“Serbest Ticaret”, Yaptırımlar ve Türkiye

Yazan  07 Ekim 2020

1929-30 bunalımı bilindiği gibi dünya ekonomilerini, ikinci dünya savaşı sonrasına kadar yüksek koruma duvarları arkasına itmişti.  Savaşın bitmesinden hemen sonra, mağlup veya galip fark etmeksizin ülkeler aralarında anlaşarak dünya ticaretinin gelişmesini engelleyen kota, kısıtlama ve tarifeleri azaltmaya karar verdiklerinde, bir işbirliği iklimi yaratıldı.

Evet, artık bir başka sıcak savaş sona ermiş, soğuk savaş başlamıştı.  Soğuk savaş demir perde gerisindeki ülkelere kendi aralarında ekonomik, siyasi ve askeri işbirliği ortamı yaratırken, aynı zamanda, özgür ve demokratik dünya içinde bir işbirliği dürtüsü oldu.Savaşın yıkımını ortadan kaldırmak için çeşitli örgütler kuruldu. Ekonomilerin çarkları yeniden dönmeye başlayınca ticaret en doğal işbirliği olarak tekrar hatırlandı.Uzun bir süre 1947 de kurulan Uluslararası Ticaret Örgütü (ITO) dünya ticaretini yönlendiren tek örgüt oldu. Ama ITO’nun bünyesinde bulunan Genel Tarife ve Ticaret Anlaşması (25. maddesi ile GATT), anlaşmaya katılan ülkelerin zaman zaman sorunlara çözüm aradığı işlevsel bir zemin haline geldi. Böylece ITO’nun bir anlaşma maddesi 1948 de kurumlaşınca, kendisi anlam ve etkinlik kaybına uğrarken GATT, bu tarihten itibaren dünya ticaretine yön veren, çok uluslu, çok taraflı uluslararası bir kuruluş haline geldi. 1962 de Kahire’de yapılan toplantısında, GATT kapsamını, gelişmekte olan ülkeleri de içerecek şekilde genişletti.Anlaşmanın bugün hala geçerli olan 4 temel ilkesi, 1960 sonrasında, çoğu sömürge geçmişini, onurlu bağımsızlık savaşları ile geride bırakan ülkelere de uygulanmaya başlandı. Amaç o tarihteki açıklamayla, gelişmekte olan üçüncü dünya ülkelerini “ikinci sınıf” olmaktan çıkarmak olunca, GATT daha fazla sahiplenildi ve genel kabul görerek itibarı arttı.

Uluslararası Ticaretin Temel İlkeleri: Serbest ve Adil Ticaret

GATT ve onun mirasını 1995 yılında devir alan Dünya Ticaret Örgütü (WTO), ülkelerin sınır ötesi ve deniz aşırı ticarette karşılıklı hak ve yükümlülüklerini güvence altına alan çok taraflı bir uluslararası kurum.  Örgütün kurumsal güvencesinin üzerine oturduğu 4 temel ilkeden ilki, “korumacılığın ancak mücbir nedenlerle tekrar yürürlüğe konulabileceği ve bu taahhüde giren üyelerin birbirlerine “en fazla kayırılan ülke(the most favored nation)” ve ticarete konu olan mallara “ulusala denk” muamelesi yapması esasıdır. İkinci ilke, korumanın ticari tarifelerle yapılması, ithal kotalarının ancak belli ürünlere ve sadece ve sadece istisnai koşullarda uygulanmasının kabulüdür. Üçüncü ilke, birbirine ve GATT (WTO) a ilk iki ilke doğrultusunda taahhüde giren ülkelerin, taahhütlerini yerine getirmemesi halinde, tazminat ödemesidir. Nihayet dördüncü ilke, danışma ve uzlaşma mekanizmaları ile ticari tarifelerin, yani gümrük vergilerinin ve diğer eş değer ticaret engellerin tedricen ama ivedilikle kaldırılması ve böylece dünya ticaretinin gelişmesinin sağlanmasıdır. Tabii buradaki varsayım, soğuk savaşın kendisinden daha soğuk Sovyet nefesi altında, artacak uluslararası işbirliği ve ticaretin ülkelere daha kolay kalkınma ve büyüme fırsatı sağlayacağı, kurulacak işbirliği köprüleri ile siyasi sorunların da daha kolay çözüleceği ve daha güçlü bir özgür dünya yaratılabileceğiydi. Serbest ticaret asıl amaç, adil ticaret bir beklentiydi. Yaptırımlar ise o tarihlerde henüz gündeme pek girmemişti. Demirperde ise zaten yaptırımın kendisi gibiydi.

GATT üyeleri ABD'nin önderliğinde çeşitli müzakerelerle uluslararası ticaretin uzun bir yol kat etmesini sağladı. Ama Sovyetler Birliği, Avrupa’daki uyduları ve Çin’in uluslararası ticaretin dışında olduğu yıllarda bile bu çok kolay olmadı. Nice müzakere masasında yıllarca oturup sonra masaları devirip kalktılar. Yine de pek çok genel kural ve uzlaşma mekanizması üzerinde anlaşıp, ürün bazında ayrıntılı şemalar oluşturdular. Hep serbest ticareti savunup, adil ticareti hayal ettiler. Korumacılığın sadece ve sadece gelişen sanayi dalları için uygulanması ve geçici olması üzerinde hemfikir olmaktan asla vaz geçmediler. Ancak 1970'li yılların ortasından itibaren çeşitli krizlere rağmen güçlenen Avrupa bütünleşmesini ve onun tarım hassasiyetinden kaynaklanan tarım korumacılığını bir süre içlerine sindirmekte zorlandılar. Bir taraftan, Tokyo’da, Uruguay’da veya WTO oluştuktan sonra Doha veya Cancún’da ticaret görüşmelerini sürdürürken, diğer tarafta, hormonlu et, marka peynir, şarap, taze meyve(muz) veya hardal savaşlarına girmekten bile çekinmediler. Gelişmiş ülkeler, zaman zaman kendi koydukları kuralları kendileri çiğnedi. Ama ticaret arttı, çeşitlendi ve özellikle ticari tarifeler gerçekten istisnalar dışında çok büyük ölçüde indirildi.

Değişen Dünya, ABD nin “Komşuyu Batır”  Politikası ve Serbest Ticaret

Kim ne derse desin, dünyada uluslararası ticareti gözetecek, vaaz edilmiş kuralların uygulanmasını sağlayacak uluslar üstü bir kuruma her zaman ihtiyaç olacak. Zor olmakla birlikte, serbest ama adil bir uluslararası ticaret için, ortak amaçların olması ve çıkarların uyumlaştırılması önemli. Ancak ticari tarife denilen gümrük vergilerinin ithal ürünleri daha pahalı hale getirerek tüketici tercihini ulusal ürünlere çevirme gücü, geçmişte olduğundan daha sınırlı. Bu nedenle WTO nun en büyük başarısı ticari tarifeleri otomotiv gibi bazı ürün istisnaları dışında ortalama %2-3 gibi düşük değerlere indirmesinde oldu. Buna karşılık ülkelerin birbirilerine karşı tarife dışı engeller koyarak rekabet üstünlüğü yaratmaya çalışmasına yapacağı bir şey yok. Ayrıca WTO, ülkelerin kendi aralarında, özel, bölgesel çoklu veya ikili serbest ticaret anlaşmaları imzalamalarına karşı çıkma gücüne de sahip değil. Bu nedenle bu tür uygulamaları, ticareti ve tarife indirimlerini kolaylaştırıcı işlevlerinden dolayı kabul etmek zorunda kaldı. Ancak ticaret üzerindeki siyasi tasarrufları engelleyememesi, zaman içinde itibarını aşındırırken,  tarife dışı ticaret engelleri ile rekabet 20. Yüzyılın dünya ticaretine damgasını vurdu.Serbest ticaret, artık istendiği kadar serbest olmaktan çok uzakta. Bu arada dünya serbest ticaret havarileri 1986 dan itibaren Uruguay’da sıkışıp kalmışken, Sovyetler Birliği ve Demir Perde ülkeleri birbiri ardına çöktü. Bunlar çökerken zaten yepyeni bir dünya düzeni de ufukta gözüktü. Kimi Doğu ve Orta Avrupa ülkesi NATO ve Batı Avrupa’nın peşine düşerken, küçülse bile hala büyük bir coğrafya,  nüfus ve siyasi güce sahip Rusya, dünya sahnesine yeni bir petrol ve doğal gaz şeyhliği olarak çıkıverdi. Uluslararası ticarette de, Rus oligarkları serbest ticarete kendi kuralları ile damga vurmaya başladı.

21.yüzyılın dünya ticaretine en büyük katkılarından biri Çin gibi bir devi, koşullu da olsa WTO ile buluşturmak oldu. İşte, 2001den sonra, Çin emin adımlarla hem tedricen denetimli bir tüketim toplumuna dönüşmeye başladı, hem de ucuz ve kitlesel üretimini kendi döşediği raylar üzerinden dünya pazarlarına aktarır hale geldi. Bugün Rusya’nın doğal gaz boru hatları, Çin’in de demiryolu rayları ile sarmaladığı dünya, artık 20. yüzyıldan daha farklı bir dünya. Ancak dünya ticaretihala WTO nun gözetiminde. Ancak son yıllarda ABD yönetimi birçok ülkeye karşı korumacı tavır takınarak WTO kurallarını ihlal etmekte.  Çin’e karşı tarife yükseltmeleri ötesindeki kapsamlı ve inişli çıkışlı seyir, küresel ticaret açısından bir ekonomik belirsizlik atmosferi yaratmakta. Ayrıca bir taraftan önemli ticaret sapmalarına[1] neden olurken, diğer taraftan iki ülke arasında, kayda değer bir ticaret hacmi daralması ve taviz temini yaratmaksızın serbest ticaret ipotek altına almakta. Açıkçası ABD'nin Çin’e karşı benimsediği yaklaşım adı konulmamış bir yaptırım manzumesidir. Ayrıca kendi ekonomik sorunlarını aşamadığı için, Çin’e karşı Trump yönetiminin yürüttüğü korumacı politika, kimi makul siyasi ve güvenlik endişesine karşın büyük ölçüde 1930 lu yıllarda pek geçerli olan “komşunu batır (Beggarthyneighbor)”politikasını hatırlatmakta.

Yaptırımlar Dünyasında Serbest Ticaret Engelli bir Koşu Gibi

Ekonomik yaptırımlar ülkelerin birbirlerine savaş açmalarına alternatif olarak gösterilmekteyse de savaş halinde de yaptırımların uygulanması mal ve hizmet hareketlerini engelleyerek ticareti, varsa serbest ticaret anlaşmalarını, yoksa WTO kuralları ile uyumlu serbest ticareti bilfiil sınırlamaktadır. Yaptırımlar bir veya birden fazla ülkeye karşı uygulanan ticari ve mali cezalar olarak kabul edilebilir. Bunlar resmi kişileri, kurumları, özel kişi ve kurumları hedef alabilir, siyasi, askeri, toplumsal, ulusal veya uluslararası amaçları olabilir.

 Her ne kadar sıradan yaptırımların etkisi sınırlı olsa bile, günümüzde “akıllı yaptırımlar” (smart sanctions) denilen bir takım yaptırımlar, muhatabı olan birey, şirket veya ülkeyi standart ticari ve mali engellerden öte, modern teknolojinin kullanıma sunduğu kolaylıklardan mahrum edecek şekilde uygulanarak bir tür “ev hapsi” etkisi yaratır. “Ev hapsi” uygulamasının bir başka örneğiolan ambargolar, kıta ablukası, uçuş yasakları, enerji ve iletişim kaynaklarına erişimin engellenmesi sureti ile zamana dayanan caydırma, dize getirme ve hatta tazminat ödeme beklentisine sahiptir. Kuşkusuz ekonomik yaptırımlar birer dış politika aracıdır.Bazı ülkelerin kendi vatandaşlarına (insan hakları ihlalleri), komşularına ve dünya barışına karşı fiili ve gerçek, muhtemel veya algılanan bir güvenlik tehdidi oluşturduğu iddiaları ve bunların kanıtları olunca hemen akıllara yaptırımlar gelmektedir. Uyarıcı, tembih edici veya zorlayıcı (zecri) uygulamalar olan yaptırımlar,  amaca ulaşmak için,  başta Birleşmiş Milletler olmak üzere birçok uluslararası veya uluslar üstü örgüt tarafından da uygulamaya sokulabilmekte veya ülkeler birbirlerine karşı yaptırım veya ambargo listeleri açıklamaktadır.

Yaptırımların etkisinin sınırlı olduğuna dair iddialar bulunsa bile özellikle sınırlı sayıda temel mal üretip ihraç etme durumunda bulunan ülkelerde, bunların büyüme üzerindeki olumsuz etkisi yadsınamaz.  Buna rağmen uzun süreler uygulanan yaptırımlar muhatap aldıkları ülkelerde alışmaya bağlı kabul ve alternatif çözümler bulma keyfiyetinden kaynaklanan bir etki yıpranması yaratmaktadır. Hatta akıllı yaptırımlar yolu ile engellenen para transferleri, takas ve sarrafiye ile hesap kapama yollarını açmakta, altın bir ödeme aracı olarak yeniden dünya ticaret ve finans sahnesine girmektedir. Açıkçası akıllı yaptırımlar,  yasa dışı işlemler kadar yolsuzluklara kapı açmakta, bu defa başta belirlenen yaptırım çerçevesi, yeni ülkeleri, bireyleri ve en önemlisi resmi bürokrasi çevrelerini yaptırımların odağına çekmektedir. Rüşvet mekanizmaları, adı bilindik finans kurumlarını da işin içine karıştırmakta, hatta yaptırımı vaaz eden ülke finans kuruluşları veya onların yurt dışı filyalleri yaptırımları ihlal eder hale gelmektedir. Yaptırımların genelde muhatabı olan ülke üzerinde zorlayıcı, dolayısı ile istenen amacı gerçekleştirici etkisi vardır. Ama en önemli etki serbest ve adil ticarete gölge düşürmesidir.

O halde eğer benzer ve farklı nedenlerle giderek artan sayıda ülkenin, yine sayıları hızla artan ülkeye, ülke vatandaşına, resmi bürokratlarına ve ticarete konu olan mallarına karşı ekonomik yaptırım uyguladığı bir dünya ticaret sistemi, serbest ticaretin olduğu bir sistem değildir.   Bu bağlamda, söylenecek söz ile savaş arasında yapacak pek bir şey kalmamışsa, günümüzde geçerli olan ekonomik(siyasi) yaptırımlar, serbest ticareti, nitelik ve nicelik olarak etkilemekte ve ne adil ticarete hizmet etmekte, ne de koşullarla eli kolu bağlanan ticaretin kalkınmaya hizmetine yardımcı olmaktadır.

Yaptırım Şampiyonu ABD ve Küresel Yaptırımları Tetikleme Gücü

Dünyanın bir numaralı ülkesi ABD uzun yıllardan beri birçok ülkeye karşı çeşitli düzeyde kalıcı, birçok başka ülkeye karşı da geçici ve sınırlı yaptırım uygulamaktadır. Bu yaptırımların savaş sonrasındaki ilk muhatapları, Kuzey Kore[2] ve Küba olmuştur. Küba 1958 yılından itibaren, Obama yönetiminin bu ülkeye uyguladığı ambargoyu başarısız ilan ederek kaldırdığı 2014 yılına kadar ABD yaptırımları altında yaşayan bir ülkeydi[3]. Daha sonra Obama yönetimi, görevden ayrıldığı 2017 Ocak ayına kadar, bu ada devleti ile ilişkileri hızla yumuşatıp aradan geçen uzun yılların ticari kayıplarını telafi etmeye ve parçalanmış aileleri birleştirmeye çalışmıştır.

ABD nin siyasi amaçla uyguladığı bir başka yaptırım manzumesi Güney Afrika Cumhuriyetine karşı 1959 yılından itibaren uygulamaya girmiş, ancak 1986 yılından itibaren Apartheid’a karşı bir küresel yaptırıma dönüşerek, bu ülkede rejim değişikliğini kolaylaştırmıştır. 1986 Apartheid yasası (The Apartheid Act) her türlü ABD yatırım ve yardımlarının Güney Afrika’ya yapılmasını engellemiştir.

ABD 2019 yılı itibarı ile otuzu aşkın ülkeye bir çeşit yaptırım uygulamaktadır[4]. Bu ülkeler çeşitli biçim, neden ve şema altında ABD kurumları tarafından yaptırımlarla serbest ticaretten men edilmektedir. Özellikle son yıllarda ABD aynı zamanda kendi müttefiklerine İran gibi ülkelere yaptırım uygulamak üzere baskıda bulunmaktadır. ABD yaptırımları ya hazine, kongre veya ABD hazinesine bağlı OFAC (Office of Foreign Asset Control)tarafından yürürlüğe konulmaktadır. Başkan’ın yaptırımları erteleme yetkisi olmakla birlikte kongre tarafından yürürlüğe konulan yaptırımlar Başkan kararı dışındadır. Ayrıca ABD yürürlükte olan yaptırımlardan bazılarını kaldırmak suretiyle, yaptırım koymadığı bir başka ülkeyi dolaylı olarak cezalandırma yoluna gidebilmektedir.Buna en son örnek, Türkiye’ye karşı doğrudan yaptırım uygulamak yerine Güney Kıbrıs’a karşı uyguladığı ve 30 yıldır süren silah ambargosunu kısmen kaldırmasıdır[5]. Zaman zaman kaynağı ister ABD, ister AB olsun, yaptırımlar yürürlüğe girdiğinde, bunların muhatabı olan ülkeler de misillemeye giderek karşı yaptırım uygulamakta, bu suretle ticaret hacmi ikili veya çoklu bir biçimde daralarak, her tarafa zarar vermektedir. Bu misilleme uygulamalarının en son örneklerinden bir tanesi ABD ve AB’nin Rusya’ya[6] Doğu Ukrayna ve Kırım ile ilgili olarak yürürlüğe koyduğu yaptırımlara karşı, Rusya’nın yaptığı mukabele-i misille özellikle Almanya ve Fransa ekonomilerinde yarattığı daraltıcı etkidir. Ancak, tüm kuzey akım hatlarından almakta olduğu doğal gaza olan enerji bağımlılığına rağmen, Almanya, Doğu Ukrayna ile ilgili olarak Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımları 6 ay süre ile uzatma kararı alarak [7] bu ülkenin serbest ticaret koşulları altında AB ile ticari ilişkilere girmesini engellemektedir. Ayrıca, ABD nin koyduğu yaptırımların, Birleşmiş Milletler tarafından kabul görerek küresel yaptırımlara dönüşmesi, ekonomik krizler ve salgın nedeni ile kendi ulusal çıkarına daha fazla önem veren ülkelerin elini güçlendirmektedir. Merkantilist politikalar ise serbest ticareti daha fazla yıpratmaktadır.

Türkiye’nin Davetiye Çıkardığı Yaptırımlar

Türkiye 1970 li yılların ortalarından itibaren ambargo ve yaptırımlarla tanışmaya başlamıştır. Kapalı bir ekonomi ve ihraç ürünlerinin sayısı sınırlıyken, OPEC üyesi Arap ülkelerinin dünyaya, 1973 Arap- İsrail savaşı sonrasında uygulamaya başladığı petrol ambargosu[8] Türkiye’yi Batı Avrupa ve ABD ye olduğu gibi etkilemedi. Bununla birlikte artan petrol fiyatları Türkiye’nin döviz rezervlerini hızla eritmeye yetti[9].  Türkiye o dönemde Orta Doğu komşuları ile boru hattı anlaşmaları imzalamaya, 1975 den itibaren bunları inşa etmeye ve bu arada Libya’dan da petrol ithal etmeye başladı.

1974 Kıbrıs müdahaleleri, ABD nin Türkiye’ye karşı silah ambargosu uygulamasını sonuçlandırdı. Bu ambargo, Türkiye’ye, Kıbrıs’taki askeri birliklerini çekene kadar silah ithal engeli dayattı[10]. Silah ambargosu ve askeri yardımın kesilmesi Türkiye ekonomisini ve siyasi istikrarını zorladı. 1980'lerin başındaki ikinci petrol krizi de Türkiye’yi olumsuz etkiledi.  Ancak bu yine Türkiye’yi doğrudan hedef alan bir ambargo değildi. Zaten o tarihten itibaren, Türkiye yeni bir döneme, yeni ekonomik kararlar ile girerken ihracatı teşvik eden ticari liberalizasyon ve daha sonra, Türk parasına konvertibilite kazandırmayı hedef alan mali liberalizasyon, ülkenin dünya ekonomisi ile hızla bütünlemesine imkân sağladı. Terör ve siyasi çalkantıların ekonomiyi ipotek altına aldığı 1990 lı yıllarda bile Türkiye hep bir AB üyesi olma gündemine bağlı kaldığı için bir ambargo ve/veya yaptırım tehdidi altında olmadı.

Türkiye’ye karşı ambargo ve yaptırım uygulanması AB reformlarının gereği olan kurumsal, ekonomik ve siyasi reformları yürürlüğe koyduğu yıllarda hiç gündeme gelmedi. 2001 krizini izleyen ilk on yıl içinde hem IMF programı, hem de AB reformları ile rayına oturan ekonomi, Türkiye’ye çağ atlattı.  2005 yılı sonunda AB üyelik müzakerelerinin başlaması, Türkiye’yi AB ye bir adım daha yaklaştırırken, aynı zamanda dünyanın her köşesine ticari ve ekonomik olarak uzanıp dokunabilen, televizyon dizileri ile her yerde görünürlük kazanan bir ülke haline getirdi.

Ancak kazandığı ekonomik gücü bölgesel siyasi hegemonya amacı için araç olarak kullanma hevesi, Türkiye’yi bu amacı gerçekleştiremeyecek gerçek dışı hayaller nedeni ile bir taraftan ekonomik gücünden ederken, diğer taraftan siyasi itibar yitirmesine neden oldu. Kabul edelim Suriye’ye hangi amaca hizmet ettiği bilinmeyen müdahalesi, Türkiye’ye hem Orta Doğu pazarını kaybettirdi, hem Suriye’de müttefik mi, yoksa karşı kamp mı olduğu belli olmayan Rusya tarafından çeşitli defalar yaptırımlarla cezalandırılmasına yol açtı. Rusya’ya narenciye hariç sebze ve meyve satamadı, barışma süreçlerinde de hep taviz vermek zorunda kaldı.

Türkiye, İran ilişkilerinde elbette bu ülkeye uygulanan yaptırımlara her zaman seyirci kalamadı.Ancak hem yaptırımları delmek, hem de oldukça karmaşık bazı ilişkiler ve sarrafiye üzerinden yürüyen ticaret nedeni ile özellikle ABD’nin sürekli yaptırım tehdidi ile kendisinden yeni yeni tavizler koparmasına neden oldu. Büyük değerlere baliğ olan kayıt dışı işlemler hala bir taraftan bazı Türk Bankalarının, siyasi simaların ve Türk ve Amerikalı bürokratların üzerinde Demokles’in kılıcı gibi durmaktadır. Bu süreçte Türkiye’nin kaybı,şahısların büyük kazançlarına karşılık, ülkenin uğradığı maddi kayıplar ile sınırlı değildir. Aynı zamanda, Türkiye ve Türk siyaseti itibar kaybetme sürecine girmiş bulunmaktadır.

Türkiye Serbest Ticaretin Neresinde? Serbest Ticaret Nerede?

Özellikle Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de kullandığı sert güç, Türkiye’nin hem yumuşak gücünü, hem de ekonomik gücünü aşındırmaktadır. Ekonomik gücünün azalması ve uğradığı itibar kaybı nedeni ile Türkiye şu anda Suudi Arabistan’ın[11] bile ticari yaptırım uygulamasına muhatap olan bir ülke haline gelmiştir. Bu son 30 yıldır Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki ilişkileri ciddi bir şekilde zedeleyen bir gelişme olup, Türkiye için yaklaşık 3.5 milyar dolarlık bir ihracat kaybı anlamına gelmektedir. Henüz bu gelişmenin Suudi Arabistan’da faal olan Türk şirketleri ve orada ikamet edip çalışan Türk vatandaşları açısından ne anlama geldiği belli olmamakla birlikte,Suudi yaptırımları, Türkiye’yi serbest ticaretten bir basamak daha men eden bir gelişme oldu.

Bu arada halen büyük bir maliyet üstlenerek kabul ettiği, bir kısmına siyasi amaçlarla vatandaşlık bile verdiği Suriyelilerin, mülteci statüsünde olanlarını AB ye yollama tehdidi, AB nin Türkiye’ye karşı kapsamlı bir yaptırım uygulamasını geciktirmektedir. Bununla birlikte Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya gibi bazı AB ülkeleri halen Türkiye’ye silah ihracatını sonlanırmış bulunmaktadır. Aynı zamanda,AB ticari ilişkilerini siyasi ve kısmen ekonomik nedenlerle bozmak istemediği Türkiye’ye karşı, bir üyesi olan Kıbrıs’ın haklarını savunmak, Türkiye’nin haklı Akdeniz taleplerini cevapsız bırakmak, hatta Kıbrıs ve Yunanistan’ı Doğu Akdeniz’de güçlendirmek sureti ile Türkiye’nin ticari menfaatlerden çok ötede siyasi kayıplarla karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.

Bu arada Kanada da 2019 yılından itibaren Suriye’de yürüttüğü harekât nedeni ile Türkiye’deki şirketlerinin faaliyetlerini sıkı sıkıya denetlemekteydi[12]. Türkiye son yıllarda dizginleyemediği siyasi ihtiraslara karşılık, bunlarla dengeleyemediği ekonomik yeterliliği nedeni ile giderek zorlanmaktadır. İşte yine son muhatap olduğu yaptırımlardan bir diğeri, Ekim 2020 başından beri Kanada tarafından yürürlüğe konmaktadır[13]. En son, Kanada menşeili insansız hava araçlarının (İHA) Dağlık Karabağ’da Ermenistan Ordusu rolündeki Rus güçlerine karşı kullanıldığı gerekçesi Türkiye- Kanada ilişkilerini de germekte ve Türkiye’nin serbest ticaret sergüzeştine bir darbe daha vurmaktadır.

Ancak, günümüzün salgın ve durgunluğa bağlı ekonomik kriz ile kapanan piyasalarına, sayıları giderek artan yaptırımlar zaten tuz biber ekmekte, serbest ticaret kadar, serbest ticaret ilkelerinin savunucusu ve koruyucusu olan WTO, giderek önem ve itibar yitirmektedir.

Bu dönem, uzun dünya tarihinde bir başka sayfa. Bu da bir gün kapanacak ve yerine yeni bir sayfa açılacak. O sayfada WTO nun yerini aynı özelliklere sahip bir başka kurum alır mı? WTO nasıl bir reform ve yeniden yapılanma süreci yaşar? Ama en önemlisi serbest ticaret koşulları hangi hızla ve ne zaman dünya gündemine yeniden girer? Sorularına bugünden cevap vermek pek kolay değil.

Türkiye’ye gelince, “yeni bir dünya düzeni kurulur ve Türkiye’de orada yerini alır”[14] sözünü yeniden hatırlamakta yarar var.  Ama önemli olan Türkiye’nin bu yeri nasıl alacağı, nerede olacağı ve bu süreçte kaybının büyük olmaması.

 

[1]ÖrneğinÇin’inBrezilya’yakayan soya fasulyesiithalatıgibi

[2]1950 ile 2008 yılıarasındaki ABD –Kuzey Kore ticaretilişkisi, 1917 tarihliDüşmanlaTicaretAnlaşmasınadayanmıştır(Trading with the Enemy Act of 1917).

[3] “Obama Moved Aggressively to Restore Relations with Cuba” (2016), https://www.voanews.com/americas/obama-moved-aggressively-restore-relations-cuba

[4]Bu ülkeler, İran, Kuzey Kore, Suriye, Sudan, Küba, Venezuela; Belarus, Burundi, MerkeziAfrikaCumhuriyeti, DemokratikKongo, Irak, Hong Kong, Lübnan, Myanmar, Libya, Mali, Nikaragua, Rusya, Türkmenistan, Somali, Güney Sudan, Ukrayna, Yemen, Zimbabve, Afganistan, Eritre, Fiji, Comoros, Papua YeniGinedir

[5]“US partially lifts three-decade-old arms embargo on Cyprus” (2September, 2020) https://www.france24.com/en/20200901-us-partially-lifts-three-decade-old-arms-embargo-on-cyprus

[6] “Russia retaliates against EU sanctions” (4.8.2014) https://www.dw.com/en/russia-retaliates-against-eu-sanctions/a-17833608

[7] « EU extends sanctions on Russia: Merkel »( 19.6.2020) https://www.aa.com.tr/en/economy/eu-extends-sanctions-on-russia-merkel-/1883167

[8] “Oil Embargo, 1973–1974” https://history.state.gov/milestones/1969-1976/oil-embargo#:~:text=NOTE%20TO%20READERS-,Oil%20Embargo%2C%201973%E2%80%931974,the%20post%2Dwar%20peace%20negotiations.

[9] John V. Bowlus (2017) “A crude marriage: Iraq, Turkey, and the Kirkuk–Ceyhan oil pipeline”, Middle Eastern Studies,

http://academicrepository.khas.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12469/398/A%20crude%20marriage%20Iraq%2C%20Turkey%2C%20and%20theKirkuk%E2%80%93Ceyhan%20oil%20pipeline.pdf?sequence=1&isAllowed=y

[10]Mahmut, Durmaz (2014),” The US Arms Embargo of 1975–1978 and its effects on the Development of the Turkish Defense Industry” (Ph. D thesis) https://apps.dtic.mil/dtic/tr/fulltext/u2/a619498.pdf

[11] “As Greece and EU lags, Saudi Arabia announces embargo on all Turkish products” (September, 2020) https://greekcitytimes.com/2020/09/28/as-greece-and-eu-lags-saudi-arabia-announces-embargo-on-all-turkish-products/

[12] “New Sanctions Limit Dealings with Turkey” (October 17, 2019), https://www.mccarthy.ca/en/insights/blogs/terms-trade/new-sanctions-limit-dealings-turkey

[13]Sarah, Turnbull (5 October, 2020) “Canada suspends arms export permits to Turkey amid concerns of human-rights abuses” https://www.ctvnews.ca/politics/canada-suspends-arms-export-permits-to-turkey-amid-concerns-of-human-rights-abuses-1.5133566

[14] 1964 yılında,Johsonmektubuüzerineİsmetİnönü’nünCüneytArcayürek’esöylediğisöz.

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 20-10-2020

Abraham Anlaşmalarının Orta Doğu’ya Vaadi

Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştüğünde çok taraflı bir anlaşmanın müjdecisi olmasına pek ihtimal vermek mümkün değildi.