“Çözüm Süreci”nin Tılsımı

Yazan  14 Haziran 2014

Lice’de bölücülerin askeri garnizondaki Türk Bayrağını indirmesi, yurtta büyük bir infiale yol açmış, bütün illerde yürüyüşlerle tel’in edilmiş ve edilmektedir. İktidar partisinde ise tam bir panik ve suçüstü hali yaşanmıştır. Bilhassa Başbakan’ın, bu menfur saldırı ile ilgili olarak salı günü grup toplantısında;  “Neymiş? Çözüm sürecini sekteye uğratmayalım. Ne demek ya? O bayrağı indireni, neyse alacaksın indireceksin gereğini de yapacaksın”  diyor ve şöyle devam ediyor: “Biz büyük devlet refleksiyle hareket edeceğiz. Üç beş piyonun, korkakların tahrikiyle yolumuzdan sapmayacağız. Hem o provokatörlere haddini bildirecek, hem de çözüm sürecini ilerleteceğiz”  Beşir Atalay ise; “Güvenlik birimlerimiz çözüm sürecinin hassasiyeti nedeniyle çok temkinli dikkatli, çünkü bizim talimatımızdır, o bölgede de bu hassasiyetin çok fazla dikkate alınması gerekiyor”  şeklindeki ifadesiyle, “çözüm süreci”nin tılsımına vurgu yapıyor.

Gerçekten de bu  “çözüm süreci”  çok tılsımlı olmalı ki; (!) Türk Devletinin egemenliği, kamu düzeni, kanun hakimiyeti alabora edilip, bayrağı indirilerek  bölgede paralel bir devlet (!) oluşumuna çalışıldığı görülmektedir. Göz göre göre yapılanları hatırlayalım: bölücü terör örgütü yol kontrolleri yapmakta, ana yollara hendekler açarak ulaşımı engellemekte,vatandaşlarımızı, kamu görevlilerini ve güvenlik güçleri mensuplarını kaçırmakta, Köy Korucularını şehit etmekte, şantiyeleri basıp yakmakta, kalekol ve karakol inşaatlarını engellemekte, diğer yandan  “yargılama”, “vergi toplama”, “asayişi sağlama”, “öz savunma gücü”  adı altında silahlı kuvvetler teşkili ve  “özerklik-özyönetim”  aldatmacasıyla bağımsız bir devlet için alenen çalışmaktadır. 

Bu durumda yine soralım: İktidar yetkilileri gibi bölücü terör örgütü elebaşlarının da dilinden düşürmediği sihirli  “çözüm süreci”  nereden çıktı? Zihnini kiraya vermeyenler için bu soru garip karşılanabilir, ama biz yine de izaha çalışalım. Bunun için, 1999 başından 2004’e kadarki döneme, yani terörist başının mahkum edildiği, örgütün dağıtılıp eylem yapamaz hale getirildiği, hayatın normale döndüğü 6 yıllık döneme gitmeden, Ocak 2013 İmralı Mutabakatı’nı hatırlayalım. Geçen yazımızda daha geniş şekilde yazmıştık. Orada ilk madde  “çatışmasızlık”, ikinci madde silahlı teröristlerin  “sınır dışına çıkma”sı, üçüncü madde “özerklik-özyönetim” değil miydi?

 “Çatışmasızlık”  ise; ben terör eylemi yapmayacağım, sen de bana operasyon yapma demektir. Siz buna  “devletin teslim edilmesi”  de diyebilirsiniz. Zira, insanlığa karşı suç işleyen terör örgütü ile meşru devlet aynı, eşit konuma getirilmektedir. “Çatışmasızlık!”  sağlanınca da örgüt, “Mutabakatın”  üçüncü maddesi gereğince  “özerklik/devletleşme (!)”  hakkını elde edeceğinden, serbestçe çalışma imkânına kavuşuyor. Burada akla  “özerklik/özyönetim”  devletleşme mi, diye bir soru gelmemeli. Çünkü bu kavramlar gerçeği gizlemek, Milletimizi aldatmak için kullanılmaktadır. Zira  “özerklik”  veya  “özyönetim”in, iç asayişi (trafik düzeni gibi) sağlamak üzere polisi olabilir, ama  “öz savunma gücü” , yani ordusu olamaz. Eğer ordusu olursa (ordu bağımsız devletin kurumudur), buna bağımsızlığı ilan edilmemiş  “devlet”  denir. Aynen Kuzey Irak’ta Barzani yönetiminin  “Peşmerge”  ordusuna sahip olması gibi. IŞİD Irak’ı karıştırınca, mümkündür ki, beklemekte olan Barzani bağımsızlığını ilân edecektir. Irak’ı 2003’te işgal eden ABD-İngiliz Koalisyonu, Irak Federal Cumhuriyeti Anayasası’nı, ülkeyi üçe bölecek şekilde böyle düzenlemişti.   Acaba iktidar sahiplerinin her vesileyle tekrarladıkları,  “aman süreç bozulmasın”  demelerinin sebebini anlatabildik mi?  Burada akla şöyle bir soru daha gelebilir; “Türk Milletinin ülkesi ve devletiyle bölünmez bir bütün olduğunu düşünenler, neden böyle bir süreci benimsesin?”  Bu sorunun cevabı şöyle veriliyor; özetleyelim:  “Milli (bir millete ait) ve üniter devlet yapısı, artık dar geliyor, büyümemizi önlüyor. Dünyada federasyonlar devri başlamıştır. Büyümek için çağa ayak uydurmalıyız. “Yeni Osmanlıcılık” “Anadolu Federasyonu” gibi. Büyümenin de sınırı yoktur. Mesela; terör örgütü ile Türkiye sınırları içinde, Barzani ve Suriye’den birer parçanın katılması ile dışarıdan hatta diğer ülkelerden İHVAN hizip grupları ile birleşebilir, ” federasyon “olur büyürüz.”  Bir yanlışı hemen düzeltelim, federasyonlarda, federe devletler de aynı millete mensup olduğundan, milli devlet yapısı devam ediyor. Ama ayrı milletler veya etnisitelerin devletine, “çok milletli veya çok ortaklı devlet” denir ki, egemenlik paylaşıldığında, tarihte ve zamanımızda yaşananlar göstermektedir ki, iç savaş kaçınılmaz hale gelir. Günümüzde, bunun küçük bir örneği Irak’ta yaşanmaktadır.  

Büyüme işine gelince; Türkiye Cumhuriyeti’ne PKK, Barzani ve diğerleri ortak olursa nasıl büyümüş olacağız? Biz onlara değil, onlar bizim devletimize ortak olmaktadır. Yani sizin evinize komşularınız ortak olursa, siz büyümüş olur musunuz? Konuyu daha fazla gülünç hale getirmeden soralım; acaba  “çözüm süreci” nin tılsımını anlatabildik mi?

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/cozum-surecinin-tilsimi-31100yy.htm

Sadi Somuncuoğlu

1940 yılında Aksaray’da doğdu. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden 1962 yılında mezun oldu. 1957-58 yıllarından itibaren Türk Ocakları’nın faaliyetlerine katıldı ve fikri yetişmesi de bu yıllarda başladı. Çeşitli devlet memuriyetlerinde bulundu. 1965 yılında Bab-ı Ali’de Sabah Gazetesi’nin yayımlanmasında görev aldı. Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde Organizasyon ve Metot ile İdarecilik kurs ve eğitimi gördü.

1967 yılında MHP (CKMP) Gençlik Kolları Genel Başkanlığı görevi ile aktif siyasete başladı. 1969 yılında MHP Genel İdare Kurulu’na, arkasından da Genel Sekreter Yardımcılığına seçildi ve 12 Mart 1971’e kadar ülkücü gençliğin eğitim ve teşkilatlanma işlerini yürüttü.

Üniversite öğretim üyelerini bir araya toplayan ve gençliğin meseleleri üzerinde bilimsel çalışmalar yapan “Kültür, Bilim ve Teknik Merkezi (KÜBİTEM)’nin kurulması ve faaliyet göstermesinde görev aldı. Devlet, Töre ve Bozkurt dergilerinin yayımında, aktif olarak çalıştı. Birçok yazı ve makalesi yayımlandı. Yurt içinde ve dışında konferanslar verdi.

1977 yılında Niğde Milletvekili seçilerek Parlamento’ya girdi. Demirel’in Başbakanlığında kurulan koalisyon hükümetinde Devlet Bakanı oldu. 12 Eylül 1980 darbesine kadar MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu.

12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte tutuklandı. 6 yıl süren “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası”nda, 1 Nolu Mamak Askeri Mahkemesi’nde idamla yargılandı.  İki yıl tutuklu kaldıktan sonra, 7 Nisan 1987’de verilen kararla beraat etti.  

1988-1995 yılları arasında siyasetten uzak kaldı ve Türk Ocakları Genel Merkez Heyeti Üyeliği ile Türk Ocakları Genel Başkanlığı görevlerinde bulundu.

1995 yılında ANAP Aksaray Milletvekili seçildi. TBMM Milli Eğitim Komisyonu üyeliği yaptı.  1,5 yıl sonra ANAP’tan ayrılıp MHP’ye katıldı. MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. 1999 yılında yeniden MHP Aksaray Milletvekili seçildi. 28 Mayıs 1999’da kurulan 57. Hükümette Devlet Bakanlığı görevine getirildi.

Cumhurbaşkanlığına aday olduğu için 8 Mayıs 2000’de Devlet Bakanlığı görevinden azledildi. 2002’den itibaren iç/parti siyasetinden ayrılarak milli siyasetle uğraştı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makaleleri yayımlandı.

Halen, Ankara’da faaliyet gösteren (Temmuz 2008) Milli Düşünce Merkezi Başkanlığı görevini yürütmektedir.

Evli ve üç çocuk sahibidir.

 

Yayımlanmış kitapları:

*   Avrupa Birliği Bitmeyen Yol (Ötüken Yayınları-Mart 2002),

* Gümrük’te Kuşatma (1.Baskı-ATO Yayınları/Temmuz 2002, 2. Baskı Yeni Avrasya Yayınları/Ağustos 2002),

*  Kıbrıs’ta Sirtaki (1.Baskı-Yeni Avrasya Yayınları/Eylül 2002, 2.Baskı-ATO Yayınları/Ekim 2002)

* Sorularla Belgelerle Kıbrıs/Çözüm mü Çözülme mi? (Türkiye Sağlık-İş Sendikası Yayınları/2003)

*  Avrupa Birliği Uyum Paketlerinden FEDERASYON’a / Etnik/Irkçı Siyasallaşma Projesi, (ATO Yayınları-2003),

Annan Planı Gerçeği ve KKTC’nin Kurtuluşu (Yeni Avrasya Yayınları-Haziran 2004)  

İstanbul’da Yeni Roma İmparatorluğu (Akçağ Yayınevi-2004),

Göre Göre KAPANA DÜŞTÜ TÜRKİYE’M (Bilgi Yayınevi-2005)

Son Haçlı Seferi-PKK Açılımı(Milli Düşünce Merkezi )

 

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları
KORONAVİRÜS NEDİR, ÇİN’İ NASIL ETKİLEDİ?

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 26-02-2020

Suriye ve Libya'da Türkiye'yi Yiyip Bitiren Canavar

Türkiye'de, iktidarın içeride ve dışarıda karşılaştığı sorunları çözmekten çok uzak olduğu iyice gün yüzüne çıktı.