“ÇOKLU EKONOMİK YETMEZLİK SENDROMU” MALİ DENGE GÖSTERGELERİ

Yazan  24 Aralık 2018

İlk yazımızda Türkiye’de zamanında rasyonel bir şekilde uygulanmayan dış ticaret, para ve maliye politikalarının var olan ekonomik sorunların büyümesine ve yayılmasına ve de belirginleşmesine neden olduğundan bahsetmiştik. 

Bu durum ülke ekonomisinin mali dengesinde, dış dengesinde, kamu dengesinde ve reel dengesindeki ekonomik göstergelerin kötüleşmesine ve ekonomide “çoklu ekonomik yetmezlik sendromu”na girilmesine yol açtığını ifade etmiştik.

Bu yazımızda “çoklu ekonomik yetmezlik sendromu”nun belki başladığı ve en yoğun görüldüğü mali denge göstergelerini incelemenin faydalı daha faydalı olacağını düşündüm.

 

 

Toplam Dış Borç Stoku

(milyar dolar)

Dış Borç Servisi

(milyar dolar)

Dış Borç Servisi/

İhraç geliri (%)

Dış Borç Stoku/

İhraç geliri (%)

Kamu Brüt Borç Stoku/

GSYH

Dış Yükümlüler/ Dış Varlıklar

1998

96.351

14.943

27,61

357,2

 

125,78

1999

103.123

18.607

40,91

387,8

 

121,16

2000

118.602

20.690

41,09

427,0

49,7

134,32

2001

113.592

22.336

44,71

362,5

77,0

81,05

2002

129.601

27.778

50,74

359,4

71,5

76,37

2003

144.172

28.134

39,91

305,1

63,6

100,05

2004

161.154

32.501

35,36

255,1

57,7

96,22

  2005

170.774

41.310

38,85

232,4

52,1

149,23

2006

208.001

41.077

34,27

243,1

46,3

118,18

2007

249.925

49.348

33,94

232,9

40,3

118,76

2008

280.841

55.945

31,43

212,7

40,9

101,08

2009

268.802

62.867

43,19

263,1

46,5

111,87

2010

291.732

59.381

37,72

256,1

42,8

230,55

2011

305.338

58.058

31,61

226,3

39,2

230,90

2012

342.126

56.913

27,69

224,4

35,9

315,23

2013

392.638

63.837

30,40

258,6

34,4

416,24

2014

405.690

58.316.

26,40

257,4

31,8

463,13

2015

400.262

55.834.

28,06

278,2

30,9

411,65

2016

409.195

76.096

40,48

287,0

31,4

307,55

2017

454.803

86.502

41,16

289,6

30,7

301,99

2018

457.000*

102.596

62,41*

  276,9*

31,1*

-

 

Kaynak: TUİK, Maliye ve Hazine Bakanlığı              *2018 sonu tahmini

Mali denge içerisinde izlenmesi gereken pek çok karmaşık gösterge bulunmaktadır. Ancak burada uluslararası finans piyasalarının da öncelikle belirlediği temel kriterlerin içerisinde olan ve anlaşılırlığı da daha kolay olan göstergeler üzerinden açıklamaya çalışacağız. Türkiye ekonomisinin borçlanma göstergeleri analiz edildiğinde, cumhuriyetin ilanından yapısal dönüşüm politikalarının uygulandığı 2003 yılına kadar yaklaşık 80 yılda toplam dış borç stokunun(kamu ve özel) 129.6 milyar dolar olduğu ve 2003 yılından 2018 yılına kadar bu borcun 457 milyar dolara yükseldiği görülmektedir. Bu durum son on altı yılda yapılan dış borçlanmanın ne kadar büyük olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna bağlı olarak her yıl geri ödememiz gereken dış borç servisi[1] miktarımız da artmıştır.  Ve 2019 yılında ödememiz gereken dış borç anapara+faiz toplamı 173.8 milyar dolara ulaşmıştır. Ödenecek dış borcun(%70)  önemli bir kısmıdevlet kefaletinde alınan özel sektör borcundan oluşmaktadır. Bu durum farklı bakış açılarını ortaya koymaktadır. Bu duruma “kamunun borcu değil özel sektörün borcu bu dolayısyla kamu borcu artmıyor” şeklinde bir bakış açısı, özel sektör dış borçlarının hazine veya merkez bankası kefilliğinde yapıldığı gerçeğini saklamaktan öteye geçememektedir. Ancak yine de önemli olan borcun ne kadar büyük olduğundan ziyade ödeyebilme veya sürdürülebilir olup olmadığıdır.

Dış borcun sürdürülebilir olup olmadığının ortaya koyan en önemli gösterge, dış borç servis oranı olarak ifade edilen dış borç servisinin ihracat gelirlerine oranıdır. İktisat literatüründe genellikle kabul edilen dış borç servis oranının %40’ın üzerine çıkmamasıdır.Finans piyasasında, dış borç servisi oranı %40’ın üzerine çıkarsa veya bazı durumda bu orana yaklaşırsa, o ülkede borcun sürdürülemez olduğu algısı oluşmakta ve ülkeye borç verme konusunda gönüllülük azalmaktadır.  Bu durum tek başına olmasa bile sorunlu diğer göstergeler ile birleştiğinde ekonomide kriz tetikleyicisi olarak yer alır. Örneğin, Türkiye’de 1999-2002 yılları arasında ve 2009 yılında bu oran %40 seviyelerindedir ve bu yıllarda ülke ekonomik anlamda kriz yaşadığı yıllardır. 2016 ve 2017 yıllarında bu oran tekrar %40 lar seviyesine gelmiş ve hatta 2018 yılında %60 lar seviyesine ulaşmıştır. Bu dönemler incelediğinde ülke ekonomisinin 2016 yılından bu yana ekonomik anlamda hızlı bir yavaşlama içerisinde olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Hatta 2018 temmuz ayında başlayan döviz kuru artışlarını pek çok kişi “Rahip Brunson” olayına bağlasa da, asıl sebepleri içerisinde dış borç servis oranındaki yükselişlerde bulunmaktadır.

Diğer bir gösterge ise, IMF’nin dış borç stokunun ihracat gelirlerine oranı %220’nin üzerine çıkmadığı sürece sürdürülebilir olduğunu kabul kriteridir. Türkiye ekonomisine bakıldığında, kriz yıllarının öncesinde veya kriz yıllarında bu oranın %220’in çok üzerinde gerçekleştiği görülmektedir. Özellikle bu gösterge 2011 yılına kadar sürdürülebilir oranlar içerisinde iken, 2012 yılından sonra IMF kriterlerine göre de dış borcun sürdürülemez bir noktaya taşındığına işaret etmektedir. 2017 yılında %289,6 olan oran 2019 yılında %276,9 olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. IMF kriteri açısından da dış borcun sürdürülebilirliği zor görünmektedir.

Bir diğer gösterge olan dış yükümlüklerin dış varlıklara oranının yüksek olması, para piyasasındaki açık pozisyonun büyüklüğünü göstermektedir. Bu durum şöyle açıklanabilir: Özellikle bankacılık sektörü, ekonominin normal işlediği dönemlerde sürekli olarak yükümlüklerini(borçlanmalarını) artırarak piyasaya sunar. Ancak ekonominin işleyişi bozulmaya başladığında borçlanmayı azaltarak, rasyolarını düzeltme yoluna gider. Türkiye ekonomisi incelendiğinde 2014 yılına kadar banka yükümlülükleri sürekli olarak daha fazla artarken, bu yıldan itibaren sektörün önceki dönemlere göre daha az borçlanma yaptığını ama buna karşılık döviz varlıklarını artıma telaşına girdiği görülmektedir. Para piyasaları ekonomik kriz öncesinde açık pozisyonlarını kapamaya çalıştıkları için ekonomik krizlerin tetikleyicisi olarak ta karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda tablo incelendiğinde kriz öncesi ve kriz yıllarında bu oranın azaldığı görülmektedir. Örneğin 2018 yılında para piyasalarında dış varlıklar %100 artarken dış yükümlükler(borçlanmalar) ise %30 civarında artmıştır.

Borçlanmanın sürdürülemez olduğunun bir diğer göstergesi de ülkenin CDS[2] primindeki yükselişlerdir. 2012 yılı Aralık ayında %127,33 olan primi 2018 yılı Aralık ayında %391,63’e çıkmıştır. CDS risk priminin bu boyutlarda artması, uluslararası finans piyasalarınca borcun geri ödenme riskinin oluştuğunu göstermektedir. Örneğin Almanya’da CDS oranı % 13,87, Rusya’da %166,04 veya 2009 yılından bu yanaekonomisi iflas içinde olan Yunanistan’da %458,09’dur. Bir ülkenin CDS prim oranı yükseldiğinde hem dış borç bulma maliyetiartar hemdedöviz kurlarının yükselmesine neden olur.

Bir başka göstergede Maastricht kriterine göre kamu borç stokunun GSYH’ya oranı, %60’ın altında olması şartıdır. Türkiye 2004 yılından bu yana sağlanmaktadır. Bu durum aslından kamu borcunun sürdürülebilir olmasında bir sorunun olmadığının göstergesidir. Ancak 2004 yılından bu yana kamu, doğrudan borçlanmadan ve borcu doğuracak işlemlerden kaçınmaktadır. Kamuda özellikle yatırım harcamaları ve bunların finansmanı,  kamu bütçesinde gösterilmemektedir. Başka bir ifade ile, kamu yapması gereken yatırımları kendisi adına özel sektöre(KÖİ Projeleri) yaptırmaktadır. Dolayısıyla bu yatırımlardan kaynaklanan borçlar kamu bütçesinde gözükmemekte ve kamu borçlarının GSYH’ya oranında hızla iyileşme sağlanmasına katkı vermektedir. Önümüzdeki dönemlerde özel sektörün yaptığı bu yatırımların (kar garantileri, ana para ve faiz ödemelerinin) geri ödeme süreçlerinde kamu borcu olarak gözükmeye başlayacak olması, bu oranında yükselmesine neden olacaktır.

 

 

Hane halkı Tüketimi /GSYİH

Hane halkı ve Hane halkına Hizmet Eden Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşların Kullandığı Krediler (Milyar ABD Doları)

Hanehalkı ve Hanehalkına Hizmet Eden Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşlar Tarafından Kullanılan Krediler (GSYİH %)

Hanehalkı Borcu/

Harcanabilir Gelir

1998

64,7

4,74

2,1

 

1999

66,2

4,11

2,1

 

2000

67,3

10,2

4

 

2001

65,4

3,43

2

 

2002

64,4

4,01

1,9

3

2003

65,9

9,55

2,9

7,5

2004

65,0

20,27

4,8

12,9

2005

64,1

35,78

7,2

9,6

2006

62,3

50,23

9

25,2

2007

62,6

84,87

11,3

22,7

2008

61,6

79,74

12,4

24,8

2009

62,0

93,60

14

36

2010

63,1

120,36

16,1

43,2

2011

63,2

126,55

17,2

47,4

2012

62,4

159,96

18,2

48,8

2013

61,9

165,23

19,6

53

2014

60,8

163,53

18,7

50

2015

60,4

142,87

17,9

51

2016

59,8

130,44

17,6

47

2017

59,0

139,49

17,1

46,6

2018

56,0

136,41

16,6

46

Kaynak: TUİK, Maliye ve Hazine Bakanlığı

Mali dengedeki en önemli sorunlardan biri de, hane halkının borçlanmasıdır. Bu gösterge bir çok kesim tarafından farklı şekilde yorumlanmaktadır. Bazı kesimler hane halkının borçlanmasının olumlu olduğunu düşünmektedir. Çünkü borçlanan hane halkının daha önce satın alamadığı/almadığı ihtiyaçlarını şimdi satın almasının ekonominin iyiye gittiğine yönelik bir işaret olarak görmektedir. Bu yaklaşım hane halkı reel gelir artış oranı ile borçlanmadaki artış oranı paralellik arzettiği durumda doğru kabul edilebilir. Ancak bu sağlanamaz ise, hane halkı borcu reel gelirden daha fazla artacak ve borcunu ödemede zorlanmaya başlayacaktır.Örneğin 2003 ile 2005 yıllarında hane halkı borçlanması ile gelir artış oranı arasında paralellik sağlanmış olsa da, 2006 yılından sonra daha fazla borçlanma daha düşük reel gelir artışı gerçekleşmiştir. Hatta son dönemlerde borçlanma maliyeti artmasına rağmen hane halkı borçlanması da yükselmeye devam etmiştir. Çünkü hane halkı reel gelir ile ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmiştir. 2002 yılında toplam 4 milyar dolarlık borcu olan hane halkının 2018 yılında borcunun 136 milyar dolara çıkması durumu açıkça ortaya koymaktadır. Başka bir ifade ile 2002 yılında hane halkının toplam borcu reel gelirin %3’üne karşılık gelirken, 2018 yılında reel gelirinin %46’sına karşılık gelmektedir. Bu durum hane halkının borçtan sonra reel gelirinden kalan kısmı ile yaşamını devam ettirmesinin zora girdiğinin göstergesidir.Bu durumda ya borcunu ödeyecek ihtiyaçlarını karşılamayacak ya da ihtiyaçlarını karşılayıp borcunu ödemekten kaçacaktır.

Eğer bir ekonomide bir taraftan hane halkı borçlanması artarken, buna paralel bir büyüme oranı ve reel gelir artış oranı gerçekleşmiyorsa sürdürülebilirlik ortadan kalkmış demektir. Ülke “borç-deflasyon” tuzağında demektir. Böyle bir ekonomide borcun geri dönme oranları azalacak veya borcun geri dönmeme oranları yükselecektir. Bu durum bankacılık piyasasını ve bu piyasadan beslenen sektörleri olumsuz etkileyecektir. Aslında gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, hane halkı borçlarının en önemli nedeni konut kredileri olmuş olsaydı, borcun bir karşılığı bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Örneğin gelişmiş ülkelerdeki hane halkı borcunun gelire oranı çok daha yüksektir. Ancak bu ülkelerde bu borcun ana kaynağı(ortalama%80’lik kısmı) karşılığı olan konut borçlanmasıdır. Türkiye’de ise, hane halkının finans  piyasasına olan toplam borcunun yaklaşık %56’sı ihtiyaç kredileri ve kredi kartları borçlarından oluşmaktadır. Toplam borcunun %37’si ise konut kredisidir. Ayrıca hane halkının toplam borcunun önemli bir kısmı(%63) kısa vadeli iken sadece konut kredilerinin olduğu kısım uzun vadelidir.Bu durum ülkemizde hane halkı borçlarının önemli bir kısmının karşılığı olmadığı yani ödeyememe durumlarının yükselmesi halinde öncelikle finans piyasasının çok olumsuz etkileneceğini ve hatta bu olumsuzluğun reel sektörü de etkileyeceği kaçınılmaz bir gerçektir.

Ortada durum basitçe şudur: 2005 yılı sonrasında hane halkı reel gelirine oranla borçlanması çok yüksek bir şekilde artmıştır. Özellikle “alın verin ekonomiye can verin” tüketim çılgınlığı ile beraber hane halkı sürekli olarak borçlandırılmıştır.  Ve hane halkı, şuan günlük ihtiyaçlarını dahi borçlanarak(kredi kartı ve ihtiyaç kredileri) yapar hale gelmiştir. Başka bir ifade ile, kredi kartı ve ihtiyaç kredilerini belli bir süre kullanıma kapatsanız, pek çok hane halkı en temel ihtiyaçlarını dahi alamayacaktır.

 

Takipteki Tüketici Kredileri

(milyon TL)

Takipteki Konut Kredileri

 (milyon TL)

Takipteki Taşıt Kredileri

(milyon TL)

Takipteki Bireysel Kredi Kartları

(milyon TL)

Takipteki Taksitli Ticari Krediler

(milyon TL)

Takipteki İhtiyaç Kredileri

(milyon TL)

2002

56,26

11,01

20,52

221,93

 

 

2003

88,21

9,86

18,09

264,51

 

 

2004

94,37

14,42

28,72

630,49

53,51

28,38

2005

204,50

18,67

78,94

1.350,39

127,19

76,22

2006

406,71

56,13

137,64

1.717,10

220,22

139,56

2007

987,98

217,44

247,93

1.833,82

598,78

407,76

2008

2.074,12

521,77

351,79

2.371,73

1.964,39

937,42

2009

4.040,42

961,80

508,50

4.252,42

3.483,90

1.797,35

2010

3.638,04

860,15

360,45

3.791,69

2.967,15

1.504,40

2011

3.204,98

659,21

252,89

3.443,56

2.663,28

1.457,15

2012

4.230,40

702,42

254,45

3.844,33

3.047,86

2.027,14

2013

5.075,65

664,97

257,10

4.752,27

4.081,68

2.487,59

2014

7.084,57

610,65

227,59

5.360,18

5.194,45

3.398,41

2015

10.212,86

666,54

216,06

6.983,41

7.435,71

9.330,27

2016

11.706,74

877,94

226,22

7.149,43

11.302,83

10.602,58

2017

11.121,30

805,52

204,60

6.385,36

14.662,12

10.111,18

2018

11.649,37

901,36

206,91

6.319,94

21.043,00

10.541,10

Kaynak: TUİK, Maliye ve Hazine Bakanlığı

Hane halkının mali durumunu yukarıdaki tablo açıkça ortaya koymaktadır. Sürekli olarak “alın verin ekonomiye can verin” tüketim çılgınlığı ile reel gelir artış oranından daha fazla miktarda borçlandırılan hane halkının, 2013 yılı sonrasından itibaren borçlarını ödeyemediğini ve daha fazla takibe düşürdüğü açıkça görülmektedir. Özellikle takibe düşen tüketici kredileri ve ihtiyaç kredilerindeki artış oranı çok yüksektir. Ayrıca 2018 yılında ise, takibe düşen konut kredileri miktarlarındaki artış, finans piyasası oyuncularının önümüzde dönemde bir “emlak ofisi” gibi çalışmasına neden olacağını göstermektedir. Bir diğer önemli gösterge ise, takipteki taksitli ticari kredilerin 2013 sonrasındaki artış eğilimin 2018 yılında sıçrama yapması, bankacılık sektörünü zor günlerin beklediğini ortaya koymaktadır.

Son söz olarak,

  • 2019 yılı içerisinde ödenecek dış borç servisinin (dış borç anapara ve faizi) 173 milyar doları bulması ve hedeflenen ihracat gelirleri ile karşılanmasının mümkün gözükmemesi,
  • 2016 ve 2018 yılları arasında dış borç servis oranının kabul edilebilir %40 seviyesinin üzerinde gerçekleşmesi ve 2019 yılında da %40’ın çok üzerine gerçekleşme ihtimalinin kuvvetli olması,
  • IMF’nin belirlediği sürdürülebilir dış borç kriterinin(dış borç/ihracat geliri oranının %220’yi geçmemesi) sağlanamaması,
  • Bankacılık sektörünün dış varlık stoklarını artırırken borçlanmalarını azaltması ve sonucunda daralan piyasa,
  • Özellikle kamu yatırım harcamalarının özel sektör üzerinden yapılarak, kamu dengesinde geçici iyileştirmelerin sağlanması,
  • Hane halkı geliri içerisinde borçlanma payının %46’lara ulaşması ve hane halkının krdi kartı ve ihtiyaç kredisi kullanmadan günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmesi,
  • Hane halkı borçlarının(tüketici, ihtiyaç, kredi kartı ve 2018 yılı itibaren konut) takibe düşme oranının ve miktarının artması,
  • Ticari kredilerdeki 2018 yılı takibe düşen miktarın sıçrama yapması,

Mali dengede 2019 yılının çok zorlu geçeceğinin habercisidir. Türkiye ekonomisinin mali dengesindeki bu yapısal bozulma, diğer ekonomik göstergelere de yayılma etkisi yüksek olacaktır. Bu da ülkenin  “çoklu ekonomik yetmezlik sendromu”na yakalanmasının en temel  nedeni olarak görülmektedir.

 

[1]Her yıl 1 Ocak ile 31 Aralık arasındaki ödenmesi gereken dış borç anapara + faiz ödemeleri toplamıdır.

[2] CDS(CreditDefault Swap);Borç verenin(alacaklının), borç alanın(borçlunun) iflas etme veya borcunu ödeyememesi durumunda parasını üçüncü bir tarafa belli bir ücret ödeyerek alacağını garantilemesidir. Yani alacaklının, borçlunun iflas riskinden kurtulmasıdır veya alacağını sigortalamasıdır. Ülkeler için hesaplanan her 100 CDS baz puanı için %1 oranında bir maliyet söz konusu olmaktadır. Bu ücrete CDS primi denir.

 

Son Düzenlenme Pazartesi, 24 Aralık 2018 10:22
Prof. Dr. Mehmet Alagöz

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Ekonomi Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Cengiz Tatar   - 12-10-2019

“ANKARA, ATATÜRK İLE UYUR, ATATÜRK İLE UYANIR” ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNUN 96’NCI YILDÖNÜMÜ; 13 EKİM 1923.

13 Ekim 2019, Ankara’nın başkent oluşunun 96’ncı yıldönümü, Türk Milleti’ne kutlu olsun.