Füze Savunması Üzerine 20 Soru ve 5 Seçenek

Yazan  20 Ekim 2010
Füze savunması meselesinde sağlıklı bir karar almadan önce cevaplanması ve netleşmesi gereken bir dizi önemli soru ve belirsizlik vardır.

Tarihi en azından Reagan dönemine kadar uzatılabilecek füze savunması sistemi son günlerde Türk dış ve güvenlik politikası gündeminin merkez konularından biri oldu.

Bu konu özellikle 11 Eylül öncesinde transatlantik güvenlik çevrelerinde yoğun bir şekilde tartışılmıştı. O zaman en genel anlamda bu sistemi savunanlar,

Füze savunmasının tehditlere karşı bir tür "korkuluk" fonksiyonu görebileceğini, düşmanların hesaplarını etkilemesi için ille de her atılan füzeye karşı yüzde yüz etkili olmasının gerekmediğini, karşı tarafın zihninde atılan füzenin bertaraf edilebileceğine dair ciddi şüphelerin oluşmasının onu bu yoldan vazgeçirmeye yetebileceğini, sistemin kaza ile yanlış ateşlemeden nükleer şantaja ve (İran ve Kore gibi) "caydırılamaz aktörlere" kadar bir seri tehdide karşı "işe yarayabileceğini" ve hatta nükleer silahlanmayı düşünen ülkeleri vazgeçirebileceğini, bu teknolojinin gelecekte giderek önemi artacak uzay güvenliğinde uyduları korumak için kullanılabileceğini söylüyorlardı. Ayrıca, bu alana bir an önce girilmesi gerektiğini, acele edilmemesi halinde geliştirilmesi çok zaman alan bu teknolojiler konusunda geç kalınabileceğini iddia ediyorlardı.

Buna karşı olanlar ve şüpheyle yaklaşanlarsa,

füze savunması teknolojisinin pratikte söylendiği kadar ucuz, hızlı ve yüksek yüzdeli çalışmasının çok güç olduğunu, ABD'nin bu sistemi sadece kendi için kurarsa bunun ittifak dayanışmasını ve hesaplarını zedeleyebileceğini ("decoupling"), ellerindeki sınırlı sayıda nükleer silahın işe yaramaz hale gelebileceğini düşünen Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri nükleer silahlarını arttırmaya yönlendirebileceğini, bu sistem daha kurulmadan başta Rusya olmak üzere bazı ülkelere zamanın aleyhlerine ilerlediğini düşündürteceğini ve onları panikleterek krizlerde ABD'den önce ilk vuruşu yapmaya ("pre-emption") sevk edebileceğini, bu sistemin çalışıp çalışmayacağı konusunda kaçınılmaz bir muğlaklık olacağını ve bu durumun da karşı tarafı belki füze savunmasını test etmeye yönlendirebileceğini, füze savunmasının dehşet dengesini ("balance of terror") ortadan kaldırabileceğini, nükleer silahları ve füzelerin işe yaramayacağını düşünen ülkeleri konvansiyonel silahlanmaya itebileceğini, 11 Eylül'de de görüldüğü gibi, özelde ABD ve genelde Batı'ya yönelik asıl tehdidin devletlerden değil El Kaide gibi devlet dışı terör örgütlerinden geldiğini ve bunların Batı'yı vurmasının da füze savunması gibi sistemlerle önlenmesi, caydırılması ya da etkilenmesinin mümkün olmadığını; füze savunmasına ayrılacak kaynakların sınırların, gümrüklerin, limanların daha iyi korunması, istihbarat ve polisiye yeteneklerin geliştirilmesi için harcanması gerektiğini dile getiriyorlardı.

Soğuk Savaş döneminde nükleer tehdit altında yaşamaya alışmış Avrupalılar genel olarak Amerikalıların "olayı biraz abarttığını" ve her türlü sorun ve tehdidin teknoloji ile çözülebileceğini düşünmeye meyilli Amerikan stratejik kültürünün sakat bir tarafı olduğunu düşünüyorlardı.

Yukarıdaki tartışma, argüman ve kavramların Türkiye'nin bugünkü durumu ile alakası sınırlı görünse de, biz aslında bunların içselleştirilmesi halinde Türkiye'nin genel anlamda stratejik kültürünü ve "kelime hazinesini" zenginleştirecek ve derinleştirecek unsurlar içerdiğini ve konuya daha donanımlı yaklaşmasını sağlayabileceğini düşünüyoruz.

Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu füze savunması meselesine ise en azından üç açıdan yaklaşılabilir: Türkiye'nin bölgesel politikaları, Batı ile ilişkileri ve konunun teknik-taktik-ekonomik ve stratejik boyutu.

Hükümet İran'a ambargoya hayır oyu verirken, "BM dışındaki ambargolara uyamayız, özel sektöre karışamayız" derken, Başbakan "İran'ın bomba yaptığı bir dedikodu" demişken[1], füze savunmasına hemen ve güçlü bir şekilde "evet" demek önemli bir çelişki olabilir. Bu bir anlamda İran konusunda "başta yanlış yapmış olduğunu" kabul etmek olarak görülebilir.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Türkiye'yi ileri karakol ve cephe ülke olmaktan çıkarmak istediği ve kendi ifadesiyle "merkez ülke" yapmak istediği bilinmektedir. Davutoğlu muhtemelen 'biz tam Türkiye bir tür "yarı serbest oyuncu" oluyor derken bu ona ket vurabilir' diye düşünmektedir. Türkiye İran ile –doğru veya yanlış- başka tür bir ilişki geliştirirken füze savunmasına ev sahipliği yapmak buna uymaz diye düşünülebilir. Bölge ülkelerinde, '"gördünüz mü, Türkiye yine Batı ne derse onu yapıyor" denilmesi istenilmemektedir.

Hükümetin içinde -muhtemelen yanlış olarak - "füze savunması bizi tekrar eskisi gibi kendilerine bağlamak için şimdi tekrar ısıtılıyor" diye düşünülüyor olabilir. Ama, a) İran nükleer kapasiteye giderek yaklaşırken, b) bu ülkeyle aramızın hep "şimdiki gibi iyi" olacağından emin olamayız. Ayrıca belki Dışişleri Bakanı'ndan farklı olarak Başbakan seçim sathına girilirken Batı'daki "Türkiye kopuyor" dalgasını kırmak için projeye belki bir parça daha açık olabilir.

Obama'dan bağımsız olarak birçok başka yetkili ve gözlemcinin gözünde son dönemde bir çok konuda Batı'nın disiplininin dışına çıkmaya meyilli görünen Türkiye, aslında pratikte o kadar önemli olmasa da bir çoklarınca öyle görülen bu konuda da "sürüden ayrılırsa", bu durum Türkiye'nin gerçekten de Batı kulübünü terk etmeye başladığı, ya da, en azından üyelik statüsünü değiştiriyor olduğu şeklinde yorumlanabilecektir.

Bu arada İsrail lobisi "eline ne geçiyorsa" Türkiye'ye ve AKP'ye atarken füze savunması konusunda bir "hayır" onlara yeni cephane olur. Ama belki de onların cephaneye çok fazla ihtiyaçları yoktur, çünkü Türkiye'nin Hizbullah'a silah verdiği, PKK'ya karşı kimyasal silah kullandığı, El Kaide'de Türk pilotlar olduğu, Türkiye'nin Batı'nın ileri silah teknolojisini İran ile paylaşacağı iddialarında görüldüğü gibi, "gerektiğinde" bunu zaten kendileri de "üretebilmektedirler".

20 SORU: BİLGİ SAHİBİ OLMADAN …


Konunun teknik yönüyle ilgili en az yukarıdakiler kadar önemli ve cevabını henüz bizim, belki Hükümet'in ve hatta ABD'nin bile tam bilmediği bir dizi soru bulunmaktadır.


1) Bu füze savunması teknolojisinin "çalışacağını" düşünüyor muyuz? Birçok Batılı uzman bu soruya en azından şüpheyle yaklaşıyorlar. Elbette teknoloji gelişebilir ama karşı taraf da aynı şekilde füze yeteneklerini geliştirebilir (yön değiştiren akıllı füzeler, savunmaları kandıran sistemler, birden bölünüp 7-8-10 parçaya ayrılan sistemler vs.)

2) Türkiye'de radar mı olsun isteniyor, interseptör füze sistemi mi? Arada küçük de olsa psikolojik bir fark var. İlki İran dahil komşu ülkelerce muhtemelen "nispeten daha masum" ve daha az tehdit edici olarak algılanacaktır.

3) Tasarlanan sistemin kumanda ve kontrolü kimde olacak? (Bizde, ABD'de, Nato'da, ikili, çoklu vs.)

4) Projenin maliyeti ne olacak? Başta ifade edilen maliyet sonradan çok daha üst düzey bir seviyeye çıkabilir. Bizden bu konuda para istenecek mi? Yoksa sisteme ev sahipliği yapan ülke olarak muafiyet ve hatta üste bir ödeme istemeli mi? Türkiye'den daha zengin olan AB üyesi Polonya füze savunma sistemi kendisinde konuşlanacağı zaman ABD'den bunun karşılığında önemli bir ekonomik yardım almayı umuyordu. Kaldı ki, Polonya Rusya'ya karşı bizim İran'dan duyduğumuzdan çok daha fazla tehdit algılıyordu. Bu arada, örneğin F-35' uçaklarının maliyetinin 70 milyon dolardan başlayıp ve şimdi 120 milyon dolarlara ulaştığı ve hala "sonu görülmediği" hatırlandığında bu soru o kadar da anlamsız olmayabilir.


5) Sistem Türkiye'yi koruyacak mı? Tamamını mı, bir kısmını mı? Hangi ölçüde? Hangi tarihten itibaren? İran'dan Türkiye'yi koruyacak bir sistemle Batı Avrupa ve ABD'yi koruyacak sistemler arasında farklılıklar var mı? Sistem Türkiye'de konuşlanıp Türkiye'yi korumazsa bu en azından "acıklı" olur.

6) Sistemin Türkiye'de konuşlanmasının Türkiye'ye getireceği ilave tehditler neler olabilir? Bunu ölçebilir miyiz?

7) Türkiye bu konuda daha önce ABD'nin yaptığı sondaj, telkin ve zorlamalara topu NATO'ya atarak savuşturmuştur ama konu bu sefer NATO ile beraber gündeme gelince Ankara'nın manevra alanı bir parça daralmış olabilir. Ama acaba bu arada ittifakın geçmişte gerektiğinde iki defa (1990 ve 2003) bizim yardımımıza gelmekte tereddüt ve isteksizlik göstermiş olduğunu hatırlamamız gerekir mi?

8) Konuyu çalışmak, gerekirse oyalamak ve karar vermek için ne kadar vaktimiz var? Bu konuda Ankara hemen karar vermesi yönünde yapılan baskılara direnmelidir. Ankara buna neden olarak, füze savunması uzun süredir gündemde ise de meselenin ancak yakın zamanda ciddiyet kazandığını, üzerinde etüt yapılması ve tartılması gereken bir çok değişkenin olduğunu belirtmelidir. Ancak, Irak savaşı öncesinde ABD ile yaşanan pazarlıklarda yaşandığı gibi, karşı tarafı bekletmenin üzerimizde ikna olmadığımız halde "evet dememizi" gerektiren bir psikolojik baskıya dönüşmesine de izin verilmemelidir. Ayrıca, hemen evet dememek değerimizi ve pazarlık marjımızı arttırabilir mi?


9) Şimdi evet demezsek, sonradan projeye dahil olma şansımız olur mu? "Sona kalırsak dona kalır" mıyız? Örneğin, 2017 yılında, İran başarılı bir deneme yapmış, NATO bir sistem kurmuş ama Türkiye içinde değil. Bununla yaşayabilir miyiz?


10) Hayır dersek Türkiye'ye başka bazı silahların verilmemesinin de önünü açmış olabilir miyiz? ("Türkiye artık bizden değil, her şeyi onunla paylaşmayalım").

11) Obama bu sisteme gerçekten güveniyor ve önem veriyor mu? Yoksa Bush'un daha kapsamlı ve ihtiraslı füze savunma programını iptal edince güvenlik konusunda iyice yumuşak görünmemek için mi bu sınırlı sistemi önerdi? Bizim tahminimiz bu konunun Obama'nın çok önemsediği ve duygusal yatırım yaptığı bir alan olmadığı şeklindedir. Türkiye sisteme girme konusunda yan çizerse ve hatta açıkça reddederse bile ABD Başkanı'nın bunu "kişisel almayacağı" görüşündeyiz. Ama bu tahminde çok iddialı değiliz.


12) Sistem kurulursa ve çalıştığı düşünülürse bu dolaylı olarak İran'a "bomba yapmanı engelleyemiyoruz, engelleyemeyeceğiz, o yüzden bu savunma işlerine giriyoruz" mesajı mı verir? Yoksa İran, "ben bu bombayı yapsam bile bunun karşı önlemini alıyorlar. Belki de bu kadar kavgaya gürültüye, ambargoya vs değmez" diyebilir mi?

13) Bu projede Türk savunma şirketlerine ne kadar pay düşebilir? Teknoloji transferi vs?

14) Sistemin "İran'a karşı" olduğunun söylenmemesinin pratikte ya da İran'ın algılamalarında ne kadar fark yaratacağını düşünüyoruz? Ayrıca, Türkiye eğer sisteme dahil olmamaya karar verecekse, bunu İran'dan bazı somut dış politika kazanımları elde ederek tahvil edebilir mi?

15) Sistemin Türkiye'nin güneyinde konuşlanması durumunda Rusya'yı direk anlamda tedirgin etmemesi gerekir. Gerçi Moskova, "Batı bu teknolojiyi geliştirmeye devam ediyor ve şimdi değilse bile bu sistemi bir gün benim karşıma da dikebilirler" diye endişe ve muhalefet etmeye devam da edebilir.

16) Bu konuda Türkiye'ye yönelik gerçek ve potansiyel bir tehdit vardır. Ama bu tehdit ivedi midir? Derecesi nedir? Türkiye'ye yönelik diğer tehditler arasında önceliği nedir? Türkiye'nin sınırlı kaynaklarını değişik güvenlik meselelerine karşı kullanırken en önemli güvenlik sorunu olan PKK terörüne karşı gerekli önlemler tam alınmadan bu tür ikinci derece, muğlak ve nispeten uzak bir tehdide karşı büyük kaynaklar aktarmak yanlış olabilir mi?

17) Bu tehdide karşı daha ekonomik, manevra alanımızı ve bağımsız dış politika izleme yeteneğimizi daha az kısıtlayan başka yöntemlere başvurabilir miyiz? Türkiye'nin de İran'ınkine çok üstün hava kuvvetlerinin olması (pahalı ve dışa bağımlı da olsa) bir şekilde İran'ın nükleer ve diğer tehditlerini dengelemeye yeter mi?

18) İran'ın bizden başka ve önce birçok derdinin olması, nükleer silaha kavuşmasının kesin olmaması, yapsa bile bunun şimdi Batı ve İsrail'de telaffuz edilenden çok daha fazla vakit alacak olması bizim füze savunması ile ilgili kararımızı ne kadar etkilemelidir?

19) Nükleer silahları olur da Türkiye'nin üzerinde vurmanın Türkiye'ye yönelik ilave olumsuz etkileri olup olmayacağını biliyor muyuz? Sistemin Türkiye'de kurulması bu anlamda bize kısmen de olsa ilave riskler getirecek mi?

20) Sistemin Türkiye'de kurulması ABD ve NATO için teknik ve stratejik açıdan ne kadar önemlidir? Füze savunmasının Türkiye dışında kurulması teknik açıdan etkinliğini etkileyecek midir?

SEÇENEKLERİMİZ


Yukarıda belirtilen soruların cevaplarını aldığımızda, ya da bu konuları derinlemesine tarttığımızda aşağıdakilerden farklı ya da daha rafine opsiyonlarımız olabilir. Ama şimdilik seçeneklerimizin en kaba haliyle şunlar olduğu söylenebilir:

1) "Ben almayayım," "Bulgaristan ve Romanya'ya kurun".

2) "Nato da yapmasın",

3) "Biz biraz çalışalım, anlayalım bakalım neymiş bu füze savunması, acele etmeyelim",

4) "Biz ikna olmadık ama yine de başka nedenlerle bunun dışında kalamayız."

5) "Evet bir tehdit var ve belki bu sistem de bir parça ona cevap olabilir. Girebiliriz ama bana ekonomik, kumanda-kontrol, teknoloji konularında muafiyet-öncelik-ayrıcalık tanınmalıdır. PKK konusunda üye devletler artık kesin tavır almalı, pratik adım atmalı vs.Hem İran da çantada keklik olduğumu düşünmesin. "

Son şıkkın en uzun olması, üniversite sınavlarından faklı olarak, bunun ille de doğru cevap olduğunu düşündürtmemelidir.

88888888888888888

SPOTLAR

Tehdidin doğası, derecesi, önceliği ve ivediliği ne? Başka çözüm yolları var mı?

Türkiye sisteme dahil olacaksa iyi pazarlık yapmalı, olmayacaksa bunun karşılığında İran'dan önemli bir şeyler almalıdır.

Sağlıklı bir karar almadan önce cevaplanması ve netleşmesi gereken bir dizi önemli soru ve belirsizlik vardır.

PKK'ya karşı gerekli önlemler tam alınmadan bu tür bir tehdide karşı büyük kaynaklar aktarmak yanlıştır.

2017 yılı, İran başarılı bir deneme yapmış, NATO bir sistem kurmuş ama Türkiye içinde değil. Bununla yaşayabilir miyiz?

Türkiye bu konuda da "sürüden ayrılırsa" Türkiye'nin Batı kulübündeki üyelik türü değişebilir.

Türkiye "yarı serbest bir oyuncu" olurken füze savunması bu görüntüye uymayabilir.



[1] "Iran Nuclear Programme 'Solely Civilian' - Turkish PM ", BBC News, 16 Mart 2000; "'Only Rumours' that Iran Making Nuclear Weapons: Turkish PM ", AFP, 16 Mart 2010.

Şanlı Bahadır Koç

Adı  Soyadı: Şanlı Bahadır KOÇ

Doğum Yeri:  Eskişehir

 Eğitim Durumu

İlk Öğretim-Lise:: Eskişehir Anadolu Lisesi

 Üniversite: Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Yüksek Lisans: Bilkent Tarih Bölümü, Tez Konusu“Noel Buxton: Portrait of a Philantrophist as a Turcophobe.

İlgi Alanı: ABD iç siyaseti ve dış politikası, Türk dış politikası, Orta Doğu siyaseti, Güvenlik karar alma mekanizmaları ve istihbarat teorisi

 Bildiği Diller:

İngilizce

Bugüne Kadar Çalıştığı Yerler:

* ASAM (2001-2009)

* Hürriyet Gazetesi (2009)

Bilimsel Çalışmalar

1997’den bu yana Foreign Press Review adlı yabancı basın derlemesinin editörlüğünü yapmaktadır.

Makaleleri

Enerji ve Güvenliği Üzerine Notlar 29 Kasım 2010.  

Amerikan Travması ve Kongre Seçimleri 23 Kasım 2010

Füze Savunması Üzerine 20 Soru ve 5 Seçenek 20 Ekim 2010

Obama Ekibinde Yaprak Dökümü - Beyaz Saray’dan Kaçış mı? 12 Ekim 2010

"Kürt Devleti" Üzerine Notlar ve Çeşitlemeler 23 Eylül 2010

Mullen’ın Ankara Ziyareti 7 Eylül 2010

ABD’nin Afganistan’daki Seçenekleri 24 Ağustos 2010

Financial Times Haberinin Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Düşündürttükleri 18 Ağustos 2010

İsrail-ABD-İran-Türkiye Dörtgeni 26 Temmuz 2010

Bay Netanyahu Washington’a Gitti: Böyle mi Olacaktı, Obama? 16 Temmuz 2010

Stratejik Dehlizlerde Derinlik Sarhoşluğu: Bir AKP Dış Politikası Eleştirisi Temmuz 2010

Rus Casusluk Olayı: "John Le Carre mi, Austin Powers mı?" 5 Temmuz 2010

“Mahalleye Hoş Geldin”:Türkiye’nin Orta Doğu’da İlk Günü 02 Haziran 2010

Nükleer Takas: “Savaşı Bitiren Anlaşma” mı, “Acem Oyunu” mu? 20 Mayıs 2010

ABD Irak’tan Çekilirken Riskler ve Hesaplar 1 Mayıs 2010

ABD-İsrail İlişkilerinde “Normalleşme” Sancıları 22 Nisan 2010

Obama’nın Nükleer Cazibe Taarruzu: Bardağın Üçte Biri Dolu 9 Nisan 2010

ABD-İsrail İlişkilerinde “Tektonik Kayma” mı? 5 Nisan 2010

Irak Seçimleri: Sonun Başlangıcı, Başlangıcın Sonu 19 Mart 2010

Ermeni Karar Tasarısı Üzerine Notlar, Yorumlar ve Öneriler 8 Mart 2010

Bütçe Açığı ve Amerikan Gerilemesinin Ekonomi Politiği 19 Şubat 2010

Cemaat-skeptic 6 Ocak 2010

AKP bir seçim daha kazanırsa burası FC olur 4 Ocak 2010

ABD bu işin neresinde? 29 Aralık 2009

Türkiye-Ermenistan Protokolü Üzerine Düşünceler 3 Eylül 2009

"Obama’nın Savaşı":AfPak Üzerine Notlar 20 Nisan 2009

Obama’nın Türkiye Gezisi ve Türk-Amerikan İlişkileri 19 Mart 2009

ABD ve Orta Doğu Barış Süreci Mart 2009

Obama’nın “Kırkı Çıkarken” Mart 2009

ABD-PKK “İlişkisi” Üzerine Notlar Şubat 2009

Mahşerin Üç Atlısı: Ross, Holbrooke ve Mitchell 5 Şubat 2009

SOFA ABD için Irak’ta “Sonun Başlangıcı” mı? Ocak 2009

Obama Döneminde ABD ve Asya 15 Ocak 2009

Obama’nın Güvenlik Kabinesi Üzerine Notlar 4 Aralık 2008

 Yeni ABD Başkanı Obama ve Türk-Amerikan İlişkileri 6 Kasım 2008 - eksik

ABD Başkanlık Seçimlerinin Türk-Amerikan İlişkilerine Muhtemel Etkileri 30 Ekim 2008

ABD Başkanlık Seçimleri Ekim 2008

Obama’nın Biden’ı Tercihinin Bir Tahlili 26 Ağustos 2008

Amerikan Sağı Üzerine Notlar Ağustos 2008

Gürcistan Krizi, ABD ve Türkiye 11 Ağustos 2008

Obama'nın Dış Gezisi 29 Temmuz 2008

Başkan Bush’un Avrupa Gezisi ve Transatlantik İlişkileri 18 Haziran 2008

ABD Seçimleri (ppt) - 10 Haziran 2008

"Sessiz Tsunami": Global Gıda Krizi (ppt) - 29 Nisan 2008

Amiral Fallon'un İstifası 13 Mart 2008

ABD ve PKK İlişkisi Üzerine Notlar 22 Kasım 2007

“İçeride Liberal, Dışarıda Şahin”: K. Irak’a Harekat Üzerine Notlar 25 Ekimy 2007

K.Irak'a Ekonomik Müeyyideler Üzerine Sorular 25 Ekimy 2007

Irak "Hamle"sinin Muhasebesi Eylül 2007

Türk-Amerikan İlişkileri - Yeni Dönemin Gündemi Eylül 2007

ABD, K. Irak ve Türkiye Üzerine Notlar ve Sorular Haziran 2007

ABD ve Orta Doğu: "Müflis mirasyedi" mi "stratejik deha" mı? Mayıs 2007

Recommendations for Strengthening U.S.-Turkish Relations February 26, 2007

ABD'nin Irak'taki Seçenekleri Ocak 2007

'Topal Ördek'le İki Yıl Daha: 2006 Kongre Seçimleri Aralık 2006

U.S.: Empire, Gulliver or the “First Among Unequals” (ppt) - ASAM 2023 Conference - October 2006

Türk-Amerikan İlişkilerinde “İkinci Bahar” mı, “Sonun Başlangıcı” mı? Stratejik Analiz - Haziran 2006 -

Irak’ta Direnişin ve İşgalin Gölgesinde Demokrasi Deneyi Avrasya Dosyası - İslam ve Demokrasi Özel Sayısı

Gurur ve Önyargı: ABD İran Gerginliği ve Türkiye Stratejik Analiz Nisan 2006 - (pdf)

Arzın Merkezine Seyahat: ABD Ulusal Güvenlik Konseyi - Journey to the Center of the World: U.S. National Security Council Avrasya Dosyası 2005

Dört Tarz-ı Siyaset: Türk-Amerikan İlişkileri ve Başbakan Erdoğan’ın Washington Ziyareti Temmuz 2005

11 Eylül’den Sonra Türk-Amerikan İlişkileri: Eski Dostlar mı Eskimeyen Dostlar mı? Avrasya Dosyası - 2005

“Dört Yıl Daha”: Yeni Bush Yönetimi ve Dünya Aralık 2004

2004’ten 2005’e Türk-Amerikan İlişkileri Aralık 2004

Türkiye, Iraklı Kürtler ve Statükonun Meşruiyeti Nisan 2004 - eksik

Askerî Alanda Devrim: Askerî Bir Senfoni Ocak 2004

Çirkin Amerikalı’ ile ‘Güven Bunalımı’: ‘Süleymaniye Krizi ve Türk-Amerikan İlişkileri Temmuz 2003 - ( pdf )

The Middle East: A Land of Opportunity and Peril for Turkey - May 2003

Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Notlar: Ataerkil Yapıdan Tüccar Mantığına mı? Mayıs 2003

Türkiye, ABD ve Irak Harekâtı: Hayır Diyebilen Türkiye? - Şubat 2003

Değişim, ‘Sense of Proportion’ ve Tarihin Yararları ile Sınırları Üzerine Nisan 2003

ABD Güvenlik Politikalarında Güç Kullanımı ve Caydırıcılık Ağustos 2002

“Yalnız Kovboy” ya da “Eşit Olmayanlar Arasında Birinci”: ABD Dış Politikasında Tektaraflılık-Çoktaraflılık Tartışmaları Mart 2002

İyi, Kötü ve Çirkin: ABD'nin Orta Doğu Politikaları Ocak 2002

Unilateralism corrupts, absolute unilateralism corrupts absolutely Turkish News, May 21, 2002

ABD ve Afganistan: Çıkış Var mı? Kasım 2001

Realism and Change

Crime and Punishment - Deterrence and its Failure in Theory and Practice 2001

“Tüketebileceğimizden Daha Fazla Değişim” ya da Eskimeyen Dünya Düzeni Ekim 2001

“ABD-AB İlişkilerinde Metal Yorgunluğu” Haziran 2001

2002-2004 yılları arasında ASAM için yazdığı kısa “Günlük Değerlendirmeler” için bkz. http://ajp1914.blogspot.com/

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü   - 21-09-2019

1. Ermenek Tarih-Toplum-Devlet Çalıştayı İcra Edildi

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü ve Ermenek Belediyesi’nin işbirliği ile Prof. Dr. Mustafa Kafalı anısına Ermenek’te düzenlenen “Türklerde Devlet Felsefesi ve Yönetimi” konulu I. Ermenek Tarih-Toplum-Devlet Çalıştayı’na Ermenek halkı yoğun ilgi gösterdi.