06 Temmuz 2026
10 Dakika
OKUNMA SÜRESİ

Son 3-5 yıldır devam eden enerji kaynaklarındaki fiyat dengesizlikleri arz açığında önemli bir noktaya ulaşmıştır. Bu fiyat dalgalanmaları ardından dünya ekonomisinde de sıkıntılar görülmeye başlamıştır. Bu sıkıntılar ekonomik olarak bir türlü gelişemeyen ülkeleri ve halkını menfi olarak derinden etkileşmiştir. Piyasaların yeniden dengeye oturması mümkün müdür? Zaman içinde göreceğiz. Dünyayı istedikleri gibi yönetmeye alışmış emperyalistler bu durumdan şüphesiz çok memnundurlar. Bir de kendini seçilmiş kişi olan gören birisinin dünyayı yönetmeye kalkması dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük tehlikedir diyebiliriz. Bu yönetim aklı ortadayken dünyayı sıkıntı içine düşürecek ve sadece her şey bana aittir düşüncesiyle dünyaya hâkim olmak isteyenlerin elinde bulunan enerji kaynaklarının durumunu inceleyelim.

2024 yılında dünyada enerji arzı bir yıl öncesine göre %2,1 artarak 592 exajoule yükselmiştir (2025 yılında bu rakam 600 EJ’e yükseleceği ön görülmektedir). Enerji arzı ve de tüketimi her geçen yıl daha çok artmaktadır. Şubat 2014 kısa süren ve sonra 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna ve 2026’daki ABD-İran savaşlarının en önemli etkisi şüphesiz ki, enerji kaynaklarına ulaşımdaki engellerdir. Bu savaşlar dünyanın fosil enerji kaynaklarına daha uzun yıllar mecbur kalacağını da açıkça göstermiştir (Mevcut rezervlerde bunu göstermektedir). 2024 yılında enerji arzında fosil kaynakların payı yaklaşık %86,5, yenilenebilir kaynakların payı da %13,5 civarında olmuştur. Küresel ölçekte enerji arzının kaynaklara göre dağılımı dikkate alındığında bu gerçek daha iyi görülmektedir. Petrolün199 EJ, Kömürün 165 EJ, Doğalgazın 149, Nükleerin 31 EJ, Hidroliğin 16 EJ, Yenilenebilir kaynakların da 33 EJ payları bulunmaktadır. Bu enerji arzının küresel dağılımı ise şöyledir: 21 EJ Afrika, 26 EJ Orta ve Güney Amerika, 41 EJ CIS, 41 EJ Ortadoğu, 44 EJ Güney Asya, 112 EJ Kuzey Amerika ve 235 EJ Diğer Asya-Pasifik ülkeleri… 

Bu konuda Enerji Enstitüsü Başkanı A. Brown,’’…Küresel olarak yenilenebilir enerji kullanımının hızı, büyük ölçüde fosil yakıtlarla karşılanmaya devam eden genel enerji talebi artışının gerisinde kalıyor. Dünya, net bir geçişten ziyade enerji ekleme modunda kalmaya devam ediyor. Sonuç olarak, fosil yakıt talebinde ve CO2 emisyonlarında üst üste dördüncü yıl rekor seviyelere ulaşıldı ve bu da küresel enerji tüketimini iklim hedefleriyle uyumlu hale getirmenin yapısal zorluklarını vurguluyor.’’ Aslında genel enerji durumundaki yatırımlara bakıldığında yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımlar fosil kaynaklara yapılan yatırımların iki misli olmasına rağmen dünya fosil kaynakların kullanımından vazgeçmemektedir. Sebebi ise kurulan düzenin tamamının fosil kaynaklar üzerine kurulmuş olmasıdır. Çok uluslu şirketler, ekonomilerini bir sömürü düzeni üzerine kurmuş olan ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Orta Avrupa ülkeleri ve Ortadoğu’nun saadet zincirinde yaşayan yöneticileri bu zenginlikten vazgeçebilirler mi?

Diğer taraftan 50-100 yıllık ömürleri kalan bu fosil yakıtların yerine yenilenebilir kaynakların dışında ne konulacağı konusunda acaba insanların bilmedikleri araştırmalar mı yapmaktadır bu ülkeler? Yeni bir sömürü düzeni için… Hidrojen, helyum, toryum, NTE’ler ve bilmediğimiz bazı elementleri enerjide değerlendirme çalışmaları yapılıyor mudur? Toryumun enerji sektöründe kullanılması için Çin, ABD, Rusya, Almanya, Fransa, Hindistan, Kanada, Japonya 1960-1970’lerden bu yana ciddi çalışmalar yapmaya başlamışlardır. Çin’de bilim insanları, Gansu eyaletinde Wuwei şehrinde iki MW’lık toryum kullanarak prototip bir reaktörü hayata geçirmek üzere gereken çalışmaları tamamlamışlardır.  İlk ticari reaktörü de 2030 yılında devreye almayı planladıkları ifade edilmektedir (Dünya toryum rezerv 6.355.000 tondur. 1 ton toryum 200 ton uranyumun, 1 milyon ton petrolün, 150 milyon m3 doğalgazın ve 3,5 milyon ton kömürün sağladığı enerjiye eşdeğer enerji üretmektedir. Türkiye rezervi dünya rezervinin %5,89’dur). 

Diğer taraftan, 2024 yılında küresel sera gazı emisyonlarında 2023 yılına göre %1,3 artış göstererek 53,2 Gt COeşdeğerine yükselmiştir. 2024 yılında dünyanın en büyük sera gazı emisyonu artışları Çin, ABD, Hindistan, AB ülkeleri, Rusya ve Endonezya tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu ülkeler küresel fosil yakıtların yaklaşık %64’ünü kullanmakta ve de sera gazlarının salımı da %62 oranındadır. 2024 yılında, sera gazı emisyonlarının %74,5'i CO2, %17,9’u CH4, %4,8 N2O ve Flor gazları %2,8 oranındadır. 2015 Paris Anlaşması küresel ortalama sıcaklık artışını 1,50C ile sınırlandırmayı hedeflemektedir. Zira bu derecenin üzerindeki artışlar sonrası kuraklık, sıcak hava dalgaları, yağışların oluşacağını ve neticede de dünya iklimi üzerinde önemli ölçüde zarar verici sonuçlar doğuracağı dile getirilmiştir. Bunun için de sera gazı emisyonlarının 2030 yılına kadar %43 azalması gerekmektedir. 

Emperyal düşünceler buna imkân verir mi? Bilinmez diyemiyorum, çünkü biliniyor… 

Şimdi kısaca enerji kaynaklarının küresel ölçekteki konumlarını kısaca açıklamaya çalışalım.

PETROL: Dünya rezervi 218 milyar ton, yıllık üretim 4.543 milyon ton, tüketim 5.000 milyon ton civarında, CO2 salımındaki payı %33 civarındadır.

DOĞALGAZ: Dünya rezervi 208.370 milyar m3, yıllık üretim 4.125 milyar m3, tüketimi 4.128 milyar m3, CO2 salımındaki payı %24 civarındadır.

KÖMÜR: Dünya toplam rezervi 1.074.108 milyon ton (Taşkömürü ve linyit), yıllık üretimi 9,1 milyar ton, tüketim 8.9 milyar ton, CO2 salımındaki payı %41’dir.

ELEKTRİK ÜRETİMİ: 2024 yılı küresel elektrik üretimi 31.255,9 TWh, bunun %33’ü kömürden, %22,4’ü doğalgazdan, %2,2’si petrolden, %14’ü hidrolik kaynaklardan, %17’si güneş (%9) ve rüzgârdan (%8), %9’u nükleerden ve %2,6’sı diğer yenilenebilir kaynaklardan elde edilmektedir.

Dünya savaşların ortaya çıkardığı krizler sonrasında kömür kullanımı ciddi şekilde artmıştır. Mesela Çin dünyada tüketilen kömürün yaklaşık 1/3’ünü elektrik santrallerinde kullanmıştır.

NÜKLEER: Dünya uranyum rezervi 5.925.700 tondur. Mevcut NES sayısı 31 ülkede 440 adettir. 1954 yılından bu yana çalışan bu santraller 2024 yılında dünya elektriğinin %9’unu üretmiştir (2737,6 TWh). World Nuclear Association’a göre halen 80 ülkede yeni NES yapılmakta ve yaklaşık 120 NES’in de planlaması üzerinde çalışılmaktadır.

HİDROLİK ENERJİ: 2024 elektrik üretimi 4452,9 TWH olup, dünya genelinde hidroelektrik kapasitesinin yarısından fazlası Çin, Brezilya, Kanada, ABD ve Rusya bulunmaktadır (2559,9 TWh). Hidroelektrik enerji, küresel enerji ihtiyacının %14,3'ünü karşılamaktadır. Son beş yılda %6’lık üretim artışı ile %9’luk kapasite artışının aynı oranda gerçekleşmemesinin sebepleri arasında hava şartlarındaki değişiklikler, yenilenebilir kaynakların kullanılması ve hidrolik enerji üretimlerinin yapıldığı kaynaklarda yenilenmenin yapılmamış olması sayılabilir. 

GÜNEŞ ENERJİSİ: 2024 sonu itibariyle güneş enerjisi kapasitesi 2.247 GW’tır. Güneş fotovoltaik (PV) enerjisiyle elektrik üretimi, 2024 yılında küresel olarak 2.131 TWh'ye yükselmiştir. Güneş enerjisinden en çok elektrik üreten ülkeler Şili %23, İspanya %21, Avustralya %20, Brezilya %10, Çin %9, Türkiye %8, ABD %7. Çin, güneş enerjisi üretimini yaklaşık %46, Amerika Birleşik Devletleri'nde güneş enerjisi üretimi %30, artırmışlardır. Diğer taraftan Brezilya, Hindistan Pakistan ve Türkiye’de güneş enerjisinde önemli yatırımlar yapmaya başlamışlardır. AB’de ise doğalgaz ve kömür kullanımın azaldığı görülmüş ve güneş enerjisi elektrik üretimi %14’ler civarında olmuştur. 

RÜZGÂR ENERJİSİ: 2024 rüzgâr enerjisi kapasitesi 1.135GW, 2025’de ise 1.346 GW’a yükselmiştir. Elektrik üretimindeki katkısı yaklaşık 3000 TWh olup dünya talebinin yaklaşık %11’i dir. Çin’in kapasitesi 522 MW, ABD 153 MW, Almanya 73 MW, Hindistan 48 MW, Brezilya 33 MW’tır. Rüzgâr enerjisi yatırımları yılda %15-20 arasında büyüme göstermektedir. Diğer taraftan 83 GW kurulu kapasiteyle açık deniz rüzgâr enerjisi de enerji elde etmenin diğer önemli bir basamağıdır.  2050 yılında kapasitenin 10 milyon MW olması planlanmaktadır (10.000 GW)

2024 yılında dünya birincil enerji üretiminin 592 EJ (Yaklaşık 145.000 TWh) olduğuna göre bu üretimde petrolün payı %33,6, kömürün %27,8, doğalgazın %25,1, yenilenebilir (Rüzgâr, güneş ve diğerleri) %5,6, nükleer %5,2 ve hidrolik %2,7’dir. Küresel enerji yatırımları 2025 yılında 3,3 trilyon dolara yükselmiş, bunun yaklaşık 2,2 trilyon doları yenilenebilir, 1.1 milyar doları fosil, 75 milyar doları da nükleer kaynaklara ayrılmıştır. Enerji yatırımlarına 800 milyar dolar ile en çok kaynak ayıran ülke Çin olmuştur.

Görüldüğü gibi devletler yenilenebilir enerji kaynaklarına ne kadar yatırım yaparlarsa yapsınlar fosil kaynaklara mahkûm bir şekilde daha uzun yıllar bu sistem devam edecektir. 2025 yılı dünya elektrik kurulu gücü10.000 GW’tır. Bu kapasitenin 2040’da 20.000 GW ve 2050’de 27.000 GW yükselmesi planlanmaktadır. Şayet mevcut politikalar devam ederse sera gazı emisyonları artacak ve sıcaklık 3C, ülkeler politikalarında değişiklik yaparsa sıcaklık 20-2,50 C arasında, şayet temiz enerji politikaları yaygın hale gelirse o taktirde sıcaklığın 20C’nin altında olabileceği ön görülmektedir.

Enerji meselesi özellikle çok uluslu şirketlerin ve emperyal ülkelerin gündeminden hiç düşmemektedir. Onlar için yeryüzünde daha çok aranacak fosil enerji kaynağı bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse BP, Shell, Chevron gibi şirketler petrol ve doğalgaz aramalarını G. Amerika’da Surinam-Guyana Havzası, Brezilya, Uruguay, Peru açıklarında, Alaska, ABD Körfezi, Rusya Yamal Adası, Asya-Pasifik’te Papua Yeni Gine, Malezya, Endonezya, Hindistan ve Avustralya, Afrika’da Namibya’da, Norveç Barents Denizi, Bulgaristan ve Romanya’da ciddi arama faaliyetlerinde bulunmaktadırlar (Doğalgaz arama çalışmaları, artan küresel sıvılaştırılmış doğal gaz-LNG-talebini karşılamak için büyük ölçüde açık denizdeki derin su sınır bölgelerinde ve yerleşik şeyl havzalarında yoğunlaşmıştır. Doğu Akdeniz, Afrika ve Güney Amerika açık denizleri, Orta Doğu ve Kuzey Amerika).

Arama çalışmaları Arktik’te (Kuzey buz denizi) yapılmaya başlandığı taktirde dünyada telafisi mümkün olmayan bir tehlike başlayacaktır. Zira burada yaşayan kara hayvanları, deniz memelileri, kuşlar, bakteriler, yosunlar kısacası tüm ekosistem zarar görecektir. Emperyalizm buralarda da yeni kaynaklar bulabilir ve sömürü düzenlerini belki yüz-iki yüz yıl daha devam ettirebilirler. Tehlike gerçekten çok ama çok büyüktür.

Netice itibariyle, küresel enerji üretiminin her yıl artış göstermesi fikri manada acaba bilim insanlarıyla politikacıları karşı karşıya getiriyor mudur? Bilim insanları bu şekildeki enerji politikalarına kesinlikle karşıdırlar. Bu bilinen bir gerçek. Çünkü bilim insanı parayı değil de aklı öne çıkaran görüşlere sahiptir. Bu politikalar çevre kirliliğine sebep oluyor, dünyayı ısıtıyor, toprak bozuluyor, sular azalıyor, kirleniyor, insanlar aç geziyor, bu yüzden savaşlar oluyor insanlık hızla bir sona yaklaşıyor. 

Politikacılar aklı ön plana alıp da fosil yakıtların aranmasına daha az kaynak aktarılması için hükümetlerini etkileyebilirler mi?

Enerji verimliliği konusunda kendilerini ve halkı daha ciddi bir şekilde eğitebilirler mi?

Yenilenebilir kaynaklar konusunda gelişememekte olan ülkelere bu ÇUŞ’lar yardım edebilirler mi? Ama sömürmeden…

Enerji yoğunluğu ve sera gazı emisyonlarındaki artışlar dikkate alındığında temiz bir dünya ulaşılmasının çok ama çok zor olduğu ortadadır. Yapılan konferansların sonuçlarının bilimsel olarak hayata geçirilmesi konusunda ciddi adımlar atılmamaktadır. Sözler çok büyük, lokmalar çok küçük…

Yenilenebilir kaynakların hızlı bir şekilde enerji üretiminde yer almasına rağmen fosil yakıtların enerjide baskın bir durumda olması nasıl tersine çevrilebilir? Ya da çevrilebilir mi? Mesela G20 ülkeleri fosil kaynakların %80 civarındaki kısmını kullanmaktadır. Bu oranı azaltmak mümkün müdür? 

Sanayi tesisleri, ısınma, yakıt kullanımı, yok edilen ormanlar, nüfus artışı, toprağın bilinçsizce kullanımı sera gazı emisyonlarındaki artışın sebepleri arasındadır. Bu hadiselerin gelişmesinin en önemli nedeni de fosil yakıtların enerji kullanımında %85’ler seviyesinde olmasıdır.

Peki yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı ne zaman ve hangi politikalarla  %85-%15 oranını tersine çevirebilir? Cevap çok açık hiçbir zaman…

Son olarak dünyada fazla enerji üreten ve enerji açığı olan ülkeler olduğunu da söylemek gerekir. Enerji fazlası olan ülkeler Rusya 26 katrilyon BTU, S. Arabistan 15,1 katrilyon BTU, Avustralya 11,9 katrilyon, Kanada 10 katrilyon BTU, ABD 9 katrilyon Endonezya 8,8 BTU, Norveç 8,3 BTU ve diğer 35 ülke. Enerji açığı olan ülkeler ise, Çin 39,8 katrilyon BTU, Hindistan 15,1 BTU, Japonya 13,7 BTU, G. Kore 10,3 BTU, Almanya 7 katrilyon BTU, Türkiye 4,9 BTU, İtalya 4,1 BTU ve diğer 90 ülke. Enerji açığı olan ülkeler ithalat yoluyla enerji tedariklerini sağlamaktadırlar… (1 BTU 2.93297 × 10⁻¹³ TWh değerine eşittir. Diğer bir ifadeyle, 1 TWh elde etmek için yaklaşık 3.41 katrilyon BTU enerjiye ihtiyaç vardır).

Son olarak şunları söylemek isterim, dünya yok olmanın eşiğinde, emperyalist ülkelerin bitip tükenmek bitmeyen kazanma hırslarına boyun eğmek üzeredir. Politikacılar güvensiz, bilim insanları kabuğuna çekilmiş, felsefeciler ayak üstü konuşur hale gelmiş, edebiyatçılar şaheserler ortaya çıkarmıyor, tarihçiler geçmişi aydınlatacak araştırmalar yapamıyorlar. İnsan denen canlının bazıları asırlardır olduğu gibi isyankâr, bazıları da önüne konana şükür ediyor, yoksulluk diz boyu, fakir bir hayatı kaderin cilvesi olarak gibi görüyor…

                                                                                   

 

 

 

 

 

 

 

 

       

 

 

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *