11 Mart 2025

2009 SONRASINDA TOPARLANAN LÜBNAN

Ortadoğu’nun Batıya açılan kapısı olarak anılan ve başkenti de Ortadoğu’nun Paris’i diye nitelendirilen

4 Dakika
OKUNMA SÜRESİ
Ortadoğu’nun Batıya açılan kapısı olarak anılan ve başkenti de Ortadoğu’nun Paris’i diye nitelendirilen

ancak 1970'lerden itibaren kamplaşma, çatışma, kamplaşma ve iç savaşa sahne olan Lübnan, dini farklılıkları ve buna paralel şekillendirilen idari yapısıyla Ortadoğu labirentinin en karmaşık noktasını oluşturur .

Lübnan'da siyasi, sosyal ve ekonomik ilişkileri şekillendiren kurumsal yapılar ve çıkar grupları, mezhep, bölge, aşiret ve aile düzeyinde oluşan birlikteliklerin bir devamı niteliğindedir. Lübnan'da birbirlerine karşı güven eksikliği ve tarihsel düşmanlıklarla beslenen bu yerel birliktelikler, siyasetin doğal ve kültürel tabanını oluşturmaktadır. Lübnan iç siyasetini şekillendiren iki etken, mezhepsel gruplar ve feodal geleneklere sahip köklü ailelerdir. Lübnan'daki mezhepsel temelli ailelere bölünmüşlük, ülke siyasetinde kişiselliği beraberinde getirmiş ve bu durum bölünmüş olan toplumu daha da parçalamıştır.[1]

Toprak ve mezhebe dayanan karmaşık bir sosyal yapıda , siyasi dengeyi kurarak sağlam bir devlet sistemini oluşturmanın güçlüğü ortaya çıkmıştır . Bu nedenle Fransızlar Lübnan'a bağımsızlık verirken kuvvetli bir Suriye'nin ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Lübnan gibi bir yapay devlet kurmayı kendi açılarından tercih etmişlerdir .[2]

Lübnan'ın siyasi, iktisadi ve sosyal hayatı mezhep çizgisinde şekillenmiştir . 19.yüzyıldan itibaren dış güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda Lübnan içindeki farklı aileleri ve cemaatleri birbirlerine karşı kullanmaları sonucu kalıcı düşmanlıkların tohumları , 1975'e gelindiğinde iç savaş olarak meyvesini vermiştir.[3] İç savaştan bu yana Lübnan'da gelişen olaylar ülkedeki kaos ortamını yok edememiştir. Hıristiyan ve Müslüman gruplar arasındaki çatışmalar, Filistinli mülteciler sorunu, Suriye'nin Lübnan'da hakimiyetinden vazgeçmek istememesi ve İsrail'in bitirmeye çalıştığı Hizbullah tehdidi.

Ülke son olarak ise Refik Hariri suikastından dolayı zor günler geçirdi . Lübnan'da acaba yeni bir iç savaş çıkar mı? diye oluşan endişeler ve bazı kesimlerce beklentiler son zamanlardaki gelişmelerle tam tersine dönüştü. Özellikle de 2009 Lübnan genel seçim sonrasında oğul Hariri başkanlığında kurulan yeni hükümet ile toparlanma sürecine giren Lübnan'da etnik yada dini ayrıma gidilmeksizin her grubun ülke bütünlüğünü sağlayan önemli unsur olduğu gerekçesiyle desteklenmektedir. Bunun en çarpıcı örneği hiç şüphesiz Hizbullah.

İsrail saldırılarına karşı başbakan Hariri'nin Hizbullah'ı destekleyen açıklamaları ve bölge ülkeleriyle olan aktif politikaları Lübnan'da tarihine az rastlanır toparlanma sürecine girdiğini göstermektedir. Son olarak geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman 3 yıl önce Amerika ile imzalanan güvenlik işbirliği anlaşması ile ilgili olarak Hizbullah'a yönelik yok etme çabalarıyla ilgili olarak "Ne biz ne de Lübnan'daki başka birisi güvenlik anlaşmasıyla, Hizbullah'a zarar vermeye müsaade etmez"[4] açıklamasında bulunmuştur .

Üç yıl önce Fuad Sinyora hükümeti döneminde ABD ile imzalanan güvenlik anlaşmasıyla, Lübnan'daki iç güvenlik birimlerinin eğitimi hedeflenmiş, güvenlik birimlerine verilen eğitimlerde Hizbullah tehlikeli bir hareket olarak nitelenmişti. Anlaşmaya göre güvenlik birimleri, ABD'nin tehlikeli kabul ettiği örgütlerden seçilemeyecekti. Her zaman İsrail'in saldırıları Hizbullah'a yönelik saldırı olarak görülmüş ve gerek halk gerek ise hükümet nezdinde yeterli tepki görmemiştir . Süleyman'ın "İsrail'in saldırısı halinde tüm Lübnanlılar, düşmanın saldırılarına karşı koymak için direniş ve ordunun arkasında kenetleneceklerdir" sözü ile de artık Lübnan'a yapılacak saldırı ne amaçla olursa olsun asla kabul edilmeyecektir .

Lübnan'ın ne kadar daha birlik içindeki bu atmosferde kalacağını ön görmek zordur ancak Hizbullah'ın Lübnan'da engellenmez yükselişini dengeleyen ve kontrol altında tutan hükümet , uzun yıllar içinde Hizbullah'ın Lübnan'da oluşturmak istediği kitleyi yapıcı rolüyle etrafına toplayabilecektir. Böylece hem bölgede istikrarlı ve daha emin adımlar atan hem de Hizbullah'ın tekelinde olmayan bir Lübnan inşa edilebilinecektir.



[1] http://www.bilgesam.com/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=356:orta-doguda-secimler-3-lubnan-parlamento-secimleri&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150

[2] Boran,Yıldırım,Lübnan'daki İran Hizbullah,İstanbul,2007,s.130.

[3] Kor,Z.,İç Savaşların Gölgesinde Lübnan,İstanbul,2006,s.32.

[4] http://www.israhaber.com/suleyman-hizbullah-in-hedef-alinmasina-musaade-etmeyiz-9186-haberi.html

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *