IŞİD Eliyle Irak'ın Yeniden Dizaynı: Kerkük'ten Sonra Musul Barzani'ye Peşkeş Mi Çekiliyor?

Yazan  18 Ağustos 2014

IŞİD'in Haziran ayı başında Musul'u ele geçirip Bağdat'a yönelmesiyle birlikte Irak ordusu ve  merkezi yönetime ait birimler her şeyini bırakıp kaçınca IŞİD teröristleri Irak ordusunun bütün askeri teçhizat, mühimmat ve silahlarına el koymuş, bankalardaki paralarını (dörtbuçuk milyar dolar olduğu ifade ediliyor) adeta çalmış, IŞİD teröristleri elini kolunu sallaya sallaya Bağdat'ın kapısına dayanmıştı.

Ancak bu esnada başka bir şey daha oldu ve Peşmergeler başta Kerkük olmak üzere henüz IŞİD'in ulaşamadığı ancak Irak ordusunun kaçtığı yerlerde kontrolü ele geçirdi ve fiilen Kürt bölgesine kattı. Türkmeneli olarak bilinen ve Telafer'den Kerkük'ün güneyine kadar uzanan bölgedeki Türkmenler ise canlarını kurtarmak için Kürt bölgesine ya da Türkiye'ye geçmek istediler ancak kapılar yüzlerine kapandı ve halen binlercesi çöllerde, dağlık bölgelerde yaşam mücadelesi veriyorlar.

IŞİD başlangıçta Peşmergelerle herhangi bir çatışmaya girmedi. Böylece IŞİD saldırısının ilk ayında hem IŞİD hem de Barzani yönetimi en kazançlı kesimler oldu, kaybedenler ise Türkmenler olurken Maliki'nin de kaybetmekten başka şansının olmadığı ortaya çıktı.

Temmuz ayında başka bir şey oldu ve Irak'ta olup bitenler gündemden düştü. İsrail'in Gazze'ye saldırısıyla Gazze'deki Filistinlilerinin dramı dünyanın tek gündemi oldu. İsrail'in Gazze'deki işi bitince daha oradaki vahşetin gerçek boyutları kamuoyuna yansıtılmadan IŞİD tekrar dünyanın ana gündemiydi ancak bu sefer IŞİD Musul'daki Müslüman olmayan gruplara yönelik vahşi saldırıları Batı dünyasının gündemindeydi. Türkmenler için maalesef Türkiye dahil hiç bir ülke endişe duymayıp harekete geçmeyi aklının ucundan bile geçirmezken Müslüman olmayanlara yönelik saldırılar Batı'yı mobilize etmek için iyi bir manivela olmuştu.

Nitekim Musul'un batısında Rabia sınır kapısında ve Sincar bölgesindeki Peşmergelerin (ne tesadüftür ki aynı IŞİD'in ilk saldırılarında Irak ordusunun bırakıp kaçması gibi) kaçmasıyla önü açılan IŞİD'in Erbil'e çok yaklaşmasıyla oradaki Amerikan varlığının tehdit altına girdiğini ve IŞİD'in Müslüman olmayanlara yönelik saldırılarının soykırıma yöneldiği değerlendirmesiyle ABD, IŞİD'in seçilmiş hedeflerini vurmaya başladı, Erbil'e askeri danışmanlar gönderdi ve ilk defa Peşmergeye doğrudan askeri yardımda bulundu. Avrupa'nın önde gelen devletleri Fransa, İtalya, Almanya ve diğerleri bu konuda ABD'yi takip etti, askeri yardımın yanı sıra ekonomik yardımlar Barzani yönetimine akıtılmaya başlandı.

Irak'ın kuzeyinde bu gelişmeler olurken Bağdat'ta da kritik değişikler oldu. Uzunca süre direnen, topraklarını kaybeden, ordusu dağılan Maliki Başbakanlıkta kalma ısrarını sürdüremedi ve yeni Cumhurbaşkanı (Fuad Masum)  yeni bir Başbakan (Haydar El Abadi) atadı ve böylece Maliki dönemi resmen sona erdi. Şimdi yeni Başbakan'a verilen görev muhtemelen Kürtlerin kazanımlarına ve fırsatçılıklarına göz yummak ve yeni hükümette Sünnilere de hatırı sayılır ağırlıkta yer vererek bazı kesimlerce "görünürde" IŞİD'in saldırılarının gerekçeleri arasında gösterilen hususları (Sünnilerin Irak merkezi yönetiminden dışlanması, ayrımcılık yapılması Saddam'ın yaptıklarına karşılık öce maruz kalmaları gibi) giderecek bir hükümet yapısı oluşturmaktır. 

Yeni Başbakan belirtilen esaslar çerçevesinde Bağdat'ta hükümet çalışmaları yürütürken Irak'ın kuzeyinin emanet edildiği Peşmergeler ve onları yönlendiren ABD liderliğindeki dış güçler askeri operasyonlarını sürdürmektedir. Şimdilik sadece ABD (önümüzdeki günlerde diğer ülkeler de katılacaktır) havadan IŞİD'i vururken, yerde Peşmerge kuvvetleri aldıkları askeri yardımla birlikte Bazı yerlerde IŞİD'i püskürtmeye başladı. Bu konuda Mahmur bölgesinde başarılı olan Peşmerge (ve tabii ki PKK'yı unutmamak lazım; çünkü PKK resmen olmasa da ABD'nin içinde olduğu bir harekatta yer alarak ve aynı fotoğraf karesine girerek uluslararası arenada bir aktör olarak tanınırlıkta önemli bir mesafe kat ettiği gibi Peşmergeyle birlikte ortak hareket etmenin gereği olarak Peşmergeye ulaşacak askeri yardımlardan kendisine de pay düşecektir) son olarak Musul barajının IŞİD'den geri alınmasında ABD'nin başlattığı hava operasyonlarının yerdeki bölümlerini tamamlamakta ve belli bazı ilerlemeler kaydetmekte, IŞİD'e geri adım attırılmaktadır. 

Bu operasyonlarda Irak ordusunun değil de Peşmergenin ön planda olması Barzani yönetimini yeniden heveslendirmiştir. IŞİD Musul'u ele geçirirken fırsattan istifadeyle Kerkük dahil arzu ettikleri tartışmalı bölgeleri kontrol altına alan Barzani yönetimi, şimdi IŞİD püskürtülürken bu sefer Musul'un tamamını kontrol altına almayı ve terk etmemeyi düşünüyor.  Bunu da IŞİD'i Musul'dan kovmanın ödülü olarak görüyorlar.

Her şey öngördükleri gibi gerçekleşse ve IŞİD Irak'tan çıkarıldığında Sünnilerin Irak yönetimi içinde tutulması ihtiyacından hareketle Musul'un tamamen Kürtlere teslim edilemeyeceği gerçeği düşünüldüğünde Barzani yönetimi en azından masada daha kuvvetli olmayı sağlayacak ve geçmişte dillendirdikleri şekilde Dicle'nin doğusunda kalan Musul topraklarının Kürt bölgesine katılmasını sağlayabilecek pozisyon üstünlüğüne sahip olacaklardır. Böylece şimdi açık arazide yaşam mücadelesi veren Türkmenlerin hiç bir direniş gösteremeyeceği de dikkate alındığında Türkmeneli olarak bilinen bölgeler Kürt bölgesel yönetimini topraklarına katılacaktır.  ABD ve diğer Batı ülkelerinden doğrudan askeri yardım alan Barzani yönetimi artık askeri anlamda sözü dinlenir bir aktör olmanın yanı sıra Irak'ın siyasi sınırları içinde kalmakla birlikte dış ülkelerle her alanda doğrudan ilişki kurabilen fiili bir üstünlüğe ve hakka da kavuşmuştur. Ayrıca Musul barajını ve Dicle nehrini kontrol eden bir Kürt yönetimi Bağdat yönetimi üzerinde baskı kuracak bir başka manivelayı ve geleceğin savaşlarının ana unsuru olana silahı yani "su"yu da ele geçirmiş olacaktır. Barzani yönetimi artık bağımsız bir devlet olarak tanınmasa da bağımsız bir devlet statüsüne kavuşmuştur.

Bütün bu gelişmeler IŞİD'in Maliki yönetimince yıllardır dışlanan, eziyet edilen Sünni kesimin ayağa kalkışının sonucu kurulmuş bir örgüt değil, aksine 2011'de Irak'ı terk eden ABD liderliğindeki Batı koalisyonunun yarım kalan işlerini tamamlamak üzere Irak'ı konjonktürel olarak yeniden dizayn etmek için özel olarak Irak'a sokulmuş bir örgüt olduğu izlenimini kuvvetlendirmektedir.  Zaten Batı basınında buna ilişkin bazı haber ve istihbarat bilgileri de kamuoyuna yansımaya başlamıştır.

Haziran ayından bugüne kadar olanlara baktığımızda binlerce kişinin katledilmesi, yüz binlerce kişinin yerinden edilmesiyle birlikte Irak'ta iç sınırlar Kürtler lehine yeniden çizilmekte, Bağdat'ta güç paylaşımı yeniden düzenlenmektedir. Yeni Irak'ta Sünnilerin merkezi yönetimde daha fazla söz sahibi olacağı iddia edilirken kesin olan şey ise Kürtlerin en büyük kazanan ve söz sahibi olduğudur.

Bugüne kadar topraklarını en az yüzde kırk oranında genişleten, petrol kaynağı Türkmen şehri Kerkük'ü ele geçiren Barzani yönetimi Irak'ın tek gelir kaynağı olan petrolün çıkarılmasında ve satışında Kerkük ve kuzeyinde adeta vanayı ele geçirmişken son günlerde Musul'daki gelişmelerle birlikte topraklarını daha da genişletme imkanına kavuşacak, belki daha da önemlisi olarak Musul barajını kontrolüne almasıyla bölgede geleceğin savaşında ana sebep olacak suyun başını da ele geçirmiş olacak, Dicle nehrinin sınır olmasıyla Sünniler ile arasındaki sınırlar daha da belirgin hale gelecektir. Şiiler ise merkezi yönetimin başında kalmak ve Irak'ın güneyinde petrollere sahip olmakla yetinmek zorunda kalacaklardır. 

Bu yeni dizaynın tam olarak gerçekleşip gerçekleşemeyeceği, gerçekleşse bile ne kadar süreceği belli olmamakla birlikte kısa süreli olacağını yani bir geçiş süreci olacağını söylemek mümkündür. Suriye'deki durumun ne olacağının, bu bağlamda kuzeyindeki Kürt bölgelerinin nasıl bir statüye kavuşacaklarının biraz daha belirginleşmesiyle ve Türkiye'deki sözde çözüm sürecinin sonunda "PKK devletçiğinin" ortaya çıkmasıyla birlikte tetiklenecek büyük Kürdistan hayali, içinde Türkiye'nin de olacağı bir bölgede yeni haritaları dayatan yeni savaşları yaşatacaktır. Ve maalesef Türkiye'deki sözde çözüm sürecinin tek hakimi ve kurgulayıcısı İmralı'daki teröristbaşının son mesajındaki "otuz yıllık savaş sona erecek" yalanının aksine şu anda yanlış düzlemlerde yürütülen süreçler ve ilişkiler asıl savaşların fitilini ateşlemek üzeredir.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Bircihan D. Dilek   - 20-08-2019

F35 Stealth Uçakları Coğrafyamızdaki Dengeleri Nasıl Etkileyecek?

Haziran ayında yabancı basında, İsrail ve Güney Kıbrıs Akrotiri meydanında konuşlu İngiliz F-35 Stealth (düşük görünürlüklü) uçaklarının birlikte Irak ve Suriye üzerinde tatbikat uçuşları gerçekleştirecekleri haberini okuduğumda, aklımı ülkelerin gelecekte “Egemen Hava Sahası Kontrollerini”  nasıl y...