masadaki Seçenek Askeri Müdahale mi?, 21. Yüzyıl Dergisi, Ağustos 2012
  • Hakan BOZ, Ahmet Turan Esen-Turgay Düğen-Alper Özcan21. Yüzyıl Dergisi, Türkiye-Azerbaycan-KKTC Birleşik Devleri, Temmuz 2012
  • Hakan BOZ, Şeytan Üçgeninde Dans: İsrail-Azerbaycan-İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Haziran 2012
  • Hakan BOZ, ABD’nin Nükleer Kriz Sendromu: Pakistan, İran Olur mu? , 21. Yüzyıl Dergisi, Mayıs 2012
  • Hakan BOZ, Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, , 21. Yüzyıl Dergisi, Nisan 2012
  • Hakan BOZ, 2012, İran İçin Savaş Yılı mı?  21. Yüzyıl Dergisi, Mart 2012
  • Hakan BOZ, İran’ın Kuzey Irak Politikaları, 21. Yüzyıl Dergisi, Ocak 2012
  • Hakan BOZ, Belucistan, Orta Asya’nın Kürdistanı mı?, 21. Yüzyıl Dergisi, aralık 2011
  • Hakan BOZ, Azerbaycan Dış Politikasının Manevra Sahaları,2023 Dergisi, Mart 2012, Sayı: 131
  • Hakan BOZ, İran’ın Azerbaycan’daki Asimetrik Savaşı,Ekoavrasya, Kış 2012.        

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü   - 18-10-2019

ABD-Türkiye’nin Kuzeydoğu Suriye Mutabakatı Nedir, Ne Değildir?

ABD ve Türk yetkililerin açıklamalarında anlaşmaya varılmıştır denilse de kamuoyuna sunulan metnin başlığı ortak açıklama olarak geçmektedir. Bu haliyle metni bir anlaşmadan ziyade mutabakat metni olarak görmek gerekir.