RAND CORPORATION RAPORUNUN ANLATTIKLARI ve YAPILMASI GEREKENLER

Yazan  19 Şubat 2020

Geçtiğimiz Ocak ayında “Türkiye’nin Milliyetçi Rotası: ABD-Türkiye Stratejik İşbirliği ve ABD Ordusuna yönelik sonuçları” başlıklı ABD’nin 14 Mayıs 1948’de kurulan ilk Think-Tank kuruluşlarından olan Rand Corporation tarafından, Pentagon için hazırlanan 276 sayfalık “Türkiye Raporu” oldukça önemli ve ciddiye alınabilecek değerlendirmeler içeriyor. 

Kendini, araştırma ve analiz yoluyla politika ve karar vermenin iyileştirilmesine yardımcı olan kar amacı gütmeyen bir kurum olarak tanımlayan RAND Corporation, görevlerini politika yapıcıların mevcut en iyi bilgilere dayanan kararlar almalarına yardımcı olmak için varız olarak tanımlamaktadır. Raporu hazırlayan düşünce kuruluşunun gelir kaynaklarına bakıldığında gelirlerinin % 85‘lik kısmının devlet kuruluşları (ABD Savunma, Sağlık, İç Güvenlik Bakanlığı, Kara Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri, Eyalet ve Hükümet Kuruluşları)  tarafından sağlandığı görülmekte olup buna göre raporların esas hazırlanma gerekçesinin bu kurumların talebine istinaden olduğu anlaşılmaktadır.

Raporda içeriğinden de anlaşılacağı üzere Türkiye’nin son 20 yıllık politik sürecini ayrıntılı olarak incelemiş, komşuları ve müttefikleri ile ilişkileri başta olma üzere özellikle AKP’nin kuruluşundan bugüne kadar gelen anayasal ve iç politik süreç çok yönlü değerlendirmiştir. RAND Corparation tarafından hazırlanan bu raporlar, düzenli olarak hazırlanan raporlar değildir; ancak bundan önceki raporlarının içinde belirtilen hususların ülkemizin milli siyasetine olan etkileri açısından önemli sonuçlar doğurduğu dikkate alındığında, bu raporların göz ardı edilmemesi gereken raporlar arasında olduğu da akılda tutulması gereken bir husus olduğu düşünülmektedir.

Raporun hazırlanmasında Türkiye ve komşuları hakkındaki önceki RAND Corporation raporlarının önemli bir organı da dahil olmak üzere kapsamlı bir literatür taramasından bilgiler alındığı; Türkiye, Avrupa, İsrail ve ABD'de 100'den fazla sivil yetkili, askeri lider, akademisyen ve gazeteciyle diyaloglar; uluslararası konferanslar ve RAND’ın Virginia, Arlington’daki ofisinde çeşitli seminerler düzenlemiştir.

Bu bilgilere istinaden raporun hazırlanmasında,

. Türkiye'nin iç dinamiklerini, bölgesel ve küresel çıkarlarını hangi siyasi, sosyal ve ekonomik eğilimler şekillendiriyor?

. Türkiye'nin hangi alanlarda gelişen çıkarları ve komşularının ve ortaklarının çıkarları, yakın, uzak veya çatışma içinde?

. Bu iç ve bölgesel eğilimler Türkiye'nin uluslararası sistemdeki gelecekteki rolü hakkında ne gösteriyor?

. Bu eğilimlerin ABD dış politikası ve savunma planlaması ve ABD Ordusu üzerindeki etkileri nelerdir?

. Türkiye ile ortaklıktaki yıkıcı gelişmeleri yönetmek ve Türk politikalarında olumlu değişiklikler olduğunda ve olduğunda önceki kapsamını geri kazanmak için hangi girişimleri gerçekleştirebilir?

araştırma soruları olarak görülmektedir.

Bahse konu raporun ve rapora ilişkin soruların genel kapsamı ile değerlendirilmesi neticesinde, raporun Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ tarafından kaleme alınan “İstihbarat Teorisi“ kitabında da yer alan ve ABD istihbarat kurumları tarafından bu tür rapor çalışmalarında kullanıldığı bilinen, “Politik İstikrarsızlık Çıkarma Modeli” ile benzer hususları kapsadığı, RAND’ın rapor içeriğinde bu modelde belirtilen konuların tamamen yer aldığı görülmektedir.  

Atıf yapılan kitapta da belirtildiği üzere, internet kaynaklı bir model olan bu modelin aşamaları,

                . BİRİNCİ AŞAMA             : Anayasal Sistemin Anatomisi

                . İKİNCİ AŞAMA                : Politik Güçlerin Anatomisi

                . ÜÇÜNCÜ AŞAMA          : Siyasal Alanın Çözümlenmesi

                . DÖRDÜNCÜ AŞAMA    : Siyasal Çatışmaların Anatomisi

                . BEŞİNCİ AŞAMA            : Uluslararası Sistem İçindeki Konum

olarak belirlenmiştir.

Raporda Türkiye’nin uluslararası sistem içindeki konumuna yönelik olarak,

Türkiye Cumhuriyeti ile stratejik ortaklık konusunun, ABD'nin Avrasya ve Ortadoğu'ya yönelik stratejisinin altmış yılı aşkın bir süredir merkezi bir unsuru olduğundan bahsedilerek, ABD'nin Türkiye'nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'ne nihai katılımının yolunu açtığı, Türkiye’nin, Soğuk Savaş boyunca Sovyet gücünün Akdeniz ve Ortadoğu'ya genişlemesine karşı kritik bir güç kaynağı olarak hizmet ettiği anlatılmaktadır.

Soğuk Savaş'ın sona ermesinin, Türkiye'nin ABD için stratejik önemini azaltmadığı, Türkiye Cumhuriyeti ile stratejik ortak, altmış yılı aşkın bir süredir de Akdeniz bölgesinde ve Orta Doğu'da ABD stratejisinin merkezi bir unsuru olduğu, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana ABD güvenliği için giderek daha önemli hale gelen Levant bölgesi (Genişletilmiş Orta Doğu ve Basra Körfezi) ile Kafkasya ve Merkez Asya’nın birleşiminde güçlü bir Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) müttefiki olmaya devam ettiği, her üç alanda da Türkiye daha büyük bir rol oynamaya çalışmakta ve olayları etkilemek için önemli bir kapasiteye sahip olduğu belirtilmektedir.

Rapor ABD-Türkiye ilişkilerine ilişkin olarak, ABD ve Türkiye'nin eskisi kadar uyumlu olmadığı ve bu zorlukların çoğuna yönelik politikalar üzerinde önemli anlaşmazlıklar ortaya çıktığı için bu ortaklık son yıllarda gerginleştiği, ABD-Türkiye ilişkilerinin derin güvensizlik dönemlerinden geçtiği, Suriye ve Kürt sorunu ile başa çıkma arasındaki politik farklılıklar, Türkiye'nin komşularıyla ilişkilerindeki gerginlikler, yükselen bir terörizm tehdidi ve ABD'nin Türk siyasetindeki otoriter sürüklenme konusundaki endişelerinin sorun alanı olarak ortaya çıktığı belirtilmektedir.

Bu gelişmeler ışığında, önümüzdeki on yıl içinde ABD-Türkiye stratejik ortaklığının çalkantılı dönem değerlendirmekte, 2017 ve 2018 yıllarında Türkiye'nin iç durumu, dış ilişkiler ve savunma politikası ve stratejisindeki eğilimlerin sistematik bir değerlendirmesi (yakın çıkarlar-farklı çıkarlar-çatışan çıkarlar) yapılmıştır.

Araştırmada önce, Türkiye'nin iç dinamiklerini ve küresel çıkarlarını değiştiren siyasi, sosyal ve ekonomik eğilimlere odaklanılmış, daha sonra Türkiye'nin komşularının ve iki kurumun (Avrupa Birliği (AB) ve NATO) liderlerinin Türkiye'nin kendi uluslararası çıkarları ve politikalarını kendi ana çıkarları ile nasıl algıladıkları değerlendirmiştir. Türkiye'nin gelişen çıkarlarının ve bu komşu ve kurumların çıkarlarının nasıl bir araya geldiğini, ayrıldığını veya çatıştığını, bu da önümüzdeki on yıl boyunca bu ikili ve çok taraflı ilişkilerin gidişatını şekillendirecek güçlerin belirlenmesine yardımcı olduğu karşılaştırılmıştır.

Raporda, Türkiye'nin stratejik çıkarlarının Avrasya ve Ortadoğu'daki çoğu komşusuyla olan ilişkilerinin, ulusal çıkarların sınırlı uyumu ve bazılarının keskin bir çatışmayla belirsiz veya gergin kalacağı öngörülmekte, ABD ve diğer NATO müttefikleri ile politikalarının hâlâ terörle mücadele, Ortadoğu'da barışı teşvik etme, Rus veya İran bölgesel hegemonyasının ortaya çıkmasını önleme ve enerji geçiş koridorlarını genişletme dâhil olmak üzere birçok alanda birleştiklerini savunmaktadır. Türkiye'nin siyasi ve sosyal kargaşası ve Türkiye'nin yönetimindeki temel demokratik geriye kaymaların, bölgesel çalkantılarla birlikte, değişen derecelerde, ABD ve diğer NATO müttefiklerinin çıkarlarına ters düşen Türk dış ve savunma politikalarına yol açacağı sonucuna varmıştır.

Türkiye'nin devam eden jeostratejik önemi düşünülerek, Türkiye’nin eğilimleri konusunda ABD dış politikası, savunma planlaması ve ABD Ordusu üzerindeki etkilerini değerlendirilmesinde Türkiye ile farklılıkları yönetmek için adımlar önerilmiştir. Bunlar, IŞİD sonrası Suriye'yi istikrara kavuşturmak ve artan terörle mücadele kampanyası; Ortadoğu'da düşman İran etkisi içeren ve Karadeniz bölgesinde ve ötesinde Rus saldırganlığını caydırmaktır.

Raporda önemli bulgular olarak anayasal sistemin anatomisi ve politik güçlerin anatomisi kapsamında ,

  • Türkiye kutuplaşmış bir ülke olmaya devam ediyor.
  • Türkiye'deki demokratik ve sivil haklar azaldı.
  • Anayasal ve yasal değişiklikler hükümeti parlamenter bir sistemden güçlü bir yürütme başkanlığına sahip otoriter bir devlete dönüştürüyor.
  • Orta düzey subayların son derece rahatsız oldukları ve darbeden sonra devam eden temizliklerde tasfiye edilmekten endişe ettikleri Bu hoşnutsuzluk bir noktada başka bir darbe girişimine bile yol açabilir ve Erdoğan tehdidi ciddiye alıyor gibi görünüyor.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, politik gündemini ilerletmek için birçok milliyetçi, dini ve etnik gerginliklerle mücadele etti, ancak Türk demokrasinin aşınması, ekonomik belirsizlik ve Kürtlerle barış anlaşması yapma konusunda derin endişeleri var. 
  • Türkiye, geleneksel müttefikler ve Avrasya komşularıyla ilişkileri dengeliyor.
  • Türkiye'nin İran ve Irak'a yönelik politikası çoğu zaman ABD'nin çıkarlarıyla çelişecek.
  • Türkiye ve Arap devletlerinin farklı öncelikleri ve İsrail-Türkiye ilişkilerinin iyileştirilmesine yönelik zorlu engeller, ABD'nin bölgesel girişimlerinin ilerlemesini zorlaştıracaktır.
  • Rusya ve Türkiye stratejik bir ortaklık olduğunu iddia ediyor ve yakın çıkarları var, ancak önemli sürtünme noktaları ve çatışma potansiyeli de var. 
  • NATO hala Türkiye'nin ulusal güvenliğinde merkezi bir rol oynamaktadır, ancak İttifak'ın bağlılığı ve alaka düzeyiyle ilgili yerel şüpheler artmıştır.
  • Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri düşük bir seviyeye ulaşmıştır. Göç, seyahat, terörle mücadele ve Kıbrıs'ta kaydedilecek ilerleme, katılım sürecinin ömrünü ve ilişkinin alternatif geleceğini belirleyecektir. 
  • Türkiye ve ABD'nin, Rusya ve İran'ı dengelemek, terörizme karşı koymak ve Orta Doğu'da istikrarı teşvik etmek gibi yakın çıkarları var.
  • Türkiye halen ABD ile savunma işbirliğine değer vermektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, ABD'li meslektaşları ile etkin bir şekilde çalışmak istiyor ve ABD menşeli askeri teçhizata bağlı kalmak istiyor.
  • Arap ülkeleri ile ilişkilere yönelik olarak, Türkiye, savunma işbirliğinde potansiyel bir ortak olarak caziptir, çünkü sınırlarını savunmak ve iç isyanla mücadele etmek için bir arka plana sahip olmakla birlikte, dış operasyonlarda güçlü bir arka plan olmamakla birlikte, büyük bir silahlı güce sahiptir.

bulguları mevcuttur.

Raporda siyasal alanın çözümlenmesine yönelik öneriler olarak,

  • ABD, son yıllarda yaşanan yıkıcı gelişmelere karşı Türkiye ile ilişkileri karşılamak için uzun vadeli bir stratejiye ihtiyaç duyduğu, 
  • Önümüzdeki on yıl boyunca ortak çıkarlara uyma konusunda işbirliğini sürdürebilecek ve demokratik bir muhalefetin Türkiye'nin daha işbirlikçi müttefik ve güvenilir bir bölgesel ve küresel ortak olarak rolünü geri kazanması durumunda güvenilir bir stratejik ortaklığın geri kazanılmasına yardımcı olabilecek girişimlere ihtiyacı olduğu,
  • Suriye'deki farklılıkları ortadan kaldırmak, Türk müttefikleri ve Kürt ortaklarıyla katılımı konularında, ABD’nin muhtemelen daha fazla politika düzenlemesi gerektireceği,
  • ABD ve NATO'nun, Türk Silahlı Kuvvetleri ile müşterek askeri müdahalelerinin-tatbikatların sürdürülmesi, Rusya'nın Türkiye üzerindeki etkisini dengelemeye yardımcı olabileceği,
  • ABD savunma planlamacıları, İncirlik Hava Üssü'ne ve Türkiye'deki diğer ABD ve NATO tesislerine geçici veya kalıcı erişim kaybıyla başa çıkmaya hazır olması gerektiği,
  • ABD askeri ve Türk Genelkurmay Başkanları arasındaki diyalogları derinleştirmek ve Türk Savunma Bakanının artan önemini dikkate alarak, ABD-Türkiye Yüksek Düzeyli Savunma Grubunu canlandırmak için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği,
  • ABD ordusu, Türkiye'nin yeni Milli Savunma Üniversitesinde müfredat geliştirmesine yardımcı olabileceği ve Türkiye, ABD'deki okullara subay göndermeye devam edebileceği, bu adımların, Türkiye'deki sivil-asker ilişkilerinin iyileştirilmesine yardımcı olabileceği ve bunların ise Türkiye'nin ordusunun gelecekteki seyrini, Türkiye ile ikili ve NATO işbirliğini uzun vadede güçlendirebilecek şekilde etkileyebileceği ifade edilmektedir.

Bu raporda açıklanan eğilimler, Türkiye için aşağıdaki dört potansiyel geleceği göstermektedir:

  1. Zor müttefik: Türkiye zor ve bazen titiz bir ABD ve NATO müttefiki olmaya devam etmektedir, ancak NATO misyonlarına bağlı kalmıştır ve İttifak'ın kolektif güvenlik garantilerine güvenmektedir.
  2. Yeniden Direnç Demokrasisi: Muhalefetteki bir siyasi lider veya koalisyon 2023'ten sonra Erdoğan'ı yenebilir, 2017 referandumunda onaylanan anayasa değişikliklerinden bazılarını geri yürütebilir ve daha Batı merkezli bir dış politika ve güvenlik politikasına devam edebilir.
  3. Stratejik dengeleyici: Türkiye, bazen NATO'nun müttefikleri ve Avrasya'da (özellikle Rusya, İran ve Çin) gelişmekte olan ortakları ile olan bağlarını daha açık bir şekilde dengelemek için harekete geçmekte, bazen Batı pozisyonlarını desteklemekte, ancak sıklıkla değişen koalisyonlar oluşturmaktadır.
  4. Avrasya gücü: Avrupa ve ABD ile gerginlikler bir kırılma noktasına geldiğinde, Türkiye resmi olarak NATO'dan ayrılmak ve Avrasya ve Orta Doğu'daki ortaklarla daha yakın işbirliği ve çeşitli müttefiklikleri sürdürmek için harekete geçiyor.

Sonuç olarak,

Bu raporda belirtilen bazı hususların doğru tespitler, bazılarının ise gerek maniplasyon gerekse siyasal istikrarsızlık çıkarma için kaleme alındığı ve yayınlandığı dikkate alındığında,

Bu rapor, ne anlatıyor? Ne söylemeye çalışıyorlar? Ne yapılması gerekiyor? Ne gibi tedbirler alınmalı? Nasıl politika oluşturulmalı? soruları ortaya çıkmaktadır.

Rapor kapsamında genel olarak,

Türkiye’nin NATO İttifakında kalmasının hem NATO hem de RF’na karşı dengeleme açısından Türkiye’nin menfaatine olduğunun sürekli olarak vurgulandığı görülmektedir. Buna göre gerek ABD gerekse NATO’nun Türkiye’nin NATO içinde kalması için çaba sarf edeceği,

ABD’nin gerek Irak’ın kuzeyinde gerekse Suriye’nin kuzeyinde Kürt gruplara vermiş olduğu desteğin devamı olarak, bu Kürt grupları veya diğer deyişle mini Kürt devletçiklerini ile Türkiye Cumhuriyetinin ortak noktaya getirilmesi, devletçiklerin Türkiye tarafından tanınması için çaba harcayacağı,

RF ile kurulan askeri ekonomik ilişkilerden rahatsızlık duyulduğu, sık sık bu ilişkinin uzun neden uzun ömürlü ve stratejik bir ortaklık olmayacağına dair gerekçeler sunulduğu, buna istinaden bu işbirliğinin gelecekte sürdürülmesine yönelik engeller çıkarılacağı,

ABD’nin, RF’nun Karadeniz’de artan askeri gücünü dengelemek bahanesi/gerekçesi ile gerek NATO gerekse bireysel işbirlikleri ile gelecek yıllarda Karadeniz’e girmek için daha fazla gayret sarf edeceği, tartışmaları devam eden Kanal İstanbul Projesinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği,

Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin tam bir çöküşü her iki taraf için de derin ekonomik ve politik maliyetlere sahip olacağı ve bunun ABD'nin çıkarları için zararlı olacağı değerlendirmesine istinaden ABD’nin AB ile üyelik müzakerelerine devam edilmesini istediği, bu durumun aynı zamanda Ege ve Doğu Akdeniz’deki denizcilik ve enerji sorunları içinde gerekli olduğu,

Milli silah sanayisinin gelişiminden rahatsızlık duyulduğu için, bunun yerine ABD menşeli silahlara talebin olduğu yönlendirme yapılmaya çalışıldığı, bu nedenle milli silah üretimi politikasının hayati derecede önemli olduğu, kesinlikle vazgeçilmemesi gerektiği,

Milli Savunma Üniversitesine akademik yardım ve geçmişte olduğu gibi ABD’ye Türk Subaylarının gönderilmesi şeklinde uygulamanın devamı ile Subaylar üzerinden TSK üzerinde eskisi gibi etki kurmaya çalışmak isteyeceği,

Arap ülkelerinin insan gücü eksikliğinden bahsedilerek, gelecekte BAE başta olmak üzere Arap Ülkeleri ile savunma işbirliğine gidilebileceğine yönelik bir yönlendirme olduğu, değerlendirilmektedir.

Raporun ana çerçevesi, 5 aşamalı “POLİTİK İSTİKRARSIZLIK ÇIKARMA MODELİ” üzerine kurulmuş bir çalışmadır. Bu tür raporların kamuoyuna açıklanmayan kısımlarında bulunan esas unsur, ülkelerin zayıf yönlerine-yumuşak karınlarına, sorunlu alanlarına nasıl müdahale edileceği konusunda da fikir vermeleridir.

Kısacası, raporun esasında anlattığı, “YUMUŞAK KARIN” veya “YARANIN” bulunarak kazınmasıdır. Bu hususlar dikkate alındığında aslında rapor içinde direkt olarak yazılmayan ancak rapor İÇİNDE BULUNAN ZAYIF NOKTALARA YÖNELİK MİLLİ POLİTİKALAR ÜRETİLMESİ, KUVVETLİ GÖRÜLEN POLİTİKALARIN İSE MİLLİ MUTABAKAT İLE DAHA SAĞLAMLAŞTIRILMASI,

Gerek ABD gerek RF gerekse diğer aktörler ile gelecekteki gerilimler ve işbirliği için en büyük arenanın muhtemelen Suriye olmaya devam edeceğinden, geleceğe yönelik olarak TÜM SİYASİ PARTİLERİN ÜZERİNDE UZLAŞTIĞI YENİ BİR SURİYE POLİTİKASININ ivedilikle belirlenerek uygulamaya konulması,

Avrupa ve ABD ile gerginlikler bir kırılma noktasına geldiğinde, Avrasya’da ki gücünün ortaya konulabilmesi için, Avrasya ve Orta Doğu'daki müttefiklerle daha yakın işbirliğini sürdürebilmek adına milli mutabakatla Avrasya politikasının oluşturulması gereklidir.

Rapor kapsamında ne yapılması gerektiği konusunda, özellikle komşuları ve müttefikleri ile ilişkilerini konu alan “YAKIN ÇIKARLARI”, “FARKLI ÇIKARLARI” ve “ÇATIŞAN ÇIKARLARI” bölümünde yer alan her bir madde için, “MİLLİ POLİTİKALAR” üretilerek özellikle “ÇATIŞAN VE FARKLI ALANLARININ” MİLLİ MENFAATLER DIŞINDA YÖNLENDİRİLMESİNE engel olunmalıdır.

Mehmet Zeki Bodur

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enstitü Başkanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları
KORONAVİRÜS SALGINININ KÜRESEL ve  TÜRK EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Köksal Taşkent   - 01-04-2020

İran ve Korona Salgınının Etkileri

İran hükümetinin Korona salgının yayılmasında, ilk günlerdeki ihmali, ülkedeki yapısal değişim arzusunu güçlendirdi. Bu şok edici olay, sistemi ampirik olarak halkın önünde durma noktasına getirdi. İran'daki karar vericiler, bir diğer değişle siyasi erk, virüsü hükümet için bir siyasi propaganda mal...