ALTAYLAR: TÜRK ATLI BOZKIR UYGARLIĞININ DOĞUŞU

Yazan  04 Şubat 2023

 

Giriş

Altay-Sayan dağlık sisteminin kuzeyinde bulunan ormanlık Güney Sibirya bölgesi, Türk bozkır kültürünün ortaya çıkmasında büyük önem taşıyan avcı-toplayıcı ve ilkel tarımcılıktan pastoral konar-göçerliğe geçişin yaşandığı çeşitli Bronz Çağı kültürlerine evsahipliği yapmış bir coğrafyadır. Bu nedenle Altay-Sayan Dağları ile Yenisey Nehri havzası Türk atlı bozkır uygarlığının geliştiği saha olarak düşünülmektedir. Bu makalede muhtemel Türk anayurdu tartışılacak ve haklarındaki bilgi ağırlıklı olarak Altay-Sayan Dağları ile Minusinsk Çöküntü Havzası’nda yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen Afanasyevo, Okunev, Andronovo, Karasuk, Tagar ve Taştık kültürlerinin klasik Türk atlı bozkır uygarlığı ile ‘Şamanizm’ adı verilen inanç ve ritüel sisteminin oluşumundaki yerine değinilecektir.

  1. Coğrafi Ortam

On üç milyon km2 yüzölçümüyle dünyanın en büyük bölgelerinden biri olan Sibirya, Asya kıtasının en kuzeyinde yer alır. Bölge Uzakdoğu dağlarıyla doğudan, Güney Sibirya’nın yüksek dağları nedeniyle güneyden, Urallar nedeniyle batıdan gelen ılıman etkilere kapalı durumdadır. Sadece kuzeyi, Kuzey Buz Denizi (ya da buzulların hızlı erimesi nedeniyle günümüzde verilen yeni isimle Arktik Okyanusu) sahillerine sahiptir ve buradan da daimi olarak soğuk hava dalgaları almaktadır.[1]

Bu coğrafi şartların etkisiyle Sibirya’da kışlar çok sert geçer. Yazlar kısadır ancak karasallık sebebiyle sıcaklıklar yükselebilmektedir. Çoğu yerde ortalama kış sıcaklığı -30 ile -40C arasında değişmekte ve yıllık sıcaklık farkı 100 C’yi bulabilmektedir. Denizel etkiden uzaklık nedeniyle yıllık yağış miktarı ortalama 200-300 mm’dir. Ancak güney dağlık bölgelerinde yağış miktarı artmakta, yıllık 1000 mm’yi bulmaktadır.[2]

Sibirya nehirlerle kaplı bir coğrafyaya sahiptir. Dört büyük ırmak, Obi, Yenisey, Lena ve Amur ile bunlara dökülen daha küçük ırmaklar bütün bölgeyi kaplamaktadır. Bu nehirlerin Amur dışında tamamı sularını Kuzey Buz Denizi’ne dökerken Amur Nehri Okhotsk Denizi’ne dökülür. Kaynaklarını Altay ve Sayan gibi sıradağların buzlarla kaplı doruklarından alan nehir sularının soğuk denizlere dökülmesinin birtakım sonuçları vardır. Nehir ağızlarının yılın büyük bölümünde buzlarla kapalı olması akış hızını yavaşlatmakta, nehir ağızlarındaki bu buzların bahar sonunda erimesi akışı hızlandırmakta ve seller gerçekleşmekte, göller oluşmaktadır.[3] Su kaynaklarının bu bolluğu karasal iklimin kuruluğunu dengelemekte, az yağış almasına rağmen Sibirya’da nemin hep yüksek olmasını sağlamaktadır. Sıcaklık düşük olduğu için buharlaşma da az olmakta ve toprağın yüzeyi sürekli olarak nemli kalmaktadır.

Sibirya’nın kuzeyinde hep, aralıksız donmuş halde kalan topraklar kuşağı, güneye doğru inildikçe yavaş yavaş dağılmakta, düney taygasının donu çözülmüş toprakları içinde ortaya dağınık adalar kalmaktadır. Irmaklar da Kuzey Buz Denizi ağzında dokuz ay donuk kalırken güneyde donuk kaldıkları süre azalmaktadır.[4] Bu da Sibirya’nın güneyinde tarım yapılmasını kolaylaştırmadır.

Sibirya fiziki olarak üç bölümde incelenmekte, Ural Dağları’ndan İrtiş Irmağı’na kadar olan bölüm Batı Sibirya, İrtiş’ten Lena ve Amur Irmakları’na kadar olan bölge Orta Sibirya ve Lena’nın ötesinden Büyük Okyanus’a kadar olan bölge Doğu Sibirya olarak adlandırılmaktadır.[5] Batı ve Orta Sibirya’nın güney bölümleri Türk tarih ve kültürünün şekillenmesi açısından çok önemlidir.

Orta Sibirya’da, Yenisey Irmağı üzerinde bulunan Minusinsk Çöküntüsü, Sibirya’nın geri kalanından farklılık arz etmektedir. Güneyinde Altay-Sayan, doğusunda Doğu Sayan ve batısında Alatav sıradağları ile çevrili, ortalama yüksekliği 300 metre olan bu çöküntü ovası, bu coğrafi şartları nedeniyle özel bir mikroklimaya sahiptir.[6] Bugünkü Rusça adı olan ‘Minusinsk’in Türkçe ‘Bin Su’dan geldiği tahmin edilen, hayvan beslemeye elverişli otlaklarla dolu bölgenin bu mikroklima özellikleri sayesinde Paleolitik çağda av hayvanlarıyla dolu olduğu düşünülmektedir.[7] Aynı elverişli iklim özellikleri Minusinsk havzasının Sibirya tarihinde ilk tarım yapılan bölge olmasına olanak tanımıştır.[8]

  1. Güney Sibirya ve Türklerin Anayurdu Meselesi

Uzak ve soğuk Sibirya coğrafyasının Türklerin anayurdu olarak önerilen bölgelerden biri olması şaşırtıcı gelebilir. Ancak Sibirya’nın bugünkü Kuzeydoğu Kazakistan ve Kuzeybatı Moğolistan’la sınırını oluşturan Altay-Sayan Dağları bölgesi ile bunun kuzeyindeki Minusinsk Çöküntüsü’nün Türk kültürünün gelişme merkezlerinden biri olduğunu gösteren çok sayıda maddi veri bulunmaktadır. Estonyalı dilbilimci Ferdinand Johann Windemann, Finlandiyalı dilbilimci Matthias Castren, Macar Türkolog Arminius Vambery ve Rus Türkolog Nikolay Aleksandroviç Aristov, dil verilerine dayanarak Altay-Sayan bölgesini Türk anayurdu olarak ilk düşünenlerdendir.[9] İbrahim Kafesoğlu, Sovyet arkeologlar S.V.Kiselev ve S.S.Çernikov’un yaptığı arkeolojik kazılara dayanarak, Minusinsk bölgesindeki Afanasyevo ile Andronovo kültürlerinin çevredeki dolikosefal Mongoloidlerden ve dolikosefal Akdeniz tiplerinden farklı bulunan brakisefal savaşçı beyaz ırk’ Türk soyunun prototipi olup, Taş Devri’nin ilk çağlarından itibaren Altay-Sayan dağlarının güneybatı bölgesindeki Minusinsk-Tuva-Abakan bozkırlarında yaşamakta olduğunu yazmıştır.[10] Benzer bir şekilde Bahaeddin Ögel, M 2.binin başlarında Altaylardan Güney Sibirya’ya göç ederek bölgedeki Mongoloidleri yerinden eden ‘Oğuz tipinde’ bir soyun varlığını ve MÖ 1700 yıllarından itibaren göçebe ve savaşçı Andronovo insanının, Hun ve Göktürk çağlarındaki Türk soyunun bir prototipi olarak Altay ve Tanrı Dağları’nda geliştiğini öne sürmüştür.[11] Ahmet Taşağıl da Hakasya’nın ‘tarihi derinlik açısından en merkezi konumdaki bölge’ olduğundan ve ‘Türk tarihinin en çok burada derinlere görütülebildiğinden’ hareketle, Minusinsk Çöküntüsü’nün Türk kültürünün gelişmesindeki en eski bölge olarak düşünülebileceğine dikkat çekmiştir.[12] Bölgede uzun süre arkeolojik kazılarda bulunan Semih Güneri, Yenisey-Lena bölgesinin yeryüzünde Türk dili konuşan bütün halkların anayurdu olduğu görüşündedir.[13] Kazi Laypanov ve İsmail Miziyev ile Osman Karatay birbirlerinden bağımsız olarak yaptıkları çalışmalarda Altay kuramından ayrılıp dilbilim verilerinden yola çıkarak Türklerin anayurdunun Ural Dağları’nın güneyi olabileceği görüşünü savunmaktadırlar.[14] Altay-Sayan bölgesindeki Afanasyevo kültürünün Ural Dağları’nın batısıyla kültürel etkileşimi ya da benzerliği[15] bilindiğine göre kanaatimizce bu ihtimal de göz ardı edilmemelidir.

Şekil 1: Günümüzde Rusya (Güney Sibirya), Kazakistan, Moğolistan ve Çin (Doğu Türkistan) arasında bölünen Altay-Sayan bölgesinin Asya haritasındaki konumu. Bölge hem Kazak hem de Moğol bozkırlarına bağlanmaktadır.

Umumi Türk Tarihine Giriş adlı eserinde Türk anayurduna dair bütün o güne kadar yazılmış tüm hipotezleri sıraladıktan sonra Zeki Velidi Togan, Türk anayurdunun Aral Gölü ile Tanrı Dağları arasındaki bölge olabileceği düşüncesini savunmuştur.[16] Elbette Türklerin anayurdu gibi bir konuda kesin yargıda bulunmak güçtür, ancak kanaatimizce Togan’ın bu görüşü doğru olmalıdır. Zira yapılan tarihsel klimatoloji çalışmaları MÖ 6000 civarlarında Atlantik optimumu ile tüm dünyada ortalama sıcaklıklar artmış, böylece Holosen Çağı’nın ilk yarısında gözlenen nemli, yer yer muson yağmurlarının görüldüğü iklim koşulları yerini yağışların çok azaldığı daha kuru bir iklime bırakmış ve buna paralel olarak İç Asya’da iklimsel kuraklaşma yaşandığını göstermektedir.[17] Bunun kaçınılmaz sonucu olarak çöl ve bozkır kuşağı kuzeye doğru genişlemiştir. Altay Dağları ve Güney Sibirya’nın bazı bölgelerinin, Orta Asya’da o zamana kadar yerleşik bulunan avcı-toplayıcı ya da ilkel tarımla uğraşan Neolitik toplulukları için cazip hale geldiği düşünülmektedir.[18] Bu iklim değişikliği hipotezi kanaatimizce, Afanasyevo çağında Ural Dağları’nın batısı ile Altay Dağları ile Minusinsk Havzası’nda yaşayan halkın kültürel benzerliğini açıklamaktadır. Bugünkü Kazakistan-Özbekistan sınırına yakın olan Seyhun Irmağı havzası üzerinde, batıda Aral Gölü, doğuda Tanrı Dağları ve Yedisu Bölgesi arasındaki muhtemel bir ortak anayurt, bu anayurttan biri güneybatı, diğeri kuzeydoğu yönünde ayrılmış olabilecek Sümerlerin atalarıyla Türklerin atalarını birleştirebilecek ve Sümer-Türk dil bağlarını da kanaatimizce açıklayabilecektir. Zira Güney Asya kuşağında bulunan Dravidce, Elamca, Sümerce ve Hurrice gibi eklemeli dillerin tamamı Türkçeyle benzerlik taşımakta ve bu benzerlik MÖ 4000’lerden itibaren bu halkların ortak ataya sahip olmasalar bile en azından yan yana yaşadıklarını göstermektedir.[19]

Nitekim Sümer ve Hurri maddi kültürüne çok yakın özellikler taşıyan Anav kalıntılarının bahsi geçen Seyhun merkezinin güneyindeki Türkmenistan’da yer alması, hipotezimizi güçlendirmektedir. Uno Harva, ‘Altay Panteonu’ adlı kült eserinde Altay halkları ve Önasya halkları arasındaki mitolojik benzerlikleri sıraladıktan sonra, iki coğrafyanın kozmolojik tasavvurları arasında bu kadar çok benzerlik olmasının kolay açıklanabilir bir durum olmadığını söylemektedir.[20] Kanaatimizce bu benzerlik artık popülasyon genetiği araştırmaları ile açıklanabilmektedir. Genetik çalışmalar Güney Sibirya etkisinin MÖ 4500’lerde, diğer deyişle daha Afanasyevo öncesinde, Güneybatı Asya ve İndus Vadisi’nde görüldüğünü göstermektedir. Mezopotamya’daki Sümer, İran’daki Elam, Kuzeydoğu İran ve Afganistan’daki Baktriya-Margiana Arkeolojik Bölgesi, İndus Nehri Vadisi’ndeki Mohenjo-Dara ve Harappa gibi kültürlerin tamamı Türkmenistan’daki Anav kültürü ile benzerlik taşımakta olduğu öteden beri bilinmekle beraber, yakın tarihli popülasyon genetiği araştırmaları bu topluluklarla Batı ve Güney Sibirya’daki topluluklar arasında genetik ortaklıklar olduğunu göstermektedir.[21] Popülasyon genetiği araştırmaları yapan Denizcan Dede ve Esat Zahid Özcan, Y-DNA analizlerinden yararlanarak Hun öncesi çağdan Ortaçağ’a kadar Türklerin yarıdan fazla Batı Avrasya bileşenleri taşıdığını tespit etmişlerdir.[22] Araştırmacılar bu verilerden Anav ve Baktriya-Margiana Arkeolojik Bölgesi halkının kuzeye, Batı Sibirya halkının da güneye ilerleyerek kaynaştığını, daha sonra da Doğu Sibirya avcı-toplayıcı halklarıyla karıştıkları hipotezini geliştirmişlerdir ki bu bizim hipotezimize çok yakındır.

Bütün bunlarla birlikte, ‘Türklerin ataları’ gibi bir konuda tarihsel çizgiyi nerede başlatacağımız önem kazanmaktadır. Zira biyolojik araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlardan yola çıkılarak bütün insanlık ortak bir atadan, Homo Sapiens Sapiens’ten geldiği ve bu soyun da kaynağını Afrika’dan aldığı şeklindeki ‘Afrika’dan Çıkış Kuramı’ bilim çevrelerince genel kabul görmektedir.[23] Mitokondriyel DNA üzerinde yapılan laboratuvar çalışmalarıyla da doğrulanan bu kurama göre bütün insanlık 100.000 – 60.000 yıl önce Afrika’da yaşayan tek bir soyun devamıdır.[24] Bu kadar eski bir dönemde henüz dil ailelerinin ayrımlarının başlamadığı, insanlığın bugünkü dillerin hepsinin atası olan bir ortak dille konuştuğu tahmin edilmektedir.[25] Bunun sonucu olarak, bugün Hint-Avrupa dilleri konuşan halkların atalarıyla, Türkçe konuşan halkların geçmişte tek bir ortak dil konuşmuş olma ihtimalleri tarih çalışmalarında göz önünde tutulmalıdır. Geçmişte Hint-Avrupa çalışmaları, XIX. ve XX. yüzyılın birtakım ırkçı yaklaşımlarının da etkisiyle bu dil grubunun başka hiçbir dil ailesiyle ilişki içinde tutulamayacağı ön kabulüyle hareket etse de, günümüzdeki pek çok modern çalışma bunun aksini öne sürmektedir.[26] Dolayısıyla hipotezimizin temelini oluşturan MÖ 6000’lerde gerçekleştiğini varsaydığımız göç öncesinde Proto-Türkçe ile Proto-Hint-Avrupa dilinin birbirlerine daha yakın olma ihtimali dikkate alınmalıdır. Bu durumda Altay-Sayan bölgesindeki Afanasyevo ile, Güney Rusya’daki Yamnaya kültürleri arasındaki ortaklıklar daha da anlam kazanır zira bu iki kültürün geçmişteki ortak bir ataya dayandıkları düşünülebilir.

MÖ 6000’lerdeki hipotetik göç öncesi dönemin bir kenara bırakılması ve İslam öncesi klasik Türk kültürünün İskit, Hun, Wusun, Akhun, Göktürk, Hazar, Uygur, Kırgız (ve hatta Karahanlı ile Selçuklu dönemlerini) kapsayacak bir şekilde pastoral konar-göçer uygarlık olarak ele alınması durumunda, Türklüğün gelişimini kanaatimizce bir kültürün aşamalarla gelişimi olarak düşünmek gerekecektir. Kafesoğlu’nun ‘Türk Milli Kültürü’ adını verdiği bu atlı bozkır uygarlığı[27], Afanasyevo’dan itibaren sırasıyla Okunev, Andronovo, Tagar ve Taştık aşamalarından geçmiş, Andronovo’dan itibaren konar-göçer boylar halinde Türkler Altay Dağları’nın çevresindeki alana yayılmaya başlamışlardır. Burada Altay ve Tarbagatay Dağları’nın batısı ile Tanrı Dağları’nın kuzeyinde, İrtiş Gölü’nün güneyinde bulunan Yedisu bölgesinin, Altay Dağları’nın güneyindeki Cungarya Havzası ile bütün bir Doğu Türkistan coğrafyasının, Altay Dağları’nın doğusundaki Moğolistan bozkırlarının ve Altaylar’ın kuzeyindeki Hakasya/Minusinsk çöküntüsünün tarih boyunca Türk boy gruplarına ev sahipliği yaptığı görülmektedir. Bütün bu tarih gelişiminin ve boyların merkez noktasını görüldüğü gibi Altay Dağları oluşturmakta, bölgenin kuzeyinde ise pastoral konar-göçer ekonomik temel üzerinde yükselen atlı bozkır uygarlığının geliştiği Hakasya bölgesi bulunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında kanaatimizce, Güney Sibirya’nın Türklüğün anayurdu olduğunun kesinliğini iddia etmek mümkün olmasa da, klasik Türk kültürünün geliştiği yer olduğu arkeolojik buluntular ışığında kesin görünmektedir. Üstelik Bronz Çağı’nda atlı bozkır uygarlığının gelişimine sahne olmakla kalmamış, ilerleyen yüzyıllarda Yenisey Kırgızları gibi Türk boylarına ev sahipliği yapmış ve Türk kültürü bölgedeki gelişimini bugüne kadar kesintisiz sürdürmüştür.

  1. Sibirya’nın Bronz Çağı Kültürleri

3.1. Afanasyevo Kültürü

İç Asya tarihinde, metalin (bakır ve tunç) kullanılmaya başlanması, taştan metale geçişin en eski kalıntılarının görüldüğü Minusinsk Havzası’nda Kalkolitik (Eneolitik) Çağ’ın en eski kültürü, bir bakıma neolitikten kalkolitiğe geçiş olarak da düşünülebilecek olan[28] Afanasyevo kültürüdür. İsmini Hakasya’da, Yenisey Irmağı’nın sol kıyısında bulunan ve Rus arkeolog Sergey Teplouhov’un eteklerinde gerçekleştirdiği kazılarda bu kültür evresine ait ilk buluntuların elde ettiği Afanasyev adlı bir tepeden almıştır.[29] Son yapılan karbon testleriyle MÖ 2900-2500 yılları arasına tarihlenen Afanasyevo halkının Yenisey Vadisi’ndeki yerleşim yerleri sağlam yapılar olarak yapılmadığı için sığır, koyun, keçi ve at yetiştiren kır göçebelerinin kamp yerleri olarak yorumlanmaktadır.[30] Afanasyevo çağında insanlar henüz metal ergitmeyi ve dökmeyi bilmemekte olsalar da bölgenin bakır cevherlerini kullanmışlardır.[31]

Afanasyevo kültürünün kültürel anlamda en önemli başarısı at ve inek gibi hayvanların yetiştirilmesi ve tarıma başlamalarıdır. Koyun ve atlara ait kemiklerle, av hayvanlarına ait kemiklerin yan yana bulunması Afanasyevoluların avcılıkla henüz gelişme aşamasındaki pastoral göçebeliği aynı anda yürüttükleri şeklinde çıkarıma sebep olmuştur.[32] Her halükarda sığır yetiştiriciliğinin henüz ilkel düzeyde olduğu, sığırların et ve derisinden faydalanılırken, hayvanların sütünden yararlanılmadığı dolayısıyla süt ürünleri üretilmediği, ayrıca hayvan gücünün herhangi bir nesneyi çekmek için kullanılmadığı anlaşılmaktadır.[33] Yarı göçebe yaşam biçimini sürdüren Afanasyevo halkı küçük aileler halinde, yarısı yerin altında olan klübelerde yaşamaktaydı.[34]

Afanasyevo aynı zamanda, bütün Avrasya coğrafyasına yayılacak olan kurgan kültürünün başladığı dönem olarak düşünülmektedir.[35] Türkçe ‘korumak’ fiilinden türetilen ‘kurgan’ kelimesi Kıpçak Türklerinden Rusçaya geçtiği düşünülmektedir. Altay-Sayanlardan Ukrayna’ya kadar geniş bir Avrasya bozkır coğrafyasında görülen kurganların genel özelliği ahşapla kaplı mezar odalarının üzerinin yığma toprakla kapatılarak yapay tepeler oluşturulmasıyla yapılmış olmalarıdır. Bu bakımdan kurganların, ‘tümülüs’ adı verilen mezar yerleriyle benzerliği açıktır.

Kurganlarda bulunan ve yarı hocker pozisyonunda defnedilmiş insanların iskeletleri üzerinde yapılan incelemeler, Afanasyevo halkının Europoid yüz hatlarına sahip olduğu göstermiştir. Bu fizyonomik veri ve Afanasyevo halkının Minusinsk Havzası’ndaki yerel neolitik kültürle arasındaki farklılıklar nedeniyle, Afanasyevoluların bölgeye Ural Dağları’nın batısından geldiği şeklinde hipotezler geliştirilmiştir.[36] Özellikle Karadeniz’in kuzeyindeki Yamnaya Kültürü ile gömü ritüelleri, maddi kültür ve fiziki görünüm açısından benzerlikler taşıdığı pek çok arkeolog tarafından yazılmıştır.[37] James Mallory bu kültür ortaklıklarından ve fizyonomik benzerlikten hareketle, Afanasyevo halkını Hint-Avrupalıların ataları arasında göstermektedir.[38] Kanaatimizce göç hareketi, bugünkü Ukrayna ve Güney Rusya’daki Yamnaya bölgesinden Güney Sibirya’ya doğru gerçekleşmemiş, ortak atalardan gelen insanlar her iki bölgeye de Orta Asya’daki bir merkezden yayılmışlardır. Zira Afanasyevo’nun sadece Yamnaya kültürü ile değil, Avrasya coğrafyasının merkezinde bulunan diğer Bronz Çağı kültürleriyle benzerliği de açıktır. Maddi kalıntılar Orta Asya’daki Kelteminar ve Zerafşan Irmağı üzerindeki Zamanbabin kültürü ile, Urallardaki Şigi kültürü ile bağları olduğunu göstermektedir.[39] Ayrıca Çin’e maden işlemeciliğinin batıdan Afanasyevo kültürü aracılığıyla aktarıldığı da tahmin edilmektedir.[40] Dolayısıyla kanaatimizce tüm bu kültürel ortaklıklar, farklı kültür merkezleri arasında bir iletişime ya da bu merkezler arasında bir göçe değil, daha merkezi bir bölgedeki ortak bir kökene işaret ediyor olmalıdır. Bu ortak kökenin de bugünkü Kazakistan bozkırları olması, iklim değişikliği neticesinde bu bölgede yaşayan yarı avcı-toplayıcı, yarı tarımcı toplulukların çevreye dağılmış olmaları ihtimali daha yüksek olmalıdır.

3.2. Okunev Kültürü

1940’lı yıllarda Okunev kültürüne dair ilk bulgular tespit edildiğinde Andronovo kültürüne ait erken bir aşama olarak düşünülmüş, daha sonra yapılan arkeolojik kazılar bu bulguların Afanasyevo kültüründen daha sonra, Andronovo’dan da önce var olmuş bir kültüre ait olduklarını göstermiştir.[41] Bugün Güney Sibirya arkeolojisinde Okunev halkının Eski Tunç Çağı’nın başında doğudan gelerek daha önce aynı bölgede yaşamış Afanasyevo halkının yerini aldığı genel kabul görmektedir. İki kültür arasındaki fark öncelikle buluntuların fizyonomilerinden anlaşılmaktadır. Afanasyevo insanı çoğunlukla Europid yapıdayken, Okunev insanı baskın bir şekilde Mongoloiddir.[42] Ayrıca gömü şekilleri de farklıdır. Afanasyevo’nun çember şekilde taşlarla çevrelenmiş mezarlarının yerini, dikdörtgen biçiminde taşlarla çevrelenmiş ve birkaç kişinin birlikte defnedildiği mezarlar almıştır.[43]

Okunev kültüründe bir önceki dönemin avcı-toplayıcı yaşam biçimi sürmekle birlikte ilkel tarım da yapılmıştır. Buluntulardan geyik, ayı, kurt, domuz ve balık avcılığı yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu dönemde arabanın kullanıldığının delili olarak iki ve dört tekerlekli araba çeken boğa tasvirleri ve öğütme taşları görülmektedir ki bunları tarım yapıldığının kanıtları olarak görmek de mümkündür. Okunev döneminde metalürji alanında büyük ilerleme sağlanmış, metal objeler Afanasyevo dönemine göre çok daha sık kullanılır olmuştur.[44]

Okunev kültürünün en belirgin özelliği, insanların dörtgen şekilde çiftlerle çevrili alanlara birlikte defnedildikleri mezarların çevresine dikilmiş, 2-3 metre yüksekliğinde ve 1-2 ton ağırlığa sahip, kumtaşı ya da granitten yapılma tek parça stel bloklardır. Stellerin üzerlerindeki insan ve hayvan tasvirleri ile güneş motifleri gibi kozmolojik tasvirler, taş aletler kullanılarak yapılmıştır.[45] Erken dönemde taşların üzerine daha sadece motifler işlenirken, zaman içinde işlemeler karmaşıklaşmıştır. Yüzün tam ortasında, bir kulaktan diğerine uzanan iki yatay çizgi – ki aynı motif çok sonra, Taştık dönemine ait bazı ölüm maskelerinde de görülecektir – ve iki gözün ortasında, alında yer alan üçüncü gözü ya da güneşi temsil ettikleri düşünülen yuvarlak işaretler bulunmaktadır.[46]

Şekil 2: Okunyev dönemine ait, ‘Şirin Baba’ adı verilip şimdi Hakasya Milli Müzesi’nde bulunan taş stelin analizi. Açıkça insan formunda, kutsal bir kişiliği ya da bir tanrıyı tasvir etmek için yapılmış stel, üzerinde insan yüzü olan bir maske taşımaktadır. İki gözün ortasındaki üçüncü göz ve kulaktan kulağa kadar çizilmiş iki paralel çizgi dikkat çekicidir. Kaynak: https://www.researchgate.net/figure/Fig-Stele-of-Shira-a-Photo-Y-Esin-b-c-Survey-of-the-stele-with-details-of-the_fig2_364240086

Okunev stellerinin neyi temsil ettikleri üzerine epey tartışılmıştır. Üzerlerindeki motifler incelenerek yarı-yaratık yar-insan şeklinde kabile tanrı ve tanrıçaları, insan ruhlarının koruyucuları, güneş tanrısı, kozmolojik ve totemik mitoloji kahramanları oldukları şeklinde birbirinden farklı yorumlar yapılmıştır. Bölgedeki kazılarda çalışan arkeolog Elga Vadetskaya’ya göre ise üzerlerindeki kostüm, şapka, maske ve tutar gibi tasvir edildikleri sopa veya asa motifleri ile Okunev stelleri şamanları çağrıştırmaktadırlar.[47] Nitekim Çoruhlu’ya göre de bazı stellerin üzerlerindeki kurt veya kartal başlı, kuyruklu, boynuzlu ve taç takan figürlerin şamanların biçim değiştirme yeteneklerine işaret ediyor olmalıdır.[48] Stellerdeki ifade zenginliği, hayvan motiflerinin bolluğu ve tasvirlerdeki şaman göndermeleri dikkate alındığında Okunev kültürünün İç Asya şamanizminin temel özelliklerini gösterdiğini söylemek kanaatimizce mümkündür.

3.3. Andronovo Kültürü

MÖ 2000-1450 yılları arasına tarihlenen Andronovo kültürü, klasik Türk atlı bozkır uygarlığının gelişmesi sürecinde ilkel tarımcı, avcı-toplayıcı yerleşiklikten pastoral konar-göçerliğe geçişin en önemli aşamalarının yaşandığı bir dönem olarak büyük önem taşımaktadır. Andronovo, kendisinden önceki iki kültüre göre daha geniş bir sahayı kapsamakta, etki alanı batıda Ural Dağları’ndan doğuda Sayan Dağları’na kadar uzanmaktaydı.[49]

Andronovo insanının kültür tarihine en önemli katkısı atın binek hayvanı olarak kullanılması sürecinde yapılan teknolojik yenilikler ve böylece at biniciliğinin geliştirilmesi olarak görünmektedir.[50] Ayrıca Andronovo kültür sahası, daha sonra Yakındoğu’ya yayılacak olan hafif ve hızlı, üzerinde iki savaşçının birlikte durabildiği tekerlekli savaş arabalarının da geliştirildiği bölge olarak görünmektedir. Yapılan araştırmalar bu icat için MÖ 2020’li yılları göstermektedir.[51]

Yine de Andronovo döneminde tam konar-göçerliğe geçilmiş değildir. Yapılan araştırmalar, Andronovoluların %60-70 oranında sığır eti ile beslendiklerini, ilerleyen yüzyıllarda Avrasya pastoral konar-göçerlerinin en temel hayvanı hale gelecek koyunun ise beslenmenin %10’unu teşkil ettiği belirlenmiştir.[52] Göçler henüz her yıl değil, 20-25 yılda bir düzenlenmekteydi. Hayvanları otlatmak için önceleri kısa göçler düzenlenirken otlak ve su yetersizliği yüzünden zaman içinde uzun göçler düzenlenmeye başlanmış, en sonunda ev tipi değiştirilerek taşınabilir yurt çadırı tipindeki evlere geçilmiştir.[53] Andronovo sürülerindeki at oranı da bu yeni hareketli yaşama paralel olarak gitgide yükselmiş, Andronovo’nun geç dönemi olan MÖ XII. - IX. yüzyıllarda %14’ten %36’ya çıkmıştır.[54]

Andronovo kültürü, avcı-toplayıcı ve ilkel tarımcılıktan konar-göçerliğe geçiş aşamasında önemli bir yere sahip olduğu kadar, Hint-Avrupalılık – Altaylılık tezlerinin çatışmasına da konu olmaktadır. Peter Golden Andronovo halkını Hint-İranlı olarak değerlendirmektedir.[55] İç Asya tarihi üzerine en çok okunan monografilerden birini yazan Cristopher Beckwith de ayrım yapmaksızın erken bronz çağı kültürlerini Hint-Avrupalılığa hatta İranlılığa mal etmektedir.[56] Mallory Andronovo halkının Hint-Avrupalılığını tartışmayı bile yersiz bulmaktadır.[57] Hipotezine kanıt olarak Karadeniz’in kuzeyindeki kurgan kültürünün Andronovo kültüründeki varlığını ve bugün ortak kelime olarak hala Hint-Avrupa dillerinde varlığını sürdüren ‘huş’ ağacından yapılma ahşap klübeleri göstermektedir. Çoruhlu ise kurgan kültürünün sadece Hint-Avrupalıların atalarına ait olmadığından hareketle, Andronovo insanının maddi kültürünün daha sonraki devirlerin konar-göçer Türk topluluklarıyla bağlantısını vurgulamaktadır.[58] Sözgelimi Andronovo halkının cenaze törenlerinde bir ya da birkaç hayvanı kesip etini haşlamak suretiyle ziyafet düzenledikleri anlaşılmaktadır ki bu gelenek daha sonraki Türk dönemindeki ‘yuğ’ törenleri sırasında da çıkmaktadır.[59] Elvin Yıldırım Andronovo dönemine tarihlenen, üzerlerinde insan ve hayvan tasvirlerinin yer aldığı taş heykellere İskit, Wu-sun, Hun ve Gök Türk ve Kıpçak çağında da rastlandığını hatırlatmaktadır.[60] Bahaeddin Ögel’e göre ise Andronovo insanı zaten, Hun ve Gök Türk çağlarındaki Türk insanının prototipi olarak kabul edilmelidir.[61] Dolayısıyla Batılı tarihçi ve araştırmacıların Andronovo kültürünü tüm Hint-Avrupa dili konuşan halkların ortak atası olarak görme ısrarına karşılık, Türk tarihçi ve araştırmacılar daha sonraki Türk devlet ve topluluklarında devam eden kültür öğeleri ile antropolojik verilere dayanarak Andronovo’nun Türklerin ata kültürü olduğunu savunmaktadırlar.

3.3. Karasuk Kültürü

Batıda İrtiş Gölü’nden doğuda Baykal Gölü’ne kadar büyük bir sahaya yayılan ve Andronovo kültürü ile genetik bağları olup onun devamı olan[62] Karasuk kültürü, bu dönemde madencilik alanında elde edilen teknik ilerlemeyle ön plana çıkmaktadır. Karasuk mezarlarından çıkan metal alet ve silahların sayısı, önceki dönemlere göre artış göstermektedir.[63] Hakasya’da Karasuk döneminden kalma bir maden ocağında bulunan cevher eritme alanları, döküm kalıpları gibi madencilikle ilgili pek çok buluntunun yanısıra, mezarlardan tunçtan yapılmış ve kabzaları hayvan figürleriyle süslü eğri bıçaklar, ilerleyen süreçte İskit sanatını etkileyerek tüm Avrasya coğrafyasına yayılacak üslubun ilk örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır.[64]

Karasuk kültüründe konar-göçerliğe geçişle ilgili önemli kültürel izler bulunmuştur. Büyükbaş hayvanların çektiği çadır tasvirleri dikkat çekicidir.[65] Dairesel bozkır çadırının göç sırasında büyükbaş hayvanlar tarafından taşınması iyi bilinen ve seyyahlarca sıklıkla aktarılan bir sahnedir. Kanaatimizce Karasuk kültürü, tam pastoral konar-göçer kültüre geçiş öncesi son aşamayı oluşturur. Nitekim Karasuk kültürünün konar-göçer Ting-ling boylarının atalarına ait olduğu öne sürülmüştür.[66]

3.4. Tagar Kültürü

MÖ VII. Yüzyılda Karasuk yarı göçebe kültürünü devam ettiren yeni bir kültür ortaya çıkmıştır.[67] Bu kültüre ait ilk kurganların bulunduğu Yenisey Nehri’ndeki Tagar adasına izafeten Tagar adı verilen bu kültürle birlikte Güney Sibirya’da Demir Çağı’na girildiği kabul edilir.[68] Aynı zamanda Sibirya’daki maden dönemi kültürleri arasında sonuncusudur.[69] Afanasyevo ve Andronovo halklarının soylarından gelenlerin ve oluşturduğu tahmin edilen bu halk genellikle maddi kültürünün aynı dönemde Karadeniz’in kuzeyinden Kazakistan bozkırlarına kadar yayılmış bulunan  İskit-Sakalarla benzerliği açısından değerlendirilmektedir. Ancak acaba İskit kültürü önce batıda mı ortaya çıkarak Güney Sibirya’ya yayılmıştır yoksa Altayların özgün kültürü İskit göçleri aracılığıyla Doğu Avrupa’ya kadar mı yayılmıştır? Tagar halkının hayvan motiflerinin metal aletler ve taşlar üzerine işlenerek ortaya koyduğu özgün sanata ‘İskit-Sibirya Hayvan Üslubu’ adı verilmesi[70] kanaatimizce bu sorunun üstü kapalı yanıtı gibidir. Nitekim Bokovenko, Doğu Avrupa’daki İskit kurganlarında görülen gömü şekillerinin ve hayvan motifleriyle bezeli hançerlerin İskit kültürünün Altay bölgesinde ortaya çıktığı, tıpkı daha sonraki Hun, Kıpçak, Moğol göç ve fetihleri gibi kaynağını Kuzey İç Asya’dan alarak Doğu Avrupa’ya yayıldığı görüşündedir.[71] İlhami Durmuş da Tuva’daki Arjan kurganındaki buluntuların zenginliğine ve Herodot’un ‘Asya’dan geldikleri’ şeklindeki ifadesine atıf yaparak İskitlerin anayurdunun Altay Dağları, dolayısıyla Güney Sibirya-Doğu Kazakistan bölgesi olabileceğini savunmaktadır.[72] Yaşar Çoruhlu ise Tagarları, Asya Hun İmparatorluğu’nun kurulmasından önce bölgede yaşayıp Mo-tun döneminde Hunlara bağlanan Ting-ling boylarının kültürüyle özdeşleştirmekte ve Proto-Hun olarak anmaktadır.[73] Tagarları Ting-ling boylarıyla özdeşleştiren Lev Gumilev de onların Kıpçakların atası olduğu fikrini ortaya atmıştır.[74] Aleksandr Bernştam ise Ting-linglerin değil ancak onlarla aynı bölgede yaşayan ve Sı Maqian’in Shiji (Tarihçinin Kayıtları) adlı eserinde Kui-she adıyla geçen boyun Kıpçakların ataları olduğu görüşündedir.[75] Her halükarda, Türk tarihinin en önemli boy gruplarından olan Kırgızlarla Kıpçakların Tagar döneminde Altay-Sayan Dağları’nın kuzeyindeki Minusinsk Havzası’nda şekillenmeye başladıklarını söylemek kanaatimizce mümkündür.

Şekil 3: Tagar döneminde şekillenmeye başlayan ‘İskit-Sibirya Hayvan Üslubu’na örnek olabilecek, MÖ VII. yüzyıla taihlenen bir geyik figürü, Hakasya’da bulunmuş. Kaynak: Sharkey, Benjamin (2022) Predators and Prey: Cosmological Perspectivism in Scythian Animal Style Art. Arts 11: 120.

Tagar kültürü döneminde tam konar-göçerliğe daha da yaklaşıldığı anlaşılmaktadır. Karasuk dönemine göre büyükbaş hayvanın önemi azalmış ve daha çok küçükbaş hayvan beslenmeye başlanmıştır.[76] Buluntular arasındaki çok sayıda at teçhizatı parçasından, atın büyük önem taşıdığı, at biniciliğinin geliştirildiği ve Tagar kültürünün artık tamamıyla pastoral konar-göçer yapıda olduğu anlaşılmaktadır.[77] Biniciliğin yaygınlaşmasıyla toplum daha hareketli hale gelmiş, Tagarlılar uzak mesafeler kat ederek komşularıyla yeni temaslar kurabilmeye başlamışlardır.[78] Diğer bir deyişle Tagar kültürü Sergen Çirkin’in ifadesiyle ‘her şeyiyle olgun bir toplum örgütlenmesine sahip, güçlü bir pastoral uygarlık yaratmış’tır.[79]

Tagar döneminde önceki devirlerden farklı olarak kurgan yapılarının çok büyüdüğü görülmektedir. Tuva’da bulunan 7 metre yüksekliğe ve 110 metre çapa sahip Arjan kurganı, yüz hücreden oluşmakta, merkezdeki mezar hücresine kraliçe ve kral konumunda oldukları tahmin edilen şefler ve onların hizmetlileri ile altı at gömülmüş, dokuz hücrede sadece at ve başka altı hücrede yönetici konumundaki kişilerin gömüldükleri keşfedilmiştir.[80] Hakasya’da ‘Krallar Vadisi’ olarak bilinen kurganlar grubu da çok dikkat çekicidir. Bunların en büyüğü olan piramit şeklinde yapılmış Büyük Salbık Kurganı’nın yapıldığı dönemde 25-30 metre yüksekliğinde olduğu tahmin edilmektedir. Kurgan zaman içinde aşınarak 12 metreye inmiştir.[81] 70 km uzaktaki bir taş ocağından getirilerek kurganın köşelerine konan 30-50 ton ağırlığında ve 6 metre yüksekliğindeki 24 adet taş bugün de görülebilmektedir.

Şekil 4: Büyük Salbık Kurganı’nın rekonstrüksiyonu. Kaynak: https://smorodina.com/blogs/svetulya_dao/salbykskie-kurgany-hakasiya

Büyük Salbık Kurganı’nın piramidal biçimi kanaatimizce Türk-Altay mitolojisindeki ‘Dünya Dağı’ tasavuruyla örtüşmektedir. Bu tasavvura göre dünyanın merkezinde, yeryüzünden gökyüzüne yükselen bir dağ bulunmaktadır ve bazı söylencelerde, piramit şeklindeki bu dağın üst kısmının kesik olduğu aktarılmıştır.[82] Şaman davullarında da izleri görülebilen bu çoğunlukla demirden olduğu düşünülen dağ, zaman zaman hükümdarlıkla özdeşleştirilmiştir. Ögel, Kaşgarlı Mahmud’un aktardığı eski bir atasözü olan ‘Yer basrukı tağ, budhun basrukı beg – Yerin tutanı dağ, budunun tutanı Bey’ ifadesine dayanarak hükümdarlığın, beyliğin de dağ gibi yeryüzünün temel direği olarak görüldüğünü yazmıştır.[83] Dolayısıyla, yeryüzünü birarada tutan kozmik dağ gibi boyunu, bodununu birarada tuttuğu düşünülen ‘Bey’in mezarının (kurganın) Türk-Altay mitolojsindeki ‘dünya dağı’ tasavvuruna uygun olarak inşa edilmiş olması dikkat çekicidir.

Yine bu dönemde, en gelişmiş örnekleri Taştık döneminde görülecek olan boyalı ölü maskeleri görülmeye başlanmıştır. Erkek maskeleri genellikle kırmızı, kadın maskeleri beyaz renge boyanmış ve mumyalanan yüzlerin üzerine yerleştirilerek gömülmüştür.[84]

Tagar dönemi maddi kültürü bölgede yaygın olan inanç sistemini açıkça gözler önüne sermektedir. Bıçakların kabzaları üzerinde bulunan hayvan motifleri, kaya resimlerindeki şaman tasvirleri, arkeolojik buluntular arasındaki cenaze törenleriyle ilişkilendirilen aletler birlikte ele alındıklarında şamanizm ile yine şamanizmin içindeki Zerdüşt inancının doğu koluyla da bağlantılı olabilecek bir iyilik-kötülük düalizminin karışımı bir inanç sisteminin bölgeye hakim olduğunu göstermektedir.[85] Tagar döneminde kurganlara, ölenlerin bedenlerinin parçalanarak konması çok dikkat çekicidir. Bilindiği ve ilerleyen satırlarda bahsedileceği gibi şamanların vücutlarının sembolik parçalanması ardından diriltilmeleri motifi Avrasya şamanizminin en karakteristik öğelerinden biridir.[86] Tagar ve ardından gelen Taştık kültürlerinde ölü bedenlerinin parçalanmaları ve kurganlara çeşitli silahlar ile süs eşyaları ile gömülmeleri, bedenlerin yeniden birleştirilerek ölülerin diriltileceği şeklinde Şamanist bir inancın ilk örneklerini sunmaktadır.[87]

3.5.Pazırık Kurganları

1924 yılında keşfedilip, 1929’da Sovyet arkeologları M.P.Gryaznov ve S.I.Rudenko liderliğindeki bir ekip tarafından kazılarına başlanan, önemli bir kısmı 1947 sonrasındaki kazılarda keşfedilen Pazırık kurganları tüm dünyada tanınan, bozkır kültürüne ait erken eserleri barındırmaları nedeniyle büyük önem taşımaktadır.

Pazırık kurganları, Altay Dağları’nın Ulagan Vadisi’nde bulunmaktadır. Yaklaşık 1650 metre yükseklikteki bu coğrafya, kışların çok soğuk, yazların ise serin geçtiği sert karasal iklime sahiptir. Bu nedenle değişik dönemlerde sel ve yağmur suları taşların arasından sızarak kurganların içini doldurmuş, içeriye dolan su da aşırı soğuk nedeniyle donmuş ve böylece gömülen eşyalar defin tarihinden bugüne dek asırlarca ciddi bir aşınma, bozulma, hasar görmeden korunmuştur.[88] Bulunduktan sonra Leningrad’a (bugün St.Petersburg) götürülen ve halen Hermitaj Müzesi’nde sergilenen eserlerin arasında ahşaptan yapılmış bir at arabası, elbiseler ve süs eşyaları, çizmeler, üzerleri hayvan motifleriyle doldurulmuş at eyerleri, silahlar ve maskeler bulunmaktadır. Bahaeddin Ögel, Pazırık buluntularının Moğolistan’da Hun çağına ait Noyin Ula kurganlarında elde edilen buluntularla benzerliğinden yola çıkarak, Pazırık’ı Hun kültür alanı içinde göstermektedir.[89]

Pazırık kurganlarında, aynı dönemlerde hemen kuzeyde, Yenisey havzasındaki Tagar kültürüne ait pek çok kurganda görüldüğü gibi efendileriyle birlikte gömülmüş çok sayıda at bulunmuştur. Abdülkadir İnan, kurgan buluntularını İskitler üzerinden Hint-Avrupalılığa bağlamaya çalışan pek çok Rus ve Batılı tarihçiye karşı, kurban edilerek gömülen atların üzerlerindeki tamgalardan, tümünün aygır olmasından ve atları kuyruklarını keserek ya da bağlayarak gömme adetinin tüm bozkır Türklerinde ortak olduğundan hareketle, Pazırık’ın ön-Türk eseri olduğunu savunmuştur.[90] Buradaki gömünün belki de en dikkat çekici yanı, birinci kurganda bulunmuş on adet atın ikisinin başlarına giydirilmiş olan ren geyiği maskeleridir.[91] Jean-Paul Roux, bu buluntu üzerinden Proto-Türklerin avcı-toplayıcı uygarlıktan hayvancı konar-göçer uygarlığa, rengeyiği kültüründen at kültürüne ve coğrafya olarak da Güney Sibirya ormanlarından güneydeki Avrasya bozkırlarına geçişinin sembolik ifadesini görmektedir.[92] Ayrıca geyik boynuzu şeklindeki maskeler takmış şaman figürlerine Güney Sibirya’daki petrogliflerde (kaya resimlerinde) de sıkça rastlandığını vurgulamakta yarar vardır.[93]

Şekil 5: Pazırık bir numaralı kurganda bulunmuş olan geyik boynuzu şeklindeki at başı maskesi. Kaynak: https://pano.hermitagemuseum.org/3d/html/pwoaen/main/#node312

Dünyanın en eski halısı olarak bilinen, 200x190 cm ölçülerindeki ve santimetrekaresinde 36 düğüm bulunan halı, beş numaralı kurganda bulunmuştur.[94] Halının ortasındaki 24 adet çarpı işareti şekli verilmiş lotus motifini, etrafındaki kornişte bulunan 24 adet geyik figürü çevrelemekte, en dışta da 28 adet atlı savaşçı figürü bulunmaktadır. Halının desen ve motiflerinin özgünlüğünden hareketle aslında Altay bölgesine ait olmadığı, muhtemel bir ticaret ya da hediyeleşme sonucu bölgeye gelmiş bir İran (o dönemde Pers İmparatorluğu) halısı olduğu tartışılmaktadır.[95] Ancak Jean-Paul Roux halıdaki İran motiflerinden hareketle yapılan ‘İran’da dokunmuş olduğu’ şeklindeki değerlendirmelere şiddetle karşı çıkmaktadır, ona göre ren geyiği motifleri halının Sibiryalılığını kanıtlamaktadır ve zaten halı konar-göçer halklara özgü bir eşyadır.[96]

Şekil 6: Pazrırık V numaralı kurganda bulunan, şu ana dek varlığını sürdüren en eski halı olma özelliğine sahip Pazırık Halısı. Kaynak: https://pano.hermitagemuseum.org/3d/html/pwoaen/main/#node312

Aynı kurganda bu halının dışında, ata biner şekilde tasvir edilmiş bir figürü elinde hayat ağacı motifi bulunan, tahtta oturan ve başında taç olan bir kadın figürüne doğru gururla ilerlerken gördüğümüz bir keçe örtü bulunmuştur. Örtü üzerinde bu sahne birkaç kez yinelenmektedir. Sahneni ne anlama geldiği tartışma konusu olagelmiştir. Cristoph Baumer’e tahtta oturan kadın figürü Herodot’un İskit tanrıçası olarak anlattığı Tabiti olmalıdır; bu durumda atlı ya tanrıça ile ritüel evlilik yapmaya, ya da tanrıçanın elinden ‘kut’ almaya ilerlemektedir. Bir diğer ihtimal de -ki bu İskitleri İranlılara bağlar- Mithra olabilir, bu halde kral, güneş tanrısının elinden ölümsüzlük içkisi olan ‘hüma’yı içmeye gitmektedir.[97] Yaşar Çoruhlu’ya göre de bozkır beyinin bir tanrıçanın elinden, hayat ağacı şekli verilmiş ‘kut’u almaya gider şekilde tasvir edilmiş olması akla yatkındır.[98]

Şekil 7: Pazırık beş numaralı kurganda bulunmuş, bir beyi tanrıçadan kut almaya giderken tasvir edildiği keçeden yapılmış bez. Kaynak: http://warfare.6te.net/Ancient/Pazyryk-horseman_approaches_the_Great_Godess-felt_applique-Hermitage.htm

Pazırık kurganları buluntuları Batı akademisince geleneksel olarak İskitlerle ilişkilendirilmektedir. Bunun arka planında kanaatimizce sadece İskit sanatının Pazırık buluntularıyla üslup ortaklığı değil, yine aynı akademik çevrelerce Hint-Avrupalılığın Doğu İran kolu içinde kabul edilen İskitlere bağlayarak bölgeyi de Hint-Avrupa uygarlığına katma çabası yatmaktadır. Halbuki İskitlerin İraniliği tezi çok tartışmalı olduğu gibi (İskit boylar federasyonuna bağlanmış birtakım konar-göçer boyların İraniliği kanaatimizce mümkündür, ancak genel çerçevede İskitler sanat, üslup, ortaya çıktıkları coğrafya gibi açılardan incelendiklerinde Türk kültür alana girmektedirler) Pazırık kültürünün de İskitlere ait olduğu kesin değildir. Hun dönemine ait Noyin Ula kurganlarında Pazırık’takilere çok benzeyen hayvan mücadele sahneleri bulunmuştur.[99] Louis Ligeti de Hakasya’daki Oglahtı, Moğolistan’daki Noyin Ula ve Altaylar’daki Pazırık kurganlarını aynı kültür alanı içinde değerlendirmektedir.[100] Bu benzerliklerden hareketle Pazırık kurganlarının erken Hunlara ait olma ihtimali kanaatimizce, en az İskitlere ait olma ihtimali kadar güçlü olduğu gibi, Hunlarla İskitlerin muhtemel ortak atalarına ait de olabilir.

3.6. Taştık Kültürü

İlk maddi kültür örnekleri MÖ 300’lü yıllarda görülen Taştık kültürü, Tagar kültürünün devamı, daha gelişmiş bir şekli olarak kabul edilmektedir.[101] Taştık kültürü, dikkat çekici ölü gömme teknikleriyle tanınmıştır. Bu kültürde kremasyon uygulanmış, bazı öllerin bedenleri yakılarak külleri torbalara doldurulmuş ve mezarlara bırakılmıştır.[102] Hakasya’da, Yenisey Irmağı’nın sol kıyısında bulunan ve MS III. yüzyıla (diğer deyişle, Hun çağına) tarihlenen Oglahtı kurganlarında gerçekleştirilen kazılarda elde edilen, mumyalanmış bedenlerin yüzlerine yerleştirilmiş, üzerleri boyalı mezar maskeleri içerdikleri simgeler açısından çok zengindir. Alçıdan yapılan bu maskelerin üzerine kırmızı, beyaz ve siyah boyalarla boyanmış, çizgisel ya da spiral spiral şekilli motifler resmedilmiştir. Spiral motiflerin daha çok alın bölgesine resmedilmiş olması dikkat çekicidir. Geç dönem Tagar maskelerinde olduğu gibi, erkek maskelerinde ağırlıklı kırmızı, kadın maskeleri ise beyaz zemin üzerine çizilen şekiller görülmektedir.[103] Çoğu maskede de boyayla gözler, ağız ve burun gibi ayrıntıların dikkatle resmedildiği gözlemlenmektedir. Bu bakımdan maskeler birer portre özelliği taşımaktaydı.[104]

Şekil 8: Bugün Moskova’daki Rusya Devlet Tarih Müzesi’nde bulunan Taştık kadın maskelerinden bir örnek. Beyaz olan maskenin üzeri kırmızı boyayla boyanmış, alna da spiral motif resmedilmiş. Kaynak: Vadetskaya, Elga Borisovna (2007). Painting on Tashtyk burial masks. Archaeology, Ethnology and Anthropology of Eurasia, 29(1), s.53

Taştık insanlarının ölülerini maskelerle gömmelerinin sebebi ne olabilir? Kazıları gerçekleştiren Adriyanov’dan Kızlasov ve Kiselev’e kadar pek çok arkeoloğun vardığı sonuç, maskelerin ölen kişinin yüz çizgilerini sonraki kuşaklar için saklama isteği ile yapıldıklarıdır. Zira maskeler alçı ile ölen insanların yüz kalıplarının alınarak, diğer deyişle ‘kişiye özel’ yapılmışlardır. Ancak bu noktada, mumyalanmış bedenlerin dışında bir de insan külleriyle tespit edilmiş bazı maskelerin varlığı düşündürücüdür. Sovyet arkeoloğu Kiselev, kırılmış halde bulunan maskelerden hareketle, maskelerin bilinçli olarak kırıldıkları hatta cenaze töreni ateşinde sembolik olarak parçaladıkları görüşünü savunmuştur.[105] Nitekim Yakutlar da dahil tüm Sibirya Türklerinde, ölünün bedeninden ayrılması gibi eşyanın ‘ruhunun’ da bedeninden ayrılmasını, böylece öbür dünyada ölüye eşlik edecek şekilde yeniden ‘uyanmasını’ sağlamak için defin sırasında ölünün yanına bırakılan her şeyin, hatta elbiselerin bile yırtılması adeti yakın dönemlere kadar sürmüştür.[106] Bu şekilde, Tagar ve Taştık dönemi ölü gömme adetlerinin bölgedeki Türk halkları tarafından sürdürülmesi dikkat çekicidir.[107]

 

  1. Yenisey Kırgızları

Taştık kültürü insanlarının, Yenisey Kırgızlarının ataları olma ihtimali üzerinde durulmaktadır.[108] Nitekim Yenisey Kırgızlarının da Tagar ve Taştık dönemi proto-Türklerini kendi ataları olarak gördükleri, hatta yakın dönemlere kadar (Yenisey Kırgızlarının soyundan gelen) Hakasların Tagar/Taştık mezarlarına değer verip onlara yaklaştıkları zaman adet olarak eğilip şarap döktükleri aktarılmaktadır.[109]

Tarihleri boyunca birkaç kez bugünkü Hakasya ile Kırgızistan arasında göç ettikleri anlaşılan, Uygur Kağanlığı’nın yıkılmasının ardından Moğolistan’a hakim olan Türk tarihin devamlılık açısından en dikkat çekici boy gruplarından Kırgızlar yazılı kaynaklarda ilk kez Hun döneminde geçmektedirler.[110] Modu Şanyü (Türkiye’de daha çok bilinen ismiyle Mete) tarafından Hun bozkır boylar konfederasyonuna katılmış ve MS 60 yılına kadar Hun İmparatorluğu’nun vassalı olarak, bu bölgede büyük bir herhangi bir büyük ayaklanma çıkarmadan yaşamış oldukları anlaşılmaktadır.[111] Ancak Çin kaynaklarında, Çin’e bağlanmamak için batıda bağımsız bir devlet kurmak isteyen Zizhi (ya da Chih-chih/Çiçi) Şanyü’nün Yedisu bölgesinde (Doğu Kazakistan bozkırlarında) Kırgızlara rastlayarak onları yenilgiye uğrattığı bilgisi verilmektedir.[112] Bu bilgiye göre Kırgızların Moğol İstilası’ndan çok önce, bulundukları Minusinsk Havzası’ndan Altay-Tarbagatay-Tanrı Dağları hattını izleyerek güneybatıya, bugünkü Güneydoğu Kazakistan ve Kırgızistan topraklarına indikleri sonucunu çıkartmak mümkündür.

Kırgızların yaşadığı Abakan bölgesi ve Yenisey Irmağı havzasının Çin kaynaklarında Göktürklerin menşe efsaneleri arasında geçmesi dikkat çekicidir. Buna göre Kırgızlar, Göktürklerin atalarından Ni-shih-tou’nun beyaz bir ördeğe dönüşen oğlunun soyundan gelmekteydiler. Taşağıl’a göre efsanevi olsa da Kırgız-Göktürk bağlantısını ve Kırgızların yaşadıklarını gösteren bu kayıt büyük önem taşımaktadır.[113] Göktürk döneminde önce Mukan Kağan tarafından kağanlığa bağlanmıştır.[114] Bu kayıt önemlidir, zira Çin kaynaklarındaki fizyonomik anlatımlardan dolayı Kırgızları Hint-Avrupalılığa bağlayanlar olduğu gibi, onların aslında Türk olmayıp bugün bilinmeyen bir Paleo-Sibirya dili konuştuklarını ve Göktürk döneminde Türkleştiklerini savunan tarihçiler de bulunmaktadır.[115] Ancak Çin kaynaklarında aktarılan ve ‘Avrupai’ olduğu iddia edilen fizyonominin farklı halklarla karışma sonucu olması akla daha yatkındır.[116]

Göktürk Kağanlığı’nın 627 yılında yaşadığı iklim krizi nedeniyle boy ayaklanmalarıyla sarsılması, ardından 630’da İl Kağan’ın Tang generali Li Jing’in kuşatmasıyla esir alınıp birinci kağanlığın yıkılması Kırgızların Sir Tarduşlara bağlanmasıyla sonuçlanmıştır. Kutluk Kağan ve Tonyukuk Göktürk Kağanlığı’nı yeniden kurduklarında herm Orhun Yazıtları’nda hem de Altın Köl Yazıtı’nda okunabilen Göktürk-Kırgız savaşları da başlamış, bu savaşlar sırasında (711 yılında) Kırgız kağanı Barsbek Inanç Alp Bilge Kağan ölmüş ve Kırgızlar yeniden Göktürklere bağlanmıştır.[117] İkinci kağanlığın yıkılmasının ardından onun yerini alan Uygur Kağanlığı’na bağlanan Kırgızlar, 840 yılında Çin’le işbirliği yaparak Uygurlara son vermiş ve Moğolistan bozkırlarında kendi kağanlıklarını kurmuşlardır. Ancak Kırgızların Moğolistan’daki varlığı hiçbir zaman Göktürk ve Uygur dönemlerindeki kadar güçlü olmadığı için Vasary’nin deyişiyle ‘medeniyet bakımından büyük bir gerileme yaşanmıştır’.[118] Bu bakımdan Kırgızlar, Uygur Kağanlığı’nı yıktıktan sonra tutunamadıkları Orhun Havzası’nın Kitanların eline geçmesine, Orhun kültürünün ortadan kalkmasına ve ‘eski Türk kağanlar yurdunu bir daha geri gelmemek üzere Moğollara kaptırmak’la eleştirilmektedir.[119] Ancak bu durumun bir sebebi olmalıdır. Drompp, Kırgızların Moğolistan’da güçlü bir kağanlık kuramamalarını ekonomilerinin sadece pastoral konar-göçerliğe değil, tarım ve hayvancılık karışımı bir yapıya bağlı olmasına bağlar; zira Hakasya bölgesinde tarıma alışan Kırgızlar tamamen hayvancılığa geçmelerini gerektiren coğrafi şartlara sahip Orhun Vadisi’ne gelmek istememişlerdir.[120] Bu bakımdan Drompp’a göre Kırgızların 924’te Kitanlar tarafından yenilgiye uğratılana dek Moğolistan’da büyük bir kağanlık kurmuş olmaları pek çok tarihçinin yanılgısından ibarettir, Kırgızlar ‘Orhun geleneğini kırarak’ Moğolistan’a yerleşmemişler, bölgeyi Yenisey’deki merkezlerinden kontrol etmeye çalışmışlardır.[121] Bu durum da kanaatimizce, Altay-Sayanların kuzeyindeki Minusinsk Havzası’nın, bu bölgede sulama kanalları açan, kasabalar kuran, geride sanat ve kültür eserleri bırakıp ticaret yapan Kırgız Türkleri için ne kadar önemli olduğuna kanıt olarak görülebilir. Nitekim Kırgızların Kırgızistan’a göçü sonrasında bile bu bölgede Yenisey Kırgızları kalmıştır ve bu Türk halkını bugün ‘Hakas’ adıyla tanımaktayız.[122]

Kırgız dönemini Türk dil ve kültürü açısından önemli kılan, tarihi belge niteliği yüksek olan Yenisey Yazıtları dikilmesidir. İçlerinde Göktürk-Kırgız savaşlarının da olduğu siyasi tarihe, mitolojik anlatılara ve inanç sistemine, beylerin yaşamına dair pek çok bilgi edinildiği bu yazıtların sayısı iki yüzün üzerindedir.[123] Orhun Yazıtları ile birtakım üslup farklılıklarına rağmen aynı runik yazının ve aynı Türkçenin kullanılmış olmasını, Yenisey Havzası’ndaki - buraya kadar çokça anmış olduğumuz- tarihi Türk izlerinin en önemlilerinden saymak mümkündür.[124]

Şekil 9: Orijinali Minusinsk Müzesi’nde bulunan Altın Köl Yazıtı’nın Kırgızistan Milli Tarih Müzesi’ndeki kopyası. Yazıt Göktürk-Kırgız savaşlarını anlatmaktadır. Kaynak: Yazarın kendi çekimi

  1. Güney Sibirya ve Altay Şamanizmi

Tartışmaya açık bir şekilde, ‘Türklerin İslam öncesindeki dini’ olarak düşünülen Şamanizmin izleri bu çalışmada gösterildiği gibi en geç Okunev döneminden itibaren defin geleneklerinde, taş steller, petrogrifler, kurganlardan çıkarılan çok çeşitli arkeolojik buluntular üzerinde izlenebilmektedir. Şamanizmi bir din değil, ilkel esrime tekniği olarak tanımlayan Mircea Eliade’ye göre Orta Asya şamanlığı Sibiryalı avcıların tarih öncesi kültürlerinin ayrılmaz bir parçasıdır.[125] Roux’ya göre şamanizmin kaynağı, bütün evrenin gök, yer ve yeraltı olarak tasavvur edilen ve birinden diğerine muhayyel bir kozmik eksen aracılığıyla geçilebildiği düşünülen kozmolojik düşünce sistemidir.[126]

Kuzey yarıkürede yaşayan avcı-toplayıcılar gökyüzünü, yerin üzerini saran bir çadır gibi düşünmüşlerdir. Geceleri yıldızlar dikkatle izlendiğinde, sürekli sabit olan Kutup Yıldızı haricinde tüm gök cisimlerinin hareket halinde olduğu görülmektedir. Bu ilkel gözlem insanları, Kutup Yıldızı’nın adeta bir çivi ya da çakılmış kazık gibi göğe sabitlenmiş olduğunu, tüm gökyüzünün de onun etrafında dönmekte olduğunu düşünmeye sürüklemiştir. Hatta Kutup Yıldızı, tıpkı yurt çadırlarının üstünde bulunan ve dumanın çıktığı tüynük/şanırak adlı pencere gibi, göğe, kainata açılan bir pencere olarak düşünülmüştür. Kutup Yıldızı’nı gökyüzünün merkezi olarak gören bu anlayış, yeryüzünün de bir merkezi olması gerektiği sonucunu doğurmakta gecikmemiştir. Bir süre sonra ucu gökteki kutup yıldızı olmak üzere, yerden göğe doğru yükselen hayali bir eksen, aks, sütun tasavvur edilmiştir, bu kozmolojik düşünceye göre tüm kainat, yerle gök arasındaki bu ‘axis mundi’ etrafında dönmektedir.[127]

Ayrıca aynı kozmoloji içinde, yer üstünde bir dünya olduğu gibi yer altında da ayrı bir dünya olduğu ve bu dünyaya da yeryüzünün içinden geçtiği düşünülen eksen aracılığıyla ulaşılabildiği düşüncesi gelişmiştir.[128]

Şekil 10: Tipik bir Altay şaman davulu üzerinde kozmolojik motifler. Tam ortada, yeraltından gökyüzüne kadar uzanan eksen görülmektedir. En tepede gülen yüz, şaman kadar şamanın trans esnasında ulaştığı düşünülen Kutup Yıldızı’nı da göstermektedir. Kompozisyonda ayrıca güneş ve ay sembolleri ile kurban edilecek atları hazırlayan şaman figürleri görülmektedir. Tam ortadaki ‘dünya ekseni’nden iki yana doğru çizilmiş şerit çizgilerin, Taştık ölüm maskeleri üzerindeki çizgilerle benzerliği çok dikkat çekicidir. Kaynak: Hoppal, Mihaly, Avrasya’da Şamanlar, s.234

İşte Türkçe’de ‘kam’ ya da Tunguzca’dan Rusça’ya geçtiği için tüm dünyada ‘şaman’ adıyla bilinen insan, yeryüzü, gökyüzü ve yeraltı arasında var olduğuna inanılan bu hayali eksenden geçerek evrenin farklı katmanları arasında yolculuk edebildiğine inanılan kişidir.[129] Bu bakımdan şaman, yerleşik tarımcı uygarlıklarda kalabalık insan topluluklarını örgütleyen rahiplerden farklı olarak, toplumdan ayrı ve hiyerarşik bir sınıfa mensup değildir. Joseph Campbell’in ifadesiyle rahip, kabul edilmiş dinsel bir örgütün toplumsal biçimde törenle üyeliğine aldığı, kendisinden öncekiler tarafından da kullanılan büronun kiracısı gibiyken şaman kişisel bunalım sonucu kendi başına güçler kazanan biridir.[130] Dolayısıyla şamanlık özel bir eğitim sonucu belli kişilere de geçmemektedir. Diğer bir deyişle, ‘kilise okulu’ ya da ‘medrese’ gibi bir ‘şamanlık okulu’ bulunmamaktadır. Ayrıca Potapov’un belirttiği gibi şamanizmin kutsal kitabı ya da kilise, havra, cami gibi bir mabedi de hiç olmamıştır, var olan sadece şamanların davullarıyla gerçekleştirdikleri trans ayinleridir.[131]

Bu trans ayinlerini biraz açmak gerekir. Şaman, birtakım ruhsal hastalıklar geçirmiş, ama bu hastalıkları yenerek, yaşadığı acıyla ruhunu daha da güçlendirmiş, böylece başkalarını da iyileştirme gücüne erişmiş kişi olarak tanımlanmaktadır.[132] Ake Ohlmarks gibi bazı araştırmacılara göre bu ruhsal hastalıkların özellikle Sibirya’da görülmesinin bir sebebi olmalıdır. Aşırı soğuklar, silik güneş, uzun süren geceler, Sibirya’nın karlarla kaplı ıssız coğrafyası, yemek ve vitamin eksikliği gibi etkenler bölge insanları arasında sinir sisteminde ve ruh dünyasında bu koşulların izlerini taşıyan, sanrılar ve rüyalar gören, sara nöbetleri geçiren kişilik yapısının oluşmasına sebep olmuştur.[133] Bu teoriye itirazlar olsa da, şamanizme ait izleri Güney Sibirya’ya farklı bir coğrafyadan -bu çalışmada gösterdiğimiz gibi muhtemelen Orta Asya’dan ya da Hint-Avrupa tezlerini savunan tarihçilerin öne sürdükleri gibi Doğu Avrupa’dan- gelmiş olan Afanasyevo kültüründen ziyade, Sibirya’nın yerli kültürü olan Okunev’de görmemiz dikkat çekicidir. Ayrıca geyik sembolizminin şamanizmde sıkça kullanılması, bazı bölgelerde şamanların geyik tipi boynuzlu başlıklar takmaları, ren geyiklerinin ulaşımda ve beslenmede sıkça kullanıldığı Sibirya coğrafyası ile bir özdeşleşmeyi göstermektedir.[134]

Dikkatli bir inceleme kanaatimizce şamanizmin avcı-toplayıcı ve pastoral konar-göçer toplumlara özgü bir inanç sistemi olduğunu anlamayı sağlar. Tarımla uğraşan toplumlarda kolektif üretimin çok gerekli ve yoğun olduğu için dini ritüeller ve toplu katılımla ruhban sınıflarının desteğiyle gerçekleşirkeni avcı-toplayıcı ve konar-göçer toplumlarda kolektif eylemin daha düşük düzeyde olduğu, bunun kaçınılmaz sonucu olarak dini eylemin de bireysel düzeyde gerçekleştiği vurgulanmıştır.[135] Dolayısıyla şamanizmi, kökleri insanlığın ortak paleolitik (yontma taş) devrinde olan, Sibirya orman ve hemen güneyindeki orman bozkırı kuşağının inanç ve ritüel sistemi olarak kabul etmek kanaatimizce doğru olacaktır. Bu durumda Altay-Sayan bölgesini sadece Türk atlı bozkır uygarlığının ve klasik Türk bozkır sanatının değil, aynı zamanda inanç ve ritüel sisteminin doğduğu yer olarak kabul etmek doğru olacaktır.

Sonuçlar

Türklerin anayurdu konusu, Türk tarihçiliğinin ve Türkolojinin en tartışmalı konularından birini teşkil etmektedir. Bu konuda çok farklı görüşler ortaya atılmış olsa da, dilbilim ve genetik bağlantıları Türklerin atalarını Hurri, Sümer, Elam gibi Ön Asya kavimlerine bağlamaktadır. Diğer yandan Türk tarihinin erken devirlerinin Altay-Sayan Dağları’nın kuzeyindeki Hakasya/Minusinsk Havzası ile, yine aynı dağların batısındaki Doğu Kazakistan ve doğusundaki Moğolistan bozkırlarında geçtiği bilinmektedir. Arkeolojik veriler Türk tarihinin erken aşamaları için Altay-Sayan bölgesini işaret etmekte, dilbilim ve son yıllarda gelişen popülasyon genetiği analizleri ise Altaylarla birlikte çok uzak bir coğrafya olan Ön Asya’yı işaret etmektedir.

Çalışmamızın Türk Anayurdu kısmında bu sorunu, klimatoloji, popülasyon genetiği ve dilbilim araştırmalarının verilerini tarihle birleştirerek vermeye çalıştık ve Umumi Türk Tarihi’ne Giriş adlı eserinde Türkistan coğrafyasını, Aral Gölü ile Tanrı Dağları arasını göstermiş olan Zeki Velidi Togan ile aynı kanıya ulaştık. Hipotezimize göre MÖ 6000’lerde başlayan iklim değişikliği neticesinde Türklerin -belki de Hint-Avrupalılarla ortak olan, en azından onlarla etkileşim içinde olan- ataları,  Orta Asya’dan çevre bölgelere göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu göç hipotezi, Sümer-Türk dil bağlantılarını açıklayabildiği gibi, Güney Sibirya’nın ilk bronz çağı kültürü olan Afanasyevo kültürünün de Yamnaya ile benzerliğini kanaatimizce açıklayabilmektedir. Dolayısıyla Afanasyevo halkını Altaylara Ukrayna’dan getirmeye ya da Sümerleri Hakasya’dan Mezopotamya’ya götürmeye gerek kalmamaktadır. Merkez, iklim değişikliği öncesinde daha nemli bir iklime sahip olduğu kanıtlanan Orta Asya’dır.

Ancak bu dönemde klasik Türk kültürü olarak düşünebileceğimiz, İskit ve Hunlardan Karahanlı ve Selçuklulara, Karadeniz’in kuzeyinde ise Altınordu’nun dağılmasına kadar hakim olacak pastoral konar-göçerlik ortaya çıkmış değildir. Gerek pastoral konar-göçerlik gerek de bozkırın yaygın inanç ve ritüel sistemi haline gelen şamanizm, bu çalışmada ayrıntılarıyla ele aldığımız Afanasyevo – Okunev – Andronovo – Karasuk – Tagar ve Taştık aşamalarından geçerek şekillenmiş ve gerek hayvancılığın adım adım ilkel tarım ile avcı-toplayıcılığın yerini almasıyla, gerek sanat üslubunun gelişimiyle klasik Türk atlı bozkır uygarlığı meydana gelmiştir. Adı geçen kültür alanlarında gerçekleştirilmiş arkeolojik kazılar, bu geçişin aşamalarını ayrıntılarıyla ve zengin buluntularla göstermektedir. Bu bakımdan Altay-Sayan Dağları ile, onun hemen kuzeyindeki Hakasya/Minusinsk Çöküntüsü’nü yani Yenisey Havzası’nı Türklüğün içinde büyüyüp geliştiği bir beşik olarak düşünmek yanlış olmayacaktır.

           

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

Agatova, A. R., Nazarov, A. N., Nepop, R. K., & Rodnight, H. (2012). Holocene glacier fluctuations and climate changes in the southeastern part of the Russian Altai (South Siberia) based on a radiocarbon chronology. Quaternary Science Reviews, 43, 74-93.

Ahincanov, Sercan M. (2019). Kıpçaklar (Çev: Yıldırım, Kürşat). İstanbul: Selenge Yayınları.

Akar, Ali (2005). Türk Dili Tarihi. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Aydın, Erhan (2018). Taşa Kazınan Tarih - Türklerin İlk Yazılı Belgeleri. İstanbul: Kronik Yayınları.

Aydın, Erhan (2019). Sibirya’da Türk İzleri - Yenisey Yazıtları. İstanbul: Kronik Yayınları.

Baldick, Julian (2016). Hayvan ve Şaman – Orta Asya’nın Antik Dinleri. İstanbul: Hil Yayınları.

Bapaeva, Janyl Myrza (2013). Tuva Şamanizmi. Konya: Kömen Yayınları.

Bayat, Fuzuli (2019). Ana Hatlarıyla Türk Şamanlığı. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Baumer, Cristoph (2012). The History of Central Asia – The Age of the Steppe Warriors. London: I.B.Tauris.

Beckwith, Christopher (2023). İpek Yolu İmparatorlukları – Bronz Çağı’ndan Bugüne Dünya Tarihinde Avrasya (Çev: Akbaytürk, Sinan). İstanbul: Selenge Yayınları.

Bokovenko, N. A. (1997). Asian Influence On European Scythia. Ancient Civilizations from Scythia to Siberia, 3(1), ss. 97–122. doi:10.1163/157005796x00064 

Bokovenko, N. A. (2005). Migrations of early nomads of the Eurasian steppe in a context of climatic changes. In Impact of the environment on human migration in Eurasia (ss.21-33). Springer Netherlands.

Bokovenko, N. (2006). The emergence of the Tagar culture. Antiquity, 80(310), ss.860-879.

Butanayev, Viktor; Butanayeva, İrina (2007). Yenisey Kırgızları. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Campbell, Joseph (2006). İlkel Mitoloji – Tanrının Maskeleri (Çev:Emiroğlu, Kudret). Ankara: İmge Kitabevi.

Çirkin, Sergen (2019). Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Çirkin, Sergen (2021). En Eski Kültürlerden Taş Devrinin Sonuna: Altayların Bir Milyon Yılı. Kökler Yay Çeken Kavimlern Şafağı II.Cilt (Haz: Çirkin, S.). ss.9-48

Çoruhlu, Yaşar (2007). Erken Devir Türk Sanatı. İstanbul: Kabalcı Yayınları.

Çoruhlu, Yaşar (2016) Türklerin Kutsal Mezarları Kurganlar. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Çoruhlu, Yaşar (2021). Türk Mimarisinin Kısa Tarihi. İstanbul: Alfa Yayınları.

Çoruhlu, Yaşar (2022). Türk Mitolojisinin Ana Hatları. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Czaplicka, Maria Antonina (2022). Sibirya’da Şamanizm – Sibirya Yerlileri Hakkında Bir Sosyal Antropoloji Çalışması (Çev: Acaloğlu, Turhan). İstanbul: Selenge Yayınları.

Dede, Denizcan; Özcan, Esat Zahid (2021). Popülasyon Genetiği Altay Dil Ailesi Teorisine Dayanak Olabilir Mi? Kökler Yay Çeken Kavimlern Şafağı III.Cilt (Haz: Çirkin, S.). ss.47-98.

Di Cosmo, Nicola (2022). Antik Çin ve Düşmanları (Çev: Yavuzcan, G.). İstanbul: Kronik Yayınları.

Direnkova, Nadejda Petrovna (2014). Altay ve Teleüt Türklerinde Şamanizm (Çev: Bağcı, Atilla). Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları.

Drompp, Michael R. (1999). Breaking the Orkhon tradition: Kirghiz adherence to the Yenisei Region after AD 840. Journal of the American Oriental Society, ss.390-403.

Drompp, Michael R. (2002). Erken Dönemlerden Moğol İstilasına Yenisey Kırgızları, Türkler (Ed: Güzel, Hasan Celal; Çiçek, Kemal; Koca, Salim) Cilt II, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, ss.397-404

Durmuş, İlhami (2007). İskitler. İstanbul: Kaynak Yayınları.

Eliade, Mircea (2009). Dinler Tarihine Giriş (Çev: Arslan, Lale). İstanbul: Kabalcı Yayınları.

Eliade, Mircea (2018). Şamanizm – İlkel Esrime Teknikleri (Çev: Birkan, İsmet). Ankara: İmge Kitabevi.

Ercilasun, Ahmet Bican (2015). Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi. Ankara: Akçağ Yayınları.

Erkoç, Hayrettin İhsan (2021). Yenisey’den Seyhun’a Türkler Kırgızlar, Türgişler, Karluklar ve Oğuzlar. İstanbul: Kronik Yayınları.

Esin, Emel (2001). Türk Kozmolojisine Giriş. İstanbul: Kabalcı Yayınları.

Fagan, Brian; Durrani, Nadia (2017). The World Prehistory. New York: Routledge.

Fischer, Steven Roger (2010). Dilin Tarihi. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Golden, Peter (2017). Türk Halkları Tarihine Giriş (Çev: Karatay, O.). İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Gömeç, Saadettin Yağmur (2002). Tarihte ve Günümüzde Kırgız Türkleri. Ankara: Akçağ Yayınları.

Gumilev, Lev Nikolayeviç (2019) Avrasyadan Makaleler – 1 (Çev: Batur, Ahsen). İstanbul: Selenge Yayınları.

Günay, Ünver; Güngör, Harun (2019). Başlangıçlarından Günümüze Türklerin Dini Tarihi. İstanbul: Bilge Kültür Sanat.

Güneri, Semih (2018). Türk-Altay Kuramı – Arkeolojik Belgeler Işığında Kuzey Asya’da Türklerin Erken Kültür Tarihi. İstanbul: Kaynak Yayınları.

Gürcan, Kevser (2018). Kutsal Şaman Elbiseleri. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Harva, Uno (2022). Altay Panteonu – Mitler, Ritüeller, İnançlar ve Tanrılar (Çev: Suveren, Ömer). İstanbul: Doğu Kütüphanesi.

Herzschuh, Ulrike (2006). Palaeo-moisture evolution in monsoonal Central Asia during the last 50,000 years. Quaternary Science Reviews, 25(1-2), ss.163-178.

Hoppal, Mihaly (2013). Şamanlar ve Semboller – Kaya Resmi ve Göstergebilim (Çev: Sel, Fatih). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Hoppal, Mihaly (2021). Avrasya’da Şamanlar (Çev: Bayram, Bülent; Çapraz, H. Şevket Çağatay). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

İnan, Abdülkadir (2020). Altay ve Yenisey Türklerinin Tarihi. Makaleler ve İncelemeler I.Cilt, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, ss.36-38

İnan, Abdülkadir (2020). Altay’da Pazırık Kazısında Çıkarılan Atların Durumunu Türklerin Defin Törenleri Bakımından Açıklama. Makaleler ve İncelemeler II.Cilt, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, ss.261-268

Jettmar, Karl (1967). Art of the Steppes. New York: Greystone Press.

Kalafat, Yaşar (2018). Mitoloji. Ankara: Berikan Yayınevi.

Karatay, Osman (2019). Türklerin Kökeni. Ankara: Kripto Yayınları.

Kenin-Lopsan, Monguş (2019). Tuvaların Gelenekleri. Ankara: Bengü Yayınları.

Kiryuşin, Y. F. (1996). Arheologiya, Antropologiya i Etnografiya Sibiri. Moskova: AGU.

Klyashtorny, S.G.; Sultanov, T.İ. (2019) Kazakistan Türk’ün Üç Bin Yılı (Çev: Batur, A.). İstanbul: Selenge Yayınları.

Klyashtorny, S.G. (2018). Kadim Avrasya’nın Bozkır İmparatorlukları (Çev: Acar, S.; Temizkan, A.; Duranlı, M.; Havuşi, A.; Aktaş, E.). İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

Laypanov, Kazi T.; Miziyev, İsmail M. (2019). Türk Halklarının Kökeni (Çev: Bağcı, Hatice). İstanbul: Selenge Yayınları.

Lebedynsky, I. (2003). Les Nomades – Les Peuples nomades de la steppe des origines aux invasions mongoles IXe siecle av. J.C. – XIIIe siecle apr. J.C. Paris: Editions Errance.

Ligeti, Louis (2011). Bilinmeyen İç Asya (Çev: Karatay, Sadrettin). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Mallory, James P. (2002). Hint-Avrupalıların İzinde (Çev: Günay, Müfit), Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.

Magail, Jérôme & Esin, Yury & Jamiyan-Ombo, Gantulga & Monna, Fabrice & Rolland, Tanguy & Allard, Anne-Caroline (2022). Bronze Age and Iron Age decorated megaliths and funerary complexes in Mongolia and Southern Siberia Megaliths from Central and East Asia.

Naumov, Igor V.; Collins, David N. (2006). The History of Siberia. New York: Routledge.

Nişancı, Hakan (2022). Başlangıçtan Günümüze Kadar Rusya’da Tagar-Taştık Kültürü Çalışmaları. Türk Dünyası Araştırmaları 130 (257), ss. 253-268. doi: 10.55773/tda.1048330.

Okladnikov, A. P. (1979). Otkritie Sibiri. Moskova: Molodaya Gvardiya.

Okladnikov, A. P. (2019). Tarihin Şafağında İç Asya (Çev: Şenel, A.). Erken İç Asya Tarihi (Der: Sinor, D.). İstanbul: İletişim Yayınları.

Osmonov, O.C. (2020). İstoriya Kırgızstana s Drevneyşih Vremen do Naşih Dney. Bişkek: İzdatelstvo Mezgil.

Ögel, Bahaeddin (2003). Türk Mitolojisi I.Cilt. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Ögel, Bahaeddin (2020). İslamiyet Öncesi Türk Kültür Tarihi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Perrin, Michel (2014). Şamanizm (Çev: Arıbaş, Bülent). İstanbul: İletişim Yayınları.

Polyakova, Olga Olegovna (2014). Hypothetical cosmogonic conception of the world order in the Tagar culture. Archaeoastronomy and Ancient Technologies, 2(2), ss.19-30.

Potapov, Leonid P. (1999). Shaman’s Drum: A Unique Monument of Spiritual Culture of the Altai Turk Peoples. Anthropology of Consciousness, 10(4), ss.24–35. doi:10.1525/ac.1999.10.4.24

Prelovskii, V. A. (2017). Changes in the population structure and abundance of mammals and birds in pasture ecosystems of the southern Minusinsk basin. Arid Ecosystems, 7(4), ss.277–284. doi:10.1134/s2079096117040084

Prokofyeva, Yekaterine Dmitriyevna (2014). Sibirya Halklarının Şaman Kostümleri (Çev: Bağcı, Atilla). Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları.

Roux, Jean-Paul (1998). Türklerin Tarihi (Çev: Üstün, Galip). İstanbul: Milliyet Yayınları.

Roux, Jean Paul (1999). Altay Türklerinde Ölüm (Çev: Kazancıgil, Aykut). İstanbul: Kabalcı Yayınları.

Roux, Jean-Paul (2001). Orta Asya – Tarih ve Uygarlık (Çev: Arslan, Lale). İstanbul: Kabalcı Yayınları.

Roux, Jean-Paul (2001). Türklerin ve Moğolların Eski Dini (Çev: Kazancıgil, Aykut). İstanbul: Kabalcı Yayınları.

Rudenko, Sergei I. (1970). Frozen Tombs of Siberia - The Pazyryk Burials of Iron Age Horsemen. Los Angeles: University of California Press.

Ruhlen, Merritt (2012). Dilin Kökeni: Geçmişe ve Geleceğe Bakış (Çev: Ercilasun, Ahmet Bican). Dil Araştırmaları 10, ss.167-182.

Sagalayev, Andrey Markoviç (2020). Ural-Altay Mitolojisinde Arketipler ve Semboller (Çev: Toraman, Ali). İstanbul: Bilge Kültür Sanat.

Sharkey, Benjamin (2022) Predators and Prey: Cosmological Perspectivism in Scythian Animal Style Art. Arts 11: 120. https://doi.org/10.3390/arts11060120

Shishlina, N., Pankova, S., Sevastyanov, V., Kuznetsova, O., & Demidenko, Y. (2016). Pastoralists and mobility in the Oglakhty cemetery of southern Siberia: new evidence from stable isotopes. Antiquity, 90(351), ss.679-694.

Svyatko, S. V., Mallory, J. P., Murphy, E. M., Polyakov, A. V., Reimer, P. J., & Schulting, R. J. (2009). New radiocarbon dates and a review of the chronology of prehistoric populations from the Minusinsk Basin, southern Siberia, Russia. Radiocarbon, 51(1), ss.243-273.

Taaffe, R. (2019). Coğrafi Ortam (Çev: Tunçay, M.) Erken İç Asya Tarihi (Der: Sinor, D.). İstanbul: İletişim Yayınları, ss.33-60.

Taşağıl, Ahmet (2017). Gökbörü’nün İzinde. İstanbul: Kronik Yayınları.

Taşağıl, Ahmet (2014). Kök Tengri’nin Çocukları Avrasya Bozkırlarında İslam Öncesi Türk Tarihi. İstanbul: Bilge Kültür Sanat.

Taşağıl, Ahmet (2020). Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları (MÖ III. – MS X.Asır). İstanbul: Bilge Kültür Sanat.

Taşağıl, Ahmet (2021). İlk Türkler – Bozkırdan Dünyaya Yayılanlar. İstanbul: Kronik Yayınları.

Togan, Zeki Velidi (1981). Umumi Türk Tarihine Giriş. İstanbul: Enderun Yayınları.

Topsakal, İlyas (2017). Sibirya Tarihi. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Tuna, Erhan (2021). Şamanlık ve Oyunculuk. İstanbul: İon Mimarlık Yayınları.

Vadetskaya, Elga Borisovna, & Gavrilenko, L. S. (2006). Plaster masks of the Yenisei mummies: Technology and painting. Archaeology, Ethnology and Anthropology of Eurasia, 27(1), 55-66.

Vadetskaya, Elga Borisovna (2007). Painting on Tashtyk burial masks. Archaeology, Ethnology and Anthropology of Eurasia, 29(1), ss.46–56. doi:10.1134/s1563011007010045

Vadetskaya, Elga Borisovna (2014). Sibirya Kurganları – Afanasyev, Okunev, Taştık ve Tagar Kültürüne Ait Materyaller (Çev: Bağcı, Atilla). Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları.

Van Geel, B., Bokovenko, N. A., Burova, N. D., Chugunov, K. V., Dergachev, V. A., Dirksen, V. G., Kulkova, M., Nagler, A., Parzinger, H., Van der Plicht, J., Vasiliev, S.S., Zaitseva, G. I. (2004). Climate change and the expansion of the Scythian culture after 850 BC: a hypothesis. Journal of Archaeological Science, 31(12), ss.1735–1742. doi:10.1016/j.jas.2004.05.004

Vasary, Istvan (2007). Eski İç Asya’nın Tarihi (Çev: Doğan, İsmail). İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Yıldırım, Elvin (2020). Türk Bozkır Kültürünün Doğuşu Andronovo Kültürü. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Yıldırım, Elvin (2021). Eneolitik Çağ’dan Tunç Çağı’nın Sonuna Kuzey Asya’da Görülen Göçler ve Kültür Dönemleri İlişkisi. En Eski Kültürlerden Taş Devrinin Sonuna: Altayların Bir Milyon Yılı. Kökler Yay Çeken Kavimlern Şafağı II.Cilt (Haz: Çirkin, S.). ss.49-70.

 

[1] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.16

[2] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.16

[3] Topsakal, İlyas, Sibirya Tarihi, s.29

[4] Taaffe, Coğrafi Ortam, Erken İç Asya Tarihi (Der: Sinor, Denis), s.50

[5] Yıldırım, Elvin, Andronovo Kültürü, s.39

[6] Taşağıl, Ahmet, Gökbörü’nün İzinde, s.16

[7] Güneri, Semih, Türk-Altay Kuramı – Arkeolojik Belgeler Işığında Kuzey Asya’da Türklerin Erken Kültür Tarihi, s.429

[8] Prelovskii, V. A., Changes in the population structure and abundance of mammals and birds in pasture ecosystems of the southern Minusinsk basin. Arid Ecosystems, 7(4), s.277

[9] Togan, Zeki Velidi, Umumi Türk Tarihine Giriş, s.8

[10] Kafesoğlu, İbrahim, Türk Milli Kültürü, s.49

[11] Ögel, Bahaeddin, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, s.5-8

[12] Taşağıl, Ahmet, Kök Tengri’nin Çocukları, s.47; Taşağıl, Ahmet, Gökbörü’nün İzinde, s.17

[13] Güneri, Semih, Türk-Altay Kuramı – Arkeolojik Belgeler Işığında Kuzey Asya’da Türklerin Erken Kültür Tarihi, s.41

[14] Laypanov, Kazi T.; Miziyev, İsmail M. (2019). Türk Halklarının Kökeni (Çev: Bağcı, Hatice), s.148 ve Karatay, Osman, Türklerin Kökeni, s.239

[15] Mallory, James P., Hint-Avrupalıların İzinde (Çev: Günay, Müfit), s.259

[16] Togan, Zeki Velidi, Umumi Türk Tarihine Giriş, s.10

[17] Herzschuh, Ulrike, Palaeo-moisture evolution in monsoonal Central Asia during the last 50,000 years. Quaternary Science Reviews, 25(1-2), s.5

[18] Çirkin, Sergen, En Eski Kültürlerden Taş Devrinin Sonuna: Altayların Bir Milyon Yılı. Kökler Yay Çeken Kavimlerin Şafağı II.Cilt (Haz: Çirkin, S.). s.35

[19] Akar, Ali, Türk Dili Tarihi, s.65

[20] Harva, Uno, Altay Panteonu – Mitler, Ritüeller, İnançlar ve Tanrılar, s.41

[21] Dede, Denizcan; Özcan, Esat Zahid, Popülasyon Genetiği Altay Dil Ailesi Teorisine Dayanak Olabilir Mi? Kökler Yay Çeken Kavimlern Şafağı III.Cilt (Haz: Çirkin, S.). s.57

[22] Dede, Denizcan; Özcan, Esat Zahid, Popülasyon Genetiği Altay Dil Ailesi Teorisine Dayanak Olabilir Mi? Kökler Yay Çeken Kavimlern Şafağı III.Cilt (Haz: Çirkin, S.). s.77

[23] Lewin, Roger, Modern İnsanın Kökeni, s.111

[24] Özbek, Metin, İnsanın Tarihöncesi Evrimi, s.147

[25] Fischer, Steven Roger, Dilin Tarihi, s.47

[26] Ruhlen, Merritt, Dilin Kökeni: Geçmişe ve Geleceğe Bakış (Çev: Ercilasun, Ahmet Bican), s.178

[27] Kafesoğlu, İbrahim, Türk Milli Kültürü, s.206

[28] Çoruhlu, Yaşar, Türk Mimarisinin Kısa Tarihi, s.26

[29] Vadetskaya, Elga Borisovna (2014). Sibirya Kurganları – Afanasyev, Okunev, Taştık ve Tagar Kültürüne Ait Materyaller (Çev: Bağcı, Atilla), s.32

[30] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.63

[31] Okladnikov, A. P., Tarihin Şafağında İç Asya (Çev: Şenel, A.). Erken İç Asya Tarihi (Der: Sinor, D.), s.117

[32] Ögel, Bahaeddin, İslamiyet Öncesi Türk Kültür Tarihi, s.19

[33] Çoruhlu, Yaşar, Erken Devir Türk Sanatı, s.33

[34] Naumov, Igor V.; Collins, David N. (2006). The History of Siberia, s.20

[35] Çoruhlu, Yaşar, Türk Mimarisinin Kısa Tarihi, s.127

[36] Laypanov, K.T.; Miziyev, İ.M., Türk Halklarının Kökeni, s.53

[37] Svyatko, S. V., Mallory, J. P., Murphy, E. M., Polyakov, A. V., Reimer, P. J., & Schulting, R. J., New radiocarbon dates and a review of the chronology of prehistoric populations from the Minusinsk Basin, southern Siberia, Russia. Radiocarbon, 51(1), s.246

[38] Mallory, James P., Hint-Avrupalıların İzinde (Çev: Günay, Müfit), s.259

[39] Okladnikov, Tarihin Şafağında İç Asya (Çev: Şenel, A.). Erken İç Asya Tarihi (Der: Sinor, D.), 118

[40] Baumer, Cristoph, The History of Central Asia – The Age of the Steppe Warriors, s.122

[41] Svyatko, S. V., Mallory, J. P., Murphy, E. M., Polyakov, A. V., Reimer, P. J., & Schulting, R. J., New radiocarbon dates and a review of the chronology of prehistoric populations from the Minusinsk Basin, southern Siberia, Russia. Radiocarbon, 51(1), s.247

[42] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.68

[43] Okladnikov, A. P., Tarihin Şafağında İç Asya (Çev: Şenel, A.). Erken İç Asya Tarihi (Der: Sinor, D.), s.120

[44] Baumer, Christoph, Central Asia – The Age of Steppe Warriors, s.138

[45] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.99

[46] Güneri, Semih, Türk-Altay Kuramı – Arkeolojik Belgeler Işığında Kuzey Asya’da Türklerin Erken Kültür Tarihi, s.555

[47] Vadetskaya, Elga Borisovna, Sibirya Kurganları – Afanasyev, Okunev, Taştık ve Tagar Kültürüne Ait Materyaller (Çev: Bağcı, Atilla), s.46-49

[48] Çoruhlu, Yaşar, Erken Devir Türk Sanatı, s.36

[49] Naumov, Igor V.; Collins, David N., The History of Siberia, s.20

[50] Eneolitik Çağ’dan Tunç Çağı’nın Sonuna Kuzey Asya’da Görülen Göçler ve Kültür Dönemleri İlişkisi. En Eski Kültürlerden Taş Devrinin Sonuna: Altayların Bir Milyon Yılı. Kökler Yay Çeken Kavimlerin Şafağı II.Cilt (Haz: Çirkin, S.), s.56

[51] Di Cosmo, Nicola, Antik Çin ve Düşmanları s.45

[52] Klyashtorny, S.G.; Sultanov, T.İ. (2019) Kazakistan Türk’ün Üç Bin Yılı (Çev: Batur, A.), s.14

[53] Yıldırım, Elvin, Andronovo Kültürü, s.196

[54] Klyashtorny, S.G.; Sultanov, T.İ. (2019) Kazakistan Türk’ün Üç Bin Yılı (Çev: Batur, A.)., s.16

[55] Golden, Peter, Türk Halkları Tarihine Giriş, s.56

[56] Beckwith, Christopher, İpek Yolu İmparatorlukları – Bronz Çağı’ndan Bugüne Dünya Tarihinde Avrasya (Çev: Akbaytürk, Sinan). İstanbul: Selenge Yayınları, s.71

[57] Mallory, Hint-Avrupalıların İzinde, s.262

[58] Çoruhlu, Yaşar, Erken Devri Türk Sanatı, s.40

[59] Çoruhlu, Yaşar, Eski Türklerin Kutsal Mezarları Kurganlar, s.80

[60] Yıldırım, Elvin, Andronovo Kültürü, s.236

[61] Ögel, Bahaeddin, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, s.8

[62] Çoruhlu, Yaşar, Eski Türklerin Kutsal Mezarları Kurganlar, s.96; Yıldırım, Elvin, Andronovo Kültürü, s.310

[63] Çoruhlu, Yaşar, Erken Devir Türk Sanatı, s.46

[64] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.135

[65] Ögel, Bahaeddin, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, s.31

[66] Taşağıl, Ahmet, Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları, s.20

[67] Di Cosmo, Nicola, Antik Çin ve Düşmanları s.55

[68] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.173

[69] Nişancı, Hakan, Başlangıçtan Günümüze Kadar Rusya’da Tagar-Taştık Kültürü Çalışmaları. Türk Dünyası Araştırmaları 130 (257), s.264

[70] Naumov, Igor V.; Collins, David N., The History of Siberia, s.23

[71] Bokovenko, N. A., Asian Influence On European Scythia. Ancient Civilizations from Scythia to Siberia, 3(1), s.117-120

[72] Durmuş, İlhami, İskitler, s.60

[73] Çoruhlu, Yaşar, Eski Türklerin Kutsal Mezarları Kurganlar, s.101 ve Türk Mimarisinin Kısa Tarihi, s.29

[74] Gumilev, Lev, Kıpçakların Uzak Ataları Ting-lingler, Avrasyadan Makaleler 1 (Çev: Batur, Ahsen), s.163

[75] Ahincanov, Sercan, Kıpçaklar (Çev: Yıldırım, Kürşat), s.46

[76] Bokovenko, N., The emergence of the Tagar culture. Antiquity, 80(310), s.877

[77] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.179

[78] Topsakal, İlyas, Sibirya Tarihi, s.55

[79] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.180

[80] Vadetskaya, Elga Borisovna, Sibirya Kurganları – Afanasyev, Okunev, Taştık ve Tagar Kültürüne Ait Materyaller (Çev: Bağcı, Atilla), s.55

[81] Çoruhlu, Yaşar, Eski Türklerin Kutsal Mezarları Kurganlar, s.105

[82] Harva, Uno, Altay Panteonu – Mitler, Ritüeller, İnançlar ve Tanrılar (Çev: Suveren, Ömer), s.53

[83] Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi I.Cilt, s.60

[84] Vadetskaya, E. B., & Gavrilenko, L. S., Plaster masks of the Yenisei mummies: Technology and painting. Archaeology, Ethnology and Anthropology of Eurasia, 27(1), s.65

[85] Bokovenko, N., The emergence of the Tagar culture. Antiquity, 80(310), s.875

[86] Hoppel, Mihaly, Avrasya’da Şamanlar, s.25

[87] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.333

[88] İnan, Abdülkadir, Altay’da Pazırık Kazısında Çıkarılan Atların Durumunu Türklerin Defin Törenleri Bakımından Açıklama, Makaleler ve İncelemeler II.Cilt, s.261; Baumer, Cristoph, The History of Central Asia – The Age of the Steppe Warriors, s.186

[89] Ögel, Bahaeddin, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, s.65

[90] İnan, Abdülkadir, Altay’da Pazırık Kazısında Çıkarılan Atların Durumunu Türklerin Defin Törenleri Bakımından Açıklama, Makaleler ve İncelemeler II.Cilt, s.261-268

[91] Çoruhlu, Yaşar, Eski Türklerin Kutsal Mezarları Kurganlar, s.134

[92] Roux, Jean-Paul, Türklerin Tarihi, s.33

[93] Hoppal, Mihaly, Avrasya’da Şamanlar, s.67

[94] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.163

[95] Güneri, Semih, Türk-Altay Kuramı – Arkeolojik Belgeler Işığında Kuzey Asya’da Türklerin Erken Kültür Tarihi, s.776

[96] Roux, Jean-Paul, Orta Asya – Tarih ve Uygarlık, s.94

[97] Baumer, Cristoph, The History of Central Asia – The Age of the Steppe Warriors, s.191

[98] Çoruhlu, Yaşar, Türk Mimarisinin Kısa Tarihi, ve Eski Türklerin Kutsal Mezarları Kurganlar, s.143

[99] Çoruhlu, Yaşar, Eski Türklerin Kutsal Mezarları Kurganlar, s.532

[100] Ligeti, Louis, Bilinmeyen İç Asya, s.337

[101] Çoruhlu, Yaşar, Erken Devir Türk Sanatı, s.52

[102] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.238

[103] Vadetskaya, Elga Borisovna (2007). Painting on Tashtyk burial masks. Archaeology, Ethnology and Anthropology of Eurasia, 29(1), s.46–56.

[104] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.238

[105] Vadetskaya, Elga Borisovna, Sibirya Kurganları – Afanasyev, Okunev, Taştuk ve Tagar Kültürüne Ait Materyaller (Çev: Bağcı, Atilla), s.65

[106] Harva, Uno, Altay Panteonu – Mitler, Ritüeller, İnançlar ve Tanrılar (Çev: Suveren, Ömer), s.236-237

[107] Güneri, Semih, Türk-Altay Kuramı – Arkeolojik Belgeler Işığında Kuzey Asya’da Türklerin Erken Kültür Tarihi, s.848

[108] Baumer, Cristoph, The History of Central Asia – The Age of Steppe Warriors, s.171

[109] Butanayev, Viktor; Butanayeva, İrina, Yenisey Kırgızları, s.40

[110] Taşağıl, Ahmet, Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları, s.94

[111] Osmonov, O.C., İstoriya Kırgızstana s Drevneyşih Vremen do Naşih Dney, s.68-69

[112] Taşağıl, Ahmet, İlk Türkler – Bozkırdan Dünyaya Yayılanlar, s.141

[113] Taşağıl, Ahmet, Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları, s.95

[114] Taşağıl, Ahmet, Gök-Türkler, s.25

[115] Vasary, Istvan, Erken İç Asya’nın Tarihi (Çev: Doğan, İsmail), s.138

[116] Erkoç, Hayrettin İhsan, Yenisey’den Seyhun’a Türkler – Kırgızlar, Türgişler, Karluklar ve Oğuzlar, s.25

[117] Osmonov, O.C., İstoriya Kırgızstana s Drevneyşih Vremen do Naşih Dney, s.105

[118] Vasary, Istvan, Erken İç Asya’nın Tarihi (Çev: Doğan, İsmail), s.138

[119] Kafesoğlu, İbrahim, Türk Milli Kültürü, s.134

[120] Drompp, Michael R., Erken Dönemlerden Moğol İstilasına Yenisey Kırgızları, Türkler (Ed: Güzel, Hasan Celal; Çiçek, Kemal; Koca, Salim) Cilt II, s.400

[121] Drompp, Michael R., Breaking the Orkhon tradition: Kirghiz adherence to the Yenisei Region after AD 840. Journal of the American Oriental Society, s.398

[122] Butanayev, Viktor; Butanayeva, İrina, Yenisey Kırgızları, s.14

[123] Aydın, Erhan, Sibirya’da Türk İzleri – Yenisey Yazıtları, s.38

[124] Ögel, Bahaeddin, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, s.215 Ögel’in ifadesiyle ‘Kopen kurganları, Göktürk çağının Türkçe konuşup Türkçe yazan Kırgızlarının, Türk kültür tarihi bakımından bir hazinesidir’.

[125] Eliade, Mircea, Şamanizm – İlkel Esrime Teknikleri (Çev: Birkan, İsmet), s.610

[126] Roux, Jean-Paul, Türklerin ve Moğolların Eski Dini, s.64

[127] Harva, Uno, Altay Panteonu – Mitler, Ritüeller, İnançlar ve Tanrılar, s.27-29; Esin, Emel, Türk Kozmolojisine Giriş, s.41

[128] Roux, Jean-Paul, Türklerin ve Moğolların Eski Dini, s.109

[129] Hoppal, Mihaly, Avrasya’da Şamanlar (Çev: Bayram, Bülent; Çapraz, H.Şevket Çağatay), s.45

[130] Campbell, Joseph, İlkel Mitoloji – Tanrının Maskeleri (Çev:Emiroğlu, Kudret), s.251

[131] Potapov, Leonid, Shaman’s Drum – A Unique Monument of Spiritual Culture of the Altai Turk Peoples, s.25

[132] Hoppal, Mihaly, Avrasya’da Şamanlar (Çev: Bayram, Bülent; Çapraz, H.Şevket Çağatay), s.23

[133] Çirkin, Sergen, Güney Sibirya Arkeolojisi ve Şamanizm, s.443

[134] Gürcan, Kevser, Kutsal Şaman Elbiseleri, s.87

[135] Tuna, Erhan, Şamanlık ve Oyunculuk, s.26

Coşkun Faik Kavala

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enstitü Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Ersin Dedekoca   - 04-03-2024

2023 ve 2024 Işığında Kırılgan ve Sıkıntıda Bir Türkiye

Bu makalede, 2024 yılı 2023 verileri çerçevesinde Türkiye açısından siyasal, ekonomik, güvenlik, çevre ve uluslararası ilişkiler yönünden irdelenecektir. Türkiye için 2023 yılı, Yargıtay’da bir grup yargıç tarafından başlatılan bir “sivil darbe” ortamından geçtiği; dış politikada “U dönüşlerin” çoğ...