Maliki-Erdoğan Arasındaki Restleşmeler Türkiye’yi Nereye Sürüklüyor?

Yazan  06 Şubat 2012
Türkiye ve Irak arasındaki ilişkiler 2011 yılının son haftalarından itibaren gerilmiş, Irak Başbakanı Nuri El Maliki ve Başbakan Erdoğan arasındaki bitmek bilmeyen söz düellolarının ardından ise kopma noktasına gelmiştir.

Erdoğan, ABD askerlerinin Irak'tan 'sözde' çekilmesinin ardından özellikle Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve El Irakiye Bloğu temsilcisi Tarık El Haşimi hakkında çıkarılan tutuklama kararıyla artan mezhepsel gerginlik konusunda Şii lider Maliki'yi uyarmış ve Irak'ı mezhepsel iç savaşa sürüklememesini söylemiştir. Bunun ardından Maliki çeşitli basın-yayın organlarında Türkiye'nin bölgeye bir müdahalesinden çekindiklerini, Türkiye'nin bölgede felaket ve iç savaş getirecek bir rol oynadığını belirtmiştir. Ayrıca Türkiye'ye Irak'ın iç işlerine karışmaması konusunda uyarıda bulunmuştur. Maliki, ayrıca, Türkiye Irak'ın iç işlerine karışırsa bundan en fazla kendisinin zararlı çıkacağını ifade ederek, Türkiye'nin etnik ve mezhebi çeşitliliğine de vurgu yaparak PKK konusunda üstü kapalı bir tehditte bulunmayı da ihmal etmemiştir.[1]

 

Erdoğan 2010 seçimlerinde de desteklediği El Irakiye bloğunun başkanı ve eski başbakan İyad Allavi ile de görüşmüş, Irakiye grubunun bu dönemdeki öneminden söz ederek Allavi'ye olan desteğini göstermiştir.[2] Bütün bunların üzerine 18 Ocak 2012'de Bağdat'taki Türk Büyükelçiliği'ne yapılan roketli saldırı ilişkileri daha da germiştir. Başbakan Erdoğan'ın Maliki'nin "Türkiye içişlerimize karışıyor" yönündeki suçlamalarına yönelik son ifadeleri ise oldukça sert olmuştur. Erdoğan Maliki'yi "Yezid'in izinden gitmekle" ve "ülkeyi kardeşin kardeşi katlettiği bir çatışmaya sürüklemekle" suçlamıştır.[3] Maliki ise bu açıklamaları "provokatif" olarak nitelendirmiştir.[4]

 

Irak'taki krizin temelleri hükümet kurulma sürecinde atılmıştı. 7 Mart 2010 tarihindeki seçimlerin ardından hükümetin kurulması 4 ay sürmüş, başında başbakan Nuri el-Maliki'nin bulunduğu Irak Hukuk Devleti koalisyonu El Irakiye koalisyonu kendisinden daha fazla oy almış olmasına rağmen hükümeti kurma görevini üstüne almıştır. Ancak Irak'ta zor kurulan yapının çok da başarılı olmadığı kısa zamanda ortaya çıkmıştır. 2011'in sonuna yaklaşırken El Irakiye bloğu, hükümeti diğer siyasi partileri görmezden gelerek tek parti yönetimi kurmaya çalışmakla suçlamış, hükümete bağlı güvenlik güçlerinin Sünni bölgelerde haksız ve gelişigüzel tutuklamalar yaptığını ve yargıyı siyasallaştırdığını dile getirerek meclis toplantılarını boykot etmeye başlamıştır. Maliki'nin ABD'nin çekilmesinden bir gün sonra 19 Aralık 2011'deŞii Başbakan Maliki Sünnî lider Haşimi hakkında tutuklama kararı çıkartması ise krizi doruk noktasına taşımıştır

 

Türkiye'nin Irak'taki, siyasal bir kriz olarak başlayan, Bağdat'taki Şii mahallelerinde artık sıradan bir olay haline gelen bombalama eylemleri ile kanlı bir mezhepsel çatışmanın eşiğine gelen krize dahil olması AKP hükümetinin Arap ayaklanmalarında özellikle Suriye'deki olaylarda açıkça görülenOrtadoğu'da "proaktif" politika anlayışının bir uzantısıdır. AKP hükümeti Irak'ta mezhepsel çatışma riski ortaya çıktığından bu yana kendini, İran'a yakınlığıyla bilinen Maliki'nin karşısında konumlandırmıştır. Bu; hükümetin Türkiye'nin Sünni kimliğini ön plana çıkararak ülkeyi Ortadoğu coğrafyasında yaşanabilecek bir mezhepsel gerginlikte taraf konumuna getirecek tehlikeli politikasının bir sonucudur.

 

Özellikle Arap Baharı süreci ile Türkiye bölgede daha aktif bir dış politika izlemiş, Ortadoğu'daki yeniden yapılanmada kendisine daha etkin bir rol arayışına girmiştir. Libya konusunda "NATO'nun Libya'da ne işi var" duruşundan oldukça kısa bir sürede vazgeçen Türkiye, Suriye konusunda ilk başta temkinli davranmış, ancak batının Suriye rejimi karşısındaki tavrının netleşmesinin ardından muhaliflere örgütlenmeleri için topraklarını açacak kadar müdahil olmuştur. Ankara'nın Irak konusundaki tutumu ise ne Libya'daki acemiliğe ne de Suriye'deki önce temkinli sonra kararlı tutuma benzemektedir. Ankara Irak krizinde başından beri oldukça atak ve kararlıdır. Ancak bu tutumdan Türk dış politikasının artık olgunlaştığı gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır.

 

Irak Türkiye'nin çıkarları ile yakından ilişkili bir ülkedir. Irak'ta yaşanacak bir istikrarsızlık Türkiye'ye yansıyacaktır. Bu nedenle Türkiye'nin Irak konusunda sessiz kalması doğru bir tutum olmaz. Ancak Türkiye'nin Irak konusunda fazlasıyla müdahil olacağı alan terör ve güvenlik olmalıdır. Türkiye mezhepsel gerilimde taraf olmamalıdır. Eğer, Türkiye Ortadoğu'dakendini Sünni bir ülke olarak konumlandırırsa kendisini kaçınılmaz olarak bir mezhepsel savaşın ortasında bulabilir. Oysa Türkiye'nin Irak konusundaki dış politikası ancak ülkenin toprak bütünlüğünün ve Iraklı Türkmenlerin haklarının korunması konularında tavizsiz olmalıdır.

 

Bugün, Irak'ta çözümün federal yapının oluşturulmasından geçtiğine dair düşünceler yaygındır.[5] Maliki'nin politikaları kendilerini dışlanmış hisseden Sünnilerin Kürtlerin yolunu izleyerek özerklik arayışına girmelerini getirebilir. Zira Irak anayasası özerk yönetimlerin kurulmasının önünü açmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin açıkça taraf tuttuğu algısını yaratmak oldukça yanlış bir tutumdur.

 

Türkiye'nin Irak'ta göze almaması gereken bir diğer unsur da İran'la karşı karşıya gelme riskidir. Irak'ta yaşanacak bir çatışmaya İran'ın da dahil olması kaçınılmazdır. Zira, Irak'ın özellikle güneyi İran'ın etkisi altındadır. Böyle bir çatışma sonucunda kendini Sünni ülkelerin yanında konumlandıran Türkiye'nin Şii İran'la karşı karşıya gelmesi de kaçınılmaz olacaktır.

 

Batı ülkeleri uzun bir süredir Türkiye'yi Suriye'ye yapılacak bir müdahale konusunda teşvik etmektedir. Bugün Suriye'ye müdahale konusu, İran'ın özellikle Hürmüz Boğazını kapatma konusundaki tehditlerinin gündemi meşgul etmesi sonucu ertelenmiş gibi gözükmektedir. Ancak Suriye'de rejim değişikliği hedefinin İran'ın bölgedeki en önemli müttefikinin ortadan kaldırılması planı olduğu da unutulmamalıdır. Suriye'nin hedefte olması aslında İran'ın hedefte olduğu anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Irak krizi ne İran'dan ne de Suriye'den soyutlanarak değerlendirilmelidir Zira Irak, İran'ın en önemli müttefikleri Suriye ve İran'a ulaşmasını sağlayan bir pozisyondadır, İran'ın Irak ve Suriye'yi kaybetmesi İran'ın da sonunun gelmesini hızlandıracaktır.

 

Sonuç

 

Maliki'nin başbakan olduğundan bu yana hem kendi konumunu hem de hükümetteki Şiilerin baskın olduğu yapıyı güçlendirmeye çalıştığı, yetki paylaşımı ilkesini açıkça ihlal ettiği doğrudur. Irak etnik mezhepsel bir gerginliğe sürüklenmektedir. Ancak akla gelen bir konu da Maliki'nin Haşimi konusunda haklı olabileceğidir. Irak'ta Geçici Koalisyon Başkanlığı yapmış olan ABD'li diplomat Paul Bremer Maliki'yi "Şiilerin Saddam'ı" olarak nitelendirmektedir.[6] Buna karşın İyad Allavi işgalden önce Saddam Hüseyin'e düşmanlığı ile tanınan bir kişidir, hatta Allavi'nin 1994'te Saddam'a karşı bir darbe girişimi olmuştur. Bunun yanında CIA ve MI6 ile yakın ilişkileri olduğu söylenmektedir.[7]Batı, Maliki'yi gözden çıkarmış gibidir. Buna karşın önümüzdeki günlerde Allavi'nin liderliğindekiEl Irakiye listesinin batı tarafından desteklenmesi beklenebilir. Arap Baharı adı verilen sürecin başından beri batı ile paralel politikalar izleyen AKP hükümetinin Irak konusundaki tutumunun sertleştirmesi de buna bağlanabilir. Ancak uzun bir süredir Türkiye'ye ihale edilmeye çalışılan Suriye müdahalesine doğrudan girmeyen Türkiye, hükümetin yanlış dış politika adımları ile böyle tehlikeli bir maceraya, Irak krizi sonucunda, dolaylı yoldan girmemelidir.

 


 


 

[1] http://online.wsj.com/article/SB10001424052970203430404577092512821791908.html

 

[2] "Erdoğan Irakiye Lideri Allavi ile görüştü", Radikal Gazetesi, 12.01.2012, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1075458&CategoryID=81

 

[3] "Tarihe Yezid gibi geçersiniz", Taraf Gazetesi, 25.01.2012, http://www.taraf.com.tr/haber/tarihe-yezid-gibi-gecersiniz.htm

 

[4] "Maliki: Erdoğan'ın yaptığı provokasyon", Yeni Çağ Gazetesi, 25.01.2012, http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=62486

 

[5] "Make it federal", The Economist, 31 Aralık 2011, http://www.economist.com/node/21542194

 

[6] Abdulla Hawez, "What is Really Going on in Iraq?", The Majalla, 23 Aralık 2011

 

[7] Andrew Gilligan, "The strongman of Baghdad", The Spectator, 13 Kasım 2004, http://www.spectator.co.uk/essays/all/12799/the-strongman-of-baghdad.thtml

 

 

Sibel Kalemdaroğlu

sibelkalemdaroglu@gmail.com

Uzmanlık Alanları

Ortadoğu, Ortadoğu siyasi tarihi, Körfez ülkeleri

Biyografi

Sibel Kalemdaroğlu 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi’nde Araştırmacı olarak görev yapmaktadır.

İlköğretimin Arı Koleji, orta ve lise eğitimini TED Ankara Koleji’nde tamamladıktan sonra 1998 senesinde Bilkent Üniversitesi’ndeki lisans eğitimine başlamıştır. Uluslararası İlişkiler alanında lisans diplomasını 2003 senesinde aldıktan sonra Marka ve Patent vekili olarak çalışan Kalemdaroğlu 2010 yılından bu yana düşünce kuruluşlarında çalışmaktadır. 2012 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden yüksek lisans diplomasını aldıktan sonra yine aynı sene içinde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora çalışmalarına başlamıştır.

2011 Haziran ayından bu yana 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’ndeki görevine başlamıştır. Kalemdaroğlu’nun bazı makaleleri 21. Yüzyıl internet sitesi ve Dergisi’nde yer almaktadır.

Yabancı Diller

İngilizce KPDS : 90

Almanca (Başlangıc seviyesi)

İtalyanca (Başlangıç seviyesi)

Arapça (Başlangıç Seviyesi)

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 17-08-2019

Rusya Güvenli Bölge Planını Destekliyor mu?

Güvenli bölge aldatmacası…