Türkiye, Kerkük'teki Olaylara Sessiz Kalamaz

Yazan  31 Temmuz 2008
ÖZCAN YENİÇERİ - İstanbul’da PKK’nın insanlık dışı yaratıkları eliyle halkın arasına sokulan bombalar patlatıldı. Aynı sıralarda Bingöl’de karakola bombalı saldırı girişiminde bulunuldu.

İstanbul'daki saldırı sonucunda beşi çocuk 17 masum insan bombanın tesiriyle parçalanarak hayatını kaybetti. 150 civarında insan da yaralandı.

Türk halkı bütün acılarını içine akıtarak vakur tavrını, duruşunu büyük bir metanetle koruyabildi. İşin ilginç yanı bu ve buna benzer saldırıların kim tarafından, hangi amaçla yapıldığını Türk halkı çok iyi bilmesine rağmen acısını sinesine gömmüştür. Her şeye rağmen hiçbir Türk vatandaşının aklına "Bu saldırıları falancı etnik ırkçılar yapıyor, onlara haddini bildirelim" diye bir şey gelmemiştir. Yıllarca bu vahşi saldırılara muhatap olan Türk halkı bütün kışkırtmalara, entrikalara ve provokasyonlara rağmen oyuna gelmemektedir. Köklü büyük kültüre ve tarihe sahip olan toplumlarla ilkel toplumlar arasındaki fark bu tür olaylar sırasında ortaya çıkar. Hukuk ve devlet kavramına sahip olanlarla olmayanlar arasındaki farkı, bu tür vahim olaylar ortaya çıkarır. Bu tür olağanüstü felaketler toplumsal bilinçaltının test edildiği zamanlardır. Sevinerek söylemek gerekir ki, Türk halkı Madımak, Başbağlar, 33 askerin şehit edilmesi gibi onlarca olayda ve son olarak da Güngören katliamında büyük bir millet olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Kerkük'te yapılan saldırı!

İstanbul'daki saldırının akabinde Irak'ın Kerkük kentinde de Kürt gruplara karşı benzer bir insanlık dışı saldırı gerçekleştirildi. Orada da masum 20'nin üzerinde insan parçalanarak hayatını kaybetti. Yüzlerce insan da yaralandı. Irak'ın hemen her kentinde, hemen her gün böyle insanlık dışı saldırılar olmaktadır. Bilindiği gibi Irak, işgal altında olup her türlü provokasyona da açık bir ülkedir. Yani orası El Kaide'den El Ensar'a, oradan Mossad'a, oradan da Hizbullah'a kadar her türden terör örgütü ve gizli servisin cirit attığı bir ülkedir.

Kerkük'te Kürtlere karşı yapılan bu melun saldırıyı bahane eden Kürt grupları ve peşmergeler saldırı üzerine doğrudan Türkmenlere saldırmışlardır. Onlarca Türkmen bu Kürt gruplar tarafından kaçırılmış, onlarca Türkmen binası ve aracı da ateşe verilmiştir. Güvenlikten sorumlu Kürt peşmergeler olaya müdahale etmek yerine bir kısmı olaylara doğrudan katılmış, diğer bir kısmı da seyretmiştir. Fırsattan istifade her türden korumadan muaf olan Türkmenlere saldıran Kürt grupları onların mallarını yağmalamış, ev ve işyerlerini yakmış, araçlarını da kundaklamışlardır.

İki toplum, iki olay, iki anlayış ve iki davranış arasındaki bu fark, çok belirleyici bir farktır. Peşmerge liderleri devlet olmayı, dağ başlarını tutmak, mağaralarda gecelemek, silahlı milislere sahip olmak ve meydan okumak olduğunu sanıyorlar. Eşkıya gibi hareket etmekle ancak eşkıya olunur. Eşkıyanın padişahlığı hiçbir zaman ebedi olmaz. Devlet, tarihin ve hukukun ürünüdür.

Anlaşılan o ki, onlarca yıldır dağlarda yaşayan grupların kentlerde ve belirli bir hukuk düzeni içinde yaşamaya alışmaları kolay kolay mümkün olmuyor. Peşmergeler Kerkük'e ilk girdiklerinde de tapu dairelerini yağmalayıp nüfus dairelerini talan etmiş, mezarları ise tahrip etmişlerdi. Aradan geçen onca zamana karşın peşmergenin barbar tavırlarında hiçbir değişme olmadığı gözlenmektedir.

Türkmenlerin can güvenliği peşmergeye emanet edilemez!

Bu durum Türkmenlerin can ve mal güvenliğinin tehdit altında olduğunun kanıtıdır. Türkmenlerin her an toplu bir katliama uğrama ihtimalleri vardır. Diğer yandan yine bu saldırılar Türkmenlerin Kürt gruplarıyla bir arada yaşama şansının artık olmadığını göstermektedir. Türkmenler Irak'ın kuzeyinde kendi güvenliklerini ve kendi yönetimlerini kurmak zorundadırlar.

Umulur ki bu olaylar İsrail'i Filistinlilerle, Suriyelileri İsraillilerle, ABD'yi İranlılarla bir araya getirmek için cansiperane bir gayret gösteren Türk Dışişleri'nin biraz da Türkmenlerin güvenliği üzerine kafa yormalarına neden olur. Türkmenlerin Irak'ın kuzeyinde, Türkiye'nin burnunun dibinde katliama uğramaları, itilip kakılmaları iktidarın izlediği Irak politikasının iflası anlamına gelmektedir. Olayların daha da büyümemesi için Türkiye'nin Irak'ın kuzeyindeki güçlere "teşekkür" etmeyi bir yana bırakarak daha gerçekçi bir tavır takınması gerekmektedir.

Özcan Yeniçeri

1954 yılında Gümüşhane'nin Şiran ilçesinde doğdu. İlk ve orta tahsilini Gümüşhane'de, yüksek tahsilini Ankara'da tamamladı. 1987 yılında Uludağ üniversitesi Sosyal Bilimler Ensti-tüsü'nde Yüksek Lisansını tamamladı. 1991 yılında ise Erciyes üni-versitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Yönetim Organizasyon dalında “örgütlerde çatışma ve Yabancılaşmanın önlenmesinde Yönetime Katılmanın Rolü” adlı tezinin kabul edilmesiyle de doktor unvanını aldı.

1998 yılında doçent, 2004 yılında da profesör oldu.

Prof.Dr. özcan Yeniçeri, Niğde üniversitesi'nde çeşitli aralıklarla Kamu Yönetimi Bölüm Başkanlığı, Meslek Yüksek Okulu Mü-dürlüğü, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü yaptı.

1999 yılında Kazakistan'daki Ahmet Yesevi üniversitesi'nde görev aldı. Bu üniversitede “Uluslararası İlişkiler Bölümü”nü kurdu ve bir yıl süreyle de başkanlığını yaptı. 2004 yılında AYSAM (Ahmet Yesevi Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanlığına getirildi. İki yıl bu görevi yapmış olup halen Niğde üniversitesi'ndeki görevine de-vam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri'nin yazdığı eserlerden bazıları şunlardır: Yeniden Türkleşmek, örgütsel Değişmenin Yönetimi, Küre-selleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, Küresel Kıskaç ve Türkçülük, Bilgi Yönetim Stratejileri ve Girişimcilik, Dokunanlar, İtirazlar, Bugünden Yarına Türk Dünyasına Stratejik Bakış, Yönetimde Yeni Yaklaşımlar. ölüler Nefes Almaz (Roman), örgütlerde çatışma ve Yabancılaşma Yönetimi

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 2003 yılı “Prof. Dr. Osman Turan Kültür Araştırmaları” ödülünü almıştır.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, Ortadoğu, Ayyıldız, Millet, Hergün ve Siyaset Ekseni gazetelerinde çeşitli aralıklarla köşe yazarlığı yapmıştır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri ile Milliyetçi Hareket Partisi Ankara milletvekili olmuştur. Ankara Milletvekili Yeniçeri aynı zamanda TBMM Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesidir.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Ümit Özdağ   - 21-11-2019

Süleyman Soylu’ya Sorular

Türk milletinin Anadolu’daki milli kimlik, kültür ve egemenliğine yönelik en büyük dördüncü tehdit, modern bir kavimler göçü şeklinde 2011-2019 arasında ülkemize gelen kayıtlı-kayıtsız 5.3 milyon Suriyeli sığınmacıdan kaynaklanmaktadır.