Diplomasinin Yeni Adı: Enerji

Yazan  25 Mayıs 2007
Karadeniz Türk Boğazları aracılığıyla NATO üyesi Türkiye’nin kontrolünde tutulan, Rusya ile birlikte hâkim olunan kapalı bir deniz durumundaydı. Soğuk savaşın sona ermesiyle Karadeniz’deki sakinlik de sona erdi.

İki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçildi. Fakat artık dünya yeniden şekilleniyor. Bu yeni şekillenmenin esasını da enerji kaynakları teşkil ediyor. Enerjiye en çok ihtiyaç duyan ülkeler elbette kalkınmış güçlü ülkeler yani ABD ve AB üyesi ülkeler. Özellikle de ABD'nin S.S.C..B.'nin dağılmasıyla ortaya çıkan devletlerle yakından ilgilenmesi, bu ülkeleri de, toprak bütünlüklerini, güvenliklerini bağımsızlıklarını demokratik (!) devletlerle koruyabileceklerine olan inançları ABD ve AB'ne yaklaşmalarına sebep olmaktadır. Bu yaklaşma siyasî bir yaklaşma gibi görülse de özellikle Karadeniz havzası ve S.S.C.B'nin dağılmasıyla ortaya çıkan devletlerin sahip olduğu enerji kaynakları özellikle ABD'nin bölgeye yaklaşımında etkili olmaktadır.

ABD, NATO aracılığı ile varlığını hissettirme girişimlerini sürdürüyor. Rusya ise NATO'nun genişletilmesinden duyduğu rahatsızlığı yüksek sesle dile getiriyor.

ABD ne kadar güçlü olursa olsun diğer ülkelerle işbirliği yapması gerektiğinin farkında. Bu nedenle yaşlı Avrupa Devletleri ile değil de genç Avrupa (!) Devletleri ile işbirliğine gidiyor. Bulgaristan ve Romanya ile yaptığı askerî üs anlaşmalarından sonra Polonya ve Çek Cumhuriyetleri'nde de füze savunma sistemleri yerleştirmeyi hedefliyor. Doğal olarak Rusya da yeniden kuşatıldığını düşünerek ABD'nin füze kalkanı projesine karşı çıkıyor. Buna rağmen ABD Rusya'nın himayesinden yeni çıkmış Karadeniz'e kıyısı olan henüz bir ittifaka üye olmayan Gürcistan ve Ukrayna ile de işbirliği yapma çabası içerisinde.

Bulgaristan Rusya, Polonya ve Çek Cumhuriyetleri ile Gürcistan ve Ukrayna Sovyetler Birliği dağılmadan tamamen Moskova merkezli politik bir anlayışa sahiptiler. S.S.C.B'nin dağılmasından sonra bu ülkelerde her şey büyük bir hızla değişti. Bu ülkeler bir daha eski düzenlerine geri dönmek istemiyorlar. Bunun için demokratik ülkelerle işbirliği yapmak istiyorlar. ABD'de ihtiyacı olan enerjiye ulaşmak için bu ülkelere askerî alan başta olmak üzere birçok konuda işbirliğine gitmekte çok istekli davranıyor.

ABD'nin bu yaklaşımına Rusya, Çin ve Hindistan karşı çıkmaktadır.

Putin bu konuda sesini Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı konuşma ile iyice yükseltti. ABD'nin başını çektiği yenidünya düzenine karşı burada sert bir konuşma yaptı.

Buradaki konuşmada kendine Merkel'in destek verdiğini de göz ardı etmemek gerekir. Putin yaptığı konuşmada ABD'nin yenidünya politikasını oluştururken kendisini her şeyin üzerinde gördüğünü demokratik davranmadığını ifade etti. Putin aynı konuşmada kendinin silahlanma konusunda şeffaf davrandığını ancak ABD ve birçok ülkenin bu konuda aynı şeffaflığı göstermediğini uluslararası hukuka uymadığını, ABD'nin ulusal güvenliğini gerekçe göstererek ulusal sınır tanımadığını bu durumda çatışma yaratarak durumu daha kötüye götürdüğünü belirtti.

Ayrıca NATO şemsiyesi altında devletleri kendi tarafına çekmek isteyenlerin kendi ülkesinin sınırlarına güç yığdığına da dikkat çekti. İran konusuna da değinen Putin İsrail'in Pakistan'ın, Hindistan'ın ve Kuzey Kore'nin hep birlikte ele alınması gerektiğinin üzerinde durdu.

S.S.C.B'nin dağılmasından sonra oluşan bu bölgede kendine özgü şartlarda ortaya çıkmıştır. Bu bölgede Türkçenin en yaygın dil olması, İslâmiyet'in yaygın olması, Türk devletleri ve toplumlarının sayılarının fazla olması Türkiye'nin ister istemez buralarla ilgilenmesinin gerekli kılmaktadır.

Üstelik bu bölgede meydana gelen otorite boşluğundan yararlanmak isteyen emperyalist güçler kendilerine göre projeler üretmektedirler. Bu projelerde Türkiye'ye yer vardır ama, kendi istekleri gibi bir yer vardır. İşte Türkiye'nin bu değerleri ve kendi değerini dikkate alarak bu coğrafyada bir proje geliştirilmesi gerekir.

Jeopolitiğimizi doğrudan ilgilendiren enerji elde etmeye dayalı bu mücadelede de Türkiye stratejik planlama yapmak zorundadır. Türkiye'nin hem NATO'nun ve AB'nin genişlemesine hem de Rusya'ya yaklaşımı son derece önem taşımaktadır. Türkiye'de yükselen ABD karşıtlığı, Rusya ile özellikle artan ticarî ilişkileri dikkate alarak demokratik uyumlu ve bölgede konumunu güçlendirecek bir strateji belirlemesi gerekir.

Doç. Dr. Meşküre Yılmaz

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 20-10-2020

Abraham Anlaşmalarının Orta Doğu’ya Vaadi

Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştüğünde çok taraflı bir anlaşmanın müjdecisi olmasına pek ihtimal vermek mümkün değildi.