Avrupa Birliği’ne Göre Sığınmacı Cehenneti: Türkiye

Yazan  09 Ağustos 2021

Yazan: Ömer Cihan Şan

Günümüzde devlet istikrarlarının bozulması sonucu dış göç, zorunlu göç halini almaya başlamıştır. Bu zorunlu göçlerden özellikle Türkiye güvenlik, siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel anlamda ziyadesiyle etkilenmiştir. Suriyeli göçlerinden sonra, son günlerde Türkiye’nin İran sınırından Afgan göçmenlerin de geldiği hesaba katıldığında, Türkiye’nin adeta sığınmacı ülkesine dönüştüğünü söylemek mümkündür. Gelen Afganların göç etme sebebi Taliban’dır. Bu göç eden grupların büyük bir çoğunluğunun erkeklerden oluşması dikkat çeken bir olaydır.

Ortaya çıkan sığınmacı krizinin evrensel olduğu ve dünya kamuoyunun bu krize gerekli tepkileri vermesi beklenir. Çünkü bu olaylar göç eden kitle açısından insanlık dramıdır ve diğer devletlerin de sorumluluğu paylaşması gerekir.

Geçtiğimiz haftalarda Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’un Afganistan’dan kaçan insanların Avrupa sahasına değil, komşu ülkelere veya Türkiye gibi güvenli ülkelere gitmesi gerektiğini söyledi ve 2015’ten beri Avrupalı devletlerin kitlesel olarak gelen göçlerden etkilendiğini ileri sürdü. Bununla beraber, Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in de Suriyeliler üzerinden Türkiye’nin çok iyi işler çıkardığını ve Geri Kabul Anlaşma’nın aynen devam etmesi gerektiğini savundu. Avrupa devletleri, sığınmacıları kendi ülkelerinden görmek istememekle beraber, Türkiye’nin sığınmacılar için tampon bölge olmasından ziyadesiyle memnun gözükmektedirler ve bu doğrultuda adımlar atmaktadırlar.

2013 yılında Türkiye – Avrupa Birliği arasında imzalanan “Vize Serbestisi Diyalogu Mutabakat Metni ve Geri Kabul Anlaşması”nda AB’nin Türkiye’ye Schengen Vizesi konusunda kolaylıklar sağlanması, sığınmacılar için kullanılması için 3 + 3 milyar Euro ve Gümrük Birliği Antlaşması’nın yenilenmesi gibi konularda mutabakata varılmıştı; ancak günümüzde yalnızca 3 milyar Euro ödenmiş diğer sorumluluklar ise yerine getirilmemiştir. Devamında bu antlaşma Türkiye tarafından tek taraflı olarak feshedilmiştir.

Güncel olarak da Voice of America (VOA) kanalında açıklamalarda bulunan Sunatullah Saadat isimli Afgan gazetecinin Türk Milleti’ne ve yerel bir yönetici hakkında yaptığı açıklamaların, hakaret ifadeleri içermesi, bu göçlerin ve göç eden insanların Batılı olarak adlandırabileceğimiz devletlerce fonlandıkları gibi bir düşünceyi de beraberinde getirmektedir.

Bu konunun Türkiye’yi nasıl etkilediği ve nasıl etkileyeceğine de değinmek gerekir. Türkiye için günümüzde meydana gelen ve gelecekte bekleyen tehlikeler mevcuttur. Özellikle günümüz için konuşulduğunda gelen sığınmacılar adeta potansiyel suç makinesidir. Çünkü kültürüne, diline geleneklerine yabancı oldukları ve toplum olarak Selefi-Cihatçı ve Radikal İslamcı çizgiye hitap etmelerinden dolayı bu coğrafyada ne yapılırsa yapılsın yer edemeyecekler ve bu durum da onların hayat geçiminin suç ile sağlanacağı bilincine itecektir. Çünkü göçmenlerin birçoğunun yeni ortama alışma süreci, eğitimsiz olmaları, yoksul olmaları, dini ve kültürel farklılıklar gibi durumlar yukarıda bahsedilen suç işleme bilincini meydana getirecektir. Zaten günümüzde medyada yer alan suç haberlerinin birçoğunda mevzubahis sığınmacılar yer almaktadır. Konusu geçen suçlar ise özellikle gasp, taciz, tecavüz, adam yaralama, adam öldürmedir.

Günümüzün tehdidi olarak ele alabileceğimiz ve önlem alınmazsa uzun süre boyunca sırtımızda kambur olacak ekonomik sıkıntılar da mevcuttur. Suriyeliler için bugüne kadar 80 milyar dolar harcanmıştır. Şimdi yeni gelen Afganlar için de harcamalar yapılması beklenmektedir. Zaten mevcut durumda ekonomik krizin etkileri halk tarafından tamamen hissediliyorken, devletin halktan aldığı vergilerin, halkın refahını yükseltecek yatırımlar yerine sığınmacılar için harcaması kabul edilemez.

Bir diğer önem arz eden sorun ise Türk Milleti’nin demografik yapısının bozulması tehlikesidir. Mevcut durumda Kilis’te Türk nüfusu azınlıktadır. Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Adana ve Mersin gibi şehirler de aynı tehditten muzdarip durumdadırlar. Sığınmacıların doğurganlık oranları hesaba katıldığında başta bu şehirlerde Türk nüfus oranı azalmakta, Türk kültürünün emareleri bir bir tahrip edilmektedir. Bu soruna önlem alınmazsa yakın gelecekte -önce bu şehirlerde olmak üzere- tüm Güneydoğu ve Akdeniz şehirlerinde Türk kültürünün, etkileri azalma eğilimi gösterebilir. İşin siyasi boyutuna bakıldığında, 5.3 milyon Suriyeli ve yaklaşık 1 milyon Afgan’ın ilerleyen yıllarda siyasi haklar isteme ihtimalleri doğacaktır.

Özetle Türkiye sığınmacılar konusunda Avrupa için tampon bir bölge özelliğine sahiptir ve Türkiye’nin mevcut iç politika anlayışı bu sorunun devam edeceğine işaret etmektedir. Dahası Türkiye’nin Avrupalı devletlerin sığınmacıları Türkiye’de tutmaya yönelik açıklamalarına maruz kalmasının, Türk Dış Politikası’nın caydırıcı özelliğinin yetersiz kalmasından ve ekonomik krizin etkisinden dolayı meydana geldiğini söylemek mümkündür. İç politikada verilen tavizler ise Türk Milleti’ne, göç eden sığınmacılar tarafından edilen hakaretler olarak geri dönmektedir. Bunların yanı sıra sığınmacılar ülkemiz için birçok anlamda tehdit unsuru oluşturmaktadırlar. Bu durum ise Türkiye’nin iç istikrarını bozmakta ve Türk Milleti’nin bu insanlara karşı önyargılı olmalarına neden olmaktadır. Netice itibariyle devlet olmanın gerekliliği ise ülkeye ve millete edilen bu hakaretleri karşılık bırakmamak ve Türk devletini mevzubahis tehditlerden uzak tutmak adına sığınmacıların kendi ülkelerine dönüşlerini sağlayacak çalışmalara başlanmasıdır.

 

Kaynakça

Euronews

Habertürk

Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakat Metni ve Meşruhatlı Yol Haritası

VOA

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Deniz Berktay   - 13-10-2021

Fener Patrikhanesi ve Asimilasyon

Dünyanın pek çok yerinde, dinle siyaset, iç içe geçmiş durumda. Hıristiyanlığın Ortodoksluk mezhebi de, siyasetin yoğun müdahalesine maruz kalmakta.