EBU GUREYB HAPİSHANESİ VE FETÖ İŞKENCE DAVASI

Yazan  25 Ağustos 2019

Ebu Gureyb Hapishanesinde Amerikalı askerlerin Iraklı mahkûmlara uyguladıkları işkenceler, ABD destekli FETÖ’nün askeri okullarda kendilerinden olmayan öğrencilere uyguladıkları işkencelerle örtüşüyor.

Her ne kadar Ebu Gureyb Hapishanesi’nde görülen öldürme ve cinsel saldırı gibi işkenceler askeri okullarda birebir yaşanmamış olsa da, bir askeri öğrencinin Fetullahçılar tarafından çok fazla susuz bırakılması neticesinde böbrek yetmezliğine bağlı olarak ölümü, idrar yerine kan akasıya kadar susuz bırakılan öğrencilerin varlığı, sayısız işkence gören askeri öğrencinin intihara kalkışması, dayak ya da cinsel saldırı sayılabilecek şişeyle ilgili tuhaf emirlerle birlikte “istifa etmezsenizz buradan ölünüz çıkar” şeklindeki tehditler ve dahası birçok işkence örneği bulunuyor.

FETÖ’nün işkence davaları ile Ebu Gureyb Hapishanesi’nde yaşananların kıyaslanmasında çok önemli olan bir diğer nokta ise esas suçluların kimler olduğu sorusunda yatıyor. Tıpkı Ebu Gureyb gibi askeri okullarda yaşanan işkenceler, uzun bir süre yetkililer tarafından görmezden gelindi. İki örnekte hazırlanan raporlarda üst mevkilerde bulunan siyasi ve idari karar alıcılara, liderlere henüz dokunulmadı. Askeri ve siyasi emir komuta zincirinin üst basamakları cezalandırılmadı.

Bu çalışmada öncelikle Ebu Gureyb Hapishanesinde yaşananlar özetlenerek işkence konusuna dikkat çekiliyor. Ardından “FETÖ’nün İşkence Davası” başlığı altında 13.06.2019 tarihinde Ankara Adliyesi 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada yaşananlar ele alınıyor. Bu dava FETÖ meselesi açısından bir ilk olma özelliğini taşıyor. Kara Harp Okulu’nda takım komutanlığı yapmış olan Ayhan Y. isimli sanık, FETÖ üyeliğinin yanında ilk defa “işkence yapmak” suçundan yargılanıyor. Kamuoyu nezdinde “şok mangaları” olarak bilinen, FETÖ mensubu subaylar tarafından askeri okullarda FETÖ mensubu olmayan askeri öğrencilere yönelik sistematik bir şekilde yapılan fiziksel ve psikolojik işkenceler gerçeği bu defa yargı önüne taşınıyor. Son olarak FETÖ’nün askeri okullarda uyguladıkları işkencelerin kısa bir özeti sunuluyor.  

Ebu Gureyb Hapishanesi

Bağdat yakınlarında bulunan Ebu Gureyb Hapishanesi’ndeki Iraklı tutuklular, Amerikan askerleri ve sivil memurları tarafından birçok sistematik işkenceye maruz kaldı. Burada görülen vahşice davranışlar, küçük düşürmeler, aşağılamalar, suiistimaller, tacizler, eziyetler ve işkenceler sadece Amerikalılar için değil, bütün bir insanlık için utanç vericiydi. Nitekim bu utancın 2004 yılının Nisan ayında dışarı sızan fotoğrafları bütün dünyayı şok etti. Ebu Gureyb fotoğrafları afişlerde, duvar resimlerinde, ilanlarda, karikatürlerde, sanatsal çalışmalarda ve popüler web sitelerinde tekrar tekrar gündeme getirildi.[1]

https://en.reseauinternational.net/the-crimes-of-nato-and-the-united-states/prestupleniya-nato-i-ssha-7/

Başlarına çuval geçirilmiş Iraklı mahkûmların oluşturduğu insan piramidi ve gülen iki Amerikalı asker

 

11 Eylül’den sonra Amerika için “demokrasi” merkezi bir kavram olmuştu. Demokrasiyi savunmak Irak’ta olduğu gibi Amerika’da, Guantanamo’da ve Afganistan’da binlerce Ortadoğuluyu tutuklamak ve hapsetmek demekti; onlara işkence etmek ve vahşeti yaşatmaktı. Irak’ta uygulanan işkenceler, çok gizli bir programın ürünüydü.[2]

http://www.chinadaily.com.cn/english/doc/2004-05/23/content_332989.htm

Ebu Gureyb Hapishanesinde askeri köpek tarafından korkutulan bir mahkûm

 

Süratle Başkan Bush, idari görevliler ve diğer Cumhuriyetçi parti liderleri, Ebu Gureyb’de yaşananları sadece düşük rütbeli askerlerin yaptığı münferit “kötü davranış ve suiistimaller” olarak nitelediler. Bazı eleştirmenler ise bu yaşananları Amerikan dış politikasına bağlı olarak uygulanmaya başlanan terör şüphelilerine kasti işkence olarak yorumluyordu. Başkan Bush ve diğerleri bu yorumları kati bir şekilde inkâr etmeye çalışıyordu.[3] Bu tacizlerin ahlaki olarak yozlaşmış küçük bir grubun işi olduğuna dair halkı inandırmaya çalışıyorlardı.[4]

http://colinpantall.blogspot.com/2019/02/who-is-in-picture.html

Başına çuval geçirilmiş mahkum bir kutu üzerinde bekletiliyor. Ellerine teller bağlanmış. Eğer kutudan düşerse elektrik verileceği söyleniyor. Bu tellerin sadece ellerine bağlanmadığı, ayak parmaklarına ve penisine de bağlandığı belirtiliyor. 

 

Aslında Irak işgali sırasında Ebu Gureyb Hapishanesi dâhil diğer birçok noktada görülen işkence ve direnişi kırma yöntemleri Amerika’nın Fransız metotlarını örnek aldığını gösteriyor. Amerikalıların işkence yöntemleri dâhil düşük yoğunlukta savaş teorisi ve pratiği Cezayir’de Fransızların kullandığı “kontra-direniş” yöntemlerine çok benziyor.[5] Cezayir Savaşı sırasında (1954-62) Fransız aydınları, ordu ve polis tarafından uygulanan sistematik işkenceye dair bulunan çok sayıda kanıtı yayımlamıştı. Buradaki vaziyet, işkencenin sadece tecritle değil, baskı altında tutma ve önlemeyle de yakından ilişkili olduğunu göstermişti.[6] Yine de Ebu Gureyb Hapishanesi’nde yaşanan işkencelerin kökeni, 20. yüzyılın başında Amerika’daki beyazların siyahilere uyguladıkları linçlere kadar götürülebilir.[7]

https://www.independent.co.uk/news/world/middle-east/us-soldier-who-abused-prisoners-at-abu-ghraib-refuses-to-apologise-for-her-actions-7579422.html

Ebu Gureyb’de Amerikan askeri ve tasmalı bir mahkûm!

 

Konuyla ilgili hazırlanan Taguba raporuna göre askeri istihbarat görevlileri, CIA ajanları, özel arabulucular ve yabancı devlet kurumları tutukluların daha rahat sorgulanabilmeleri için askeri inzibat gardiyanlarından fiziksel ve zihinsel olarak onları hazırlamalarını istiyorlardı.[8] Bir yandan inzibatlara mahkûmları taciz etmeleri emredilirken, diğer yandan resmi açıklamalarda “mahkûmlara yönelik kötü muamele veya onlara karşı insanlık dışı herhangi bir davranış kabul edilemez” deniyordu.[9] Fakat işkence fotoğrafları, mahkûmlara karşı potansiyel bir şantaj malzemesi olarak görülüyordu. Eğer Amerika adına casusluk yapmazlarsa ailelerine ve çevrelerine bu utanç verici fotoğrafların gösterileceği söyleniyordu.[10]

https://www.swpictures.co.uk/catalogue/iraqs-abu-ghraib-torture/

Ebu Gureyb Hapishanesi’nde Iraklı mahkûmların cinsel organını işaret eden Amerikalı bir asker

 Meseleyi sadece küçük bir grubun tacizleri olarak görenler, doğal olarak çözümü de herhangi bir politika değişikliğinde aramaktansa sadece askeri disiplinin sağlamlaştırılmasında buluyordu.[11] Öte yandan meseleye daha geniş açıdan yaklaşarak sorunun kökünü ilgili politikada bulanlar bu işkencelerde sorumlu daha üst yetkilileri işaret ediyor, meseleye daha eleştirel yaklaşıyorlardı. En üst mevkilerde bulunan askeri ve siyasi kişilerin sorumluluğuna dikkat çekiyorlardı. Öyleki işkence eden Amerikalı askerlerin neden bu işkenceleri fotoğrafladıklarına dair sorgulamada ulaşılan muhtemel sonuç, askeri istihbaratın bu fotoğrafları psikolojik operasyonlarda kullanmak istemesiydi. Bu nedenle kameraları stratejik olarak kullanıp Iraklı mahkûmları küçük düşürüyorlar ve onları Amerikalılarla işbirliği yapmaları için korkutuyorlardı.[12] Fakat konuyla ilgili soruşturmaların büyük bir çoğunluğu bu tacizlere yol açan koşulları yaratan askeri veya siyasi liderlerin aleyhinde herhangi bir suçlamada bulunmadı.[13]

https://www.newsweek.com/us-government-warned-withholding-detainee-abuse-photographs-304528

Ebu Gureyb Hapishanesi’nde işkenceyle öldürülen bir mahkum

 FETÖ İşkence Davası

13.06.2019 tarihinde Ankara Adliyesi 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava FETÖ meselesi açısından bir ilk olma özelliğini taşıyor. Kara Harp Okulu’nda takım komutanlığı yapmış olan Ayhan Y. isimli sanık, FETÖ üyeliğinin yanında ilk defa “işkence yapmak” suçundan yargılanıyor. Kamuoyu nezdinde “şok mangaları” olarak bilinen, FETÖ mensubu subaylar tarafından askeri okullarda FETÖ mensubu olmayan askeri öğrencilere yönelik sistematik bir şekilde yapılan fiziksel ve psikolojik işkenceler gerçeği bu defa yargı önüne taşınıyor.

Duruşmaya SEGBİS ile bağlanan tutuklu sanık Ayhan Y., 7 senedir kullandığı şahsi telefon numarasının ardışık ankesörlü arama soruşturması kapsamında tespit edildiğine yönelik suçlamalara “Üstünden seneler geçtiği için hatırlamıyorum, ama çarşı iznindeki öğrenciler olabilir” şeklinde yanıt verdi. İşkence suçlamalarına yönelik ise yazılı hazırladığı savunmayı okuyan sanık özetle suçlamaları reddettiğini, kendisinin iç hizmet kanununa riayet ettiğini, olan eğitimlerin de askeri öğrencilerin gelişmesi amacıyla ve ayrım yapmadan herkese uygulanan eğitimlerden ibaret olduğunu söyledi.

İşkence mağduru eski Harbiyelilerden T. K., Kuleli’den dereceyle 2012’de mezun olduktan sonra Kara Harp Okulu intibak kampından itibaren aralarında dönemin KHO 11. Bölüğünde Takım Komutanı olarak görev yapan sanık Ayhan Y.'nin de bulunduğu kişiler tarafından işkencelere uğradığını belirtti. İzmir Menteş bölgesinde öğlen sıcağında aç ve susuz bir biçimde sadece belli bir kesim öğrenciye uygulanan eziyetlerle karşılaştığını belirtti. Sıcak asfaltta saatlerce süründürme, yerde taklalar attırarak kusturma ve birbirlerinin kusmuğu üzerinden süründürme, geceleri sabaha kadar altından kalkılması mümkün olmayan ve oldukça saçma görevler vererek uykudan men etme, hakaret, aşağılama, okuldan ayrılması yönünde baskı gibi muamelelerle karşılaştığını belirtti. Bunlara dayanıp intibak kampını bitirmesine rağmen KHO eğitim öğretim dönemi içinde de bu baskı ve işkencelerin devam etmesi ve okuldan mezun edilmeyeceğinin defalarca kendisine söylenmesi üzerine 2012 Aralık ayında istemeyerek istifa ettiğini belirtti. Darbe girişiminden bir sene öncesinden kendisine bu işkenceleri yapan ve FETÖ’cü olduğunu değerlendirdiği kişilerden şikâyetçi olduğunu da ekledi. Kendisinin ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun olduktan sonra TOBB Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimi görmekte olduğunu ve burada asistan olarak görev yaptığını söyledi.

Müşteki eski Harbiyelilerden T. B. A., 2012 yılında Maltepe Askeri Lisesi’nden mezun olmadan önceki son iki yılda ve Kara Harp Okulu intibak kampında daha nizamiyeden girer girmez FETÖ mensubu olmayan öğrencilere ayrı muamelelerde bulunan komutanlar olduğunu; bu eziyetlerin insan onuruna ve üniformanın şerefine yakışmayacak kadar korkunç şeylerden oluştuğunu söyledi. Herkesin içerisinde sudan sebeplerle küfür ve hakaretlerle karşılaştığını; aç, susuz ve uykusuz bırakılarak sürekli fiziki eziyetlere maruz kaldığını, zorla bir anda çok miktarda su içirilerek kusturulduğunu belirtti. Bu işkenceleri yapanlar arasında sanık Ayhan Y.'nin de olduğunu belirterek, kendisine ayrılması yönünde sürekli baskılarda bulunulduğunu ve kendisini ikna edebilmek adına ayrılma tazminatlarının 10 bin liraya düştüğü konusunda yalanlar söylendiğini belirtti. TSK içerisinde barınamayacağı yönünde sanık Ayhan Y. tarafından tehditlerde bulunulması üzerine istifa ettiğini söyledi. Darbe girişiminden bir yıl önce tıpkı T. K. gibi savcılığa bu şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunduğunu da ekledi.

Bir diğer müşteki eski Harbiyeli B. A., 2012 yılında Maltepe Askeri Lisesi’nden mezun olmasından sonra Kara Harp Okulu intibak kampında T. K. ve T. B. A. ile birlikte sanık Ayhan Y. tarafından şok mangası adı verilen gruba ayrılıp diğer öğrencilerden farklı olarak planlı ve sistematik bir biçimde fiziksel ve psikolojik işkencelere maruz bırakıldıklarını ifade etti. Bahsedilen fiziksel işkencelere ek olarak ifa edilmesi mümkün olmayan görev ve sorumluluklar altında ezildiklerini söyleyen B. A., bir keresinde geceden sabaha kadar o sırada uyuyan 140 kişilik bölüğün hepsinin kişisel bilgileri, aile bilgileri, ayakkabı numaraları ve kıyafet bedenleri, çadır yatma planları, çadır düzenleri gibi pek çok görevin tamamlanmasını istendiğini; bunu diğer şok mangası mağduru arkadaşlarının da yardımıyla tamamladığında ise sanık Ayhan Y.'nin daha kağıtlara bakmadan yırtıp suratına fırlattığını anlattı. Ayrıca çadır bölgesi temizlik sorumluluğunun da kendisine verildiğini söyleyen B. A., bir seferinde sabaha karşı saat 5’te yüzlerce çam ağacının bulunduğu çadır bölgesinde yerde bir çam iğnesi olduğu için veya sabaha kadar çadırları hortumla yıkamasına rağmen içtima sırasında çadırlara bir kuş pislediğinde kuşun altına bez bağlamamaktan dolayı hakaret ve eziyetler gördüğünü açıkladı.

B. A. ayrıca bu verilen angarya görevlerin kanıtı olan ve yıllardır sakladığı kağıtları hâkime göstererek hepsini açıkladı. Ayrıca psikolojide “gaslighting” olarak bilinen işkencelerin gayet planlı biçimde kendilerine uygulanarak, yaşadıkları gerçeklik algılarının bozulduğunu ve sürekli kendi iç dünyalarında kendilerini suçladıklarını; yıllardır bu fiziksel ve psikolojik işkencelerin etkilerinin devam ettiğini ve halen devam etmekte olduğunu belirtti. Bu işkenceler sırasında hayatını kaybeden veya intihara kalkışan kişiler olduğunu da ekledi. Eziyetlerin intibak kampı ile sınırlı kalmayıp KHO eğitim öğretim döneminde de devam ettiğini belirten B. A., tüm bunlara 1 sene dayanmasına rağmen sahte bir sağlık raporuyla okuldan atıldığını söyledi. KHO eğitim öğretim döneminde sınavlardan önce angarya işlerin yüklenerek sınavlara çalışmasının engellendiğini, sınav kağıtlarındaki yanıtlarının silinerek sınav notlarının düşürüldüğünü, eğitim sınavından 100 almasına rağmen 50 notla geçirildiğini ve pusuladaki yönlerin anlamını bile bilmeyen diğer öğrencilerin bu sınavdan 100 notla geçtiğini söyledi. Daha sonra sivil hastanelerde muayene olduktan sonra askerliğe elverişsiz olduğunu gösteren herhangi bir bulguya rastlanmadığını, buna rağmen okuldan atıldığını ve kendisine sivil üniversitelere yatay geçiş yapma hakkı tanınmadığını ifade etti. Kendisi gibi mağdur olup bu şahıslardan davacı olanlar arasında bugün savcı, polis gibi görevlerde bulunan arkadaşları da olduğunu kendisinin de ODTÜ’de yüksek lisans yapmakta olup aynı zamanda TED Üniversitesi’nde araştırma görevliliği yaptığını açıkladı.

Dava kapsamında müştekilerle birlikte müştekilerin anne ve babalarının da tanık ifadelerine başvurulmuştu. Bazı müştekiler ve aileleri kamu görevinde olduklarından ya da ikametleri farklı şehirlerde bulunduğundan dolayı bulundukları şehirde ifadelerini vermişti. Müştekilerden E. G.’nin anne babası ise duruşmaya katılarak tanık ifadelerini mahkemeye verdi. Oğullarının Kuleli Askeri Lisesi’nden mezun olduktan sonra KHO intibak kampında işkencelere uğradığını, babasının Menteş bölgesine gidip oğlunu görmek istediğinde 3 gün kendisine oğlunun gösterilmediğini ve kimse tarafından muhatap alınmadığını, annesinin dönemin takım komutanı sanık Ayhan Y.'yi defalarca aramasına rağmen sanığın telefonlara çıkmadığını ya da muhtemelen kendisini farklı tanıttığını belirttiler. E. G.’nin babası 74 kilo olan oğlunun istifa ettirildiğinde 42 kilo bir şekilde kendisine teslim edildiğini, sanık Ayhan Y.'nin oğullarına kapalı bir zarf vererek hiçbir sebep olmaksızın GATA’ya sevk ettiğini, bu zarfı asla açmadan GATA’daki doktora vermesini emrettiğini ve daha sonra yine sebepsiz yere 1 ay verem teşhisiyle oğullarının GATA’da yatırıldığını, daha sonra da 9 ay hava değişimi verildiğinden dolayı oğullarının devre kaybettiğini ifade etti. Buna rağmen hava değişiminden sonra tekrardan okula dönen E. G.’ye eziyetlerin devam etmesi ve mezun olamayacağı yönünde tehdit ve baskıların sürmesi üzerine istemeyerek oğullarının istifa ettiğini belirttiler.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından herkesin gerçeği görmeye başladığını anlatan mağdur Harbiyeliler, kendilerine işkence yapan subaylardan hain darbe girişiminden yıllar önce şikayetçi olsalar da o dönemde kimsenin bu konunun üzerine gitmediğine vurgu yaptı. Şikayetçi oldukları subayların tamamına yakınının 15 Temmuz’da darbe girişimine bizzat iştirak ettiklerini kaydeden mağdur öğrenciler, işkencecilerin tamamının FETÖ mensubu çıktığının altını çizdi.

Ayrıca müştekiler, 2012 yılında Menteş’teki intibak kampındaki işkence iddialarına yönelik TBMM’de kurulan dilekçe komisyondan bir sonuç çıkmadığını, bu komisyona dahil olan dönemin KHO bölük komutanlarından darbeye iştirak edip müebbet hapis cezası alanlar olduğunu, bu komisyona verilen ifadelerin manipüle edildiğini açıkladılar. 2006-2014 yılları arasında harp okullarından atılan veya istifaya zorlanan askeri öğrenci sayısı Cumhuriyet tarihi boyunca atılan ve ayrılan öğrenci sayısından daha fazlasına tekabül ediyor.

FETÖ’nün İşkence (Şok) Mangaları[14]

2012 yılında TBMM Dilekçe Komisyonu Genel Kurulu, askeri okullarda ayrımcılığa uğradıklarını ve haksız yere ilişiklerinin kesildiğini iddia eden, konunun araştırılmasını ve askeri okullardan ilişiği kesilenlerin tazminat yükümlülüğünün azaltılmasını/kaldırılmasını talep eden dilekçeleri; aynı konuda çok sayıda başvuru olması, farklı tarihlerde gelen birçok dilekçedeki olay ve olguların örtüşmesi, şikâyetlerin mevzuata ve idari uygulamaya ilişkin boyutlarının bulunması ve konunun kamuoyuna mal olması hususlarını da değerlendirerek gündemine almıştır.[15] Bunun üzerine seçilen belirli müştekiler toplantılara davet edilmiş ve konuya ilişkin iddialar mağdurlar tarafından Alt Komisyon üyelerine izah edilmiştir. Buradan askeri okullarda yaşanan işkencelere ve ayrımcılıklara örnek olarak karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:[16]

  • Şok mangasına belirli öğrencilerin alınması ve bu mangalarda yıldırmaya yönelik keyfi eğitimlerin yapılması
  • Diğer öğrencilerden farklı olarak gece geç saatlere kadar ağır eğitimler ve sürekli hakaret
  • Keyfi ve caydırıcı uygulamalar
  • Fiziksel ve psikolojik baskılar
  • Sivil hayatta daha başarılı olacağı söylenerek ayrılmaya teşvik etme
  • Sürekli olarak haksız yere disiplin cezaları verilerek okul disiplin puanının düşürülmesi[17]
  • “Eğitim zayiatı olursun” şeklinde tehdit
  • Uykusuz bırakma
  • İstirahat saatlerinde eğitim yaptırmak
  • İnsanlık dışı uygulamalar
  • Domuz bağı ve dayak
  • Hırsızlık suçlamasıyla (iftira) tehdit etme

 

Mustafa Önsel’in “Ağacın Kurdu: TSK’de Şakirtlerin İşgali mi?” başlıklı kitabında ise askeri okullardan ayrılan birçok öğrencinin yaşadığı işkencelere ve ayrımcılıklara şahit olunuyor. Bunlar genel olarak sınıflandırıldığında karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:[18]

-           Disiplin cezası vermek amacıyla kontrolü zor ya da imkânsız genel sorumluluklar yüklemek

-           Tehdit

-           Şantaj

-           İtibarsızlaştırma

-           Şok mangası uygulaması ile işkenceye varan eğitimler ve askerlik mesleğinden soğutma

-           Sınav kâğıtlarında oynama yapılarak devre kaybettirme (sınıf tekrarı) ve akabinde okuldan atma

-           İşkence

-           Askerlik mesleği ile alakasız fantezi içeren anlamsız emirler

-           Aşağılama ve sözlü taciz

-           Uykusuz bırakma amacıyla yerine getirilmesi imkânsız emirler

-           İyimser yolla okuldan ayrılmaya teşvik etmek

-           Özellikle sınav zamanları ağır idari işler yükleyerek öğrencinin başarısını düşürme ve devre kaybettirme (sınıfta bırakma)

-           Disiplin notunu aniden indirerek okuldan atma amacıyla sürekli savunma (ceza) vermek

İşkence ve ayrımcılık yolu ile önceden belirlenen askeri öğrencilerin ayrılmaları sağlanamazsa, bu sefer de “Askeri öğrenci olamaz” raporu verilerek istedikleri öğrencileri sağlık gerekçesi bahanesiyle tasfiye etme yoluna gitmişlerdir.[19]

14 Ağustos 2016 tarihli Habertürk Kanalı “Ajanda” programında ise yıllarca işkence görmüş ve susmaya mahkûm edilmiş bazı “eski askeri öğrencilere” yer verilmiştir. 2000 – 2011 yılları arası Maltepe Askeri Lisesi, Kuleli Askeri Lisesi, Işıklar Askeri Lisesi, Deniz Lisesi, Hava Harp Okulu ve Kara Harp Okulu’nda çeşitli süre zarflarında bulunmuş 9 eski askeri öğrenci yaşadıklarını anlatmıştır. Burada karşımıza çıkan işkence ve ayrımcılık tablosu şu şekildedir:[20]

  • Askeri okullarda en başarılı, disiplinli askeri öğrenciler şok mangasına alınmıştır.
  • Bu mangada öğrencinin ayağı sakatken dahi ağır eğitimlere devam edilmiş ve öğrenci sakat kalmıştır.
  • “Ölürseniz eğitim zafiyeti der evlerinize yollarım” şeklinde tehditler yapılmıştır.
  • İçecek su verilmemiş, verildiğinde ise su içme olayı bile işkenceye çevrilmiştir. 1.5 litrelik suların 30 saniye içerisinde içilmesi emredilmiştir. Bunun üzerine kusmalar yaşanmış ve öğrenciler kendi kusmuklarında süründürülmüştür.
  • Dayak atılmıştır.
  • Sivil liselerden gelenler kayrılmış, kimileri normal eğitimlerine devam etmişlerdir.
  • Öğrenciler “Sizi subay çıkarmayacağım” şeklinde tehdit edilmişlerdir.
  • “Okuyan asker değil, itaat eden asker” vurgusu yapılmıştır.
  • Sınav kâğıtlarında oynamalar yapılmıştır. Yani cevaplar silinebilmiş ya da değiştirilebilmiştir.

 

Sonuçta; görünürde kendi isteği ile ayrılmış olan eski askeri öğrencilere, askeri okullarda işkence uygulayan ve çeşitli ayrımcılıklara maruz bırakan çoğu subayın FETÖ tarafından planlanan ve örgüte bağlı askerlerce yürütülen 15 Temmuz Darbe Girişiminde aktif rol aldığı tespit edilmiştir. Bu durum dahi, salt gerçekleştirilen bu büyük çaptaki askeri öğrenci tasfiyelerinin FETÖ tarafından planlandığını ve uygulamaya geçirildiğini kanıtlıyor.

 

Sonuç

FETÖ işkenceleri konusunda en büyük eksiklik, işkencenin kesin kanıtı olabilecek fotoğraf ve görüntülerdir. Binlerce askeri öğrenci işkenceye uğradığını beyan ediyor ve işkence edenlerin çoğunluğunun Fetullahçı darbe girişiminde bulunduğu biliniyor fakat kanıt yok! Askeri okullar gibi kapalı kutularda işkencenin kanıtı nasıl olabilir? Yine de kayda değer gelişmeler var. Bir örgüt imamı, kendilerinden olmayan askeri öğrencilere işkence emrini verdiğini itiraf etti. Bu konuda örgüt mensuplarının beyanları artmaya başladı. Bütün engellere rağmen gerçekler giderek gün yüzüne çıkıyor.

Fetullahçılar Amerikalı askerler gibi işkencelerini fotoğraflamadı fakat arkalarında bir sürü iz bıraktı. Örneğin liderlik notu, sağlığı bozuk şahısların askeri okullara alınması, sağlığı yerinde şahısların ise sahte sağlık raporlarıyla tasfiye edilmesi, akademik ve disiplin yönünden çok başarılı olan öğrencilerin birden akademik veya disiplin yetersizliği nedeniyle tasfiye edilmesi, yalan yanlış ifadeler, doğru cevapların silindiği cevap kâğıtları, birden düşen disiplin puanları gibi… Fakat araştırmak, bu konuların üzerine daha çok gitmek gerekiyor.

İşte tam da bu noktada bu işkencelerin, tıpkı Ebu Gureyb meselesinde olduğu gibi “münferit aksaklıklar” mı yoksa “sistematik, örgütlü ve planlı işkenceler” mi olduğunun ayrımını dürüstçe yapmak gerekiyor. Öte yandan insanlığa ve askerliğin onuruna sığmayacak şekilde bu eylemlere karışanlara yönelik herhangi bir ceza verilip verilmeyeceği meselesi, Türk milleti açısından tarihi sorumluluğun ve vicdani yükün yerine getirilip getirilmeyeceğini belirleyecek.

 

 

[1] Kari Anden-Papadopoulos, “The Abu Ghraib torture photographs: News frames, visual culture, and the power of images”, Journalism, 2008, 9(1), s.6. 

[2] Dora Apel, “Torture Culture: Lynching Photographs and the Images of Abu Ghraib”, Art Journal, 64(2), s.90.

[3] W. Lance Bennett, Regina G. Lawrence, Steven Livingston, “None Dare Call It Torture: Indexing and the Limits of Press Independence in the Abu Ghraib Scandal”, Journal of Communication, 2006, 56, s.468.

[4] Kari Anden-Papadopoulos, a.g.m., s.12.

[5] Neil Macmaster, “Torture: from Algiers to Abu Ghraib”, Race & Class, 2004, 46(2), s.7.

[6] Neil Macmaster, a.g.m., s. 5-6. 

[7] Dora Apel, a.g.m., s.89.

[8] Philip Zimbardo, Şeytan Etkisi: Kötülüğün Psikolojisi, Çev. C. Coşkan, Say Yayınları, İstanbul, 2. Baskı, 2017, s.592.

[9] Philip Zimbardo, a.g.e., s.594.

[10] Dora Apel, a.g.m., s.90.

[11] Kari Anden-Papadopoulos, a.g.m., s.12.

[12] Kari Anden-Papadopoulos, a.g.m., s.13.

[13] Philip Zimbardo, a.g.e., s.590. 

[14] Yağız Aksakaloğlu, FETÖ Kıskacında Askeri Okullar, Galeati, Ankara, 2018, s.83-89.

[15] TBMM, TBMM Dilekçe Komisyonu Genel Kurul Karar Cetveli, 2012, s.8.  https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/dilekce/belge/kararlar/d24/gkcetvel13.pdf

[16] TBMM, TBMM Dilekçe Komisyonu Genel Kurul Karar Cetveli, 2012, s.23-31. https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/dilekce/belge/kararlar/d24/gkcetvel13.pdf  

[17] Askeri okullarda öğrenciler, kendilerine verilen disiplin puanı belli bir sınırın altına indiğinde, disiplin kuruluna çıkartılarak atılırlar ya da bu öğrencilerin kendi istekleri ile okuldan ayrılmaları istenir.

[18] Mustafa Önsel, Ağacın Kurdu-Türk Silahlı Kuvvetlerinde Şakirtlerin İşgali mi?, 2. Baskı, Alibi Yayıncılık, Ankara, 2016, s.61-162.

 

[19] Mustafa Önsel, a.g.e., s.281.

[20] Ajanda-14 Ağustos 2016. https://www.youtube.com/watch?v=klfQZ7mUyJo

Son Düzenlenme Çarşamba, 04 Eylül 2019 13:12
Yağız Aksakaloğlu - Mete Han Kutlusan

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Araştırmacılar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 22-11-2019

RUMLAR ASKERİLEŞMEDE DÜNYADA İLK 10'DA

KKTC'de, Meclis'in çoğunluğu ve hükümet, Kıbrıs sorununun çözümünde Cumhurbaşkanı Akıncı'dan neredeyse taban tabana zıt bir çözümü savunuyor.