MADENCİLİK 2019

Yazan  17 Mart 2020

Madencilik sektörünün ülkelerin kalkınmasında önemli etkisi olduğu inkâr edilemez bir gerçektir.

Bilindiği üzere kalkınma, ülke üretimlerinin, kişi başına düşen milli gelirin artırılması, gelir dağılımında adaletin sağlanması, sosyal yapının iyileştirilmesi ve iyi yaşanabilir olmayı kapsayan bir kavramdır. Bunun gerçekleşmesi için ülkeler kaynaklarını yüksek katma değer ürünleri üreterek teknolojide yüksek seviyelere gelmek mecburiyetindedirler. Kalkınmanın iki önemli göstergesi bulunmaktadır. Kişi başına düşen milli gelir ve adil gelir dağılımı ile insani gelişmişlik seviyesi. Büyüme ise, bilindiği üzere ülkelerin bir yıl içinde üretim kapasitesinde veya GSHY’sında görülen reel artışlardır. Yani büyüme, toplumlardaki ekonomik faaliyetlerdeki artışları ve de kişi başına gelir artışını ifade etmektedir. Sn. M.Eğilmez’in 2 Ocak 2020 tarihli Türkiye Ekonomisinin son 17 Yılı adlı makalesindeki tablolardan (Tablo-1) bazı alıntılarla ülke ekonomisinin genel durumunu ortaya koyarak madencilikteki durumumuza geçelim. Aslında bu tablo 1985-2019 yıllarının kapsamaktadır. Sn. Eğilmez sonuç kısmında da şu ifadelere yer vermiştir.’’ Bu karşılaştırma enflasyon ve bütçe göstergeleri dışındaki 6 göstergede AKP iktidarının 17 yıllık döneminde elde edilen sonuçların önceki 17 yılda elde edilen sonuçlara göre oldukça geride kaldığını ve Türkiye’nin yerini yitirdiğini saptadık.’’

  

       YIL

GSYH (milyar dolar)

KBMG (dolar)

DIŞ BORÇ (milyar dolar)

BÜYÜME (%)

İŞSİZLİK (%)

        1985

      69

   1.330

     22.5

     4.2

    7.9

        1990

    152

   2.682

     49.0           

     9.3

    8.0

        1995

    172

   2.759

     76.0

     7.2

    7.6

        2000

    265

   4.229

   118.6

     6.6

    6.5

        2005

    499

   7.304

   170.0

     8.9

    10.6

        2010

    748

 10.560

   292.0

     8.9

    11.9

        2015

    855

 11.019

   399.4

     5.9

    10.3

        2019

    749

   9.093

   445.0

     0.5

    13.5

 (Tablo-1)

Türk madenciliğinin durumunu genel hatları ile şu şekilde özetleyebiliriz: ’’4 trilyon dolar değerinde 80 milyarlık tonluk maden, doğal taş, çimento ve inşaat hammaddesi rezervi bulunan Türkiye madenlerinin dünya maden rezervleri içindeki payı %1 civarındadır. Maden üretimi yıllara göre değişmekle birlikte son yıllarda ortalama 120 milyon ton (100-126 milyon ton) civarında olup, değer olarak da tahminen 16-23 milyar dolardır. Türkiye maden üretimde (mineral yakıtlar dâhil) 165 ülke arasında 25. sırada yer almaktadır. Dünyada üretilen 90 adet ticari maden ve mineral kaynağından 40 adedi Türkiye’de ya bulunmamakta ya da üretilmemektedir. 2019 yılında metal cevher, EHM ve doğaltaş ihracatı 27 milyon ton civarında olup değer olarak da 4,3 milyar dolardır. Buna mukabil 18.709 milyon dolarlık ithalat yapılmıştır (Mapeg’in verilerine göre ithal ürünler maden kömürü, metal cevherleri). Türkiye’nin yıllara göre maden ihracatı 2016-2019 (İMİB) arasında 3.8, 4.7, 4.5 ve 4.3 milyar dolar olmuştur. Ayni dönem içindeki ithalat ise (MAPEG-Tablo-2)) 19, 26, 26 ve 18.7 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.’’

(Tablo-2/Maden ve taşocağı ithalat değerleri/MAPEG)

Madenciliğin genel ihracat içindeki payı ortalama %1,5-3,0 GSHY’daki payı ise ortalama %1-1,5 arasındadır. 17.000 adet ruhsat sahasında ve yaklaşık 250.000 kmde maden arama, işletme faaliyeti yapılmaktadır. 2023 yılında maden ihracatı konusunda ortaya konan hedef 15 milyar dolardır. Bu ihracat değerine ulaşmak için maden ihracatının yılda %25 artış göstermesi gerekmektedir. Bu göstergeler değerlendirildiğinde bu rakama ulaşmak mümkün müdür? İhracat denildiğinde de yapılan işlemin cevheri çıkarıp ham ya da rafine şeklide satmak Tük madenciliğinin iliklerine kadar işlediği için ötesinde daha büyük düşünme fikri bir türlü kabul görmemiştir. Sanırım bunun temelinde kolaydan para kazanma zihniyeti yer almaktadır. Madenler, tüketildiğinde yerine konulamayan, bulunduğu yerde işletilmesi gereken (ekonomik açıdan daha verimli olması bakımından), emek yoğun, istihdam ve katma değer oluşturan, riskli ve de yapılan yatırımın geri dönüş süresi oldukça uzun olan varlıklardır. Bu ve buna benzer birçok unsurun değerlendirilerek madenciliğin önünün açılması faydalı olur düşüncesindeyim. Açıklanan afakî rakamlar, verilen sözler ve de madencilik kişisel çıkarlar için yapıldığı sürece toplumun ekonomik dinamikleri arasında yer alması mümkün görülmemektedir. Madencilik faaliyeti bu seviyede devam eder gider. Diğer taraftan devlet dediğimiz aygıtın da madencilik sektörüne pek el uzatmadığı da ayan beyan ortadadır. Devlet madenciliğin önündeki tüm engelleri kaldırarak aramadan pazarlamaya kadar risklerle dolu olan bu sektörün önünü mutlak şekilde açmalı ve yatırımcının ülke içinde katma değer meydana getirecek sanayi sektörüne yardımcı olacak yatırımlar yapması konusunda tedbirler almalıdır. Madeni çıkar, yıka, elekten geçir sat. 19.asrın başlarında kalmış böyle ilkel bir madencilik anlayışıyla madenciliğin ayağa kalkması mümkün değildir. Türkiye madencilikte şu politikayı izlemelidir. ’’ Kendi madenlerini işlet, olmayanları ya da az olanları ithal et bu ülkede mamul hale getir sat…’’ Kısacası bu ülke maden sanayiinin kurulması ile maden üreten bir ülke haline gelmelidir. Madencilik sektörünün ülke kalkınmasındaki kritik önemi, sadece fazla miktarlarda üretilip yurt dışına satılarak döviz elde edilmesinde değil, yerli sanayie düşük maliyette ve kaliteli girdi sağlamasındadır. Bu anlamda, madencilik ve sanayi sektörleri karşılıklı olarak birbirlerini besleyen ve destekleyen sektörler olarak görülmelidir.

Dünya madenciliğine kısa bir göz atacak olursak; 1985 yılında 9.645.757.521 ton olan üretim 2017 yılında % 78 artarak 17.192.604.721 tona yükselmiştir. Bu dönem içinde demir ve alyajlar %221,3 (510 milyon tondan 1.639 milyon tona), metalik madenler (35.238.000 tondan 98.814.000 tona), %182,8, endüstriyel hammaddeler (478.280.000 tondan 791.073.000 tona) % 65,4, enerji hammaddeleri ( 8.866 milyon tondan 14.663 milyon tona kömür, petrol, doğalgaz) %65,4 ve kıymetli metallerde de (14.792 tondan 30.220 tona) %101,8’lik artışlar olmuştur (WMD-2019). Aşağıdaki tablo-3’de 1985-2000-2017 yıllarındaki üretimleri göstermektedir.

     YIL

TOPLAM

TÜM METAL MADENLER(T)

ENERJİ HAMMADDELERİ

KÖMÜR/PET/DGAZ(T)

  ARTIŞ

      %

DEĞER

 

    1985

 9.645.757.521

1.013425.067

   8.632.332.454

 

       -

    2000

11.264.918.738

1.211.915.327

 10.053.003.411

16,7

 

       -    

    2017

17.192.604.721

2.528.888.313

(886.322.000.000 dolar)

14.663.716.408

(2.768.521 milyar dolar)

52,6

 3.654.843 (milyar dolar)

 (Tablo-3)

Bu tablodan çıkarılacak sonuç dünya yılda 17 trilyon ton metal madenler, endüstriyel hammaddeler ve enerji hammaddeleri üretmekte ve bunun parasal değeri de 3.6 trilyon dolardır. Türkiye’nin 2017 yılı değerleri ise şöyledir: Üretimi 126.405.000 ton ile 25. sırada, değeri de 23.745.000.000 dolar ile 28.sıradadır (WMD-2019). 2013’de 115.905.429 ton olan Türkiye maden üretimi 2015’de 106.761.124 ton ve 2017’de de 126.405.053 tona yükselmiştir. Türkiye’de madenciliğin son 15-20 yılı incelendiğinde değerler aşağı yukarı bu şekildedir. Türkiye kendi kaynaklarının yanı sıra ülkede kuracağı maden sanayi ile ithal cevherlerin işlenmesi ile de dünya maden sanayiine yön verebilir. Ülkemiz bor, mermer, feldspat, perlit, pomza, zeolit, kaya tuzu, diyatomit, bentonit, trona, krom gibi cevherler bakımından oldukça zengin ve kaliteli rezervlere sahiptir (Tablo-4/Türkiye maden rezervleri/MTA) .Borlarımızın uç ürünlere kadar üretilmesi, ferro krom tesislerinin kapasitesinin artırılması ve paslanmaz çelik sanayinin kurulması, alüminyum tesislerinin kapasitesinin artırılması ve alüminyum ürünlerinin tümünün üretilmesi, bakırdan bütün elektrolit ürünler ile olmayan ürünlerin üretilmesi ve izabe tesislerin artırılması,  kömüre dayalı santrallerin kurulması, kömür ithalatından vazgeçilmesi, toryum ve NTE konusunda bilimsel ve teknolojik çalışmaların yapılması, feldspatın, mermerin, perlitin, pomzanın ve diğer madenlerimizin ülke içinde kurulacak tesisler ülkenin madenciliğine az da olsa nefes aldırabilir. Sanayinin ve teknolojinin önemli girdileri olarak bilinen demir, bakır, kurşun, çinko, alüminyum, nikel, grafit, kükürt, fosfat, zirkon, titan gibi cevherlerde oldukça yetersiz rezervlere sahip olduğumuz bilinen bir gerçektir. Bu kaynakların arama işlemlerinin yanı sıra bu cevherlerin ithal edilip işletilerek satılması yönüne de gidilmesi gerekir. Yıllardır bu görüş kabul görmemektedir. Niçin? Japonya gibi bir ülke kendi kaynaklarını değerlendirerek mi kalkınmıştır? (Japonya’da sülfür, tuz, bentonit ve talk üretimi yüksektir. Toplam üretimi de 8.3 milyon tondur) 

 

 

 

(Tablo-4/Türkiye Maden Rezervleri/MTA)

Netice itibariyle şunu açıkça ifade etmeliyim ki, uzun yıllardır gelişemeyen, ülke ekonomisine güç katamayan ve de dünya sanayi ve teknolojik gelişmesini etkileyemeyen madencilik sektörümüz ne yazık ki, bazı şahısların bilgi ve becerileriyle işletmeye alınan birkaç maden yatağının dışında bir arpa boyu yol almamıştır. Madenler çıkarılır, temizlenir, yüklenir ve ham olarak ihraç edilir. Ülke sanayiinde kullanılan metal madenler 15-20 milyon ton arasındadır. Madenciliğin GSYH içindeki payı yıllar içinde %1-1,5 arasında değişmektedir. Gelişmiş ülkelerde bu oran %5-22 arasında değişmektedir. Şayet önümüzdeki yıllarda Türkiye’de birkaç yüz milyon-milyar ton demir, bakır, kurşun, çinko, krom, nikel, kobalt, zirkon, kükürt, grafit, boksit, fosfat,  uranyum, ileri teknoloji mineralleri ve petrol, doğalgaz vd. bulunmazsa ve de bu ülkede demir çelik, alüminyum, ferrokrom, bakır,  ileri teknoloji bor sanayii kısacası maden sanayii kurulmayacak olursa uzun yıllar madencilikle ilgili makale yazmanın gereği olmayacağı kanaatini taşımaktayım. Çünkü değerler üç aşağı beş yukarı bu şekilde devam edecektir. Çarçur edilen madenlerin kurtarılması için zamanın çoktan geçtiği açık seçik ortadayken hala madencilik bizi kurtaracaktır demenin bir anlamı var mıdır? Ancak zaman geçirmeden elimizde bulunanları kurtarmak için hareket geçmek için her türlü tedbirin alınması gerekmektedir. Burada asıl görev devlete düşmektedir.

Enerji koridoru olalım diyoruz engelleniyoruz, sanayi ve tarım sektörü yatırımlarıyla ülkemizi güçlendirelim diyoruz ithalata bağımlı hale geliyoruz, madencilikte sıçrama yapalım diyoruz ancak hala büyük büyük dededen kalma zihniyetten vazgeçemiyoruz, sanat ve edebiyatta bırakınız şaheserler ortaya koymaya edebi değeri olan bir roman yazamıyoruz, sanat, bilim ve teknik hakeza…

                                                                                                  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      

 

 

 

 

 

 

 

 

Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları
KORONAVİRÜS SALGINININ KÜRESEL ve  TÜRK EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Köksal Taşkent   - 01-04-2020

İran ve Korona Salgınının Etkileri

İran hükümetinin Korona salgının yayılmasında, ilk günlerdeki ihmali, ülkedeki yapısal değişim arzusunu güçlendirdi. Bu şok edici olay, sistemi ampirik olarak halkın önünde durma noktasına getirdi. İran'daki karar vericiler, bir diğer değişle siyasi erk, virüsü hükümet için bir siyasi propaganda mal...