Sakarya Meydan Muharebesi’nin 100. Yıldönümü ve Sakarya Zaferi’nde Hava Gücünün Etkisi

Yazan  13 Eylül 2021

23 Ağustos-13 Eylül 2021 “Sakarya Zaferi’nin” 100. Yıldönümü Türk Milletine kutlu olsun. Yunan ordusu, Türk kuvvetlerine son darbeyi vurarak Türk Büyük Millet Meclisini(TBMM) ortadan kaldırarak Milli Mücadele’nin merkezi olan Ankara’yı ele geçirmek ve Türk ordusunun direnme gücünü yok etmek amacıyla 23 Ağustos 1921 sabahı “Sakarya Meydan Muharebesi”Türk ileri mevzilerine taarruz ile başlatmıştır.

22 gün 22 gece süren çok şiddetli çarpışmalardan sonra 13 Eylül 1921’de Türk ordusunun taarruzu, Sakarya Nehri’nin doğusundan Yunan ordusunun tamamen atılması ile tamamlanmıştır. Türk Milleti’nin ölüm kalım savaşını kazanması “Milli Mücadele'nin” dönüm noktasını oluşturmuştur. Sakarya Meydan Muharebesi, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Büyük ve Kanlı Savaş” anlamına gelen “Sakarya Melhame-i Kübra” olarak adlandırılmış ve Türk ordusu için bir “Savunma Savaşı”, Sakarya Zaferi sonrası Yunan ordusu için “Savunma Savaşı” olmuştur.

TBMM Başkanı Mustafa Kemal Atatürk, Kütahya-Eskişehir Savaşı’ndan sonra Türk ordusunun dağılma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu görmesi nedeniyle 18 Temmuz’da Eskişehir-Karacahisar Karargahı’nda Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü ile görüşerek ordunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesini istemiştir. Böylece hem ordunun erimesi önlenecek, hem takviye ve ikmal edilecek ve hem de zaman kazanılacaktır.Aynı zamanda, Yunan ordusunu Anadolu derinliklerine çekerek ikmal üslerinden uzaklaştırmak amacıyla Batı cephesindeki birlikler Sakarya Nehri’nin doğusuna geri çekilmiştir. Atatürk, geri çekilme ile Eskişehir’in düşmana bırakılmasının yaratacağı siyasi etkinin farkında olmasına rağmen askeri strateji açısından çekilmeyi zorunlu görmüş; “Askerliğin gereğini tereddütsüz uygulayalım. Diğer sakıncalarına karşı koyarız.” Sözü ile kararı tereddütsüz uygulamıştır. 22 Temmuz’da Türk ordusu Batı Cephe Komutanlığı Polatlı’ya taşınmış ve 25 Temmuz’da Sakarya’nın doğusuna çekilmesi tamamlanmıştır. 4 Ağustos 1921’de Hava Kuvvetleri Genel Müdürlüğü ve 1’nci Uçak Bölüğü malzemeleri ile birlikte Ankara’ya intikal etmiş ve 2 keşif uçağı ile personeli 2’nci Uçak Bölüğü’nde görevlendirilmiştir. Polatlı-Ankara yolu üzerindeki Malıköy’de Hava Üs’sü teşkil edilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün, 5 Ağustos 1921’de Başkomutanlığa atanması ile savaşın kaderi ve seyri değişmeye başlamıştır. O, bir strateji dehasıydı, akıl adamıydı ve meclis kürsüsünde; “Meclisin hakkımda gösterdiği emniyet ve itimada layık olduğumu zamanla göstermeye muvaffak olacağım. Milletimizi esir etmek isteyen düşmanları mutlaka mağlup edeceğimize dair olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada, bu tam güvenimi, hem yüksek heyetinize, hem bütün millete ve dünyaya karşı ilan ediyorum.“ Büyük güven ve inançla, meclise, millete ve dünyaya zafer kazanacağını ilan etmiş, meclisin, milletin, ordunun ve vatanın tüm sorumluluğunu üzerine almıştır. Yayınladığı bildiride meclisin ve milletin kesin iradesinin “harimi ismetinde temiz koynunda boğarak” kurtuluş ve bağımsızlığı elde etmek olduğunu bildirmiştir. Bu savaş Türk ordusu için ancak “Topyekun Savaş” ile kazanabileceğini, bunun için “Cephedeki ordu kadar cephe gerisindeki tüm halk, yaşlı, genç kadın, erkek herkesin seferber edilmesi gerektiğini ve tek başarı şartının bu olduğunu” belirtmiştir.

Sakarya Meydan Muharebesine Yunan ordusu; 120.000 er ve 3.780 subay, 57.000 tüfek, 2.768 makineli tüfek, 1.350 kılıç ve 386 top ile teşkil edilmiştir. Türk ordusu; 96.326 er ve 5.401 subay, 54.572 tüfek, 825 makineli tüfek, 1.309 kılıç ve 196 topile teşkil edilmiştir. Sakarya Meydan Muharebesi’nde; uçak, silah ve teknik olarak Yunan hava gücü, Türk hava gücüne karşı üstün olduğu bir gerçektir. 18 Yunan uçağına karşı, 2 Türk uçaktan oluşmuş, 3 pilot ve 3 rasıt ile harekâta katılmıştır. Türk havacılığı, uçuş görevlerini yapacak sayısal yetersizliğine rağmen zor şartlarda yaptığı etkin ve başarılı keşif, taarruz ve av önleme görevleri ile düşman unsurlarını etkisiz hale getirmiş, elde ettikleri istihbarat bilgileri ve keşif raporlarının ile Sakarya Zaferi’nin kazanılmasında büyük başarı göstermiştir. Göklerde sık ama uzun uçuşlar yaparak Yunan güçleriyle arasındaki büyük uçurumu telâfi etmeye çalışmıştır. Uçakların bir kısmı kırım, bir kısmı arıza nedeniyle kullanılamamış ve savaş sonuna kadar yeni uçak temini mümkün olmamıştır.  Savaş sonuna kadar Türk uçak sayısı 10, Yunan uçak sayısı 50 olmuş, bu süreçte harekâta katılan uçak sayısı zaman zaman 2-3’e kadar düşmüştür. Türk havacılarının kritik dönemde, “İsmet” ve “Sakarya” ismini alan Yunan uçaklarının ele geçirmeleri harekâta büyük katkı sağlamıştır.Yunan pilot rotasını ve yönünü şaşırıp yanlışlıkla Kuşadası’na iniş yapınca, ülkenin kaderin seyri de bir anda değişmiştir. Uçaktaki Yunan arması kazınarak yağlı boya ile arka kuyruğa büyük bir “Ay-yıldız” çizilmiştir. Vecihi Hürkuş; uçağa “masumluk, günahsızlık, temizlik” anlamını taşıyan savaşın kilit ismi Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın ismi “İsmet” verilmiş, kanat tellerine de kocaman bir “Mavi boncuk” asılmıştır. 12 Ağustos 1921’de Yzb.Fazıl komutasındaki 2’nci Uçak Bölüğü; Polatlı-Ankara yolu üzerindeki Malıköy’de teşkil edilen Türk Hava Üs’süne intikal etmiş, 2 adet keşif uçağı ve 2 adet av uçağından teşkil etmiştir. Yunan kuvvetlerinin Bozan-Beylikahır-Mahmudiye hattını işgal etmesi üzerine Batı Cephesi Komutanlığı keşif yapılmasını istemiştir. 14 Ağustos 1921’de keşif görevinde Plt.Hasan Fehmi pilotaj hatası sonucu düşerek parçalanmış, 2’nci bir uçak keşif için kaldırılmasına rağmen o da motor arızası nedeniyle mecburi iniş yapması ile görev yerine getirilememiştir. 15 Ağustos 1921’de Svl.Plt.Behçet ve Rasıt Ütğm.Süleyman Sırrı, keşfi için havalanmış ve uçaklarına 1 av uçağı refakat etmiş, uçaklarının motorunda yangın çıkması ile Beylikköprü civarına düşerek şehit olmuşlardır. Refakat eden uçağın raporunda; Beylikköprü-Sarıköy arasında önemli bir Yunan kuvveti olmadığı ve Sarıköy-Mihalçık yolunda küçük bir Yunan birliği olduğu tespit edilmiştir. Türk havacılığı, harekâtın ilk 2 gününde 2 keşif uçağını kaybetmiştir.

15-23 Ağustos 1921’de Malıköy’de konuşlu 2’nci Uçak Bölüğü, mevcut tek av uçağı ile uygun olmayan hava şartlarına, tüm zorluk ve yakıt ikmalinde yaşanan aksaklık ve güçlüklere rağmen harekât görevini yürütmüş ve 8 keşif uçuşu gerçekleştirmiştir. Keşifler sonucu, Yunanlıların Sakarya’da taarruz hazırlığı içerisinde bulunduğu anlaşılmış, Sivrihisar güneyi ile Bellihisar arasında 3 tümenden fazla Yunan kuvvetinin ilerlemekte olduğu tespit edilmiştir. Harekata tek av uçağı ile katılan Plt.Fazıl keşif uçuşunda bir hendeğe düşmüş ve uçak parçalanmıştır. 21 Ağustos 1921’de keşifte, Yunan birliklerinin saat 15.45'de Fellahoğlu köprüsünden Sakarya'nın güneyine doğru ilerlediği belirtilmiştir. 23 Ağustos 1921 sabah 08.30'da, İnlerkatrancı-Hacıömeroğlu-Çetlik-Sivri istikametinde yapılan keşifte; Çambaklı civarında 3 Yunan tümeni, Hacıömeroğlu bölgesinde 1 tümenden fazla kuvvet, çok sayıda nakil araçları ve ordugâhı görülmüştür. Düşmanın 8 tümeniyle Sakarya ve Ilıcaözü güneyinde, bir tümeniyle Sakarya ile Porsuk kuzeyinde olduğu belirlenmiş, böylece kesin sonuçlu muharebelerini Mangaldağı ve daha doğusunda olacağı ortaya çıkmıştır. 24 Ağustos 1921’de keşifte; Temurözü deresi doğusunda 5 tümenden fazla Yunan kuvveti olduğu, Çeltik-Hacımusaoğlu yolunda Yunan nakliye kolunun kolbaşı Alahüseyin'e ulaştığı ve Ilıca Deresi güneyinde 5-6 Tümenlik Yunan kuvvetlerinin ilerlemekte olduğu tespit edilmiştir. Plt.Vecihi ve Hasan Basri'nin 27 Ağustos 1921 sabah keşifte; Yunan birliklerinin doğu yönünde ön hatlara doğru ilerlediğini, Polatlı’nın batı ve güney sırtlarını aşarak taarruza geçtiklerini tespit etmişlerdir. Savaşın en şiddetli anlarında hava keşif ve gözetleme faaliyetlerine ara verilmemiş ve zor şartlarda göreve devam edilmiştir.

27 Ağustos’ta Yusuf İzzet Paşa, Türk ordusunun Ankara’nın 50 km güneyine kadar çekilmesi üzerine “Bu hat giderse hangi hattı savunacağız”sözü ile eleştirmiştir. Türk ordusu savaşın ilk aşamasında bazı mevziler kaybetse de Atatürk’ün askeri dehasının yarattığı ve savaş tarihlerinde henüz bilinmeyen vatan savunmasını direnerek şiddet göstermenin etkili ve yararlı olması için verdiği emir; “Hatt-ı müdafaa yoktur, Sath-ı Müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik, ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe teşkil edilip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.”Türk ordusu Atatürk’ün uyguladığı savunma stratejisi, Sakarya Meydan Muharebesi’nin kaderini değiştirmiştir. 28 Ağustos 1921’de Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak; “Başkomutanlığın son emirleriyle de tasrih olunduğu veçhile ile bütün cephemizde son nefere kadar müdafaaya karar verilmiştir” düşmanın bulunduğu bütün cepheyi savaş alanı olarak ilan etmiştir. Türk ordusu Ankara yakınlarına, Polatlı-Haymana Mangal Dağı’na çekilerek“Sathı Müdafaa” stratejisini oluşturulmuştur. Bu strateji harp tarihinde eşsiz bir yere sahip olan ve klasik cephe savaşının tersine, çarpışmaları tüm sahaya yayan bu strateji sayesinde Yunan ordusu ciddi şekilde yıpratılmıştır. Çünkü “Anadolu’nun harim-i ismetine” çekmiştir. Ordunun her ferdi, bu sistem dâhilinde her adımda azami fedakârlığını göstermek suretiyle, düşmanın üstün kuvvetlerini imha ederek, yıpratarak, nihayet onu, taarruzuna devam kabiliyet ve kudretinden mahrum bir hale getirmiştir. Yunan ordusu, 100 km’lik genişliğinde ve 20 km derinliğinde savaşmak zorunda bırakılmış ve bu savaşın dönüm noktasını oluşturmuştur.

30 Ağustos 1921’de yaşanan tarihi süreci Emekli Korgeneral Baki Kandemir;“Yunanlıların gerek cephede, gerek cephe gerisinde ele geçen esirlerinden alınan malumatta, Yunan ordusunun yayılma tarzı ile kuvveti hakkında havacıların verdiği bilgileri tamamen doğruluyordu. Zira harp şartları içerisinde düşman miktarı alaysa tümen, tümense 2 tümen olarak algılanabiliyordu. Havacılar yaptıkları keşiflerle bu hataları düzeltmişlerdir.” 31 Ağustos’ta yapılan keşifte, Yunan taarruz kuvvetlerinin Çaldağı ve Haymana mıntıkasına yöneldiği tespit edilmiştir. 1 Eylül 1921’de Plt.Yzb.Fazıl ve Rasıt Tğm.Hamdi, Haymana’daki Yunan birliklerinin cephe hattını yarmak için yaptıpı taarruz etkili olmuştur. 2 Eylül 1921’de Plt.Astsb.Vecihi ve Rasıt Ütğm.Basri, 4 bomba yükü ile Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı Korgeneral Papoulas’ın Başkomutanlık Ordugâhını bombalayarak büyük zarara ve kayıplara yol açmıştır. Vecihi Hürkuş anılarında, olayın Haymana’nın 35 kilometre güneyinde gerçekleştiğini ve büyük karargâhın Yunan Kralı’nın bulunduğu Yüksek Askeri Şura topluluğu olduğunu belirtmiştir. Bu taarruzdan yaralı kurtulan Yunan gazeteci;“Türk’ün fazla uçağı bulunduğunu iddia edemem. 1 veya 2 uçak. Fakat her an başlarımız üzerinden ayrılmayan bir kara bela. Beni de yaralamıştı. 2 Eylül, Bugün büyük kumandanların içtimai vardı. Büyük bir çadırlı ordugâh ve başkumandanın başkanlığında bütün büyük kumandanlar gelmiş ve karargâhı muhafaza ve süvari kıtaları doldurmuştu. Tam bu sırada yine bir kara uçak gözüktü. Karargâhın tam üstünde helezonlar yaptıkça bombalarını bıraktı ve hepimizi bir ateş ve duman deryası içine sardı. Evvela öldüğümü sandım. Sonra aklım başıma geldiği zaman sol kolsuz olduğumu anladım. Sonra öğrendim ki, 4 bomba atmış ve bombalar ordugâhtan insan ve hayvan tam 400 cana kıymış ve 1 general, 5 albay ve 1 doktor albay ve 20 kadar subay varmış.” Sözleri ile anlatmıştır.23 Ağustos-5 Eylül 1921 tarihlerinde, Yunanlıların yaptığı manevralar ile önce Türk ordusunun sol tarafını kuşatmak ve sonra yarma harekâtına girişmek için hazırlık içinde olduğu hava keşif ile zamanında tespit edilmiştir. Türk uçakları 12 keşif uçuşu yaparak düşmanın istikametini belirlemiş, düşman kuvvetlerine bomba ve makineli tüfek ile taarruz ederek takip eden birlikleri desteklemiştir.

5 Eylül 1921’de Plt.Vecihi ve Rasıt Basri Bilgin, keşif görevinde Yunan uçağını Katrancı Vadisi’nin kayalıklarına düşürmüş, Vecihi büyük kahramanlık örneği göstermiş ve tarihi bir zafer kazanmıştır. Fikret Arıt, “Yerdeki Çarpışmayı Durduran Hava Savaşı” isimli makalesinde; “1921 Eylül’nün beşi, Sakarya Muharebelerinin 14’üncü günü idi. 30 Ağustos’tan beri büyük bir şiddetle ve aralıksız devam eden kanlı savaş Haymana’ya dayanmıştı. Plt.Vecihi ve Rasıt Basri Bilgin, Eskişehir Malıköy İstasyonu karşısında, bir hava üssü haline getirilen çayırlıktan havalandı. Cephe üzerine gelen Türk uçağı yaklaşan Yunan uçağı ile hava muharebesi için her biri 12.5 kiloluk altı bombayı zikzaklar çizerek Yunan mevzilerine attı. Yunan uçağı, pilot ve rasıdın 2 makineli tüfeğe sahip iken Türk uçağı sadece rasıdın tek makineli tüfeğe sahipti. Türk uçağına izli mermi olması pilotun görevini kolaylaştırmış ise de rasıdın görevini zorlaştırmıştır. Vecihi, mermi izlerine göre hareketlerini düzenleyerek bir an düşman uçağında sadece pilot olduğunu, rasıdın vurulduğunu görmüştür. Bu hava muharebesi, yerdeki savaşan askerlerin dikkatini çekmiş, topların susmasına ve sırtüstü seyredilmesine neden olmuştur. Savaşın kaderini göklerdeki bu mücadelenin sonucuna bağlamış gibi bakışlarını havaya dikmişlerdi. Türk uçağına taarruz eden Yunan uçağı, Vecihi’nin mükemmel manevraları ile büyük hızla onun kuyruk altına girmeyi başardı. Basri, alttan düşman uçağının pilot yerini hedef tutarak makineli tüfeği ateşledi. Yunan uçağı vurularak baş aşağı dikildi ve gittikçe büyük bir hızla Katrancı Vadisi’nin kayalıklarına düştü.” Türk ordusunda büyük bir moral etkisi yaratmıştır.

6 Eylül 1921’de keşifte; düşmanın Polatlı’dan Beylikköprü’ye doğru 1 tabur ve Basriköy batısında 2 alay olduğu, Beylikköprü’de 1 Yunan Hava Meydanı ve 9 uçak tespit edilmiştir. 8 Eylül 1921’de keşifte, Çal Dağından-Ilıcaözü vadisinde hiçbir Yunan faaliyeti görülmemiş ve Çal Dağındaki birliklerin azaldığı tespit edilmiştir. Sapanca'dan Ilıca vadisinden Sakarya istikametine yürüyüş halinde kamyon kollarının, topçu ve süvari birlikleri ile takviyeli 1 piyade alayının intizamsız olarak çekildiği görülmüştür. Kavuncu Köprüsü'ndeki tümen ağırlıklarını bırakıp çekilmeye başladığı belirtilmiştir. Bu keşif sonuçlarının düşmanın sağ kanadına doğru kuvvet kaydırdığı ve bir taarruz ihtimali olduğu, kuvvetlerini kademeli olarak Sakarya batısına çekildiği değerlendirilmiştir. Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, kaburga kemiklerindeki kırık nedeniyle yatarken, Cephe Kurmay Başkanı eldeki keşif raporu ile gelmiş, Yunanlıların bölgeye yeni takviye birlikler getirdiğini belirtmiştir.9 Eylül’de Atatürk, bazı silah arkadaşları ile geldiği Polatlı’nın kuzeyindeki Zafertepe’de;“Şu raporu bir daha oku”, bu raporun düşmanın sağ kanadından sol kanadına kuvvet kaydırarak çekilmeye hazırlandığını, Yunan cephesinin bir kanadından diğer kanadına giden kuvvetlerinin yeni kıtalar olarak algılandığını ve bu aktarmanın ancak bir çekilme hareketi olduğunu söylemiştir. Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü’ye;“Zaferini tebrik ederim paşam!” Türk ordusuna süratle karşı taarruza geçilmesini emretmiştir. Batı Cephesi Komutanı, 10 Eylül’de birliklere taarruz emri vermiş ve 2’nci Uçak Bölüğü’nden Beylikköprü-Sazılar-Yenimehmetli-Polatlı istikametinde düşman hakkında bilgi istemiştir. 10 Eylül saat 11.00'de hava keşfinde; Beylikköprü-Sazılar yolunda araç ve küçük piyade birliklerinin, Kavuncu batısında 1 Yunan tümenin Sivriden-Kavuncu'ya yürüyüş halinde olduğu, Beylikköprü Hava Meydanı'nda 1 hangar ve 10 Yunan uçağı tespit edilmiştir. Raporu değerlendiren Batı Cephesi Komutanı, hangar ve uçak miktarında azalmanın düşmanın kesin olarak çekildiğinin işareti olduğuna karar vermiştir.

Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü, 10 Eylül 1921 saat 13:30’daki cephe emrinde; "Sabahtan beri cephede yapılan taarruz olumlu ilerlemekte, düşman sarsılmıştır. Aynı gün saat 11.00'de yapılan hava keşfine göre; cepheden Kavuncu köprüsüne ve Sakarya batısından geriye doğru çekilen yürüyüş halinde düşman birlikleri görülmüştür. Düşmanın geri çekildiği gerçektir. Karadağ taarruzu için 57’nci Tümen, Mürettep Kolordu emrine gönderilmiştir. Ordu, bütün cephede 10 Eylül’de ismi verilen taarruz hedeflerini muhakkak ele geçirecektir. Taarruza şiddetle devam edilmelidir. Karşımızdaki düşman kuvvetlerini kat'i olarak ezmek, bütün seferi kat'i neticeye erdirecektir.” Bu emir ile taarruzun başarıya ulaşacağından kesin kararlılığı gösterilmiştir. 11 Eylül 1921’de Vecihi Hürkuş, keşifte düşman gerisinde ve sağ kanat mıntıkasında büyük bir sessizlik olduğunu ve keşif sırasında bomba atacak herhangi bir hedef görülmediğini ifade etmiştir. Ayrıca, Sakarya’ya yakın bölgede Yunan yürüyüş kollarının görüldüğü, buradaki birliklerin dağınık bir halde batıya doğru yürümekte olduğu tespit edilmiş ve keşif sırasında Yunan nakliye kolları bombalanmıştır. Vecihi’nin bu raporundan 15 dakika sonra Atatürk, havacılar ile görüşerek gelişmelerin anlatılmasını istemesi üzerine Vecihi;“Yunanlılar geniş bir cephede kaçmaktadır. 2 batarya top terk edilmiştir. Düşman topçusu burasını bir yan ateşi altında tutmaktadır. Yunan subayları kaçan kıtaları durdurmak için sağa sola at koşturuyorlar.” sözleri ile anlatmıştır. 12 Eylül 1921’de sabahı keşifte; Sapanca ile Sağlıca arasında 3 düşman tümenin çekildiği, Çal Dağı-Yenimehmetli arasında piyade taburu batıya doğru yürüyüşe geçtiği ve Beylikköprü’nün 1 km. güneyinde 1 alay batıya geçtiği tespit edilmiştir. Bu keşiflerde düşmanın çekildiğine kesin karar verilmiş ve Batı Cephe Komutanlığı düşman çekilmesinin önlenmesi istenmiştir. 13 Eylül 1921’de keşifte; Yunan birliklerinin Sakarya'nın 2 kıyısından çekildiği daha hazırlık ve teşebbüs safhasında keşfedilmiştir. 14 Eylül’den itibaren Yunan ordusu kuvvetli artçılar himayesinde Eskişehir-Sivrihisar-Seyitgazi-Afyon istikametinde çekilmeye devam etmiştir. Türk havacılığı, 11 gün içinde yaptığı 12 sorti uçuş ile Yunan birliklerinin durumunu tespit etmiştir. 15 Eylül keşfinde, Koyun Yayla-Mihalıççık hattından Sakarya'ya giden kuzey ve doğu yolunda Yunan kuvvetleri ve Sazak-Sarıköy arasındaki Hava Meydanı’nda 6 uçak olduğu tespit edilmiştir. Hamam-Karahisar bölgesinde 5 Tümenlik Yunan kuvveti Sivrihisar yönünde yürüyüşe geçtiği ve Sivrihisar-Demirciköy-Biçer arasındaki yolda Yunan nakliye kolları olduğu görülmüştür.

TBMM Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, 14 Eylül 1921’de yayınladığı “Millete Beyanname” ile “Mukaddes topraklarımızı çiğneyerek Ankara’ya girmek ve istiklâl-i memleketin fedakâr muhafızı olan ordumuzu imha etmek isteyen Yunan ordusu, yirmi bir gün devam eden pek kanlı muharebelerden sonra avn-i Hakk’la mağlup edilmiştir.” Sözleri ile zaferi ilan etmiştir. İngiltere Genelkurmay Başkanlığı hazırladığı raporda; “Türkler Sakarya’da savaşı kabul ettiler ve parlak bir zafer kazandılar”. Zaferi teyit ederek Yunan ordusunun yenilgisini ilan etmiştir. Atatürk, Sakarya Savaşına çok fazla subay kaybı olduğu için "Subay Muharebesi" olarak tanımlamış ve 19 Eylül 1921’de Meclis’te yaptığı konuşmada; “Sizin gibi komutanları, subayları, erleri olan bir millete yabancı egemenliği altında köle olmak mümkün değildir. TBMM’nin hakkımda yeni bir rütbe ve unvan ile beliren ilgi ve sevgisi doğrudan doğruya size aittir. Milletin verdiği bu rütbe ile yükselen ordu en şerefli, en ulu bir savaş ile seçkinleşen yine ordudur. Zafer nedeniyle sizin kahramanlıklarınızla, sizin gösterdiğiniz sonsuz özveriler karşılığında kazanılan bu büyük galibiyetin millet tarafından takdirine aracılık eden bu rütbe ve unvanı ancak size mal ederek bütün askerlik yaşamımın en büyük övünme konusu olarak taşıyacağım. TBMM ordusunun Sakarya’da kazanmış olduğu meydan savaşı, savaş tarihinde benzeri belki olmayan bir meydan savaşıdır. Şanlı Türk ordusunun Türk komutanları, komuta etmesini, kahraman Türk askeri şahadeti bildi. Zaferleri kazanmamızın sırrı bundan ibarettir. Subaylarımızın kahramanlıkları hakkında söyleyecek söz bulamam, yalnız ifadede isabet edebilmek için diyebilirim ki, bu savaş subay savaşı olmuştur. Bu sebeple subay arkadaşlarımın en ufak rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar değer ve özverilerini bütün kalp ve vicdanımla ve takdirlerle anarım. Bu milletin evlâtlarının özverileri, kahramanlıkları için ölçü bulunamaz. Kahraman Türk askeri, Anadolu savaşlarının anlamını anlamış, yeni bir ülkü ile savaşmıştır. Böyle evlâtlara ve böyle evlâtlardan oluşmuş ordulara sahip bir millet, elbette hakkını ve bağımsızlığını bütün anlamıyla korumayı başaracaktır. Böyle bir milleti bağımsızlığından yoksun bırakmaya kalkışmak hayal ile zaman geçirmektir. Ordumuz vatanımız dâhilinde bir tek düşman askeri kalmayıncaya kadar takip ve taarruza devam edecektir.” Türk ordusunun ve subaylarının kahramanlıklarını övgü ile anlatmış ve taarruza devam edileceğini belirtmiştir. 21 Eylül 1921’de Atatürk, orduya yayınladığı Beyanname’de;“Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninki kadar temiz, daha sağlam bir askere rast gelmemiştir. Kanaatinle, imanınla, itaatinle hiçbir korkunun yıldırmadığı demir gibi pak kalbin ile düşmanı nihayet alt eden büyük gayretin için minnet ve şükranımı söylemeyi nefsime en aziz bir borç bilirim.” Türk askerine güvenini belirtmiştir.

Alptekin Müderrisoğlu, Sakarya Meydan Muharebesi’nde bir avuç Türk havacısının kırık dökük birkaç uçakla yarattığı destansı kahramanlığı;“Yüzbaşı Fazıl bu sabah erkenden yanına gözetleme cihazını alarak havalandı. Malıköy üzerinden birkaç kısa tur atarak tırmanışa geçti. İstediği yüksekliğe ulaşınca batıya yöneldi. Gerilerden cepheye akan ulaşım kolları, eski kervan izlerini anımsatan yola benzer çizgiler üstüne sıralanmışlardı. Kağnılar, at arabaları, havadan küçücük tahta oyuncaklar gibi gözüküyorlardı. Bunların hareketleri o denli yavaştı ki, ancak çok dikkatlice bakılınca ilerledikleri sezilebiliyordu. Cepheden gerilere uzanan kimi boş, kimi yaralı taşıyan at arabaları ile kağnılar da aynı çizgi üzerinde sıralanmıştı. Üstleri beyaz tenteli olan at arabalarının yaralı taşıdığı belliydi. Zira bazı tenteli arabaların anayoldan ayrılarak demiryolu kıyısındaki yeşilliklere doğru ilerledikleri belliydi. Oradan geçecek Ankara’ya giden ilk trene yaralıları vereceklerdi herhalde. Sakarya Irmağı’na yaklaşırken Türk savunma mevzilerinin üzerinde uçuyordu. Irmak boyunca uçmaya başladı. Beylikköprü yakınlarında demiryolunun iki yanında Yunan kuvvetlerinin doğuya doğru yürüdüklerini gördü. Biraz daha güneye gidince Yıldız ve Sabancı köyleri gerilerinde görülen Yunan kuvvetlerinin bir tümen gücünde olduğunu anladı. 5-6 km güneyde Ilıca Deresi ile Sakarya Irmağı’nın birleştiği yerde Yunanlıların kurduğu ikinci köprünün ulaşıma açıldığı anlaşılıyordu. Bu kesimde yeni bir Yunan tümeninin yürüyüş halinde olduğu görülüyordu. Yüzbaşı Fazıl gördüklerini önündeki harita üzerinde işaretlerken, gözetleyicisi de defterine notlar alıyordu. Bu arada şimdi gördükleriyle dünkü uçuşta gördükleri arasındaki farkı ortaya çıkarmaya çalışıyorlardı. Dün Kanlıgöl ile İnlerkatrancı arasında gördükleri kuvvetlerin daha kuzeye geldiklerini bu karşılaştırmadan anlamışlardı. Bu kuvvetlerin bulunduğu yeri, Yamak-Alacık-Tamburoğlu ve Ilıca köylerini birleştiren bir çizgiyle haritaya işaretlediler. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, güney kanattaki gelişmeleri kaygıyla izliyordu. Kuşatma tehlikesi henüz uzaklaştırılamamıştı. Yüzbaşı Fazıl’ın gözetleme uçuşundan döner dönmez gönderdiği raporu değerlendirilen Mustafa Kemal Paşa, kaygısında haklı olduğunu anladı. Yunanlılar, bugün de olanca güçleriyle güney kanada yüklenip kuşatma girişimlerini yenileyeceklerdi.” Türk havacılarının büyük cesareti, inancı ve azimle kazanılan “Sakarya Zaferi” gelecek için büyük umut ve kurtuluşun başlangıcı olmuştur. Hava keşiflerinin savaşın mahiyeti ve gidişatı hakkında ne kadar önemli ve etkili görevler üstlendiğini göstermiştir. Hava gücü, yeterli silah sistemi ve teçhizatı olmadığından, ancak bir kaç uçak ile iştirak edilmiştir. Arazi ve meteoroloji koşulları dikkate alınmadan seçilen meydanlar uçak kırımlarına neden olmuştur. Elde yeterli sayıda keşif/bombardıman uçak bulunmaması nedeniyle av uçakları yanlarına monte edilen aparatlarla bomba taşıma yeteneğine kavuşturulmuş, bomba elle ve pilotun tecrübesi ile hedefe atılmıştır. Türk havacılığı, zor şartlarda yaptığı başarılı keşif, taarruz ve av önleme faaliyeti ile düşman unsurlarını etkisiz hale getirmiştir. Uçak bölüğünün personeli, sayı azlığını nitelik üstünlüğü ile gidererek, kendisine verilen görevleri en iyi şekilde yerine getirmiş, düşmanın çekilmesini zamanında keşfederek Türk birliklerinin sevk ve idaresinde önemli bilgileri Cephe Komutanlığına bildirmiş ve düşmanın muhtemel harekât tarzına göre vaziyet alma olanağı bulmuştur. 13 Eylül 1921’e kadar Yzb.Fazıl, Tğm.Basri, Hamdi ve Bahattin, Plt.Astsb.Vecihi ve Hayrettin zor şartlarda 18 günde 40 sorti keşif ve bombardıman görevi icra etmiştir. Bu savaşta gösterdikleri fedakarlık, kahramanlık ve büyük hizmetlerinden dolayı Plt.Yzb.Fazıl ve Plt.Astsb.Vecihi Hürkuş’a, TBMM tarafından takdirname verilmiştir. Fransız Dışişleri temsilcisi Franklin Bouillon, Cephe İstihbarat Müdürü Baki Vandemir ile dünya tarihinde görülmeyen gövdeleri yama içinde, motorları kırık-dökük ve kaportası patates suyundan yapılmış emayit ile kaplı harekâta katılan Albatros uçağını görünce; “Ne delice kahramanlık, elbette muharebeyi kazanırsınız azizim” diyerek şaşkınlığı ve takdirini belirtmiştir. Türk havacıları, düşmanın her türlü kuvvet ve teknik üstünlüğüne karşı kazanılan başarı, ancak büyük hedefleri olan ve irade sahibi insanların elde edebileceği, köklü bir geçmişe ve onurlu bir duruşa sahip milletlerin çok zor şartlarda bile esaret zincirine alınamayacağını dünyaya göstermiştir.

Sakarya Zaferi, Milli Mücadele’nin dönüm noktası olan, askerimize deneyim ve moral kazandıran bu zafer, cephe gerisinde askeri için didinen fakir Anadolu halkının zaferidir. Türk ulusunun Sakarya’da yazdığı destan, kurtuluşun adım adım yaklaştığı günlerde Anadolu bir yangın yeriydi. Ülke çok yorgundu, çok ama çok yoksuldu. Bu dönemde kahramanlar hep vardı, korkaklar da hep var olmuştur. Bu zaferi yalnızca savaş alanında kazanılan bir başarıya indirgemek, küllerinden yeniden doğmayı başarmış Türk ulusunu hafife almak olur. Savaş, ordumuz adına büyük kayıp, yokluk ve yoksulluk içinde cepheden cepheye koştuğu kanlı günleri oluşturmuştur. Düşmanın her türlü kuvvet ve teknik üstünlüğüne karşı kazanılan başarı, ancak büyük hedefleri olan ve irade sahibi insanların elde edebileceği, köklü bir geçmişe ve onurlu bir duruşa sahip milletlerin çok zor şartlarda bile esaret zincirine alınamayacağını dünyaya gösterilmiştir. Türk’ün ana vatanında var olma mücadelesi olarak ortaya çıkan savaşta, Türk milletinin kaderinin belirlenmesinde etkili olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan “Sakarya Zaferi” Türk milletinin azim ve cesaretinin bir sonucu olarak tarihteki yerini altın harfler ile almış ve zaferin kazanılmasında en büyük pay sahibi olan Başkomutan Atatürk’e 19 Eylül1921 de “Mareşal” rütbesi ve “Gazilik” unvanı verilmiştir. Sakarya Zaferi ile halkın Başkomutana, orduya, meclise ve kesin zafere inancı artmıştır. 23 Ağustos 1921’de başlayan ve 13 Eylül 1921’de 22 gün 22 gece aralıksız devam eden Sakarya Meydan Muharebesi, yeni Türk Devletinin tarihine ve dünya tarihinde pek az rastlanan büyük bir meydan muharebesi örneği olmuştur. Türk halkı yokluk ve yoksulluklara karşın varını yoğunu harcayarak yarattığı ordusu ile kendisinden çok güçlü olan Yunan ordusunu bozguna uğratarak Türk tarihinin akışını değiştirmiştir. Türk ulusunun, dişini tırnağına takarak kendi öz gücüyle kazandığı bir zafer olmuştur. Bu zafer, büyük kayıplar ve zorluklar ile kazanılmış, hem Türk tarihi hem de Türk Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olmuştur. Türk Milleti için “Zafer Güneşi” 13 Eylül 1921’de doğmuştur. Sakarya Meydan Muharebesi’nde Yunan saldırısı “Elenizm Tarihi’nin” en büyük saldırısı olmuş ve yüzyıllardır emelleri olan “Megoli İdea’sına” Sakarya’da “Dur” denmiştir. 13 Eylül 1683’teki II. Viyana yenilgisinden beri devam eden Batı karşısında Türk geri çekilmesi sona ermiş ve Ankara önlerinde Polatlı-Haymana’da durdurulmuştur.

Sakarya Zaferi, ülkemizde ve dünyada önemli siyasi sonuçlar doğurmuş ve askeri zafer diplomatik zafer ile taçlandırmıştır.Bu bağlamda, İtalyanlar Anadolu’da işgal ettikleri yerleri boşaltmış ve çekilmiştir. ABD, Türkiye’deki Ermeni iddialarını desteklemekten vazgeçerek Misak-ı Milli’yi tanımıştır. 13 Ekim 1921’de Sovyetler Birliği ile Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan adına “Kars Antlaşması” imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Doğu sınırlarımız kesinlik kazanmış ve sınırlar güven altına alınmış, bölgedeki birlikler Batı Cephesi’ne kaydırılmıştır. Savaşın en önemli sonucu Fransa ile 20 Ekim 1921’de TBMM ile imzaladığı Ankara Antlaşması olmuştur. Fransa güney illerini boşaltıp çekilmiş, Hatay hariç Türkiye-Suriye sınırı çizilmiştir. Bu antlaşma ile I.Dünya savaşı öncesinde kurulan İtilaf Bloğu parçalanmıştır. Fransa Başbakanı Briand, Ankara hükümetini ve Misak-ı Milli’yi resmen tanımış, güney cephesini güvence altına aldığı için buradaki askerlerini Batı cephesine yönlendirebilme olanağına kavuşmuştur. İngiliz tarihçi Arnold J.Toynbee, Sakarya Muharebesini; “Tarihin yönünü değiştiren en büyük savaşlardan biri” olarak nitelendirmiştir. Vatan kurtaran zaferi Falih Rıfkı Atay; “Ben şimdi İstanbul’un bir köşesinde bu satırları, Sakarya Savaşı’nı kazandığımız için yazabiliyorum. Bu sırada siz İstanbul denizini hala o zafer şerefine seyrediyorsunuz.” İngiltere Başbakanı Lloyd George Sevr ruhuna veda etmek gerektiğini belirtmiştir. İngiliz yazar Lord Kinross; “Mustafa Kemal, Ankara Antlaşması’nı yapmakla, Sakarya Zaferini Batılı büyük bir devlete onaylatmış ve itibarını bütün dünyanın gözünde sağlamış oluyordu. Milliyetçi Türkiye, azimle ve sabırlı politikası sayesinde, ilk kez Batılı bir büyük devlet tarafından tanınmış ve üstelik bunu milli çıkarlarına en uygun koşulları elde ederek başarmıştı.” antlaşmanın önemini ve gelecekte yaratacağı etkiyi belirtmiştir. İngilizler tutumunu değişmek zorunda kalmış, 23 Ekim 1921’de “Tutsak Değişimi” ve 2 Ocak 1922’de Ukrayna ile “Dostluk ve Kardeşlik” Anlaşması imzalanmıştır. İngilizler, ellerinde bulunan Türk esirleri bırakmaya başlamış ve Yunanlıların Doğu Akdeniz politikasını yani Türkiye üzerindeki emellerini desteklemekten vazgeçmiştir. Türkiye’nin Irak’ı, özellikle Musul’u tehdit edebileceği korkusu oluşmuştur. Ermenilere olan desteğini geri çekmiş ve onları Kilikya üzerindeki emelleri konusunda yalnız bırakmıştır. Sakarya Zaferi’nin 100. Yıldönümünde Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ü, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve şehitlerimizi minnetle, saygıyla ve rahmetle anıyorum.

KAYNAKÇA:  

ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal, NUTUK  (1919-1927), 2006.

KINROSS, Lord, ATATÜRK, Bir Milletin Doğuşu, Altın Kitaplar Yayınevi, 2007.

MEYDAN, Sinan, ATATÜRK Etkisi, İnkılâp Kitapevi, İstanbul, 2008.

MÜTERİMCİMLER, Erol, Fikrimizin Rehberi Gazi Mustafa Kemal, Alfa Yayınları, 2008.

ŞİMŞİR, Bilal, İngiliz Belgeleriyle Sakarya’dan İzmir’e 1921-1923,  Bilgi Yayınevi, 2006.

TATAR, Cengiz. Türk Havacılık Tarihi (1909-1954), Doktora Tezi, 2018.

Dr. Cengiz Tatar

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 26-09-2021

Enerji’ye Doymayan Dünya ve Beklentiler

Küresel ekonominin çarkları salgın hız keserken yeniden dönmeye başladı. Kıyıda köşede çıkan birkaç arıza ve kronik jeopolitik ve ekonomik sorunlar hariç, yılın ikinci çeyreğinden itibaren hemen her ülkenin ekonomik göstergelerinde olumlu yönde gelişmeler var.