Türk-Amerikan İlişkilerinde Girilmesi Zorunlu Aşama: Kontrollü Kriz

Türk-Amerikan ilişkileri, ABD’nin Türkiye’nin hayati ve milli menfaatlerini çok boyutlu olarak kaba ve açık bir şekilde ihlal etmesinin doğurduğu bir kriz sürecinden geçmektedir.

Aşağıda önce Türkiye'nin ABD tarafından ihlal edilen menfaatlerini sıralayacak, daha sonra Türk-Amerikan ilişkilerinin yeni bir zemin üzerine oturtulması için yapılması gerekenleri sıralayacağız. Ancak önce kavramsal düzlemde tehdit tanımlamasını yapmak konunun daha kolay ve sağlıklı anlaşılmasını sağlayacaktır.

Hayati tehditler, doğrudan bir ülkenin varlığı, milli egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik tehditlerdir. Bu tür bir tehdit çeşidi ile uluslar arası sistemin oturmuş olduğu dönemlerde çok sık karşılaşılmaz. Ancak, Soğuk Savaş sonrasında başlayan ve hala içinde bulunduğumuz geçiş dönemi gibi jeopolitik dengelerin yeniden oluştuğu dönemlerde bazı ülkeler yaşamsal tehditlerle karşı karşıya kalabilir hatta bu tehditlere yenik düşebilir.

Son 15 sene içinde SSCB, Yugoslavya ve Çekoslavakya yaşamsal tehdit ile karşılaşmışlar ve parçalanarak bu tehdide yenik düşmüşlerdir. Halen Irak yaşamsal tehdit sürecini en yoğun olarak yaşayan ülkelerin başında gelmektedir. İçinden geçtiği süreçte büyük bir dönüşüm olmaz ise bu ülke parçalanacak ve devletin varlığı sona erecektir.

Milli tehdit ise, ülkede iç istikrarın politik veya ekonomik nedenlerle sarsıntı geçirmesi, rejimin tehdit altına girmesi veya büyük bir tabii afet sonucu ortaya çıkan karışıklıkların çıkmasıdır. Keza ülkenin içinde bulunduğu bölgenin bölgesel güvenliğinin tehdit altına girmesi bir milli tehdit olarak algılanır. Bugün Irak'ta olanlar ve bölgesel sonuçları, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri için milli tehdit niteliği taşımaktadır. Bunların dışında iki tehdit türü daha vardır ki bunlara temel tehditler ve ikincil tehditler demekteyiz.

Temel tehditler, bölgesel istikrarsızlık, demokratik süreçte ortaya çıkan olumsuzluklar, mafyalaşma ve suç oranının artması, ekonomikgelişmenin köklü şekildeaksaması olarak sıralanabilir.

İkincil tehditler ise, sistem için uzun vade de temel tehdit veya milli tehdit niteliğine dönüşebilecek tehditlerdir. Bunlara her zaman tehdit denilmemekte, tehlike gibi ifadeler de kullanılmaktadır. Ancak terminoloji bütünlüğü açısından ikincil tehdit kavramı daha uygun görünmektedir.

İçinden geçtiğimiz süreçte ABD Türkiye için oluşturduğu tehditler hayati ve milli tehdit kategorisine girmektedir. Bu tehditler sırası ile,

a) Irak'ın parçalanması ve kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulması, (Hayati Tehdit)

b) Türkmenlerin yaşadığı Türkmeneli bölgesinin kurulacak Kürdistan'a bırakılması, (Hayati Tehdit)

c) Terör örgütü PKK'nın terörist faaliyetlerinin ABD tarafından çok taraflı olarak desteklenmesi, K. Irak'ta barınak sağlanması ve askeri destek verilmesi, (Milli Tehdit)

d) Türk toprakları üzerine „Tanıma-Tazminat-Toprak" stratejisi çerçevesinde yayılmayı hedefleyen Ermeni emperyalizmine sözde soykırım" tanıması ile politik destek verilmesi, (Temel Tehdit) kategorilerinde toparlanabilir.

Şimdi ABD'nin Türkiye için oluşturduğu bu tehditleri teker teker tahlil edebiliriz.

a) Hayati Tehdit olarak Irak'ın Bölünmesi ve K. Irak'ta Kürt devleti

ABD, Irak'ta amacı Irak'ın bölünmesi olan bir savaşı başlatarak bu ülkeyi işgal etmiştir. Ancak Irak'ın bölünmesinin gerçekleşebilmesi için ABD işgalininIrak'ta askeri olarak başarısız olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile ABD'nin Irak'ın bölünmesi şeklinde siyasi hedefine ulaşabilmesi için askeri olarak planlanmış bir mağlubiyete uğraması gerekmektedir.

Bundan dolayı, Vashington, Irak planlanmış bir mağlubiyetin alt yapısını oluşturmuştur. Bu alt yapı unsurlarının belli başlı olanlarını şöyle sırlayabiliriz:

a) Irak büyüklüğünde bir ülkenin işgal edilerek orta vadeli kontrol edilmebilmesi için en az 500 bin askere ihtiyaç var iken ABD Irak'ın işgalini 150 bin civarında asker ile yapmaya çalışmıştır.

b) Irak'ı, Saddam'ın devrilmesinden sonra bir arada tutabilecek tek güç olan Irak ordusu tamamen dağıtılmış, işsiz kalan askerler direnişin kucağına itilmiştir.

c) Irak'ın yönetici grubu olan sunniler tamamen dışlanmış adeta direniş göstermeye zorlanmışlardır.

d) Özellikle Kürtlerin Irak'tan ayrılmasını sağlayacak her türlü hukuksal ve siyasal eylem ABD tarafından desteklenmiştir. Özetle ABD, Irak'ın kuzeyinde bir Kürt devletinin kurulması projesini hızlı bir şekilde sonuca götürmektedir.

ABD'nin bu projesi Türkiye'nin yaşamsal menfaatlerini tehdit etmektedir. Kuzey ırak'ta kurulacak bir Kürt devleti, ABD'den ve AB'den aldığı cesaret ile Suriye, İran ve Türkiye'ye karşı saldırgan bir politika izleyecektir. Bu devlet Ortadoğu bölgesinde emperyalizmin Truva atı olarak bölgesel istikrarı ortadan kaldıracaktır. Türkiye, Suriye ve İran halklarının refahı için harcayacakları kaynakları, K. Irak'tan gelen emperyalizm destekli saldırıyı önlemek için harcayacaklardır. Bu Ortadoğu bölgesine ve Türkiye'ye yeni kan ve göz yaşı getirecektir. K. Irak'ta kurulacak bir Kürt devleti, Büyük Kürdistan projesini gerçekleştirmek için Türkiye'nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu-Doğu Karadeniz bölgelerini hedefleyen bir mücadele içine girecektir. Bu saldırı Türkiye'yi zorlansa dahi aşacağı bir bölünme tehdidi ile karşı karşıya getirecektir. Bu gelişmeler,Türkiye için hayati bir tehdit oluşturmaktadır.

b) Türkmeneli'nin Kurulması Hedeflenen Kürdistan'a bırakılması

İçinden geçtiğimiz süreçte peşmerge güçleri etkili Amerikan askeri ve politik desteği ile Telafer'den Kerkük'e uzanan ve 3 milyona yakın Türkmenin coğrafyası olan Türkmeneli'ni işgal altına almaktadırlar. 300 bin Türkmenin yaşadığı Telafer'de 2004 Eylül'ünden buyana Amerikan-peşmerge güçleri kendilerine direnen Türkmen gerillalara karşı 17 büyük operasyon yapmışlardır. Kafkaslarda Grozni'de Rus ordusunun yaptığını şimdi Telafer'de Amerikan-peşmerge ordusu yapmaktadır. Ancak bütün bu saldırılar Telafer'deki Türkmen gerilla direnişini sona erdirememiştir. Kerkük'te de Türkmen direnişi yükselmeye başlamıştır. Ancak „Amerikan Malı Kürdistan"ın Türkmeneli'ne yönelik işgali karşısında Ankara sessiz ve suskundur. Kürdistan'ın Türkmeneli toprakları üzerinde kurulması Türkiye için hayati bir tehdittir. Bunu Türkmeneli coğrafyasında Barzani ve Talabani'ye karşı gerçekleşecek direniş izleyecektir. Türkmeneli'nin kurulması hedeflenen Kürdistan'a bırakılması Türkiye için hayati bir tehdittir.

c) PKK'ya ABD Desteği

ABD Irak'a yerleştikten sonra PKK ABD için bir doğal müttefike dönüşmüştür. ABD ile PKK arasındaki ilişkileri belirleyen değişik parametreler bulunmaktadır. Bunların başında ABD'nin önce İran sonra Suriye'ye karşı izlediği politikalarda PKK/PJAK'a duyduğu ihtiyaçtır. ABD, PKK/PJAK aracılığı ile İran ve Suriye'ye yönelik bir çok istihbarat ve terör operasyonu gerçekleştirmektedir. ABD'nin PKK/PJAK yerine bu alanda kullanabileceği bir unsur yoktur. Ayrıca, Türkiye'yi K. Irak'taki Barzani/Talabani yönetimini muhatap almak için zorlamak hususunda da PKK, ABD için etkili bir araç işlevi görmektedir. Bundan dolayı ABD, K. Irak'taki PKK varlığını askeri ve politik olarak desteklemektedir. PKK'ta verilen ABD desteği ülkemiz için milli bir tehdit oluşturmaktadır.

d) Sözde Ermeni Soykırımı ve Arkasındaki Plan

Türkiye'nin Doğu Anadolu bölgesi üzerinde hayali bir Ermenistan projesinin ilk adımı sözde Ermeni soykırımının dünya kamuoyunun vicdanına 2. Dünya Savaşı'nda Almanların Yahudilere uyguladığı soykırım gibi tartışmasız olarak yerleştirilmesidir. Bu doğrultuda Ermeni diasporası dünya parlamentolarını stratejik hedef olarak seçmiştir. Parlamentoların sözde soykırımı kabul etmesi dünya halklarının temsilcilerinin diğer bir ifade ile dünya halklarının bu sözde soykırımı kabul etmesi olarak yorumlanacaktır. Ermeni lobisi Amerikan Kongresi'nin sözde soykırımı kabul etmesinden sonra diğer parlamentoların soykırım yasalarını çok daha kolay ve hızla kabul edeceğini, böylece şimdiye değin bu iftirayı kabul etmiş olan 20 parlamentoya yenilerinin ekleneceği hesabını yapmaktadır. Böylece Ermenistan ve Ermeni lobisi, Türkiye'den önce tazminat sonra toprak taleplerini gündeme getirecektir. Bir diğer ifade ile sözde soykırım projesi, Büyük Ermenistan Projesinin ilk adımını oluşturmaktadır.

Bu noktada ABD siyasal sistemi içinde bazı grupların hristiyan taasubundan Türkiye'nin jeopolitik güç olma kapasitesinin tasfiye edilmesine kadar uzanan bir dizi nedenle Büyük Ermenistan politikasına destek verdikleri görülmektedir. Bu çevreler, Amerikan siyasal sisteminin değişik boşluklarından da ustaca istifade etmeyi bilmektedirler. Türkiye'nin kendisini koruma konusunda gösterdiği başarısızlıkta bu çevrelerin işini kolaylaştırmaktadır. Ancak sonuç itibarı ile Amerikan Kongresi'nde bulunan sözde soykırım yasa tasarısı Türkiye için ileri de milli ve hatta stratejik tehdit düzeyine çıkabilecek bir temel tehdit niteliği taşımaktadır.

Türkiye'nin ABD Politikası Ne Olmalıdır

Türk-Amerikan ilişkileri mevcut kriz sürecinden geçerken, Ankara hayati menfaatlerinin ihlal edilmesini engellemek için 2003 sonrasında izlediği politik çizgiyi hızla değiştirerek yeni bir ABD politikası oluşturmak zorundadır. Bu yeni politika, ikili ilişkilerin "kontrollü yüksek tansiyon" zeminine oturtulması şeklinde ifade edilebilir. Türkiye, ABD ile ikili ilişkilerinde atacağı adımlarla "kontrolü kriz" çıkmasından çekinmemelidir. Eğer ilişkilerde çıkabilecek bir krizin kontrolden çıkma riskinin yarattığı korku, Ankara'yı felç etmeye devam ederse, Ankara ABD'nin ülkemiz aleyhine attığı adımları karşılayabilecek politikalar geliştiremez.

ABD'nin Türkiye'den daha güçlü olması, iki aktörün sert sürtüşmesi halinde daha çok zarar görecek tarafın Türkiye olması, aradaki her irade müsabakasını Vashington'un kazanacağı anlamına gelmez. Irak'ta Türkiye'nin kaybedeceği şeyin daha çok olması onugerektiğinde ABD'nin hayatını zorlaştırabilecek adımlar atabilecek bir hale sokmalıdır.

Ama yukarıda bahsedilen korkunun yarattığı felç olma hali, ABD'yi neredeyse hiçbir bedel ödemeden amacına adım adım yaklaştırmaktadır. ABD, Türkiye aleyhine attığı adımların bedelini ödemediği için bu politikaları durdurmak için de bir neden görmemektedir. İki ülke arasındaki ilişkiler sadece ABD'nin çizdiği koordinatlar dahilinde gelişmeye devam ederse sağlıklı bir şekilde gelişemez. Hatta bir güniki ülke arasında Türkiye'nin iş işten geçtikten sonra çıkarmak zorunda kalacağı bir duygusal ve geri dönüşsüz bir kriz dönemine girilebilir.

Eğer Türkiye de ABD için önemli bir dost olmak istiyorsa, bunu kayıtsız şartsız itaat ederek gerçekleştiremez.Aksine Türkiye menfaatlerini savunmak konusunda kararlı ve gerilimden kaçınmayan bir politikayı benimsemek zorundadır. Türkiye krizlerin yaratıcı gücünü göz önüne alan bir strateji izlemelidir. Bugün çıkmayacak "kontrollü krizler" yarın çıkacak kontrolsüz ve çok ağır krizlere neden olacaktır.

Vashington merkezli bir gazeteci olan Ali H. Arslan'ın aşağıdaki tespiti çok önemlidir. "O halde neden Türkiye böylesine yok sayılıyor? Size acı gerçeği söyleyeyim mi? Çünkü Vashinton'da Türkiye'yi umursayan pek az. Türkiye, sorun çıkarmadığı sürece, dar bir uzman kadrosunun ve orta kademe bürokratlarının gündeminin ötesine sıçramıyor. Yavaş yavaş adının telaffuz edilmeye başlanmasının temel sebebi ise sorun çıkarma potansiyeli."[1] Kendini savunma potansiyelini ortaya koymayan bir ülke saygı görmez. Demek ki, Türkiye'nin artık tüm sorun çıkarma potansiyelini ortaya koymasının vakti gelmiştir.

Türkiye'nin ABD'ye vermesi gereken temel mesaj şudur: Vashington, eş zamanlı olarak hem K. Irak'ta bağımsızlığa gidecek bir Kürt oluşumunu destekleyip hem de Türkiye ile dost olamaz. Vashington, böyle bir politikanın Türkiye'nin hayati menfaatlerine ve dolayısıyla dostluğuna ağır darbe indirmek anlamına geleceğini bilmeli/öğrenmelidir. Esasen Türk halkı ve Türk bürokrasisinin yapısal bir anti-Amerikancı çizgiye kaydığı görülmektedir. Bir diğer ifade ile Türkiye'de AKP hükümetinin korkuya dayanan dostluğu dışında, ABD için dostluk kalmamıştır. İkili ilişkilerin eksenini oluşturan Türk ve Amerikan orduları arasında Süleymaniye pususu sonrasında başlayan gerilim azalmamış aksine Türk ordusundaABD'nin Türkiye'ye düşman bir çizgi izlediği görüşü yaygınlaşmıştır.

Türkiye, Ankara-Vashington ilişkilerinin olağanüstü akıldışı bir zemine kaymasını engellemek için, yaşamsal menfaatlerini savunmak konusunda kararlılık sergilemelidir. Bu amaçla, Ankara, Vashington'un Türkiye'nin yaşamsal menfaatlerini çiğneyen çizgisine karşı aşağıda sıralanan önlemleri, Kerkük'te yaklaşan referanduma ve PKK ile mücadele konusunda ABD tavrına koşut olarak, kademeli şekilde almalıdır. Vashington, Ankara'nın kararlılığını görünce muhtemelen bu önlemlerin bir çoğunun uygulanmasına gerek kalmayacaktır.

a) Stratejik Ortaklığa Son

Ankara, Washington'a, Türkiye'nin daha fazla içi boş ve Türkiye'nin aleyhine gelişen bir stratejik ortaklık söyleminin arkasından gitmeyeceğini izah etmelidir. A. Gül'ün Şubat 2007 Vashington ziyareti öncesinde "stratejik ortaklık" yerine sadece "ortak vizyon" kavramından bahsetmiş olması, Ankara'daki sıkıntının bir ifadesi olarak yorumlanabilir.[2]

Bu çerçevede ABD ile başlatılan diplomatik temaslar sadece devlet-devlet düzeyinde tutulmamalı, devlet-toplum (Türk devleti-Amerikan toplumu) ve toplum-toplum düzeyinde yoğun bir biçimde sürdürülmelidir. Türk akademisyen ve araştırmacılar Amerikan gazete ve dergilerinde konu ile ilgili makaleler yayınlamalı, ABD think-tankleri ile ortak sempozyumlar, beyin fırtınaları düzenlenmeli, iş adamları örgütleri girişime teşvik edilmeli, Amerikan gazetelerinde paralı ilanlar yayınlatılarak, Irak'ın Afganistanlaşmasının ortaya çıkaracağı bölgesel ve küresel istikrarsızlık anlatılmalıdır.

Türkiye Amerikan ve batı basınına kendisini anlatmak için en ufak bir adım atmazken Barzani ve Talabani bu amaç için milyonlarca dolar harcamaktadırlar. Guardian gazetesi yazarı Jon LeeAnderson Talabani'nin bir uçak gezisi sırasında uçakta bulunan gazetecilere 100 bin Dolar dağıttığını anlatmaktadır.[3] Türkiye'nin Batı basınına yönelik geniş kapsamlı bir bilgilendirme çalışması yapması gerekmektedir.

Türkiye'nin izlediği politikaların, Yeni-Muhafazakar çevrelerin Ortadoğu'ya istikrarsızlık getiren projelerinihedef aldığı açıkça ifade edilmelidir. Amerikalı Türk dostu çevreler samimi şekilde ikili ilişkilerdeki tahribatın daha da artmasını engellemek için göreve davet edilmelidir. Türkiye, Bush sonrası yönetim adayları ile şimdiden iki ülke arasındaki ilişkilerin Bush döneminin tahribatından kurtulması için çalışmalıdır.

Bu noktada Ankara'da karar alıcıların göz önünde tutması gereken husus muhtemel bir Demokrat Yönetimin de belirli küçük farklarla Bush Yönetimi'nin Kürt politikasını sürdürmeleridir. Esasen Bush Yönetimi'de Clinton Yönetimi'nden Irak ile ilgili olarak rejim değişikliği kararını devir almıştır. Clinton'un da bu kararı baba Bush Yönetimi'nden devir aldığı hatırlardadır. Olası bir Demokrat Yönetimin dış işleri bakanı veya ulusal güvenlik danışmanıolacağı ileri sürülen Holbroke, K. Irak'ın Tayvan gibi tanınmayan bir devlet olduğunu ve gelecek 10-15 sene içinde durumunun açıklığa kavuşacağını[4] diğer bir ifade ile bölge devletlerine bağımsız bir Kürdistan'ın kabul ettirileceğini belirtmektedir.[5] R. Holbroke Alman Berliner Tages Zeitung adlı gazeteye verdiği demeçte ise Irak'ın geleceğini şöyle değerlendirmektedir: "Irak'ın önümüzdeki yıllarda parçalanacağını düşünüyorum. Güneydoğuda İran'ın etkisinde bir şii diktatörlüğü oluşacak. Irak'ın batısı Sunni egemenliğinde, eski vahşi Batı'da olduğu gibi, kabile ve çete kavgalarının olduğu bir bölge haline gelecek. Kuzeyde ise yarı bağımsız bir Kürt devleti oluşacak Bu olabilecek olumlu gelişme. Aslı felaket ise muhtemelen bir Kürt-Türk savaşı olur. Kerkük için çıkabilecek olan bu büyük savaş bölgede yıllarca kan akmasına sebeb olur."

Keza Holbroke'un halen baş yardımcısı konumunda olan Ashley Bommer'in "Kürdistan Bölgesel Hükümeti" web sayfasında yayınlanan "Irak Kürdistan'ındaki Tehlikeler: Üç Teklif" başlıklı yazısını okuyan herkes Bommer'in katıksız Kürt yanlısı konumunu kolaylıkla tespit edecektir.[6] Keza Demokrat Partili eski Büyükelçi ve Barzani'nin danışmanı Peter W. Galbraith, Irak'ın parçalanmasının ve bağımsız Kürdistan'ın "yılmaz savunucularından" birisidir.[7]

Özetle Türkiye menfaatlerinin savunulmasını sadece olası bir Demokrat Parti iktidarının şüpheli Türkiye yanlısı politikalarına da bırakamaz.

b) ABD'nin Küresel Terörle Mücadelesine Verilen Destek Sona Erdirilmelidir

Türkiye'de terörist eylemler gerçekleştiren ve lojistik desteklerini K.Irak'tan sağlayan PKK'ya seyirci kalan ABD'nin Türkiye'den terörle mücadele konusunda destek istemesinin ahlaki temeli yoktur. Türkiye'nin terör ile mücadelesine destek vermeyen bir ABD'nin"küresel terör ile mücadele" stratejisine verilen desteğin sona erdirildiği derhal açıklanmalıdır. Japonya'nın veya Brezilya'nın benzer bir açıklamayı yapmasının çok büyük bir etkisi yoktur. Ancak Türkiye'nin böyle bir açıklama yapması ve daha sonra atacağı adımların ABD'ye vereceği zarar hem politik hem de moral olarak ağır darbeler vuracaktır. The demokratik ve müslüman NATO üyesi ülke olan Türkiye'nin ABD'nin „radikal İslamcı terörizme" karşı açmış olduğu savaşı, temelinde ahlaki bir duruş olmadığı gerekçesi ile desteklemekten vazgeçmesi ciddi sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

c) TSK, Afganistan, Kosova ve Lübnan'dan Geri Çekilmelidir

Bu açıklamanın ardından Türk ordusunun Afganistan'daki Kosova'daki ve Lübnan'daki bütün görevleri sona erdirilmeli veya uzatılmamalıdır. Bu bölgelerden çekilen birliklerin Irak-Türkiye sınırına konuşlandırılması bütün dünyaya verilmiş politik bir mesaj olacaktır. Oysa, Türkiye, PKK terörü tarafından ağır bir saldırı altına alınmış olduğu bir dönemde, K. Irak'ta bağımsız Kürt devleti projesi ilerlerken Şubat 2007'de Afganistan'daki asker sayısını 825'den 1000'e çıkarma kararı almıştır.[8] Ancak Türkiyebu yanlışa rağmen Afganistan, Kosova ve Lübnan'da askeri katkının sona erdirilmesi gibi adımları atabileceğini sözde Ermeni soykırımı karar tasarısı ile ilgili olarak Vashington ile yaptığı görüşmelerde masaya koymuştur.[9] Artık bu adımın atılma zamanı gelmiştir.

d) İncirlik Üssü Önce Etkisizleştirilmeli Gerekir İse Kapatılmalıdır

İncirlik Hava üssünde önce Irak ve Afganistan'a yönelik olanlar etkili olmaz ise, ikinci aşamada bütün Amerikan uçuşları durdurulmalıdır.[10][11] Ankara, ABD'ye İncirlik üssünü kullanma imkanı veren anlaşmayı gözden geçirmelidir. Hala hazırda Türk hava sahası ve Türkiye'den kara yolu ile ABD ordusu Irak'taki lojistiğinin % 60'ını karşılamaktadır.Bunun kesilmesinin ortaya çıkaracağı sonuçlar açıktır.

e) Irak Konusunda ABD ile İşbirliği Sonlandırılmalıdır

Türkiye'ye yönelik açık düşmanlık veya oyalama taktikleri sona ermedikçe, Irak konusunda Ankara, Washington ile her türlü sivil ve askeri işbirliğini sona erdirmelidir. Irak'a yapılan ve Irak'tan yapılan bütün askeri ve sivil uçuşlara Türk havasahası kapatılmalıdır.

f) Karadeniz'de ABD Varlığına Karşı Direnilmelidir

Türkiye, ABD'nin Karadeniz bölgesindeki politikalarına daha etkin şekilde bir muhalefet başlatmalıdır. Amerika filosunun Karadeniz'deki varlığı reddedilmeli, ...Anlaşmasına sahip çıkılmalıdır.

g) ABD ile Askeri İşbirliğinin Daraltılması

ABD ile askeri işbirliği konuları daraltılmalıdır.[12] 1952 sonrasında oluşmuş olan yapılar gözönünde tutulduğunda böyle bir adımın ciddi sancılara yol açacağı kesindir. Ancak bu sancılı süreç Türkiye'nin önüne başka fırsatlarda çıkaracaktır.

h) Füze Kalkanına Red

ABD'nin Türkiye'ye önerdiği füze kalkanı sistemi reddedilmeye devam edilmelidir.

ı) Türkiye'nin Ortadoğu'da Artan Önemi

Ankara, Vashington'a uzun vade de ABD, İran'a yönelik bir operasyon düzenlese de düzenlemese de Tahran'ı Ortadoğu'da üstelik Saddam Hüseyin devrildikten ve Tahran daha da güçlendikten sonra dengeleyecek tek güç olduğunu altını çizerek anlatmalıdır.[13] ABD, Türkiye'nin dostluğuna aslında her zaman olduğundan daha fazla muhtaç olduğu bir döneme hızla sürüklenmektedir.

Sonuç Olarak

Özetle, Türkiye,ABD ile dostluğunu karşılıksız değil, ABD'nin Türkiye'ye göstereceği menfaatlerimize saygı gösterilmesini temel alan dostluğa bağımlı hale getirmelidir.Vashington hem K. Irak'ta bir Kürt devletinin hamisi olup hem de Türkiye'nin dostu olarak kalamaz. ABD'nin Ortadoğu'da içinde bulunduğu durumda, Türkiye politikasını gözden geçirmesi ve Türkiye'nin menfaatlerini kabul etmesi için uygun görünmektedir. Ancak bütün bunları ABD'nin kendiliğinden yapmayacağı açıktır. Bundan dolayı Türkiye'nin bir an önce çıkaracağı kontrollu krizlerle ABD'yi Türkiye'nin menfaatlerini tanımaya zorlamalıdır. Ankara'da karar alıcılar bilmelidirler ki, Türkiye kontrollu krizleri çıkarmakta geçiktikçe iki ülke ilişkileri kontrolsuz krizlere doğru her geçen gün biraz daha hızlı sürüklenmektedir.



[1] Zaman, 5 Mart 2007, Ali H. Aslan, "Kanlanmayan bitler cumhuriyeti"

[2] Cumhuriyet, 8 Şubat 2007, Ali Sirmen, "Hangi Ortak Vizyon"

[3] Cumhuriyet, 10 Şubat 2007

[4] Radikal, 3 Şubat 2007 ve Milliyet 4 Şubat 2007

[5] Zaman, 19 Ocak 2007

[6] Ashley Bommer, "Dangers in Iraqi Kurdistan:Three suggestions" http://web.krg.org/articles

[7] Peter W. Galbraith'ın "Irak parçalanıyor" Doğan yayıncılık, İstanbul 2006 Galbarith'in kişisel deneymlerini de anlattığı ve Irak'ın parçalanmasını savunduğu Barzani propagandası yapan bir çalışmadır.

[8] Cumhuriyet, 27 Şubat 2007

[9] The Guardian, 15 Şubat 2007, Simon Tisdall, "Türkler ABD'ye Öfkeli", Radikal 16 Şubat 2007

[10]Zaman's Today, 7 Mart 2007, Doğu Ergil, "Shadow over US-Turkish Relations"

[11] F. Stephen Larrabee ve Suat Kınıkoğlu, "America's Turkey Problem", 23 February 2007, United Pres International

[12] Halen Ankara yanlış bir politika izlemeye devam ederek ABD ile yeni askeri anlaşmalar imzalamayı sürdürmektedir.

[13] Radikal, 26 Şubat 2007, Ömer Taşpınar, "Kerkük, Irak'ın iç meselesiyse bütün Irak referanduma gitsin"

Son ekleyen 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Editörü

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR