Son günlerde Kanal İstanbul Projesinin yine gündeme gelmesi, tartışmaları da beraberinde getirdi. Kanal İstanbul projesinin bu kadar tartışılmasının asıl sebebi, net bir şekilde neden gerekli olduğunun açıklanmasında zorlanılmasından kaynaklanmaktadır. Aslında projenin gerekliliği, gerekçeleri ile birlikte ortaya konmuş olsa tartışmalar biraz daha doğru bir şekilde gerçekleştirilecektir. 

Geçici korunan Suriyelilerin Türk ekonomisi üzerinde şuan hesaplanabilen ve hesaplanamayan tahmini parasal maliyetleri bulunmaktadır. Hesaplanabilen parasal maliyetler; Cumhurbaşkanının ve Sağlık Bakanının resmi açıklamaları, AB fonlarından gelen yardımlar, Birleşmiş milletler fonları, Dünya Sağlık Örgütü(WHO) fonları, Dünya Gıda Örgütü(FAO) fonlarından oluşmaktadır.

Pakistan’daki Afgan mülteciler, özellikle sınır bölgesinde İslamın sertlik-yanlısı yorumlamalarından sorumlu tutulmaktadırlar. İslamın geleneksel ve daha gevşek yaklaşımı eskiden FYKB’de, HP’de ve Belucistan’da etkili iken, Pakistan muhafazakâr ve iddialı bir İslamın merkezi haline gelmiştir. Pakistan’da talibanlaşma ve İslamın radikalleşmesi, Afgan mültecilerle birlikte anılan konular olmuştur.

FETÖ; yargı, kamu kurumları ve kamuoyu tarafından çoğunlukla terör örgütü olarak değerlendirilmektedir. Ancak FETÖ’nün, terör örgütü olmanın ötesinde ve öncesinde Türkiye’ye karşı casusluk faaliyetleri yürüten ihanet dolu bir yapısı bulunmaktadır. Örgüt bu kapsamda değerlendirildiğinde, uluslararası bağlantıları çok güçlü olan bir casusluk şebekesi açığa çıkmaktadır.

Dünya ticaretindeki genişleme bir taraftan küreselleşmeyi etkin kılarken diğer taraftan da yeni bölgesel ekonomik ilişkilerin de kurulmasına katkı sağlamıştır. Bölgesel ekonomik ilişkiler, ülkeler arasında yapılan serbest ticaret anlaşmaları veya ikili anlaşmalar ile etkinlik kazanmıştır.

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı sonucunda, ülkemize resmi rakamlara göre 3 milyon 622 bin 366 Suriyeli sığınmacı gelmiştir. Yanlış dış politika kararları neticesinde Suriye iç savaşından en çok etkilenen ülke Suriye’den sonra Türkiye olmuştur ve Türkiye Suriyelilerin demografik istilasıyla karşı karşıya kalmıştır.

SEKİZ yılını dolduran Suriye'deki savaşın  aslında ne olduğunu, neler yaşandığını, kimin ne yaptığını ve yapmak istediğini, bundan sonra neler olacağını, Türkiye'nin neler yapması gerektiğini SEKİZ soruda bu raporda bulacaksınız. 
Enstitümüzün Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi Başkanı Erol Başaran BURAL'ın hazırladığı bu kapsamlı ve değerli çalışmaya PDF dokümanı indirerek ulaşabilirsiniz.

Başlangıçta resmi makamlarca dile getirilen “100bin kırmızı çizgimiz” ifadesi, görüldüğü gibi birkaç ay içerisinde aşılmış, Bugün kayır altına alınan Suriyeli sayısı 3 milyon 600 bini geçmiştir. Kayıt altına alma işlemlerinin hızı azalmışsa da devam etmektedir.

Günümüzde yaşanan nüfus yoğunluğunun şehirlerde hızlı artması ve ekonomik faaliyetleri artırma girişimleri, altyapı yatırımlarına olan ihtiyacı da beraberinde getirmektedir. Ülkelerin sahip oldukları kamu gelirleri ile bu yatırımları aynı hızla karşılaması da mümkün olmamaktadır. Bundan dolayı kamu otoriteleri yeni yöntemler ve modeller geliştirmişlerdir. Bunlardan birsi de kamu özel işbirliği modelidir.

Geçmişten bugüne Türkiye’nin Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bir Pontus bölgesi/devleti kurmak için çok boyutlu yıkıcı faaliyetler sürdürülmektedir. 20. yüzyılın başında Doğu Karadeniz’in Türkiye’den koparılması için ayaklanmalar, çetecilik faaliyetleri ve Müslüman Türk nüfusa karşı etnik temizlik gerçekleştirilmiştir. İstiklal Harbi sonrasında uzun süre sessiz kalan Pontusçuluk faaliyetleri, 1980’lerden itibaren Yunanistan merkezli olarak tekrar başlamıştır. Doğu Karadeniz’den 1923’te Yunanistan’a göç eden Ortodokslara kurdurulan Pontus dernekleri, ikinci dönem Pontusçuluk faaliyetlerinin örgütsel belkemiğini oluşturmuştur.

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR