Rusya’nın Çin Politikasında Stratejik Araçlar

Yazan  22 Nisan 2013

 

Son yirmi sene içerisinde iki önemli jeopolitik dönüşüm yaşanmıştır. İlki Sovyetler Birliğinin Çöküşü ile birlikte ABD’nin tek küresel güç olarak ortaya çıkması, ikincisi ise Atlantik Dünyası gerilerken Pasifik Dünyasının hızlı bir yükselişe geçmesi olmuştur. Bu değişimin önemli aktörlerden biri olan Çin, hızlı bir şekilde kalkınmasını ve askeri anlamda güçlenmesini sürdürürken uluslararası siyasette de iddialı bir şekilde etki alanlarını da genişletmeyi sürdürmüştür. Diğer uluslararası güçler,  21.Yüzyılın uluslararası siyasetinde önemli yere sahip olacak olan Çin’i dikkate alarak kendi dış politikalarını şekillendirmeye başlamışlardır. Rusya Federasyon’unun da dış politikasında önemli yere sahip olan Çin’e yönelik izleyeceği politikaları ve stratejisini şimdiden belirlemeye başlamıştır. Bu çalışmamda Rusya’nın en büyük komşusu olan Çin’e yönelik hangi araçlarla ve ne derecede etki sağlayabileceğine Rusya kaynaklarından hareket ederek ele alacağız.

Çin: Çevre Ülkeden Merkez Ülkeye

Komünist dönem Çin Doğu Asya kıyı çizgisinde yer alan SSCB ve ABD arasında aktif bir mücadele alanı haline gelen bir ülke konumundaydı. Moskova ile Pekin’in yakınlaşması Avrasya kıtasında sosyalist bloğunun güçlenmesiyle ve ABD’ye karşı zaferle sonuçlanmıştı. 1970’lerde Henry Kissinger’in değiştirdiği politika sonucunda ABD’nin Çin ile yakınlaşma stratejisiyle güç dengesi tekrar Washington lehine değişmiştir. Batılı ülkelerin, özellikle de ABD’nin Çin’e yaptığı milyarlarca dolar değerindeki yatırımlar Çin ekonomisinin kalkınmasında önemli neden olmakla birlikte Sovyetlere karşı mücadelede ve çöküşünde önemli bir yere sahip olmuştur. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte değişen jeopolitik düzen içinde ekonomik olarak kalkınmasını sürdüren Çin, uluslararası siyasette ikincil konuma sahip bir aktör olmaktan çıkarak kendi başına bir güç haline gelmiştir.  Soğuk Savaş sonrası küreselleşme sürecinin hızlanmasıyla birlikte ABD’nin Çin’e olan ekonomik yatırımlarının artması ve iki ülke arasında ticari ilişkiler sayesinde hızlı kalkınmasını devam ettiren Çin, dış politikasını da ABD’yi dikkate alarak şekillendirmektedir. Ancak git gide Washington’dan uzaklaşan Pekin yönetimi,  ABD’nin kendisi için de ciddi rakip haline gelmekle birlikte, Rusya’nın güney sınırları için de uzun vadeli ciddi bir tehdit oluşturacağı beklenmektedir.[1]

Rusya’nın Enerji Politikası

Rusya dünyada enerji kaynaklarının üretimi ve ihracatı konusunda en önemli ülkelerden biridir. Rusya’nın dünya petrol ihracat piyasasındaki payı %12’dir. Aynı zaman %23 payıyla dünyada en fazla doğalgaz rezervlerine sahip olup uluslararası doğalgaz ihracatı konusunda da % 25’lik oranla önemli yere sahiptir. % 19 kömür rezervlerine sahip olup, bunların ihracatında da % 12’lik bir paya sahiptir. Rusya’nın enerji kompleksleri ülkenin GSMH’nin %30’unu bütçenin de % 40’ını oluşturmaktadır. Dolayısıyla da enerji kaynaklarının ihracatı ülke ekonomisinde, kalkınmasında, siyasi istikrar, sosyal refahın sağlanmasında ve dış politikasında önemli yere sahiptir. Ancak Rusya’nın enerji kaynaklarının %90’ı Avrupa piyasalarında ihraç edilmektedir. Dolayısıyla da tek yönlü enerji ihracatı dünya piyasalarında ciddi etki yapması olanaksız olmakta ve piyasalarında küresel düzeyde değil, bölgesel düzeyde kalmaktadır. Bu da bir anlamda Moskova’nın Avrupa’ya bağımlı olduğunun göstergesidir.  Rusya bu bağımlılıktan kurtulmak için Avrupa’ya yapılan enerji sevkiyatının yönünü değiştirmiş ağırlığını Asya ülkelerine yapmaya başlamıştır.[2]

Rusya’nın enerji politikasında Asya ülkeleri arasında Çin önemli yere sahiptir. Çin’in ekonomik kalkınmasını sürdürmek amacı ile artan enerji tüketim talebi Rusya için önemli bir pazar haline gelmiştir. ABD’nin 2012’dan itibaren petrol ithalatını %21 azaltarak iç kaynaklarına yönelmesine karşın, Çin iç kaynaklarının yetersizliği nedeniyle petrol ithalatını % 60 düzeyine kadar artırması, 2014’ten itibaren en fazla petrol ithal eden ülkeler arasında birinci sıraya yükseleceği tahmin edilmektedir.[3]

Rusya ile Çin arasında 2009’da petrol anlaşmasının imzalanmasıyla birlikte, Rusya devlet petrol şirketi olan Rosneft aracılıyla Çin’e 20 sene boyunca her sene 15 milyar ton petrol satışı gerçekleştirmeye başlamıştır. Çin tarafı petrol ihraç edecek olan Rosneft şirketine 15 milyar dolar, “Doğu Sibirya-Pasifik Okyanus” boru hattının döşemesini gerçekleştirecek olan diğer bir Rus devlet şirketi Transneft’e de 10 milyar dolar değerinde kredi sağlamıştır.[4]

Günümüzde Rusya’nın en fazla petrol ihraç ettiği ülke günlük 700 bin varil kapasitesiyle Almanya’dır. Çin ise 400 bin varil ile dördüncü sırada yer almaktadır. 2018 yılından itibaren Rusya’nın Çin’e yapmış olduğu petrol sevkiyatı miktarını artırması planının hayata geçirilmesiyle birlikte günlük 743 bin varile ulaşarak olan petrol ihracatı Çin’i birinci sıraya çıkacaktır.[5]

2011 rakamlarına göre Çin’e en fazla petrol ihraç eden devlet arasında Rusya, Suudi Arabistan, Angola ve İran’dan sonra dördünsü sıradaydı. 2000’lerin ortasında Rusya’nın Çin’e yapılan petrol ihracatının toplamındaki payı %10-11 düzeyindeyken 2011’de % 7,4 düzeyine düşmüştür.[6]

Rusya’nın Çin’e yönelik enerji politikasında diğer bir araç ise doğalgaz ihracatıdır. 2020 yılında Çin doğalgaza olan iç talep 300-350 milyar metreküp, 2030 yılına gelindiğinde ise Çin doğalgaz tüketimi 600 milyar metreküpe kadar artarak Avrupa’yı geride bırakacağı birinciliğe çıkacağı tahmin edilmektedir. Çin iç kaynaklarından sadece 115 milyar metreküp kadarını karşılayarak önemli bir bölümünü dış ithal etmek durumunda kalacaktır. Bu boşluğun bir bölümünü Rusya karşılamayı amaçlamaktadır. Çin’in yeni devlet başkanı Si Cinping ilk ziyaretini 22 Mart 2013 tarihinde Rusya’ya gerçekleştirdiğinde, iki ülkenin devlet şirketleri olan Gazprom ve China National Petroleum Corporation (CNPC) doğal gaz fiyatları konusunda daha anlaşamamış olsalar da, iki şirket arasında Rusya’dan Çin’e doğalgaz boru hattının döşenmesi ile ilgili karşılıklı yardımlaşma memorandumu imzalanmıştır. İki taraf arasında anlaşmanın imzalanması ve “Sibirya gücü” doğalgaz projesinin tamamlanması durumunda Rusya 2018 yılından itibaren Çin’e 30 sene boyunca her sene 38 milyar metreküp doğalgaz ihracatı gerçekleştirecektir. İlerleyen yıllarda ise 60 milyar metreküpe kadar artırılması planlanmaktadır.[7] Çin’in doğalgaz talebinin artması ve buna karşı Rusya’nın doğalgaz ihracatını artıracak olsa bile Rusya’nın ihraç ettiği doğalgazının payı Çin’in toplam doğalgaz ithalinin %10’unu aşmayacaktır.

Rusya’nın Askeri-Sanayi Kompleksleri

Çin askeri stratejisini 1980’lerin sonundan itibaren değiştirmeye başlamıştır. Daha önce Sovyetler Birliğine karşı büyük savaş stratejisinden vazgeçerek önceliğini bölgesel güvenlik stratejisine yönelmiştir.[8] Bu gelişme Sovyetlerin son döneminde ve Sovyet sonrası Rusya’nın Çin ile yakınlaşması açısından önemli bir fırsat olmuştur.

Dış politika yönünü Doğu Asya’ya çeviren Pekin yönetimi, Tayvan ve komşu ülkelerle olan sınır sorunlarının kendi lehine çözünme yönelmekle birlikte, ülkenin kalkınması için hayati öneme sahip olan ulaşım yollarının garantiye alınması için hızlı bir silahlanmaya girişmiştir. Asya Kıtası dünya silah ithalatında rekor düzeyinde olup toplamının %43’ünü oluşturmaktadır. Bunlar arasında Hindistan %9 ile birinci sırada yer alırken, Çin % 6 ile ikinci sıradadır. Dünya silah ticaretinin %26’lık bir payına sahip olan Rusya söz konusu ülkelerin silah ihracatında başat konuma gelmiştir. Rusya Çin’in 2010’a kadar ithal ettiği silahların toplamının %90’ı Rusya tarafından gerçekleştiriliyordu.  Günümüzde ise % 84’e kadardır.[9]

Askeri harcamalarını da artırmaya sürdüren Çin,  2013’te önceki seneye göre % 10,7 artırarak 114,7 milyar dolara ulaşmıştır. Bazı kaynaklara göre, Çin 2015’te askeri harcamalarını 238,2 milyar dolara kadar artacağı tahmin edilmektedir.[10]

Rusya’nın askeri-teknik alanındaki işbirliği Ekim 1993’te Rusya ve Çin savunma bakanları tarafından imzalanan askeri alanda anlaşma ve Temmuz 2001’de iki ülke arasında iyi komşuluk, dostluk ve işbirliği antlaşmasının imzalanmasıyla derinlik kazanmıştır. Bu işbirliği çerçevesinde Rusya Çin ordusunun modernleşmesinde önemli rol oynamıştır. Rusya Çin’e son model Su-27, Su-35, Su-33 avcı uçakları, İl-76 ve İl-78 askeri nakliyat uçakları, S-300 ve “Buk” hava savunma sistemleri, denizaltıları gibi yüksek teknolojik silahların satımını gerçekleştirmiştir. 1991-2009 yıllar arası Rusya toplam silah ihracatının  % 35’ini Çin’e gerçekleştirmiştir. Silah piyasasında en büyük müşterisi olan Çin’e bu zaman içerisinde 29 milyar dolar değerle bir satışı gerçekleştirmiştir.[11]

Rusya’nın Çin ile askeri işbirliğini geliştirmesi ve güvenlik anlamında yakınlaşması Moskova’nın dış politikası açısından birkaç amaca hizmet ettiği söylenebilir: 1) Orta Asya güvenliğinin birlikte sağlanmak; 2) Orta Asya bölgesinde Amerika hegemonyasını engellemek, 3) yükselen Doğu Asya bölgesinde Çin aracılıyla bölgeye açılmak, (örneğin 2005’ten itibaren Rusya ile Çin Pasifik Okyanusta ortak askeri tatbikat yapmaktadır);  4) Bölgesel olduğu gibi küresel anlamda Pekin ile Moskova’nın çıkarlarının uyuştuğunu gösterilmek;  5) Çin ordusunun modernizasyonunun gerçekleştirilmesinde önemli katkı sağlayarak bölgede ABD aleyhine güç dengesinin değişmesini sağlamak, olarak sıralanabilir.Ancak diğer taraftan Çin ordusunun modernizasyonunda önemli katkıda bulunan Rusya, aynı zaman da dünya silah ticaretinde kendisine yeni bir rakibin ortaya çıkması neden olmaktadır. Bununla birlikte askeri anlamda kendisini daha güçlü hisseden Çin, Doğu Asya’da Tayvan soru, Japonya ve Vietnam’a karşı toprak taleplerinde bulunarak savaş eşiğine kadar giden politikalar izlemekle birlikte, gelecekte Rusya’nın Orta Asya’da etkinliğini kendi lehine çevirmekle kalmayıp,  Rusya’nın az nüfuslu Sibirya ve Doğu bölgelerini işgal edebileceği tehdit ortaya çıkmaktadır.[12]

Ancak, Çin’in Tayvan sorunu ve diğer bölge ülkeleriyle tartışmalı sınır sorunları var olması, Pekin’in Rus askeri teknolojisine ihtiyaç duymaya devam etmesi ve Çin ordusunun yeterli derecede savaş deneyiminin olmaması,  yakın gelecekte Çin’in geleneksel olarak yayıma alanının dışında olan kuzey bölgelerine karşı askeri harekette bulunmasından bahsedilemez.[13]

Sonuç

Rusya’nın Çin ile ikili ilişkilerinde etkin sayılabilecek iki araca sahiptir. Biri enerji kaynaklarının ihracatı, ikincisi ise silah teknolojisidir. Rusya’nın Çin enerji ithalatındaki yeri şimdi olduğu gibi gelecekte de toplamının %10 civarından fazla olmayacaktır. Dolayısıyla Rusya petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarını Çin’e karşı ektin bir dış politika aracı olarak kullanamayacaktır. Sadece Avrupa bağımlılığını azaltarak, pazarını çeşitlendirecektir. Diğer taraftan da Çin’e deniz yolları üzerinden gelen enerji kaynaklarının olası kesintiye uğraması durumunda en güvenilir enerji kaynağı akışı Rusya üzerinden yapılabilecektir. İşte bu durumda Rusya kendi enerji kaynaklarını Çin üzerinde güç olarak kullanma imkânına sahip olacaktır. Aksi senaryonun gerçekleşmemesi durumda ise, Rusya’nın en önemli gelir kaynağı olan enerji kaynaklarının ihracatından elde edilen gelirler Çin’e karşı dış politika aracı olmaktan ziyade ülkenin kalkınması için kullanılacaktır. Rus askeri teknoloji şuan bile Çin için önemli yere sahiptir. Rusya’nın Çin’e gerçekleştirmekte olduğu silah satışları Rusya’nın genel ekonomik gelirleriyle karşılaştırılamayacak derecede az olup en fazla Askeri-Sanayi Kompleksleri için önemli yere sahiptir. Askeri modernizasyonunu gerçekleştirmek ve dünya silah piyasasında rekabet edebilmek için hem Çin pazarı hem de elde edilen gelirler önemli olmaktadır. Dolayısıyla Rusya’nın Çin’e gerçekleştirmiş olduğu silah ihracatının Çin’in dış politikasını etkilemek amaçlı bir araç olabileceğinden söz edilemez.

 


[1]Aleksandr Dugin, “Rossii Vıgoden “Brosok” Kitaya na Yug”, http://izvestia.ru/news/278493 (7.04.2013).

[2]“Aziatskiy Vektor Rossiyskoy Energetiki”, http://interaffairs.ru/lukoil.php?n=6(10.04.2013).

[4]“Neftegazovaya Sotrudniçestvo s Kitayem”, http://www.oilcapital.ru/export/context/kitay_neft_i_gaz.html?PAGEN_2=3(12.04.2012).

[5]“Kitay Stanet Krupneyşim İmportyorom Rossiyskoy Nefti”,  http://vz.ru/news/2013/4/5/627604.html(11.04.2013).

[6]Stansilav Jukov, “Voskoçnıy Azimuta Rossiykoy Energetiki”, http://www.ecpol.ru/index.php/2012-04-05-13-42-46/2012-04-05-13-43-05/144-vostochnyj-azimut-rossijskoj-energetiki(14.04.2013).

[7]Aleksey Topalev, Rustem Falyahov, “Gazprom Vse Blije k Kitayu”, http://m.gazeta.ru/business/2013/03/22/5113065.shtml(8.04.2012).

[8]Giray Fidan, “Çin’in ABD Stratejisi: Yeni Bir Soğuk Savaşa Doğru”, 21.Yüzyıl, Ağustos 2011, Sayı: 32, s. 49.

[9]Olga Kolesniçenko, “Stokgolskiy Prognoz Dlya Moskvı i Pekin”, http://nvo.ng.ru/concepts/2011-10-21/8_msk_pekin.html(12.04.2013).

[10]“Voennoobyazannıe Milliyardı Kitaya”, http://www.gazeta.ru/politics/2013/03/05_a_5000005.shtml(13.04.2013).

[11]Rusya’nın Silah İhracatıyla ilgili  Bkz, “Svoremennaya Rossiya Kak Eksportyor Orujiya”, http://www.memoid.ru/node/Sovremennaya_Rossiya_kak_ehksportjor_oruzhiya(14.04.2013).

[12]“Rossiysko-Kitayskoe Voennoe Sotrudniçestvo”, http://www.siaa.ru/?pg=2&id=152903&type=3&page=0&hd=(12.042013).

[13]Vladislav Şurıgin, “Jyoltaya Armiya Vseh Silney”, http://www.vz.ru/politics/2009/12/25/362062.html(11.04.2013).

 

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Suinbay Suyundikov   - 02-07-2020

ABD’nin Orta Asya Politikaları

Giriş 21. Asrın ortalarına doğru ilerlerken, bu çalışmada Amerika Birleşik Devletlerinin Orta Asya ülkelerine yönelik politikalarını tespit edilmeye çalışılacaktır.