İKLİM KRİZİ, ÇATIŞMA VE GÖÇ


İKLİM KRİZİ, ÇATIŞMA VE GÖÇ

Yazan  03 Kasım 2022

Giriş

İnsanlık, sanayi devriminden itibaren atmosfere, okyanusların ve bitkilerin emebileceklerinden çok daha hızlı ve büyük oranda karbon saldığı için ve bu karbon salımının, modern tüketim kültürünün tüm dünyaya yaygınlaşması nedeniyle son otuz yılda, tarih boyu görülmemiş oranda artmasının sonucu olarak büyük bir iklim kriziyle karşı karşıyadır. Atmosferde, güneşin kızılötesi ışınlarının uzaya geri dönmesini önleyerek ‘sera etkisi’ne yol açan karbondioksit (CO2), metan (CH4), nitröz oksit (N2O) gibi gazların miktarının gün geçtikçe artması dünyanın ortalama sıcaklığını arttırmakta, bu sıcaklık artışı Arktik bölgedeki permafrostun, Kuzey Buz Denizi’nde, Grönland’da, Antarktika’da ve Alpler, Andlar, Pamirler, Himalayalar gibi yüksek dağlarda bulunan buzulların erimesine, buzulların erimesi denizlerin yükselmesine ve atmosferdeki su buharının artmasına ve böylelikle yağış, sel, kasırga gibi hava olaylarının daha sık ve şiddetli yaşanmasına sebep olmaktadır. Diğer yandan küresel ısınma iklim kuşaklarını değiştirerek orta enlemlerde su kaynaklarının kurumasına, susuzluğa ve kuraklığa, bunların sonucunda da gıda krizine sebep olmaktadır. Önümüzdeki yıllarda atmosferdeki karbondioksit oranının 450 ppm’ye ulaşması durumunda, belirtilen bu iklim olaylarının sıklaşması özellikle Akdeniz havzası, Sahraaltı Afrika, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Güney Asya gibi bölgelerde halihazırda var olan demografik sorunların ve etnik/dini/siyasi gerilimlerin daha hızlı bir şekilde iç ve dış çatışmalara dönüşmesine, terörün de büyümesine sebep olacaktır. Bu etkenlerin sonucu olarak 2050’li yıllara doğru tüm dünyada iklim kaynaklı göçlerin benzeri görülmemiş ölçüde artması beklenmektedir.

1. İnsan Etkisi Öncesi İklim Değişiklikleri

Tarih ve tarihçilik, XX. yüzyıla kadar siyasal olayların anlatısı olarak düşünüldüğü için çevresel olayların tarihe etkisi gözardı edilegelmiştir. Halbuki insan canlısı, tüm diğer canlı türleri gibi içinde yaşamakta olduğu yeryüzü biyosferinde gerçekleşen doğa olaylarından etkilenmekte, bu olaylar dolaylı sonuçları aracılığıyla insan topluluklarının sosyal hareketlerini belirlemektedir.

Yeryüzünün oluşumundan itibaren çok sayıda iklim değişikliğinden geçmiş olduğu ve bu değişiklikler canlılığın şekillenmesi ve evriminde önemli rol oynadığı çeşitli araştırmalarca kanıtlanmıştır. Kambriyen dönemde canlı çeşitliliğinde yaşanan patlamanın, ‘Cryogenian/Kartopu Dünya’ adı verilen aşamadan çıkması sonrasında gerçekleştiğine dikkat çekilmiştir (Sakınç, 2012:167). Permiyen dönemin sonunda yaşanan ve tüm canlı türlerinin %95’inin ortadan kalkmasına sebep olan kitlesel tür yok oluşunda volkanik aktiviteler dolayısıyla yaşanan ani iklim değişikliğinin belirleyici rolü bulunmaktadır (s.130). Benzer bir şekilde Kretase kitlesel tür yok oluşunun, yeryüzüne çarpan bir meteor sonucu gerçekleşen ani iklim değişikliği sonucu olduğu düşünülmektedir (Alvarez vd, 1980:1105-1106).

İnsan canlısının evriminde de iklim değişikliğinin önemli rol oynadığı düşünülmektedir (Sagan, 1973:115). Yaygın kabul gören hipoteze göre Buzul Çağı’nın başlarında dünyadaki su kütlesinin önemli bir kısmının buzullara hapsolması atmosferdeki nemi azaltmış, Afrika da dahil olmak üzere tüm dünyada küresel sıcaklıklar düşmüş ve Doğu Afrika’nın Büyük Rift Vadisi’nde bulunan yağmur ormanları seyrelerek yerini uzun otlarla kaplı büyük savanalara bırakmıştır. Ormanların yerini alan bu yeni, bozkır ortamı da iki ayak üzerinde duran, uzun mesafeleri yürüyerek alan primatların evrimine olanak sağlamıştır (Lewin, 2000:14; Wood, 2015:83). Günümüzden 74.000 yıl önce gerçekleşen Toba Yanardağı patlamasının gökyüzünü toz bulutlarıyla kapanmasına ve ortalama sıcaklıkların aniden 5°C düşmesine yol açarak insan nüfusunu çok azalttığı tahmin edilmektedir (Rampino&Self, 1993:1955). MÖ XII. yüzyılda Anadolu’daki Hitit, Yunanistan’daki Miken medeniyetlerini yıkıp, Mısır’a büyük zarar vererek Tunç Çağı’nı sona erdiren Deniz Kavimleri Göçleri’ne de diğer etkenlerin yanı sıra iklim değişikliğinin sebep olduğu düşünülmektedir (Cline, 2018:175; Aydıngün 2014:165) Tarih çağlarında ise, Roma Optimumu adı verilen, küresel sıcaklıktaki artışın gerek Roma, gerek Çin uygarlıklarında refah dönemlerinin yaşanmasına sebep olduğu (Lieberman, 2018:90-97); bunun ardından yaşanan küresel soğumanın hem Çin’e hem Roma’ya bozkır ve orman halklarının kitlesel göçüne sebep olduğu düşünülmektedir. Benzer bir şekilde, Ortaçağ Sıcak Dönemi adı verilen küresel ısınma döneminin nüfus artışına sebep olarak Viking, Norman, Berberi ve Oğuz göçlerine sebep olduğu tartışılmaktadır. XVI. ve XVII. yüzyılllarda yaşanan Küçük Buzul Çağı’nın, İngiltere’de devrim, Avrupa’da Otuz Yıl Savaşları, Rusya’da Çin’de Ming-Mançu hanedan değişimi, Osmanlı Devleti’nde Celali İsyanları gibi sosyal ve siyasi çatışmalarla dolu XVII. yüzyıl Krizi’ne yol açtığı tartışılmaktadır (Gerste, 2017:76-79; White, 2020:305-307). Fransız Devrimi gibi modern çağın başlangıcındaki bir siyasi olayın bile arka planında, XVIII. yüzyıl boyunca yaşanmış soğuk hava dalgalarının ve ekinlere zarar veren şiddetli yağışların sebep olduğu kıtlık olduğu savunulmaktadır (Fagan, 2021:247).

2. İnsan Kaynaklı İklim Değişikliği

Yukarıda belirtilen tarihi olaylar doğal iklim değişiklikleriyle ilişkilidir. XVIII. yy sonunda başlayan Sanayi Devrimi sonrasında ise güneş patlamaları ya da volkanik aktiviteler gibi doğal sebeplerle yaşanan iklim değişikliklerine, insan kaynaklı (Antropojenik) iklim değişikliği eklenmiştir. Özellikle sanayileşmenin Avrupa ve ABD dışında da hızlandığı, Avrupa ve ABD’de ise tüketim kültürünün ortaya çıktığı 1950’li ve 1960’lı yıllardan itibaren atmosfere salınan sera gazlarının miktarı her geçen yıl artmıştır. Karbon emisyonu içinde bulunduğumuz dönemde tarihte eşi görülmemiş ölçüdedir. O kadar ki, Sanayi Devrimi’nin başlangıcından bugüne kadar fosil yakıtların yakılmasıyla atmosfere bırakılan karbonun yarıdan fazlası geçtiğimiz otuz yıl içinde salınmıştır (Kurnaz, 2019:120; Wallace-Wells, 2020:4).

Güneşin yeryüzünden yansıyarak uzaya geri dönen kızılötesi ışınlarını emerek sera etkisine sebep olduğu için sera gazları adı verilen bu gazlardan karbondioksit oranının artış hızı, kürsel ısınmanın hızını da belirler. Havadaki karbondioksit molekülü miktarı, ‘ppm – milyon tanede bir’ şeklinde ifade edilir ve havadan rastgele bir milyon molekül alındığı takdirde bunun kaç tanesinin karbondioksit olduğunu gösterir. Sanayi Devrimi öncesinde 280 ppm, Charles Keeling’in 1958’de Mauna Kea Araştırma Merkezi’nde ilk bilimsel ölçüm yapıldığında 315 ppm olan atmosferdeki karbondioksit oranı, 2000’li yıllardan itibaren hızlanarak artmıştır. 1980 ve 1990’larda 1,5-1,6 ppm olan yıllık artış oranı 2010-2020 arasında yıllık 3,5 ppm’ye ulaşmıştır. Eşik olarak kabul edilen 400 ppm’ye 2013’te ulaşılmış (Showstack 2013) ve bu tarihten itibaren her yıl artarak sürmüştür. Karbondioksit oranı bu ivme nedeniyle 2022 itibariyle 420 ppm’yi geçmiş durumdadır . Yıllık 3,5 ppm’lik artışın aynı şekilde sürmesi halinde iklim değişikliği açısından çok önemli (ve çoğu uzmana göre çok tehlikeli) bir eşik olan 450 ppm’ye 2029 yılında varılacağı öngörülmektedir.

Şekil 1: Hawaii’deki Mauna Kea Gözlemevi’nde yapılan ölçümlere göre, 1958’den bugüne kadar artan karbondioksit oranı. Kaynak:  https://www.noaa.gov/news-release/carbon-dioxide-now-more-than-50-higher-than-pre-industrial-levels

İlk bakışta, milyon molekül içindeki miktarına bakılarak az gibi görünebilecek atmosferdeki karbondioksit oranının artmasının çok önemli etkileri vardır. Oksijen ve azot gibi gazlar hafif oldukları için kızılötesi ışınları ememekte, karbondioksit ve metan ise bunları emerek atmosferden uzaya çıkmalarına engel olmaktadır. Bu sayede atmosferde biriken kızılötesi ışınlar bir bütün olarak yeryüzü sıcaklığını arttırmaktadır (Nordhaus, 2020:55). Sıcaklığın artması, yeryüzünde yaşamı mümkün kılmıştır. Sera gazlarının koruyucu etkisi olmaması durumunda Dünya’daki ortalama sıcaklığın -18°C olabileceği tespit edilmiştir. Suyun donma noktasının bu kadar altındaki bir sıcaklık değeri, yaşamın oluşması için elverişli değildir. -18°C ile bugün dünyanın ortalama sıcaklığı olan +15°C arasındaki 33°C’lik fark atmosferdeki sera gazlarının etkisidir (Rahmstorf&Schnellnhuber, 2020:36). Nitekim Mars atmosferi çok ince olduğu için, %96 oranda karbondioksitten oluşmasına rağmen kızılötesi ışınları tutamamaktadır ve Mars’ta ortalama sıcaklık yaklaşık -60°C’dir (Sunay, 2019:108).

2015’te Paris’te toplanan dünya devletleri, sanayi devrimi sonrası küresel sıcaklık artışını mümkünse 1,5 seviyesinde, değilse en fazla 2°C’de tutmak için anlaşmaya varmışlardır (Bozoğlu, 2019:75). 2°C’lik bir sıcaklık artışı, günlük, gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkı gibi algılandığında önemsiz bir artış gibi görünebilir, ancak kast edilen, dünyanın +15°C olan ortalama sıcaklığının üzerine eklenecek olan bir artış, dolayısıyla olağandan sapmadır ve büyük bir rakamdır. Ayrıca bahsedilen sıcaklığın ortalama olduğu, artışın her yerde aynı şekilde olmayacağı, kutuplarda sıcaklık artışının daha yüksek olacağı hatırlanmalıdır. Sözgelimi Ekvator bölgesinde sıcaklık artışı 3,5 olduğunda kutuplarda 7 olacaktır (Demirsoy, 2022:114). Son Buzul Çağı’nda dünya ortalama sıcaklığının bugünkünden 5°C daha soğuk olduğu hatırlanmalıdır (Rahmstorf&Schellnhuber, 2020:58). Sadece sadece 5°C’lik sıcaklık farkında buzullar Orta Avrupa’ya kadar inmiştir. Benzer bir şekilde, ‘uzun süren bir yaz’ ve ‘sauna iklimi’ adlarıyla anılan (Ward, 2014:53) 145-65 milyon yıl önceki Kretase döneminde ortalama sıcaklığın bugünkünden 4,5-5°C daha yüksek olduğu bilinmektedir (Nordt vd, 2003:7). Ortalama sıcaklıklarda 2100 yılına kadar gerçekleşecek 4°C’lik bir artış, dünyanın benzeri görülmedik bir hızla Kretase dönemi koşullarına geri dönmesine sebep olabilir. Gerçi dünyada sıcaklık artış ve azalışları, buzul çağları ve sıcak dönemler hep yaşanmış ancak Kretase-Tersiyer geçişindeki meteor çarpması gibi felaketler haricinde bu geçiş -insanın ortalama yaşam süresiyle kıyaslandığında- yavaş gerçekleşmiştir. İnsan kaynaklı iklim değişikliğindeki temel sorun, atmosferdeki karbondioksit oranındaki değişimin, doğal değişimden 70.000 kat hızlı gerçekleşmesidir (Kurnaz, 2019:124). Benzeri ancak Permiyen-Triyas ya da Kretase-Tersiyer yok oluşları sürecinde bulunabilecek bu hızda bir küresel ısınma, bu seviyede ısınmış bir ortama göre evrimleşmiş olmayan insan başta olmak üzere tüm canlı türleri için büyük bir felakete, pek çok canlı türünün de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına sebep olabilir. Nitekim bazı araştırmacılar şimdiden ‘Altıncı Yok Oluş’ adını vermeye başlamışlardır (Kolbert, 2022:17).

Çeşitli sebeplerle iklim değişikliğinin gerçekleşip gerçekleşmediği, ya da bu değişikliğin insan kaynaklı olup olmadığı hakkında şüphe taşıyan insanlar vardır. Ortaya konan bütün veriler, enerji üretimi, gıda üretimi, ulaştırma gibi sebeplerle insanların atmosfere yaydıkları sera gazları nedeniyle gerçekleştiğini şüphe vermeyecek şekilde göstermektedir. Küresel iklim değişikliğinin en çok zarar vereceği bölgelerin şunlar olacağı tahmin edilmektedir (Hugo 2011:30):

  • Su baskınları ve sıklaşan kasırgalar ile deniz sularının yükselmesi nedeniyle zarar görmesi beklenen sahil bölgeleri (McGranahan 2007),
  • Su vadileri ve nehir deltaları (Erickson 2006),
  • Mercan resifleri ve Hint ve Büyük Okyanuslardaki ada devletleri (Barnett&Adger 2003)
  • Deniz etkisinden uzak oldukları için km2’ye düşen yağış miktarının az olduğu, bu nedenle kuraklıkların sık yaşandığı iç bölgeler. 

3.İnsan Kaynaklı İklim Değişikliğinin Sonuçları

3.1.Buzulların Erimesi

Atmosfer sıcaklığının artması, şu an gözlenebilen pek çok etkiye yol açmaktadır. Bunlardan birincisi buzulların erimesidir. Kretase döneminde tektonik levha hareketleriyle kıtaların kuzeye ve güneye kaymaları, Antarktika’nın da tam Güney Kutbu bölgesine yerleşmesi nedeniyle (karalar denizlerden daha hızlı soğudukları için) Geç Senozoik dönemin başlangıcından itibaren küresel çapta soğumayı kolaylaştırmıştır. Antarktika bir bütün olarak buzullarla kaplanmış, Kuzey kutbu çevresinde denizin üstü buz sahanlığıyla kaplanmış ve Buzul Çağları’nda bu buzullar Orta Avrupa’ya kadar inmiştir (Lutgens vd, 2014:281-283).

Dünya üzerindeki suyun bir kısmının bu şekilde donmasıyla su, buzullar içinde hapsolmuş ve hem okyanustaki su, hem de atmosferdeki su buharı miktarı azalmıştır. Son Buzul Çağı’nda (Last Glacial Maximum) buzullaşmanın en yoğun olduğu 26.000-19.000 yıl öncesi dönemde sırasında deniz seviyesinin bugünkünden 120-135 metre daha alçak olduğu düşünülmektedir (Clark&Mix 2002). Bu dönem boyunca yağışların şiddeti de bugünküne göre daha azdır.

İnsan kaynaklı küresel iklim değişikliği, atmosferdeki ortalama sıcaklığın yükselmesi nedeniyle bu süreç tersine işlemekte, buzullar erimekte, bunun doğal sonucu olarak deniz suyu seviyesi artmakta ve atmosferdeki su buharı miktarı arttığı için yağışlar daha şiddetli gerçekleşmektedir. Uydu gözlemlerinden elde edilen verilere göre dünya, 1994’le 2017 arasındaki 23 yılda 28 trilyon ton buz kaybetmiştir (Slater vd 2021). Bunların bölgelere göre dağılımı şu şekildedir:

  • Kuzey Buz Denizi – 7,6 trilyon ton.
  • Antarktika Buz Sahanlığı – 6,5 trilyon ton.
  • Dağ buzulları – 6,1 trilyon ton.
  • Grönland buz örtüsü – 3,8 trilyon ton.
  • Antarktika buz örtüsü – 2,5 trilyon ton.
  • Güney yarıküre okyanuslarındaki diğer buzlar – 0,9 trilyon ton.

Yukarıda belirtilen bu buz kaybının %58’i kuzey, %42’si güney yarıkürede gerçekleşmiştir. Aynı araştırmaya göre buz kaybı 1990’lardan beri hızlanarak artma eğilimindedir. 1990’larda yıllık 0,8 trilyon tondan (2017 itibariyle) yılda 1,2 trilyon tona ulaşmış; dolayısıyla %57 artmış durumdadır.

Görüldüğü gibi kuzey yarıküre buzullarında erime daha hızlı gerçekleşmektedir. Bu bölgede bulunan Arktik Okyanusu (‘Kuzey Buz Denizi’ şeklindeki diğer adlandırmadan da anlaşılabileceği) gibi güney kutup bölgesinden farklı olarak ortalama üç metre kalınlığındaki deniz buzullarıyla kaplıdır. Arktik Okyanusu’nun 2040 yazı itibariyle tamamen erimiş olacağı tahmininde bulunulmuştur (Holland vd 2006). Bu buz örtüsünün erimesinin küresel ısınmayı hızlandıracağı tahmin edilmektedir. Beyaz renk, güneş ışığını daha çok yansıttığı için buz örtüsünün albedosu yüksektir ve bu nedenle geniş alanları kaplayan buz örtüleri küresel sıcaklıkların düşmesini sağlar (Ward, 2014:140). Nitekim Buzul Çağları boyunca, daha çok kuzey yarıkürede birikmiş buzulların albedo etkisiyle güneş ışınlarını geri yansıtmaları sıcaklıkları daha da düşürerek katalizör etkisi yapmış, sıcaklık düştükçe buzullar çevreye doğru yayılmış, buzul kaplı alan arttıkça albedo etkisi de artarak hava daha da soğumuştur (Clark&Mix 2002). Ancak şimdi bu durumun tam tersi yaşanmaktadır (Hengeveld, 2019:213). Buzun erimesi sonrasında ortaya çıkacak koyu renkli okyanus suları güneş ışınlarını daha çok emecek ve ısınmayı hızlandıracaktır. Sonuç olarak kuzey yarıkürenin kuzey enlemleri dünyanın geri kalanından daha hızlı ısınacaktır (Kurnaz, 2019:108).

Kutup bölgeleri dünyanın orta enlemli ve tropik bölgelerine göre daha fazla ısındığı için atmosferdeki karbondioksit oranı 450 ppm’ye ulaştığında, yaklaşık 2,2 milyon km2’lik bir alanı kaplayan Grönland buzullarının erimesini durdurmanın mümkün olmayacağı düşünülmektedir. Bu seviyeye ulaşıldığında, dünyada karbon dışı enerji kaynaklarına geçilmiş olsa bile Grönland’da yağan karın buza dönüşemeyeceği, bu nedenle buz erimesinin süreceği tahmin edilmektedir (Ward, 2014:153).

Buzul erimelerinin başlıca sonucu, deniz seviyesinde yükselmedir. Tüm buzulların erimesi durumunda denizler yaklaşık 70 metre kadar yükselecektir (Alley vd 2005). Sadece Grönland buzullarının erimesinin dünya denizlerini 7 metre kadar yükselteceği tahmin edilmektedir (Morlighem vd 2017). Bu yükselme bir bakıma başlamış durumdadır. Suyun yarım metre yükselmesi bile Büyük Okyanus (Kiribati, Tuvalu vs) ve Hint Okyanusu’ndaki (Maldivler) mercan resifleri üzerine kurulmuş ada devletlerini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacaktır (Woodroffe, 2008:94). Topraklarının önemli kısımları nehir delta ve havzalarından oluşan, Mısır, Irak, Pakistan ve Bangladeş gibi kalabalık nüfuslu ülkelerin durumu özellikle risk taşımaktadır. Bu ülkeler arasında, tamamıyla Ganj ve Brahmaputra nehirlerinin deltası üzerindeki yalnızca 148,460 km² yüzölçümündeki topraklarında dünyanın en yoğun nüfusunu (Km2’ye 1000 kişiden fazla, 166 milyon) barındıran Bangladeş’in 2050 yılına kadar deniz sularının yükselmesinden etkilenmesi beklenmektedir (Ward 2014:174). Tahminlere göre 20 cm’lik bir yükselme, 10 milyon Bangladeşlinin göç etmesine yol açacaktır (Kaplan 2008).

Şekil 2: Bangladeş’te 10 metrenin altında rakıma sahip topraklarda yaşayanlar, ülke nüfusunun yarıdan fazlasını oluşturuyor. Deniz sularında yükselme ya da büyük sel ve fırtınaların önümüzdeki yıllarda milyonlarca Banladeşliyi yerinden etmesi bekleniyor. Kaynak: Columbia Üniversitesi

Okyanus sularını yükseltecek olan tek gelişme, buzul erimesi değildir. Isınan su genleşir, genleşen cismin hacmi artar. Okyanuslar ısınmaktadır. Ve bu ısınmanın, kasırga ve fırtınaların şiddet ve sıklığını arttırdığı tespit edilmiştir (Kossin vd 2020). Bu verilerin ışığında, özellikle karbondioksit oranının 450 ppm’yi geçeceği öngörülen önümüzdeki on yılda ve sonrasında, okyanus sularının ısınması nedeniyle şiddeti artacak olan kasırgalar sonrası dünya çapında milyonlarca insanın yaşadıkları topraklardan ayrılmak zorunda kalması beklenebilir.

Küresel ısınma nedeniyle sadece kutup bölgelerindeki buzullar değil, dağ buzulları da erimektedir. Özellikle Asya kıtasının büyük ırmakları, Çin’de Sarı Irmak ve Uzun Irmak, Hindistan’da Ganj, Pakistan’da İndus, Türkistan’da Seyhun ve Ceyhun ırmakları kaynaklarını Asya’nın ortasındaki büyük Himalaya-Kunlun-Pamir-Hindikuş-Tanrı dağ sisteminden almaktadır. Yapılan araştırmalara göre Himalaya buzul örtüsü 1970’lerde 13,363 km2 yer kaplarken 2000’li yılların başında yüzölçümü 12,130 km2’ye düşmüş, diğer deyişle 2010 yılına kadar buz kütlesinin yaklaşık %9’u erimiştir (Yao vd, 2012:663). 2003-2009 arasındaki erimeyi ele alan bir çalışmaya göre, bu yıllar arasında Himalaya buzullarının buz kaybı, aynı yıllarda Grönland ve Antarktika buzullarının buz kaybına yaklaşık olarak eşittir (Gardner vd, 2013:857). Karbon salımı ve küresel sıcaklık artışı nedeniyle erimenin bu hızla devam ettiği takdirde Himalaya buzullarını nasıl bir gelecek beklediğiyle ilgili tahminler muhteliftir. Buzulların 2050’li yıllara kadar tümüyle eriyeceği tahmin eden bilim insanları olduğu gibi (Demirsoy, 2022:152) bu yüzyıl içinde erimeyeceğini düşünen bilim insanları da vardır (Cogley vd, 2010:522; Kargel vd, 2011:14709). Ancak her halükarda, eriyen buzullar, suların nehirler aracılığıyla taşındıkları ülkelerde sellere neden olmaktadır (Van der Schrier, 2018:205). 2010 ve 2011 yıllarında yaşanan sel felaketleri sonucu milyonlarca insanın evsiz kaldığı Pakistan, sellerin sıklaşmasıyla en çok etkilenecek ülkelerin başında gelmektedir (Khan&Salman 2012). Pakistan 2022 yazında da 1700 kişinin hayatını kaybettiği, 5,5 milyon hektar tarım alanının, 850.000 evin, toplamda 30,492 km2’lik bir alanın (yaklaşık olarak Belçika büyüklüğünde) sular altında kaldığı çok büyük bir sel felaketi yaşamıştır (Roth vd 2022).

Şekil 3: Zahid Hussein tarafından 29 Ağustos 2022 günü çekilmiş bir resimde, Pakistan’ın güneybatısındaki Belucistan bölgesinin Sohbat Pur şehrinin tamamen sular altında kaldığını görüyoruz. Kaynak: https://thediplomat.com/2022/10/the-anatomy-of-pakistans-2022-floods/

3.2.Arktik Permafrostun Erimesi

Ortalama sıcaklıkların yükselmesi nedeniyle kuzey yarıkürede (Sibirya, Kanada, Alaska, Moğolistan) büyük alanları kaplayan permafrost (donmuş toprak) tabakasının da erimeye başladığı tespit edilmiştir. Permafrost erimesinin, buzul erimesinden farklı olarak, atmosfere daha çok karbondioksit ve metan salınmasına sebep olduğu tespit edilmiştir (Knoblauch vd 2018). Bu durumun sebebi toprağın içinde donmuş halde bulunan organik maddenin erimeyle birlikte çürümesidir. Küresel ısınmanın yaşanmadığı koşullarda, arktik bölgede hakim olan düşük sıcaklıklar, ölen bitkilerin tamamen çürümesini engeller. Bunun sonucu olarak, binlerce yıl boyunca büyük miktarda organik madde donmuş topraklarda depolanmaktadır. Permafrost bir bakıma ölü bitkiler için buzdolabı işlevi görmektedir. Permafrostun çözülmesi, binlerce yıl boyunca donmuş olan organik maddenin buzdolabı etkisinden çıkarak çürümesine yol açmakta, bu çürüme de atmosfere karbondioksit ve metan salımına sebep olmaktadır (Lutgens vd, 2014:519). Metan, karbondioksitten 28 kat daha etkili bir sera gazı olduğu (Kurnaz, 2019:156) ve tüm permafrostlarda atmosferin içerdiğinden ¼ oranında daha fazla, 1000 gigaton karbon depolandığı için (Demirsoy, 2022:100) bilim insanları permafrost erimesinin küresel ısınmayı dönüşü mümkün olmayan bir noktaya getireceğinden endişelenmektedirler.

Şekil 4: (Alaska’nın kuzeyindeki) Barrow’da bulunan laboratuvardan elde edilen verilere göre Arktik bölgede metan salımını gösteren tablo. Görüldüğü gibi permafrost erimesi nedeniyle atmosfere metan salımı gittikçe yükselen bir ivmeyle artmaktadır. Kaynak: https://gml.noaa.gov/dv/iadv/graph.php?code=BRW&program=ccgg&type=ts)

3.3.Kuraklık, Su Krizi, Çölleşme ve Çatışma

İklim krizinin çok önemli sonuçlarından bir diğeri de orta enlemlerde ve denizel etkiden uzak bölgelerde artması beklenen kuraklık ve çölleşmedir (Dai 2010). Bu durumdan etkilenecek bölgelerin başında Akdeniz havzası, İran ve Orta Asya gelmektedir. Akdeniz havzasında küresel iklim değişikliği nedeniyle yaşanan sıcaklık artışının dünya ortalamasının üzerinde olduğu belirlenmiştir (Giannakopoulos vd 2009). Karbon salımının azalmayacağı varsayılan en olumsuz gelecek projeksiyonlarında, 2070-2100 yılları arasında Akdeniz havzasında sıcaklık artışının 6,5°C’ye kadar varabileceği tahmin edilmektedir (Öztürk vd, 2015:4281) Kaldı ki bu aşamaya gelinmeden, küresel sıcaklıktaki artışın 2°C’ye varması durumunda bölgede yaz haricinde şiddetli sağanak yağışların %10 oranında artacağı, yaz yağışlarınınsa %10-15 oranında azalacağı, bu oranın Portekiz ve Türkiye’de %30’u bulacağı; tatlı su kaynaklarının %2-15 oranında azalacağı öngörülmektedir (Cramer vd, 2018:972). Halihazırda tüm havzada nehir suları azalmaya, çok sayıda göl de kurumaya başlamıştır. Beyşehir Gölü’nün 2040 yılı itibariyle tamamen kuruyacağı tahmin edilmektedir (Bucak vd 2017).

Akdeniz’in kuzeyinde iklim krizinden en erken etkilenecek ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İspanya iken, Akdeniz’in hemen güneyindeki Kuzey Afrika’da durum daha kritik görünmektedir. Bölgede 2050 yılına gelindiğinde ortalama sıcaklıkların 2-3°C artacağı, yağışların da %10-20 oranında azalacağı, kuraklıkların daha sık yaşanacağı öngörülmektedir (Schilling vd 2012).

Fas, Cezayir, Tunus, Libya ve Mısır’dan oluşan Kuzey Afrika ülkelerindeki hızlı nüfus artışı da düşünüldüğünde iklim krizi nedeniyle yaşanacak susuzluk ve kuraklığın toplumsal patlamalara ve çatışmalara sebep olacağı tahmin edilebilir. Nitekim 2011 yılında Muhammed Buazizi adında Tunuslu bir gencin kendini yakmasıyla başlayan Arap Baharı olaylarının iklim krizinin sonucu olarak gören değerlendirmeler yapılmıştır. Buna göre 2010 ilkbahar-yaz aylarında gerçekleşen bir dizi olay, Kanada’da aşırı yağışların ekinlere zarar vermesi, Rusya, Ukrayna ve Kazakistan’daki kuraklık ve son olarak tüm Rusya çapındaki orman yangınları dünya tahıl üretiminde rekor düşüşe yol açmış; bunun üzerine Rusya tahıl ihracatını kısıtlamış ve bu durum tahıl ithalatlarının önemli bir kısmını Rusya ve Ukrayna’dan gerçekleştiren Kuzey Afrika ülkelerinde fiyatlarda artışa sebep olmuştur. Bu ani artışın, bu ülkelerdeki demografik dengesizlik ve otoriter rejimler gibi diğer sebeplerle birleşerek ayaklanmalara yol açtığı savunulmuştur (Johnstone&Mazo, 2011:13).

Sahra Çölü’nün hemen güneyinde, Atlas Okyanusu’ndan Hint Okyanusu’na kadar uzanan bir kuşak olan Sahel bölgesi de iklim değişikliği kaynaklı kuraklıktan ağır etkilenmektedir. Bölge 1960’lı yıllardan itibaren yağışlarda azalma gerçekleşmiş ve milyonlarca insanı göçe zorlayan bir megakuraklık yaşanmıştır (Giannini vd, 2008:119). Kuraklık 1980’li yıllardan itibaren artan yağışlarla ortadan kalksa da küresel iklim değişikliği nedeniyle tekrar ortaya çıkmıştır. İlerleyen yıllarda iklim değişikliğinin Sahel bölgesine etkileri hakkında tahminler çeşitlidir. Muson yağmurlarının Batı Afrika’nın güney kıyılarına taşınacağını, bu sayede Nijer ve Çad gibi ülkelerde yağış miktarının artıp çölleşmenin duracağını öne süren çalışmalar vardır (Ward, 2014:73). Diğer yandan kuraklığın artacağını gözlemleyen çalışmalar da bulunmaktadır. Sonuncu tespiti yapan bilim insanlarına göre bölge, ‘1600 yıldır eşi görülmemiş bir kuraklık tehlikesiyle’ karşı karşıyadır (Carre vd 2018). Üstelik bölgede nüfus artış hızı dünya ortalamasının üstündedir. Sözgelimi %3,8 nüfus artış hızıyla nüfusu en hızlı artan ülkesi olan Nijer’de kadın başına 7 çocuk düşmekte ve, nüfus artış hızının yakın bir dönemde azalacağı da beklenmemektedir (Goujon 2020). Bu nedenle gelecek 20-50 yıl içinde Sahel bölgesinde su paylaşımı nedeniyle çıkacak iç çatışmaların ve bölgeden dış ülkelere yönelik göçlerin yaşanması beklenmektedir (Raleigh 2010:79). Geçmişteki deneyimlerden yola çıkılarak yapılan gelecek projeksiyonlarında, bütün olarak Sahraaltı Afrika’da 2030 yılı itibariyle iklim değişikliği kaynaklı silahlı çatışmaların %54 oranında artacağı, bu çatışmalarda yaklaşık 393.000 kişinin hayatını kaybedeceği şeklinde tahminler yapılmaktadır (Burke vd 2009).

Su kaynakları açısından fakir olan Orta Asya’da da ilerleyen yıllarda kuraklığın artması beklenmektedir. Özellikle Altay, Pamir ve Tanrı Dağları’nda bulunan buzulların erimesi, kaynağını bu dağlardan alan Seyhun, Ceyhun, Çu, Zerafşan gibi ırmakların su seviyelerinde azalmaya yol açacaktır (Glantz 2005:). Özellikle Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’ın batı bölgelerinde, Aral Gölü’nün Sovyetlerin tarım politikaları nedeniyle kurumuş olmasının da etkisiyle kuraklığın artacağı, pamuk tarımının olumsuz etkileneceği ve çölleşmenin hızlanacağı tahmin edilmektedir (Lioubimtseva&Henebry, 2009:975). Özbekistan’ın Karakalpakistan bölgesi, iklim krizinden en erken etkilenecek bölge olarak öne çıkmaktadır (Hakimov vd, 2007:78). Her iki topluluk da Türk kökenli olmasına rağmen yaşanacak iklim krizi, susuzluk, kuraklık ve gıda krizinin Karakalpak ve Özbek Türkleri arasındaki gerilimleri artırması beklenebilir. Orta Asya’yı besleyen su kaynaklarının doğduğu Tanrı ve Pamir dağları bölgesindeki Kırgızistan ve Tacikistan arasında, SSCB döneminde çizilmiş sınırlardan ve su kaynaklarının paylaşım mücadelesinden kaynaklanan ihtilafların da canlanması ya da büyümesi muhtemel görünmektedir.

Kuraklığın artmasıyla Türkiye’yi etkilemesi beklenen bölgelerden bir diğeri de İran’dır. Bugünkü İran topraklarının önemli bir kısmı tarih boyunca çorak ve kurak kalmış, ciddi kuraklıklar ve kıtlıklarla karşılaşmış, bu nedenle sular dağlardan karız adı verilen yeraltı kanallarıyla taşınmış, İran bahçeleri bu kanallarla oluşturulmuş ve şehirlerde sıcak hava dalgalarına karşı bir tür klima olarak düşünülebilecek rüzgar kuleleri (badgirler) inşa edilmiştir.  İran’da 1900-1980 arası gerçekleşen kuraklık, sel, fırtına, yer çökmesi gibi afetlerin sayısı 100’ün altındayken 2000-2019 arasında 400’ün üzerinde gerçekleşmiştir (Tourani vd, 2022:108). Bu durum sıcaklık artışıyla ilgilidir ve İran’ın yakın gelecekte daha yüksek sıcaklıkların yaşanacağı bir iklime geçmesi beklenmektedir. 2030 yılına kadar İran’da ortalama sıcaklıkların 2,6°C artması ve yağışların %35 azalması beklenmektedir (Tourani vd, 2022:108).

İran topraklarının nispeten yüksek bir plato (ortalama rakım: 900m) üzerinde bulunması, aynı enlemdeki çevre ülkelerle kıyaslandığında bir avantaj olarak görülebilir. Basra Körfezi’nin batı kıyısında kırılganlığın daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Arabistan yarımadasında bulunan ülkelerde, küresel sıcaklıktaki 2°C’lik artış sonucu özellikle yaz mevsimlerinde 45°C’lik maksimum sıcaklıkların 60°C’lere kadar varabileceği, bu durumun hipertermi (sıcak çarpması) sonucu kitlesel ölümlere yol açarak başta Hac gibi ibadetlerin düzenlenmesini, ilerleyen yıllarda da bölgedeki insan yaşam ve faaliyetlerini imkansız hale getireceği tahmin edilmektedir (Pal&Eltahir, 2015:198).

Türkiye’nin çevresindeki bölgelerden Kuzey Afrika, Sahel, İran ve Hint altkıtası dünyada çeşitli sebeplerle iklim krizinden en çok etkilenecek bölgeler arasında yer almaktadır. Çoğunlukla İslam ülkelerinin yer aldığı bu geniş coğrafyada iklim krizinden en çok etkilenecek ülkeler arasında Nijer, Fas, Mısır, Pakistan ve Bangladeş gibi yoğun nüfuslu ya da nüfus artış hızı son derece yüksek olduğu için, kuraklık, susuzluk, sel felaketi gibi iklim krizinin sonucu olarak gerçekleşebilecek doğal olayların tetikleyeceği iç çatışmalar şaşırtıcı olmayacaktır.

İklim krizinin sebep olduğu kuraklık, susuzluk, kıtlık gibi olayların belli bir coğrafyada halihazırda var olan etnik, mezhepsel, sosyal, siyasi sorunları derinleştirerek çatışmalara yol açtığı, terörizmin ve terörist grupların büyümesi için elverişli bir ortam oluşturduğu tespit edilmiştir (Asaka, 2021:90). Nitekim, sebep olduğu sığınmacı krizi ile ülkemizi uzun süredir etkilemekte olan Suriye İç Savaşı’na da, diğer siyasi sebeplerin yanısıra Draa Vadisi’nde yaşanan kuraklığın sebep olduğu kabul edilmektedir (Gleick 2014). Nijerya’nın kuzeydoğusunda, Çad Gölü bölgesinde iklim krizine bağlı olarak yaşanan kuraklığın Boko Haram terör örgütünün güçlenmesi için elverişli bir ortam sağlaması üzerine çok sayıda çalışma yapılmıştır (Onyia 2015; Ashafa 2018; Vivikananda 2018).

Myers (2002), deniz seviyesindeki yükselmenin Bangladeş’te 26 milyon, Mısır’da 12 milyon, Çin’de 73 milyon, Hindistan’da 20 milyon, toplamda 162 milyon insanın yer değiştirmesine sebep olabileceğini öngörmüştü (s.611). Bugün İklim değişikliği nedeniyle oluşacak göç dalgalarının, bu sığınmacılara evsahipliği yapacak ülkelerin imkanlarını zorlayabileceğini, birdenbire evsiz kalmış, yerleştiği ülkenin kültürüne de yabancı olan yığınların pek çok etnik gerilime yol açıp milli kimliği tehdit ederek siyasi çatışmalara yol açtığı tartışılmaktadır (Myers, 2002:611, Wallace-Wells, 2020:139). Nitekim bu tahmin gerçekleşmiştir. İklim krizi ve demografik baskı, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Güney Asya’da çatışmaları kolaylaştırarak milyonlarca insanın sığınmacı konumuna düşerek Avrupa’ya doğru büyük göç dalgalarına sebep olmuş, Avrupa hedefiyle göç eden milyonlarca sığınmacının önemli bir kısmı Türkiye’de kalarak milyonlarca insan stratejik bir göç mühendisliğinin nesnesi haline gelmiştir (Özdağ, 2020:45).

İklim değişikliği nedeniyle yaşanacak tek çatışma kaynağının, kuraklık ve susuzluk gibi etkenlerin tetikleyeceği iç çatışmalar olduğunu düşünmemek gerekir. Öncelikle buzulların erimesi sonrası ortaya çıkacak yeni yeraltı zenginliklerinin anlaşmazlık konusu olması beklenmektedir. Kuzey kutup bölgesinin dünyanın keşfedilmemiş doğal gaz kaynaklarının %30’unu ve petrol kaynaklarının %15’ini barındırdığı düşünülmektedir (Dixon, 2021:298). Bölgede ABD ve Rusya’nın çelişen çıkarları nedeniyle çatışma çıkma riski tartışılmaktadır (Howard, 2009:159; Wallace-Wells, 2020:137). Danimarka Krallığı’nın bir parçası olduğu halde, üzerinde ABD’nin Thule üssü bulunan Grönland topraklarının da sahip olduğu zengin petrol, çinko, kurşun ve alüminyum rezervleri nedeniyle önem kazanacağı ve uluslararası çatışmaya sebep olacağı tahmin edilmektedir (Ward, 2014:149). Dolayısıyla ilerleyen yıllarda iklim krizi sonucu ortaya çıkacak yeni rezervlerin mülkiyeti üzerine dünyanın önde gelen siyasi-askeri güçleri arasında yaşanacak ve krizlere sebep olacak bir karşılaşma yaşanma ihtimali yüksektir.

Sonuç

  1. Dünya, 1980’lerden itibaren sanayileşmenin ve tüketim kültürünün tüm dünyaya yayılması, nüfusun artması gibi sebeplerle sadece küresel ısınma değil, topyekün bir iklim değişikliği ile karşı karşıyadır. Atmosfere salınan toplam karbonun %50’si son otuz yıl içinde salınmış olup, dünya ülkeleri 2015’te kabul ettikleri Paris Sözleşmesi’yle bu durumu değiştirmek ve sıcaklık artışını 1,5°C’de tutmak için işbirliği yapmış olmalarına rağmen salımlar artarak sürmektedir.
  2. İklim değişikliği nedeniyle sel, orman yangınları, kuraklık, sıcak hava dalgaları gibi felaketlerin geçmiş yıllara oranla daha sık gerçekleşmesi, deniz seviyesinde yükselme beklenmektedir. Bu olayların sıklaşmasının, özellikle kuraklık ve dağ buzullarının erimesi sonucu su kaynaklarında yaşanacak azalmanın tüm dünyada bir gıda krizine sebep olacağı, bunun da başta, halihazırda etnik, dini, mezhepsel, ideolojik fay hatlarının bulunduğu ve hızlı nüfus artışı nedeniyle demografik geçiş aşamasında olan bölgelerde çatışmalara sebep olacağı düşünülmektedir. Gerek iklim anomalilerinin, gerek bu olaylar nedeniyle gerçekleşecek çatışmaların ülkeler ve bölgeler arası göçü hızlandıracağı anlaşılmaktadır.
  3. Türkiye, öncelikle Akdeniz havzasında yer alan bir ülke olarak, küresel ortalama sıcaklıkların artması nedeniyle kuraklık ve tatlı su kaynaklarının kuruması tehlikeleriyle karşı karşıyadır. Bunun da ötesinde, artan nüfusa ve etnik/dini gerilimlere de evsahipliği yaptıkları için, iklim kaynaklı felaketler sonucunda çatışma içine düşmesi muhtemel olan bölgelerin çoğu Türkiye çevresinde bulunmaktadır. Dünya, atmosferde 450 pmm’lik kritik karbondioksit oranına yaklaşırken, kuraklık ve tatlı su kaynaklarının kuruması gibi sorunlarla karşı karşıya kalacağı kesin görünen Kuzey Afrika, Sahel, İran ve Arap yarımadası ile, seller, su baskınları ve sıcak hava dalgalarıyla karşılaşacak Pakistan, Hindistan ve Bangladeş gibi Güney Asya ülkelerinde yaşanacak çatışmalar, bu ülkelerden Avrupa doğrultusunda yaşanacak göç rotası Türkiye topraklarından geçtiği için ülkemizi birinci derecede etkileyecektir.
  4. Temiz enerjiye yönelerek, karbon salımını asgariye indirerek iklim krizini ortalama sıcaklık artışı 2°C’ye varmadan durdurmak küresel çapta işbirliği ve bu yönde araştırmalar gerektirmektedir. Fakat 2020 yılında yaşanan Covid-19 pandemisi sırasında böyle bir uluslararası işbirliğinin sağlanamamış olması, karbon salımının durdurulması gibi iddialı bir hedefin gerçekleşme ihtimalini düşürmektedir. Bu durumda Türkiye, iklim kriziyle ilgili en kötü senaryolara, özellikle kuraklık ve su kaynaklarının kuruması ile topraklarına yönelecek kitlesel göçlere karşı hazırlıklı olmalı, gerekli önlemleri önde gelen bilim insanlarının tavsiyeleri doğrultusunda tartışarak ivedilikle almalıdır.

 

KAYNAKÇA

Abbaspour, K. C., Faramarzi, M., Ghasemi, S. S., & Yang, H. (2009). Assessing the impact of climate change on water resources in Iran. Water Resources Research, 45(10). doi:10.1029/2008wr007615

Alley, R. B. (2005). Ice-Sheet and Sea-Level Changes. Science, 310(5747), 456–460. doi:10.1126/science.1114613

An, N. , Turp, M. T. & Kurnaz, L. (2021). İklim Değişikliğine Bağlı Çevresel Bozulmanın Göç Kararına Etkisi: Genel Bir Bakış. Ege Coğrafya Dergisi , 30 (2) , 383-403 . DOI: 10.51800/ecd.932879

Asaka, J. O. (2021). Climate Change - Terrorism Nexus? A Preliminary Review/Analysis of the Literature. Perspectives on Terrorism, 15(1), 81–92. https://www.jstor.org/stable/26984799

Ashafa, A. M. (2018). Climate change in the Lake Chad Basin and the Boko Haram security challenges in northern Nigeria. ‘WEI. The 2018 Wei International Academic Conference Proceedings’, Viyana (Vol. 1, No. 1, ss. 3-20).

Aydıngün, H. (2014). Uygar Dünyanın İlk Yıkılışı M.Ö. 1200. İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

Bajracharya, S. R., & Mool, P. (2009). Glaciers, glacial lakes and glacial lake outburst floods in the Mount Everest region, Nepal. Annals of Glaciology, 50(53), 81–86. doi:10.3189/172756410790595895

Barnett, J., & Adger, W. N. (2003). Climate Dangers and Atoll Countries. Climatic Change, 61(3), 321–337. doi:10.1023/b:clim.0000004559.08755

Boden, T.A., G. Marland, and R.J. Andres. 2010. Global, Regional, and National Fossil-Fuel CO2 Emissions. Carbon Dioxide Information Analysis Center, Oak Ridge National Laboratory, U.S. Department of Energy, Oak Ridge, Tenn., U.S.A. doi 10.3334/CDIAC/00001_V2010

Bozoğlu, B. (2019). 21. Yüzyılda İklim Krizi, Paris Anlaşması ve İklim Değişikliğine Uyum. Ankara: Dorlion Yayınları.

Bucak, T., Trolle, D., Andersen, H. E., Thodsen, H., Erdoğan, Ş., Levi, E. E., … Beklioğlu, M. (2017). Future water availability in the largest freshwater Mediterranean lake is at great risk as evidenced from simulations with the SWAT model. Science of The Total Environment, 581-582, 413–425. doi:10.1016/j.scitotenv.2016.12.14

Burke, M. B., Miguel, E., Satyanath, S., Dykema, J. A., & Lobell, D. B. (2009). Warming increases the risk of civil war in Africa. Proceedings of the National Academy of Sciences, 106(49), 20670–20674. doi:10.1073/pnas.0907998106

Calbó, J., (2010). Possible climate change scenarios with specific reference to Mediterranean regions. Sabater, S., Barceló, D. (Ed.), Water Scarcity in the Mediterranean. Springer, Berlin Heidelberg, s. 1–13.

Cogley, J. G., Kargel, J. S., Kaser, G., & van der Veen, C. J. (2010). Tracking the Source of Glacier Misinformation. Science, 327(5965), 522–522. doi:10.1126/science.327.5965.522-a10.1126/science.327.5965.522-a

Carré, M., Azzoug, M., Zaharias, P., Camara, A., Cheddadi, R., Chevalier, M., … Wade, M. (2018). Modern drought conditions in western Sahel unprecedented in the past 1600 years. Climate Dynamics. doi:10.1007/s00382-018-4311-3

Clark, P. U. (1999). Northern Hemisphere Ice-Sheet Influences on Global Climate Change. Science, 286(5442), 1104–1111. doi:10.1126/science.286.5442.1104

Clark, P. U., & Mix, A. C. (2002). Ice sheets and sea level of the Last Glacial Maximum. Quaternary Science Reviews, 21(1-3), 1–7. doi:10.1016/s0277-3791(01)00118-4

Cline, E. (2018). M.Ö. 1177 Medeniyetin Çöktüğü Yıl (Çev: Kuglin, A.). İstanbul: Bilge Kültür Sanat.

Cramer, W., Guiot, J., Fader, M., Garrabou, J., Gattuso, J.-P., Iglesias, A., … Xoplaki, E. (2018). Climate change and interconnected risks to sustainable development in the Mediterranean. Nature Climate Change. doi:10.1038/s41558-018-0299-2

Dai, A. (2010). Drought under global warming: a review. Wiley Interdisciplinary Reviews: Climate Change, 2(1), 45–65. doi:10.1002/wcc.81

Demirsoy, A. (2022). 2035 Sonun Başlangıcı. İstanbul: Sarmal Kitabevi.

Dixon, P. (2019). Hemen Her Şeyin Geleceği (Çev: Kemaloğlu, M. M.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Ericson, J., Vorosmarty, C., Dingman, S., Ward, L., & Meybeck, M. (2006). Effective sea-level rise and deltas: Causes of change and human dimension implications. Global and Planetary Change, 50(1-2), 63–82. doi:10.1016/j.gloplacha.2005.07.0

Falco, C., Galeotti, M., & Olper, A. (2019). Climate change and migration: Is agriculture the main channel? Global Environmental Change, 59, 101995. doi:10.1016/j.gloenvcha.2019.101995

Fallah-Ghalhari, G., Shakeri, F., & Dadashi-Roudbari, A. (2019). Impacts of climate changes on the maximum and minimum temperature in Iran. Theoretical and Applied Climatology. doi:10.1007/s00704-019-02906-9

Gardner, A. S., Moholdt, G., Cogley, J. G., Wouters, B., Arendt, A. A., Wahr, J., … Paul, F. (2013). A Reconciled Estimate of Glacier Contributions to Sea Level Rise: 2003 to 2009. Science, 340(6134), 852–857. doi:10.1126/science.1234532

Giannakopoulos, C., Le Sager, P., Bindi, M., Moriondo, M., Kostopoulou, E., & Goodess, C. M. (2009). Climatic changes and associated impacts in the Mediterranean resulting from a 2 °C global warming. Global and Planetary Change, 68(3), 209–224. doi:10.1016/j.gloplacha.2009.06.001

Giannini, A., Biasutti, M., & Verstraete, M. M. (2008). A climate model-based review of drought in the Sahel: Desertification, the re-greening and climate change. Global and Planetary Change, 64(3-4), 119–128. doi:10.1016/j.gloplacha.2008.05.004

Glantz, M. H. (2005). Water, Climate, and Development Issues in the Amu Darya Basin. Mitigation and Adaptation Strategies for Global Change, 10(1), 23–50. doi:10.1007/s11027-005-7829-8

Gleick, P. H. (2014). Water, Drought, Climate Change, and Conflict in Syria. Weather, Climate, and Society, 6(3), 331–340. doi:10.1175/wcas-d-13-00059.1

Hakimov, N., Lines, A., Elmuratov, P., & Hakimov, R. (2007). Climate change and water resource alteration in Central Asia: The case of Uzbekistan. ‘Climate Change and Terrestrial Carbon Sequestration in Central Asia’ (s. 93-100). CRC Press.

Hengeveld, R. (2019). Atık Küre (Çev: Güder, N.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Holland, M. M., Bitz, C. M., & Tremblay, B. (2006). Future abrupt reductions in the summer Arctic sea ice. Geophysical Research Letters, 33(23). doi:10.1029/2006gl028024

Hugo, G. (2011). Future demographic change and its interactions with migration and climate change. Global Environmental Change, 21, S21–S33. doi:10.1016/j.gloenvcha.2011.09.0

Hsiang, S. M., Burke, M., & Miguel, E. (2013). Quantifying the Influence of Climate on Human Conflict. Science, 341(6151), 1235367–1235367. doi:10.1126/science.1235367

Hussain, M., Butt, A. R., Uzma, F., Ahmed, R., Irshad, S., Rehman, A., & Yousaf, B. (2019). A comprehensive review of climate change impacts, adaptation, and mitigation on environmental and natural calamities in Pakistan. Environmental Monitoring and Assessment, 192(1). doi:10.1007/s10661-019-7956-4

Johnstone, S., & Mazo, J. (2011). Global Warming and the Arab Spring. Survival, 53(2), 11–17. doi:10.1080/00396338.2011.571006

Kaczan, D. J., & Orgill-Meyer, J. (2019). The impact of climate change on migration: a synthesis of recent empirical insights. Climatic Change. doi:10.1007/s10584-019-02560-0

Kadıoğlu, M. (2019). Bildiğiniz Havaların Sonu. İstanbul: Sia Kitap.

Karemera, D., Oguledo, V. I., & Davis, B. (2000). A gravity model analysis of international migration to North America. Applied Economics, 32(13), 1745–1755. doi:10.1080/000368400421093

Kargel, J. S., Cogley, J. G., Leonard, G. J., Haritashya, U., & Byers, A. (2011). Himalayan glaciers: The big picture is a montage. Proceedings of the National Academy of Sciences, 108(36), 14709–14710. doi:10.1073/pnas.1111663108

Kechagia, I., Makariou, E., & Spiliotopoulou, M. (2021). Climate Change: A Newly Established Contributor to Terrorist Actions. HAPSc Policy Briefs Series, 2(2), 206–215. https://doi.org/10.12681/hapscpbs.29507

Khan, F. A., & Salman, A. (2012). A simple human vulnerability index to climate change hazards for Pakistan. International Journal of Disaster Risk Science, 3(3), 163–176. doi:10.1007/s13753-012-0017-z

Knoblauch, C., Beer, C., Liebner, S., Grigoriev, M. N., & Pfeiffer, E.-M. (2018). Methane production as key to the greenhouse gas budget of thawing permafrost. Nature Climate Change, 8(4), 309–312. doi:10.1038/s41558-018-0095-z

Kolbert, E. (2022). Altıncı Yok Oluş (Çev: Tümay, N.). İstanbul: Okuyan Us Yayınları.

Kossin, J. P., Knapp, K. R., Olander, T. L., & Velden, C. S. (2020). Global increase in major tropical cyclone exceedance probability over the past four decades. Proceedings of the National Academy of Sciences, 117(22), 11975–11980. doi:10.1073/pnas.1920849117

Koubi, V., Stoll, S., & Spilker, G. (2016). Perceptions of environmental change and migration decisions. Climatic Change, 138(3-4), 439–451. doi:10.1007/s10584-016-1767-1

Kurnaz, L. (2019). Son Buzul Erimeden. İstanbul: Doğan Kitap.

Laghari, J. (2013). Climate change: Melting glaciers bring energy uncertainty. Nature, 502(7473), 617-618.

Le Roy Ladurie, E. (2021). Kısa İklim Tarihi (Çev. Kılıçbay, M. A.). Ankara: Doğu Batı.

Lewin, R. (2000). Modern İnsanın Kökeni (Çev: Özüaydın, N.). Ankara: Tübitak.

Lieberman, B., & Gordon, E. (2018). Climate Change in Human History: Prehistory to the Present. New York: Bloomsbury Press.

Lutgens, F. K., Tarbuck, E. J., Tasa, D. (2014). Genel Jeoloji – Temel İlkeleri (Çev. Ed.: Helvacı, C.). Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.

Maslin, M. (2011). Küresel Isınma (Çev: Gül, S.). Ankara: Dost Kitabevi.

McGranahan, G., Balk, D., & Anderson, B. (2007). The rising tide: assessing the risks of climate change and human settlements in low elevation coastal zones. Environment and Urbanization, 19(1), 17–37. https://doi.org/10.1177/0956247807076960

Moore, W. H., & Shellman, S. M. (2006). Refugee or Internally Displaced Person?: To Where Should One Flee? Comparative Political Studies, 39(5), 599–622. https://doi.org/10.1177/0010414005276457

Myers, N. (2002). Environmental refugees: a growing phenomenon of the 21st century. Philosophical Transactions of the Royal Society B: Biological Sciences, 357(1420), 609–613. doi:10.1098/rstb.2001.0953

Nordhaus, W. (2020). İklim Kumarı (Çev: Mizrahi, C.). İstanbul: Doğan Kitap.

Nordt, Lee; Atchley, Stacy; Dworkin, Steve (2003). Terrestrial Evidence for Two Greenhouse Events in the Latest Cretaceous. GSA Today. Vol. 13, no. 12. s. 4.

Onyia, C. (2015). Climate change and conflict in Nigeria: The Boko Haram challenge. American International Journal of Social Science, 4(2), 181-190.

Özdağ, Ü. (2020). Stratejik Göç Mühendisliği. Ankara: Kripto Yayınları.

Özden, Ç., Parsons, C. R., Schiff, M., & Walmsley, T. L. (2011). Where on Earth is Everybody? The Evolution of Global Bilateral Migration 1960–2000. The World Bank Economic Review, 25(1), 12–56. doi:10.1093/wber/lhr024

Özturk, T., Ceber, Z. P., Türkeş, M., & Kurnaz, M. L. (2015). Projections of climate change in the Mediterranean Basin by using downscaled global climate model outputs. International Journal of Climatology, 35(14), 4276–4292. doi:10.1002/joc.4285

Pal, J. S., & Eltahir, E. A. B. (2015). Future temperature in southwest Asia projected to exceed a threshold for human adaptability. Nature Climate Change, 6(2), 197–200. doi:10.1038/nclimate2833

Raleigh, C. (2010). Political Marginalization, Climate Change, and Conflict in African Sahel States. International Studies Review, 12(1), 69–86. doi:10.1111/j.1468-2486.2009.00913.

Rahmstorf, S., & Schellnhuber, H. J. (2020). İklim Değişikliği – Teşhisi, Tahmini, Çözümü (Çev: Kaya, H.). İstanbul: Runik Kitap.

Rampino, M. R., & Self, S. (1993a). Climate-Volcanism Feedback and the Toba Eruption of ∼74,000 Years Ago. Quaternary Research, 40(03), 269–280.

Rampino, M. R., & Self, S. (1993b). Bottleneck in human evolution and the Toba eruption. Science, 262(5142), 1955-1955.

Reuveny, R. (2007). Climate change-induced migration and violent conflict. Political Geography, 26(6), 656–673. doi:10.1016/j.polgeo.2007.05.001

Roth, F., Bauer-Marschallinger, B., Tupas, M. E., Reimer, C., Salamon, P., & Wagner, W. (2022). Sentinel-1 based analysis of the Pakistan Flood in 2022. EGUsphere, 1-13.

Sagan, C. (1973). The Cosmic Connection. New York: Anchor Press.

Sakınç, M. (2012). Yer’in evrimi. İstanbul: Bilim ve Gelecek Kitaplığı.

Satterthwaite, D. (2009). The implications of population growth and urbanization for climate change. Environment and Urbanization, 21(2), 545–567. doi:10.1177/0956247809344361

Schilling, J., Freier, K. P., Hertig, E., & Scheffran, J. (2012). Climate change, vulnerability and adaptation in North Africa with focus on Morocco. Agriculture, Ecosystems & Environment, 156, 12–26. doi:10.1016/j.agee.2012.04.021

Sherwood, S. C., & Huber, M. (2010). An adaptability limit to climate change due to heat stress. Proceedings of the National Academy of Sciences, 107(21), 9552–9555. doi:10.1073/pnas.0913352107

Showstack, R. (2013). Carbon dioxide tops 400 ppm at Mauna Loa, Hawaii. Eos, Transactions American Geophysical Union, 94(21), 192–192. doi:10.1002/2013eo210004

Slater, T., Lawrence, I. R., Otosaka, I. N., Shepherd, A., Gourmelen, N., Jakob, L., Tepes, P., Gilbert, L., and Nienow, P. (2021). Earth's ice imbalance. The Cryosphere, 15, 233–246, https://doi.org/10.5194/tc-15-233-2021

Sunay, Ç. (2019). Evren. İstanbul: Bilim ve Gelecek Kitaplığı.

Swain, A. (1996). Environmental migration and conflict dynamics: Focus on developing regions. Third World Quarterly, 17(5), 959–974. doi:10.1080/01436599615209

Syvitski, J., & Higgins, S. (2012). Going under: The world’s sinking deltas. New Scientist, 216(2893), 40–43. doi:10.1016/s0262-4079(12)63083-8

Theisen, O. M., Gleditsch, N. P., & Buhaug, H. (2013). Is climate change a driver of armed conflict? Climatic Change, 117(3), 613–625. doi:10.1007/s10584-012-0649-4

Tourani, M. , Çağlayan, A. , Işık, V. & Saber, R. (2022). İran’da iklim değişikliğinin, klimatolojik, meteorolojik ve hidrolojik afetlere etkisi . Türk Coğrafya Dergisi , (80) , 97-114 . DOI: 10.17211/tcd.1085714

Vivekananda, J. (2018). Climate change, conflict and crisis in Lake Chad. European Security and Defence Union, 30, 23-26.

Yao, T., Thompson, L., Yang, W., Yu, W., Gao, Y., Guo, X., … Joswiak, D. (2012). Different glacier status with atmospheric circulations in Tibetan Plateau and surroundings. Nature Climate Change, 2(9), 663–667. doi:10.1038/nclimate1580

Wallace-Wells, D. (2020). Yaşanmaz Bir Dünya (Çev. Kılıç, E.). İstanbul: Domingo.

Ward, P. D. (2014). Yerküre Sulara Gömülürken (Çev: Soğancılar, E.). Ankara: Tübitak.

Zülfikar, H.; Tatar, S. (2020). İklim Değişimi ve Etkileri. İstanb

Coşkun Faik Kavala

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enstitü Başkanı

Son ekleyen Coşkun Faik Kavala

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-11-2022

Korku İkliminde İnsan Davranışı

Kafka’nın 20. Yüzyıl için “Korku Çağı” dediğini hatırlarsınız. Haksız değildi. Büyük yazar 1924 yılında öldüğünde zaten yaşamı boyunca bir dünya savaşı, bir büyük salgın görmüştü.