“Demokratikleştiremediklerimizden misiniz?”: Orta Doğu’daki Değişim Dalgasının Neden, Şekil ve Olası Sonuçları

Yazan  10 Şubat 2011
Gösteri yapanlarla devrimden sonra iktidarı ele geçirecekler aynı kişiler olmak zorunda değildir.

Orta Doğu'da muhtemelen "tarihin yeniden başladığı" bir "andayız." Bölgenin on yıllardır çok az değişen siyasi yapısının hızlı, yapısal ve "olaylı" bir şekilde değişmesi ciddi bir ihtimal haline gelmiştir. Yaşananların yarıda kesilmesi ve "Arap Çölü'nde bir serap" olarak kalması da pekala mümkündür ama yüksek bir ihtimal değildir. Bölgedeki rejimler, muhalif hareketler ve dış aktörler değişimin neden, hız, yön ve sonuçlarını anlamaya ve onu şekillendirmeye çalışmaktadır. Bu dalganın bölgedeki hemen her ülkeyi ve rejimi "sallayacağından" emin olabiliriz. Bu durum her rejimin devrileceği anlamına da elbette gelmemektedir ama Orta Doğu'da artık işlerin eskisi gibi olacağını düşünmek kolay değildir. Bunu düşündürten en önemli neden Arapların sokağa çıkma, protesto yapma ve hesap sorma yönündeki korkularını kırmış olmasıdır. İnsanların kazandıkları bu cesareti kaybetmelerinin kolay olmayacağını varsayıyoruz. Bazı Arap ülkelerinde yaşanan ve diğerlerine de sıçraması beklenebilecek çalkantının a) uzun dönemli ve yapısal, b) dönemsel, c) anlık ve d) her ülkenin kendine özgü bazı neden ve açıklamaları vardır.

Arap ülkelerindeki demokrasi eksikliği ve rejimlerin meşruiyet açığı, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller, siyasi ve ekonomik tıkanıklık, ekonomik eşitsizlik, yolsuzluklar, atılan kısmi ekonomik liberalizasyon adımlarının meyvelerini vermeden önce bazı halk kesimlerinin hayatını zorlaştırması ve onları rejimlerden uzaklaştırması, insan hakları ihlalleri, genç, nispeten eğitimli ama işsiz ve tatminsiz genç nüfusun oluşturduğu "tiktaklayan demografik bomba," bu rejimlerin çoğunun ABD başta olmak üzere Batı ile halklarının genelde onaylamadığı türden ilişkiler içinde olması gibi faktörlerin patlayıcı bir karışım yarattığı hep söylenirdi. Ama bu ülkelerde beklenen ciddi halk ayaklanmaları ve rejim değişiklikleri bir türlü gerçekleşmiyordu. Petrol geliri olan ülkeler halklarından vergi almayarak ve birçok temel ürünü sübvanse ederek onları "rüşvetle susturuyordu." Petrolü olmayan ülkeler de ciddi güvenlik ve istihbarat önlemleri ile statükoyu koruyorlardı. Arap halklarının artık bu "haysiyetsiz durumu" kabullendikleri ve hatta buna alıştıkları, insiyatif gösterme ve seslerini yükseltme yeteneklerinin sınırlı olduğu, kültürel ve tarihi nedenlerle Arapların "demokrasi istek ve becerilerinin" olmadığı söyleniyordu. Henüz değişim sürecine giren bu ülkelerin demokrasiye hangi hız, bedel ve şekillerde ilerleyecekleri belli olmamakla beraber son haftalarda yaşanan olaylardan sonra artık yukarıdaki yargıların gözden geçirilmeye ihtiyacı olduğu söylenebilir.

Gıda ve petrol fiyatlarındaki yükseliş, internet ve diğer iletişim teknolojilerinin habere ulaşma ve benzer düşüncede olan insanları bir araya getirmede sağladığı kolaylıklar, Tunus'ta yaşananların emsal yaratması, ABD'nin Bush döneminden farklı olarak "gölge etmemesi" gibi faktörler de bu olayları mümkün kılan faktörler arasındaydı. Yeni iletişim teknolojileri, büyük ölçüde kontrol altında olan geleneksel medyanın yanında sansürsüz, interaktif, hızlı, sınır aşan alternatif bilgi kaynakları sunarken ayrıca muhaliflerin "birbirlerini bulmaları," haberleşmesi, örgütlenmesi ve harekete geçmesinde de çok önemli bir rol oynamaktadır. Aynı derecede değilse bile bu yeni platformlar yönetimlerin muhalifleri "gözetlemesi" için de bazı imkanlar sağlamaktadır. Yine de genç insanların bu kıvrak teknolojileri hantal devlet bürokrasilerinden çok daha becerikli ve etkin şekilde kullanacağını öngörebiliriz. Başta El Cezire olmak üzere TV kanalları da 350 milyon Arap için ortak "hikayeler", serbest tartışma ortamı, fikir ve temalar sunmuştur. Araplar bu tür kanallar vasıtasıyla diğer Arap ülkelerinde yaşananlarla kendi ülkelerindeki yaşananları kıyaslamak ve eleştirmek için bazı "entelektüel donanımlar" kazanmıştır. El Cezire türü kanallar bölge halklarının ülkelerindeki demokrasi açığı, polisiye baskı, ekonomik tıkanıklık ve eşitsizliğin sadece kendi ülkelerine özgü olmadığını daha net görmelerini sağlamıştır.

Önümüzdeki dönemde hem her ülkenin kendine özgü koşulları (ekonomik durum, lider sınıf ve yönetimin meşruiyeti, sistemin kompozisyonu ve dış etkilere açıklığı, halkın kendini ifade kanallarının varlığı ve şekli), hem de önemsiz olmayan bir derecede "domino dinamikleri" bu dalganın hangi ülkelerde ne kadar etki yaratacağını belirleyecektir. Petrole sahip olan ülkeler ekonomik "bahşişler" dağıtma kapasiteleri nedeniyle en azından kısa vadede petrolü olmayanlara göre bir parça daha avantajlı olabilirler. Monarşik rejimlerin de diğer otokrasilere göre bir parça daha dayanıklı olma ihtimali vardır. Ama her iki avantajın da sınırları olacaktır.

SENARYOLAR

Kriz öncesi statükoya (ya da ona benzer bir şeye)dönüş: Rejimlerin oyalama, topu taca atma, göstermelik, geçici ödünler vermeleri, halkı ekonomik rüşvetlerle yatıştırmaları, göstericilerin sonuç alamadıklarını görerek "yorulup bıkmaları," aralarındaki farklılıklar nedeniyle ya da rejimlerin çabalarıyla bölünmeleri, sertçe bastırılmaları ("Tiananmen") gibi şekillerde gerçekleşebilir.

İyimser "liberal" senaryo: Rejimlerin yeni durumun kaçınılmazlığını kabullenmesi; muhalefet partileriyle "ordunun şefkatli gözetiminde" yeni demokratik sisteme geçiş için uzlaşması; muhalif unsurların başat ya da önemli ortak oldukları geçici hükümetler kurulması; yeni seçim kanunlarıyla beraber değişik görüşlerin siyasi olarak örgütlenmesine imkan verecek koşullar ve makul bir zaman sonrasında özgür, şeffaf, adil seçimler yapılması. Elbette gerçekte olayların bu kadar sorunsuz ilerlemesi neredeyse imkansızdır. Bazı "sürtünmeler" yaşansa ve gelişme "iki adım ileri bir adım geri" olsa da esas istikametin yukarıdaki gibi olması da bu senaryonun işlediğini düşündürtebilir.

Yumuşak, kontrollü ama kısmi geçiş: Mevcut rejimlerin yerine ordu güdümü ve kontrolünde yarı-demokratik siyasi sistemlerin yerleşmesi, partilere ve seçimlere bazı şartlar altında sınırlı şekilde izin verilmesi, demokratik standartların eskiye göre ilerlemesi ama ileri örneklerin çok gerisinde kalması.

Kötümser senaryolar değişik şekiller alabilir. Rejimin ve/veya ordunun göstericileri "Tiananmen" örneğinde olduğu gibi bastırması, İslamcıların seçimlerde çok büyük üstünlük sağlamaları ve zamanla diğer aktörleri saf dışı bırakmaları, ordunun birliğini kaybetmesi ve "erken kalkanın darbe yapması," ülkede düzenin ortadan kalkması, kaos ve anarşi gibi olumsuz senaryolar tahayyül edilebilir.

Elbette hayat ve gelecek buradaki senaryo ve sınıflandırmalardan çok daha karmaşık ve şekilsiz olacaktır. Yukarıdaki senaryolardan bazılarının aynı andan veya birbirini takip eder bir şekilde kısmen yaşanması da mümkündür. Yaşanan siyasi değişimin hızı, genişliği, derinliği ve etkileri için erken ve kesin konuşmanın riskli olduğu geçtiğimiz haftalarda yeterince kanıtlanmıştır.

ABD

Washington ilk haftalarda dalganın muhtemel sonuçlarını hesap etmeye ve hızla gelişen olayları anlamaya çalışırken genelde gelişmelerin birkaç adım gerisine düşmüş ve birden fazla zikzak çizmek zorunda kalmıştır. ABD değişimi anlamak, yönünü tahmin etmek, "tarihin akışının yanlış tarafına düşmemek" ama belki onu yavaşlatmak, terbiye etmek ve yönlendirmek ve kesinlikle önünde duruyor durumuna da düşmemeye çalışmaktadır. ABD Mısır rejiminin hızlı, kesin, dramatik, kanlı ve kontrolsüz bir şekilde düşmesi ve bunu engellemek için kendisinin pek bir şey yapmadığının düşünülmesi durumunda olayların diğer ülkelere de henüz bir hazırlık yapmadan ve önlem almaya fırsat bırakmadan yayılacağından endişe etmektedir. ABD bir yandan bu dalganın ve "yeni Orta Doğu'nun" yükselen aktörü "sokağın" önünde duruyor görüntüsü vermemek, öte yandan da eski ortaklarına sahip çıkarak "inandırıcılığını" korumak gibi zorlu ve zaman zaman birbiriyle çelişkili çıkar ve güdülerle hareket etmek durumundadır. Washington, ılımlı ve Batı ile "dost olmasa bile" onunla çalışabilecek unsurların İslamcılara karşı hazırlıksız ve savunmasız olmayacağı bir geçiş dönemi olmasını arzulamaktadır.

Mısırlılar Irak gibi ABD işgaliyle değil, "kendi bileğinin hakkıyla" demokrasiye geçerse bunun ilave bir anlamı olacaktır. Bu olayların Bush yönetiminin bölgede çok fazla karşılık bulmayan, samimi görülmeyen, Irak Savaşı ile "kirlenen" ve muhalif hareketlerin ABD'nin maşası gibi görülmesine de neden olan demokrasi söylemi geride kaldıktan sonra ortaya çıkmasının bir anlamı olabilir. Denebilir ki, Barack Obama aslında direk hiçbir şey yapmasa da sadece varlığıyla bile bu yaşananların "hareket ettiricilerinden" biri olmuştur. Mısır'daki gösterilerde Amerika ve İsrail aleyhtarı slogan ve pankartlar çok azınlıktadır. Ama rejimin ABD ve İsrail ile ilişkisinin şekli onun meşruiyet eksikliğinin ölçülmesi kolay olmasa da önemli nedenlerinden biridir. Eğer üzerinde yıllardır çok şey söylenen ama son yıllara kadar bir türlü harekete geçmeyen "Arap sokağı"ABD'nin meşru taleplerine köstek olduğu sonucuna varırsa, dalga hızla Amerikan aleyhtarı bir renk alabilir. ABD'li yetkililerin de bundan çekindikleri ve kendilerini rüzgar ile ters yönde konumlandırmamaya çalıştıkları söylenebilir. Aynı şey İsrail için daha az geçerlidir. ABD'nin olayların başta S. Arabistan olmak üzere petrol üreten ülkelere sıçraması durumunda nasıl tavır alacağı da çok önemli olacaktır.

Son olarak, bölgede yaşayan olaylarla ABD'nin görünenin çok dışında bir ilişkisi olduğu yolundaki – bizim şu an paylaşmadığımız ama ileride fikrimizi değiştirme hakkımızı saklı tuttuğumuz -birbiriyle kısmen örtüşen iki teoriden bahsetmek istiyoruz: a) ABD'nin ve İsrail'in bölgede kaos istediği ve bu nedenle olayları el altından "başlattığı", b) Bölgedeki rejimlerin ABD için "son kullanma tarihlerinin sona erdiği" ve bu nedenle "bir sabah uyandığında" kontrolsüz bir değişimle karşı karşıya gelmek istemeyen Washington'un kendi istediği zaman ve şekilde bu yıpranmış lider ve yönetimlerden kurtularak "deri değiştirdiği."

ORDU

ABD'nin Mısır ordusu ile "derin" ilişkisi, ordunun özellikle üst kademesinin rejimi "mihrabını koruma" eğiliminde olması zamanla bu kurumun alt ve üst kademeleri arasında "dalgaya" yaklaşım konusunda önemli farklılıklar ortaya çıkabilir. Mübarek ve rejimi devrildikten sonra Müslüman Kardeşler'in içinde olduğu bir hükümetle ordunun ilişkisi de sancılı olmaya adaydır.

MÜSLÜMAN KARDEŞLER

Gösteri yapanlarla devrimden sonra iktidarı ele geçirecekler aynı kişiler olmak zorunda değildir. Müslüman Kardeşler'in halk desteğinin boyutu, hareketin demokratik yönde ne kadar evrildiği, yeni dönemde siyasi arenadaki aktörlerden sadece biri olmayı hangi süre ve derecede kabulleneceği sorularının cevabını henüz tam bilmiyoruz. Hareketin kırsal kesimde cazibesinin sınırlı olduğu, muhalif enerjinin aktığı tek damar olmaktan çıkınca ve iktidarın sorun ve sorumluluklarıyla uğraşmak zorunda kaldıkça zamanla seçmenlerdeki çekiciliğini kaybedeceği düşünülebilir. Ama hareketin on yıllara varan tarihi ve organizasyonu ile diğer muhalif gruplara karşı en azından başlangıçta ciddi bir avantajı olduğu da açıktır.

İSRAİL

Mısır'daki yeni düzen İsrail'e savaş açacak olmasa da muhtemelen bu ülkeye mesafeli olacaktır. Geçen yıllarda Filistin ile barış yapılamamış olmasının Mübarek dahil muhafazakar Arap rejimlerinin meşruiyetini aşındırdığı söylenebilir. Ama şahin ve kötümser İsrailli bazı sesler ise Mısır'da yaşanan olaylardan sonra Araplarla yapılan barışın kalıcı olmayacağının bir kez daha görüldüğünü ve İsrail'in toprak anlamında ödün verme lüksü olmadığını ifade etmektedir. İsrail'in yaşananları öngörememiş olması önemli bir stratejik istihbarat başarısızlığıdır. Bu ülkenin Türkiye ile içinden kısa vadede çıkılması kolay olmayan olumsuz bir ilişkiye kilitlenmesinin kendisi açısından akıllıca olmadığı şimdi daha açık görülmektedir. İsrailli birçok yetkili birkaç ay öncesinin Orta Doğusu'nun artık geride kaldığını kabullenmekte zorlanır gibidir. Önümüzdeki dönemde İsrail'in ABD'nin siyasi ve askeri desteğine çok daha fazla ihtiyaç duyacağı ama belki de bu desteğin artık eskisi kadar kesin, koşulsuz ve kalıcı olmayabileceği söylenebilir.Bu arada Mısır'ın gelecekte "dost olmayan" bir yaklaşım içinde olacağını öngören İsrail'in coğrafi olarak tampon bölge oluşturmak için bir oldu-bitti ile Sina Yarımadası'nın bir kısmını işgal etmeye çalışması çok büyük bir sürpriz olmayabilir.

TÜRKİYE

Bölgedeki olayların uzun döneme yayılması, petrol üreten ülkelere sıçraması, Batı karşıtı unsurların güçlenmesi gibi gelişmeler yaşanması durumunda petrol fiyatlarının hızlı, ciddi ve kalıcı bir şekilde yükselmesi şaşırtıcı olmaz. Dünya ekonomisindeki nispi toparlanma gibi faktörlerle beraber 100 dolar seviyesinde olan petrolün "yeni normalinin" 150 dolar olması ve bazı ileri senaryolarda 200 dolar civarına ulaşması beklenebilir. Bu durumda dış ödemeler dengesinde ciddi cari açık veren Türkiye'nin seçim dönemine girilirken ekonomik zorluklar yaşaması şaşırtıcı olmaz.

Erdoğan'ın Mısır'daki olaylarla ilgili bu kadar açık pozisyon alması doğru mudur? Bu ülkedeki göstericilerin taleplerinin haklılığı, davranışlarının büyük ölçüde barışçı olması, geniş bir kesimin isteklerini yansıtmaları, sokak dışında kendini ifade ve örgütlenme için başka bir seçenek verilmemesi gibi nedenler kendilerine hak verilmesi ve sempati duyulmasına neden olmaktadır.

Ama acaba Başbakan benzer olaylar Suriye ve S. Arabistan'da yaşanmaya başlanırsa dostu olan bu ülke liderlerine de benzer çağrılarda bulunacak mıdır? Başbakan Mısır dahil tüm bu ülkelerde rejimlerin bazı değişikliklerle beraber yerlerinde kalma ihtimalini ve bunun sonuçlarını da dikkate almış mıdır? Başka ülkelerin içişlerine makul neden ve şekilde de olsa karışmanın ileride de bizim içişlerimize karışılmasına ortam yaratabileceği düşünülmekte midir? AKP ile Müslüman Kardeşler arasındaki ideolojik ve kurumsal yakınlık Başbakan'ın Mısır'daki olaylara bakışını ne kadar etkilemektedir? İran'da rejim karşıtı gösterilerle ilgili suskun kalınırken şimdi Mısır konusunda daha keskin bir tutum alınmasının açıklaması ne olabilir?Ayrıca, Türkiye'nin bu konuda aldığı pozisyondan bağımsız olarak, önümüzdeki dönemde PKK'nın da yönlendirebildiği grupları Mısır'dakine benzer eylemler için harekete geçirmesi dikkate alınması gereken bir ihtimaldir.

Bu arada bölgede giderek daha çok konuşulan Türkiye modelinden herkes başka şeyler anlamaktadır. Bazıları bundan "ordunun sürece mülayim bir bekçilik yapmasını," "siyasete müdahale etse bile sonra hızla gücü tekrar siyasilere bırakmasını" ve İslamcı partilerin ordunun etkisiyle ılımlılaşmasını, başka bazıları ise kısmen ılımlılaşan İslamcı partinin adım adım ordunun rolünü sınırlandırmasını anlamaktadır. Ordu Türkiye'de Mısır gibi ülkelerden farklı olarak otoriterliğin değil laikliğin muhafızlığını yapmıştır.

Ama yine de Türkiye'nin önümüzdeki süreçte bölgede en azından bir süre için prestij, etki ve çekiciliğinin artacağı söylenebilir. ABD'nin de bölgedeki bu hassas dönemde iktidardaki partiyi açıkça karşısına alması zorlaşabilir. Ancak Türkiye tam da demokrasisi nedeniyle başkalarına örnek gösterilirken, iktidardaki parti ve liderin otoriterleşme eğilimine girmesiyle demokrasisi kırılgan hale gelmiştir. Bu durum yabancılar tarafından henüz yeterince idrak edilmiş değildir. Son olarak, Türk Siyasi Partiler Kanunu'nun da kimseye model olmayı hak etmediği açıktır.

Şanlı Bahadır Koç

Adı  Soyadı: Şanlı Bahadır KOÇ

Doğum Yeri:  Eskişehir

 Eğitim Durumu

İlk Öğretim-Lise:: Eskişehir Anadolu Lisesi

 Üniversite: Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Yüksek Lisans: Bilkent Tarih Bölümü, Tez Konusu“Noel Buxton: Portrait of a Philantrophist as a Turcophobe.

İlgi Alanı: ABD iç siyaseti ve dış politikası, Türk dış politikası, Orta Doğu siyaseti, Güvenlik karar alma mekanizmaları ve istihbarat teorisi

 Bildiği Diller:

İngilizce

Bugüne Kadar Çalıştığı Yerler:

* ASAM (2001-2009)

* Hürriyet Gazetesi (2009)

Bilimsel Çalışmalar

1997’den bu yana Foreign Press Review adlı yabancı basın derlemesinin editörlüğünü yapmaktadır.

Makaleleri

Enerji ve Güvenliği Üzerine Notlar 29 Kasım 2010.  

Amerikan Travması ve Kongre Seçimleri 23 Kasım 2010

Füze Savunması Üzerine 20 Soru ve 5 Seçenek 20 Ekim 2010

Obama Ekibinde Yaprak Dökümü - Beyaz Saray’dan Kaçış mı? 12 Ekim 2010

"Kürt Devleti" Üzerine Notlar ve Çeşitlemeler 23 Eylül 2010

Mullen’ın Ankara Ziyareti 7 Eylül 2010

ABD’nin Afganistan’daki Seçenekleri 24 Ağustos 2010

Financial Times Haberinin Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Düşündürttükleri 18 Ağustos 2010

İsrail-ABD-İran-Türkiye Dörtgeni 26 Temmuz 2010

Bay Netanyahu Washington’a Gitti: Böyle mi Olacaktı, Obama? 16 Temmuz 2010

Stratejik Dehlizlerde Derinlik Sarhoşluğu: Bir AKP Dış Politikası Eleştirisi Temmuz 2010

Rus Casusluk Olayı: "John Le Carre mi, Austin Powers mı?" 5 Temmuz 2010

“Mahalleye Hoş Geldin”:Türkiye’nin Orta Doğu’da İlk Günü 02 Haziran 2010

Nükleer Takas: “Savaşı Bitiren Anlaşma” mı, “Acem Oyunu” mu? 20 Mayıs 2010

ABD Irak’tan Çekilirken Riskler ve Hesaplar 1 Mayıs 2010

ABD-İsrail İlişkilerinde “Normalleşme” Sancıları 22 Nisan 2010

Obama’nın Nükleer Cazibe Taarruzu: Bardağın Üçte Biri Dolu 9 Nisan 2010

ABD-İsrail İlişkilerinde “Tektonik Kayma” mı? 5 Nisan 2010

Irak Seçimleri: Sonun Başlangıcı, Başlangıcın Sonu 19 Mart 2010

Ermeni Karar Tasarısı Üzerine Notlar, Yorumlar ve Öneriler 8 Mart 2010

Bütçe Açığı ve Amerikan Gerilemesinin Ekonomi Politiği 19 Şubat 2010

Cemaat-skeptic 6 Ocak 2010

AKP bir seçim daha kazanırsa burası FC olur 4 Ocak 2010

ABD bu işin neresinde? 29 Aralık 2009

Türkiye-Ermenistan Protokolü Üzerine Düşünceler 3 Eylül 2009

"Obama’nın Savaşı":AfPak Üzerine Notlar 20 Nisan 2009

Obama’nın Türkiye Gezisi ve Türk-Amerikan İlişkileri 19 Mart 2009

ABD ve Orta Doğu Barış Süreci Mart 2009

Obama’nın “Kırkı Çıkarken” Mart 2009

ABD-PKK “İlişkisi” Üzerine Notlar Şubat 2009

Mahşerin Üç Atlısı: Ross, Holbrooke ve Mitchell 5 Şubat 2009

SOFA ABD için Irak’ta “Sonun Başlangıcı” mı? Ocak 2009

Obama Döneminde ABD ve Asya 15 Ocak 2009

Obama’nın Güvenlik Kabinesi Üzerine Notlar 4 Aralık 2008

 Yeni ABD Başkanı Obama ve Türk-Amerikan İlişkileri 6 Kasım 2008 - eksik

ABD Başkanlık Seçimlerinin Türk-Amerikan İlişkilerine Muhtemel Etkileri 30 Ekim 2008

ABD Başkanlık Seçimleri Ekim 2008

Obama’nın Biden’ı Tercihinin Bir Tahlili 26 Ağustos 2008

Amerikan Sağı Üzerine Notlar Ağustos 2008

Gürcistan Krizi, ABD ve Türkiye 11 Ağustos 2008

Obama'nın Dış Gezisi 29 Temmuz 2008

Başkan Bush’un Avrupa Gezisi ve Transatlantik İlişkileri 18 Haziran 2008

ABD Seçimleri (ppt) - 10 Haziran 2008

"Sessiz Tsunami": Global Gıda Krizi (ppt) - 29 Nisan 2008

Amiral Fallon'un İstifası 13 Mart 2008

ABD ve PKK İlişkisi Üzerine Notlar 22 Kasım 2007

“İçeride Liberal, Dışarıda Şahin”: K. Irak’a Harekat Üzerine Notlar 25 Ekimy 2007

K.Irak'a Ekonomik Müeyyideler Üzerine Sorular 25 Ekimy 2007

Irak "Hamle"sinin Muhasebesi Eylül 2007

Türk-Amerikan İlişkileri - Yeni Dönemin Gündemi Eylül 2007

ABD, K. Irak ve Türkiye Üzerine Notlar ve Sorular Haziran 2007

ABD ve Orta Doğu: "Müflis mirasyedi" mi "stratejik deha" mı? Mayıs 2007

Recommendations for Strengthening U.S.-Turkish Relations February 26, 2007

ABD'nin Irak'taki Seçenekleri Ocak 2007

'Topal Ördek'le İki Yıl Daha: 2006 Kongre Seçimleri Aralık 2006

U.S.: Empire, Gulliver or the “First Among Unequals” (ppt) - ASAM 2023 Conference - October 2006

Türk-Amerikan İlişkilerinde “İkinci Bahar” mı, “Sonun Başlangıcı” mı? Stratejik Analiz - Haziran 2006 -

Irak’ta Direnişin ve İşgalin Gölgesinde Demokrasi Deneyi Avrasya Dosyası - İslam ve Demokrasi Özel Sayısı

Gurur ve Önyargı: ABD İran Gerginliği ve Türkiye Stratejik Analiz Nisan 2006 - (pdf)

Arzın Merkezine Seyahat: ABD Ulusal Güvenlik Konseyi - Journey to the Center of the World: U.S. National Security Council Avrasya Dosyası 2005

Dört Tarz-ı Siyaset: Türk-Amerikan İlişkileri ve Başbakan Erdoğan’ın Washington Ziyareti Temmuz 2005

11 Eylül’den Sonra Türk-Amerikan İlişkileri: Eski Dostlar mı Eskimeyen Dostlar mı? Avrasya Dosyası - 2005

“Dört Yıl Daha”: Yeni Bush Yönetimi ve Dünya Aralık 2004

2004’ten 2005’e Türk-Amerikan İlişkileri Aralık 2004

Türkiye, Iraklı Kürtler ve Statükonun Meşruiyeti Nisan 2004 - eksik

Askerî Alanda Devrim: Askerî Bir Senfoni Ocak 2004

Çirkin Amerikalı’ ile ‘Güven Bunalımı’: ‘Süleymaniye Krizi ve Türk-Amerikan İlişkileri Temmuz 2003 - ( pdf )

The Middle East: A Land of Opportunity and Peril for Turkey - May 2003

Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Notlar: Ataerkil Yapıdan Tüccar Mantığına mı? Mayıs 2003

Türkiye, ABD ve Irak Harekâtı: Hayır Diyebilen Türkiye? - Şubat 2003

Değişim, ‘Sense of Proportion’ ve Tarihin Yararları ile Sınırları Üzerine Nisan 2003

ABD Güvenlik Politikalarında Güç Kullanımı ve Caydırıcılık Ağustos 2002

“Yalnız Kovboy” ya da “Eşit Olmayanlar Arasında Birinci”: ABD Dış Politikasında Tektaraflılık-Çoktaraflılık Tartışmaları Mart 2002

İyi, Kötü ve Çirkin: ABD'nin Orta Doğu Politikaları Ocak 2002

Unilateralism corrupts, absolute unilateralism corrupts absolutely Turkish News, May 21, 2002

ABD ve Afganistan: Çıkış Var mı? Kasım 2001

Realism and Change

Crime and Punishment - Deterrence and its Failure in Theory and Practice 2001

“Tüketebileceğimizden Daha Fazla Değişim” ya da Eskimeyen Dünya Düzeni Ekim 2001

“ABD-AB İlişkilerinde Metal Yorgunluğu” Haziran 2001

2002-2004 yılları arasında ASAM için yazdığı kısa “Günlük Değerlendirmeler” için bkz. http://ajp1914.blogspot.com/

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Reşat Salihi   - 14-10-2019

Irak’ta Neler Oluyor, Bu Olayların Türkiye’ye Etkisi Nasıl Olacak?

Son birkaç gündür Irak’ın orta ve güney şehirlerinde bilançosu çok ağır gösteriler düzenlenmektedir.