BEYİN FIRTINASI

20 Eylül 2008 Cumartesi günü, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü'nde Beyin Fırtınası toplantısına Dr. Ömer GÖKÇÜMEN konuşmacı olarak katılmış ve "Anadolu'nun Genetik Antropolojisi" konusunu değerlendirmiştir.

GENOM PROJELERİ, GENOBİLİM VE ULUSAL GÜVENLİK

Gelişmiş ülkelerde birçok hastalığın tedavisi 2015 yılına kadar büyük bütçeler ayrılarak yapılan sağlık harcamaları ve tıptaki önemli gelişmeler sayesinde başarılmış olacak. Biyoteknoloji devrimi gelişmiş ülkelerde yaşayan insanların sağlığında daha etkin iyileşmelere imkan tanırken insan sağlığını tehdit eden hastalıklar dünya için önemli bir problem olmaya devam edecek. Gelişmiş ülkeler daha ziyade bulaşıcı olmayan hastalıklarla uğraşırken gelişmekte olan ülkeler bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmeye devam edeceklerTüberküloz, sıtma, hepatit ve AIDS artarak yayılacak ve gelişmekte olan ülkelerin önemli bir kısmında AIDS, tüberkülozla beraber en önemli ölüm nedenlerinin başında gelecek. AIDS yalnızca Afrika için değil, Hindistan, Güneydoğu Asya, eski Sovyetler Birliğine bağlı birkaç ülke ve muhtemelen Çin için önemli bir problem haline gelecek.AIDS'in en çok etkilediği ülkelerde gayrisafi iç hasılanın %1'i kadarıyla ekonomik büyümeyi geriletecek ve sağlık harcamalarının %50'sini tüketecek.Tarım teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde besin üretiminde dünya genelinde ciddi bir problem yaşanmayacak gibi görünsede su önemli bir sorun olmaya artarak devam edecek.

2015 yılında Dünya nüfusunun yarısı (3 milyardan fazla) su darlığı çeken ülkelerde (kişi başına 1700 metre küp) yani Afrika, Ortadoğu, Güney Asya ve Kuzey Çin'de yaşanacak.

Türkiye barajları ile bir hedef teşkil etmeye devam edecek.

Biyoteknoloji devrimi ile hastalıklarla mücadele, besin üretiminin arttırımı, çevre kirliliğinin azaltılması, hayat niteliğinin arttırılması konularında dev adımlar atılacak.

Genomik profilleme ile hastalıkların genetik temelleri çözülürken, biyomedikalmühendislik yeni cerrahi yaklaşımları, organların değişiminde daha iyi organik ve suni transplantlar bunların da ötesinde kök hücre çalışmalarının ilerlemesi ile organ transplantasyonu ve verici bulma sorunları ortadan kalkacak, besin üretiminin verimini, kalitesini arttıracak genetik modifikasyonlar gelişmiş olacak.

Bütün bu öngörüler 2001 Kasımında Amerikan Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından hazırlanmış olan ve önsözünü CIA başkanının kaleme aldığı "2015'e dek Global Teknoloji Senaryoları" raporundandır. Bu öngörüler ışığında ABD'nin milli ve ekonomik güvenliğinin bilim ve teknoloji yaratıcılığındaki dünya liderliğini devam ettirebilmesiyle olabileceği vurgulanmıştır. Bu raporu hazırlayan panel, ABD milli güvenliğine yüksek etkisi olduğu ve olacağı öngörülen teknolojilerin altını çizmiştir bunlar: gen terapi, kablosuz iletişim, klonlanmış-genetik müdaheleye uğramış organizmalar, MikroElektro Mekanik Sistemler (MEMS) ve nanoteknoloji. Ulusal İstihbarat Teşkilatı 2004 yılında bu kez benzeri bir raporu 2020 yılı için projeksiyonlar yaparak Amerika Birleşik Devletleri'nin dünya üzerinde hâlihazırda sahip olduğu iktidarı koruyabilmesi için ağırlık vermesi, üzerinde özellikle çalışması gereken saha ve teknolojileri bir kez daha belirlemiştir. Bu raporda biyoteknolojinin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında dev uçurumu belli alanlarda daraltmasında etken olacağının altı çizilerek özellikle başta AIDS olmak üzere bulaşıcı hastalıklarla olan mücadelede önemli yol alınacağı belirlenmiştir. Aynı raporda biyoteknolojik gelişmeler karşısında birçok gelişmekte olan ülkenin de bu teknolojiye katkıda bulunmak ve bu teknolojiden yararlanmak üzere yerli şirket ve enstitülerle girişimde bulunacağı öngörülürken 2015 öngörü raporu gibi biyoteknoloji ile üretilen bilginin kötü niyetli ellere geçmesi durumunda biyolojik savaş ve terörün ülke için ciddi bir tehdit yaratacağı ifade edilmiştir. Bundan beş yıl önce 11 Eylülü takip eden günlerde ABD'de posta ile gönderilen bazı mektuplarda şarbona rastlanmasının ardından alevlenen biyoterörist saldırı endişeleri neticesinde ABD hükümeti biyogüvenlikle ilişkili çalışmalara 36 milyar dolarlık bir yatırım yapmıştır.

2001 yılının sıcak gelişmeleri sırasında sözkonusu çalışmalarla ilgili dikkate değer bir tepki yaşanmamış ancak aradan geçen beş yılın ardından anılan çalışmaların devam etmesi ve yeni biyosavunma laboratuvarlarının inşa ediliyor olması nereye kadar sorusunu kamuoyunun gündemine getirmeyi başarmıştır.Amerikan Ulusal Bilimler Akademisine (National Academy of Sciences) bağlı Ulusal Araştırma Konseyi (National Research Council) tarafından hazırlanmış olan "Global Teknolojilerinin İlerleme Devrinde Sürprizlerle Karşılaşmamak" başlıklı raporda:Biyolojik ve biyokimyasal teknolojilerle ilgili araştırmaların üniversite laboratuvarları ile biyoteknoloji şirketlerinin ve ordunun araştırma laboratuvarlarında sürdüğünü belirlerken askeri araştırma laboratuvarları ile biyoteknoloji şirketleri tarafından yürütülen araştırma sonuçlarının üniversite araştırmalarından farklı olarak kamunun bilgisine kapalı olduğunun altını çizmektedir.

Gelişmiş ülkelerin gelişmişliklerinin ve dünya üzerinde söz sahibi olmalarının garantilerinden biri olarak gördüklerinden gen teknolojileri ve biyoteknoloji ülkemizde göz ardı etmememiz gereken bir sahadır. Ancak bu bütün sahalarından faydalanabilmek bilgiyi, bilgi üretmeyi, organizasyonu ve şüphesiz ciddi bi milli stratejiyi gerektirmektedir. 2002 yılında ODTÜ'de düzenlenen Ulusal Bilim Paneli'nde Sayın Aykut Göker tarafından sunulan "Türkiye'de 1960'lar ve Sonrasındaki Bilim ve Teknoloji Politikası Tasarımları Niçin [Tam] Uygula[ya]madık?" başlıklı bildirisinde 1980'li yıllarda 1983-2003 Türkiye Bilim Politikası programını hazırlayan dönemin devlet bakanı Prof. Dr. Nimet Özdaş'ın bu program ile ilgili olarak 2000 yılında hazırladığı yayınından bir alıntı

"1981-1983 yıllarında Türk Bilim Politikası hazırlanırken bizim için belki G. Kore iyi bir örnek olabilirdi. Ancak o yıllarda G. Kore daha kendini tam ispatlamamış olduğundan [bu ülkenin] bilim ve teknoloji politikaları hakkında hiç bilgimiz yoktu. Diğer taraftan yayınlar açısından 1982'de Türkiye 43, G. Kore ise 47'nci ülke idi. G. Kore'nin, sadece, AR-GE sistemine büyük yatırım yaptığı biliniyordu. Japonya'nın ise II. Dünya Savaşı'ndan önce bile kuvvetli bir sanayi bazı vardı ve Savaş'tan sonra A.B.D.'nin yardımı ve desteği de değişik boyutta idi. Aradaki ölçek farkından, Japonya da bizim için aradığımız bir örnek olamazdı. Dolayısı ile Türk Bilim Politikası çalışmalarına gelişmiş Batı Ülkeleri'nin uyguladıkları politikaları bilerek; fakat kimseyi tam örnek almadan, kendi yolumuzu kendimiz bulalım diye yola koyulduk. Türk Bilim Politikası, 1983'te yayımlandıktan birkaç yıl geçtikten sonra, G. Kore'nin bilim politikası dokümanı elimize geçti; büyük benzerlikler olduğunu gördük. Aramızda sadece çok önemli bir fark vardı. Onlar Japonya'dan adapte ederek hazırladıkları politikaları kararlılıkla uyguladılar. Biz ise uygulamadık ve dünyanın en önemli ve değerli iki kaynağından biri olan zamanı en az on yılı israf ettik." Türkiye'nin bu gelişmeler ışığında halihazırda bulunduğu konumu daha ayrıntılı ve belirgin olarak ortaya koymak için anılan çerçevede ülkenin sahip olduğu artı ve eksilerin tespit edilmesi gerekmektedir. Esas itibariyle TÜBİTAK'ın öncülüğünde seçkin Türk bilim adamlarınca hazırlanmış olan Vizyon 2023 raporunda bu değerlendirme gereğince yapılmıştır. 2006 Kasımının ilk sayısında İslam dünyasında bilimi inceleyen İngiltere menşeili dünyanın en önde gelen bilim dergilerinden Nature, İslam ülkelerinin bilim dünyasındaki son derece az gelişmiş konumlarını somut veriler ışığında değerlendirirken Türkiye'nin İslam ülkeleri arasında oldukça farklı ve gelişmeye açık olan konumunun altını çizmiştir (Nature, 2006, 444).Avrupa Birliği ile uyum yasaları kapsamında Kasım 2006 tarihinde kabul edilen 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile önümüzdeki dönemde çıkması beklenen biyogüvenlik yasası kapsamında bu konuda gerekli düzenlemeler yapılmaya çalışılmış ve çalışılmaktadır. Ancak geçtiğimiz aylarda kabul edilen Tohumculuk Kanunu ile ilgili olarak kamu, üniversite ve sivil toplum örgütlerinin içinde yeraldığı yoğun tartışmalar devam etmektedir. Sözkonusu kanunun ülkemizin menfaatine olabileceği gibi küresel şirketler boyutu ile aleyhine olabilecek düzenlemeleri mevcuttur. Bu düzenlemelerin leyhte veya aleyhte olması ilgili kanunu müteakip hazırlanmakta olan ve bu kanunun nasıl uygulanacağının çerçevesinin çizecek olan yönetmeliklerce belirlenecektir.

Çıkarılan kanun ve yapılan düzenlemelerin ülke menfaatlerini gereğince koruyup korumadığı, ülkemizin uzun vadeli geleceğini güvence altına alıp alamayacağına dair en objektif ve ilmi değerlendirme Türkiye Bilimler Akademisi'nin yapacağı bir değerlendirme olmalıdır. Tıpkı Amerikan, İngiliz ve Fransız Bilimler Akademileri gibi Türkiye Bilimler Akademisi de birçok menfaattarın bulunduğu bu konuda dezenformasyonu ortadan kaldıran, Türkiye'nin ve sahip olduğu doğal kaynakların gerçek menfaatlarinin nasıl korunması gerektiğini belirleyen değerlendirmelerini kamuoyu ile paylaşmalıdır. Gelişmiş ülkelere kıyasla son derece kısıtlı olan araştırma kaynaklarının Türkiye'nin öncelikleri esas alınarak kullanılması, akademi ile endüstriyi biraraya getirmeye yönelik teknoparklar ve benzeri platformların gereğince desteklenip özel sektörün bu konuya yatırım yapmakta teşvik edilmesinin, gen teknolojilerinin global dengelerde etkin olduğu ve olacağı gerçeği dikkate alındığında ne denli önemli olduğu ortadadır. Gelişmiş ülkelerin biyo-savunmaya milyarlarca dolar ayırması göz ardı edilmemeli ve biyo-savunma ile biyo-saldırı teknolojilerinin esas itibariyle benzer araçları kullanacağı gerçeği gözden kaçırılmamalıdır.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 17-08-2019

Rusya Güvenli Bölge Planını Destekliyor mu?

Güvenli bölge aldatmacası…