ABD-AB-ÇİN-RUSYA-HİNDİSTAN

Yeni Çağ okuyucuları 2004 başında dünyadaki temel güç çelişkileri ile ilgili yazımı hatırlayacaklardır. Bu yazıma kısaca atıfta bulunmanın zamanı geldi.

Çünkü Başkan Bush son Avrupa ziyareti sırasında ABD ve AB'nin ortak tavır alması gereken hususlar olarak Çin, Rusya ve Hindistan'ı gündeme getirdi. Çünkü ABD'nin tek kutupluluğu sürdürmesi, AB'yi yanına almasına ve Çin, Rusya ve Hindistan'ın bir blok oluşturmalarına imkan vermeden bu ülkelerin süper güç haline gelmelerini engellemesine bağlıdır. Ben bunlara "ABD'nin Çelişkileri" adını veriyorum.

Amerikan imparatorluğu halen "Hesaplaşılan Çelişki "Radikal" İslam" ile mücadele ediyor. Bu mücadelenin askeri- politik konseptini Büyük Orta Doğu Projesi oluşturuyor. BOP, sadece İslam Dünyasında dönüşümü hedefleyen bir jeopolitik konsept değil. Onun çok ötesinde bir etkisi var. BOP'un sınırları, AB, Çin, Rusya ve Hindistan'dan geçiyor. Avrupa Birliği ABD için "Kontrol Altına Alınan Çelişki" anlamını taşıyor.

Washington, AB'yi karşısına değil, yanına alarak etkisizleştirmenin daha kolay olduğunu düşünüyor.ABD ve AB'nin ortak düşmanlara sahip olması, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, ABD'nin AB'yi kontrol altında tutmasını beraberinde getirecek. AB içinden bu projeye tepkiler büyüyor. Avrupalı milliyetçiler, bir süre önce Arslan Bulut'un dikkat çektiği gibi, NATO'nun ABD'nin milli menfaatlerinin bir aracı haline getirilmesine muhalefet ediyorlar.

"Çin: Ertelenen Çelişki" olmak durumunda. Son 12 yılda ABD'nin Çin'e karşı izlediği politikalar gerilimle yumuşama arasında kararsız bir çizgide seyretse de Washington Çin'in gerçekleştirmekte olduğu ekonomik kalkınma ve 1 milyar 200 milyonluk bir toplumun kısmen de olsa içine girmiş olduğu kalkınmadan büyük rahatsızlık duymaktadır. Bush'un Avrupa gezisi sırasında AB'den isteği Çin'e yeni silah sistemlerinin satılmaması oldu. Ancak bu isteği reddedildi.

Henüz Çelişki Olmayan Çelişki: Hindistan, algılayamadığımız büyük bir güçtür. Gelecek20 yıl içinde geniş bir bölgesel alt sistemde gelişecek olan direnç Hindistan'dan yükselecektir. 2 milyar 973 km2'ye yayılan Hindistan 1 milyar 49 milyonluk nüfusu ile Çin'den sonra dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi. Ancak Hindistan bugün ki artış hızını sürdürürse kısa bir süre sonra Çin'i geçerek dünyanın en kalabalık ülkesi haline gelecek.

Hindistan etnik ve dini açıdan karışık görünse de aslında oldukça türdeş sayılabilir. Hindistan halkının % 81'i Hindu, %12'si Müslüman, %23'ü Hıristiyan ve % 1,9'u Sih'tir. Nüfusun % 30'unun Hindu dilini konuştuğu ülkede 16 resmi dil konuşulmaktadır. İngilizce Hintlilerin arasında temel anlaşma aracıdır. Federal bir devlet olan Hindistan 28 federe devlet ve 7 birlik bölgesi denilen bölgeden oluşmaktadır.

Hindistan değince birçok kişinin aklına hala sadece egzotik ve fakir bir ülke gelmesine rağmen Hindistan bunun çok ötesinde bir ülke.1947'de kurulan ülke 1990'lı yıllara kadar kendisine özgü bir kapitalizm ile yönetilen Hindistan 1990'da ekonomide liberalleşme politikalarını uygulamaya başlamıştır. Bu politikalar Hindistan'ın ekonomik kapasitelerini daha etkili kullanmasına yol açmış ve alt-kıta düzenli bir şekilde % 6'lık hızla kalkınmaya başlamıştır. Kişi başına düşen gelir hala 500 ABD Doları civarındadır ancak bu bile büyük bir gelişme sayılmalıdır.

Hindistan'da yabancı sermaye kalkınmayı hızlandırmaktadır. 21. yüzyılın bir Hint yüzyılı olacağı propagandası Hind milliyetçiliğinin oluşturduğu bir itici güçtür. 1998'de iktidara gelen milliyetçi Bharativa Janata Partisi bu söylemin Hind aydınları arasında gelişmesini sağlamış ve Hind kültürüne sahip çıkmıştır.

Hindistan ekonomisinin ana eksenlerinden birisini yazılım sektörü oluşturuyor. Hindistan'da silah sanayide çok hızlı bir gelişme içerisinde. Bir atom gücü olan ülke, birçok ülkeye silah ihraç ediyor. Irak ordusunun ambargo döneminde ayakta kalmasını sağlayan ülkenin Hindistan olduğu söylenebilir. Hindistan'ın 21. yüzyılda Asya ve Güney Asya politikalarının ötesinde bir etki kazanacağı ve ABD'nin küresel imparatorluğuna giderek muhalefet eden bir bölgesel güç haline geleceği düşünmek için birçok neden var. Ancak, henüz Yeni Delhi'nin alacağı çok yol var. Bunun için ona "çelişki olmayan çelişki" demek gerekiyor.

Rusya ise ABD için "çözülen çelişkidir." SSCB'nin dağılmasından sonra onun halefi olan Rusya Federasyonu süper güç konumu iddiası taşımamıştır. 1990'lı yıllar boyunca Rus yönetici sınıfı Rusya'ya yeni bir misyon kazandırmanın arayışı içinde olmuştur. Yeltsin döneminde Rusya bu misyonu bulamadığı gibi içeride sosyal ve politik parçalanma sürecinin devamını engelleyememiştir. Yeltsin'in sorunlarla baş edememesi, yönetici sınıfın en önemli parçasını oluşturan Rus güvenlik sınıfını, Putin'i iktidara taşıma kararını almaya itmiştir.

Putin ile birlikte 1990'lı yıllar boyunca alınmayan kararlar pragmatik eksenli bir Rus milliyetçiliği zemininde hızla alınmaya başlamıştır. 90'larda dağılan devlet, tekrar güçlü bir merkezi karakter kazanırken, devletten bağımsız ekonomik güç odakları ya yok edilmiş ya da devlete boyun eğmeye zorlanmıştır. Putin, Rusya'yı ABD ile doğrudan bir sürtüşme zeminine girmeden ve zaman kazanmaya çalışarak bölgesel bir hegemon haline getirmeyi hedeflemektedir.

ABD ise Rusya'yi kuşatma stratejisini ısrarla sürdürmektedir. Bunun için Ukrayna'nın Rusya ile bağları zayıflatılmakta, Moldova Batı eksenine sokulmaya çalışılmakta, Güney Kafkasya'da Rusya'nın etkisi ortadan kaldırılmaktadır. ABD'nin yapmak istediklerini anlamadan dünyayı anlamamız mümkün değildir.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 22-08-2019

Kıbrıs'ta Türk kimliğini silme operasyonu

2007 sonrasında başlayan açılım politikalarının Türkiye'yi getirdiği nokta, Ocak 2013'te başlayan sözde çözüm süreci gerçekte büyük bir yıkım süreci olan PKK terör örgütüyle müzakereler olmuştu.