Bu sayfayı yazdır

Avrupa’nın ‘Hasta Adamı’ İngiltere’de Değişim Rüzgârları

Yazan  10 Mayıs 2010
İngiltere’de 6 Mayısta yapılan Avam Kamarası seçimleri kamuoyu yoklamalarının da öngördüğü gibi tek bir partinin zaferiyle sonuçlanmamıştır.

İngiltere'de 1974'ten beri ilk kez 'hung parliament' olarak bilinen ve hiçbir partinin hükümet kurmak için yeterli çoğunluğa ulaşamadığı durum ortaya çıkmıştır.

Seçimin Galibi: Belirsizlik

David Cameron liderliğindeki Muhafazakâr Parti (MP) seçim sürecinde önemli bir atılım gerçekleştirmesine rağmen tek başına hükümeti kurmak için gerekli olan 326 parlamenter sayısına ulaşamamıştır. Özellikle üç büyük parti liderinin canlı televizyon programlarının ardından yıldızı parlayan ve oy oranlarını artırması beklenen Liberal Demokrat Parti (LDP) lideri Nick Clegg de hayal kırıklığına uğrayanlardan olmuştur. Katılım oranının yüzde 70'leri aştığı seçimlerde 650 üyelik Avam Kamarasına Muhafazakârlar 306, İP 258, LDP ise 57 milletvekili çıkartmıştır. Bu açıdan bakıldığında seçimler hiçbir parti için ne tam anlamıyla başarı ne de mağlubiyet olmuştur. Seçimlerin galibi de mağlubu da bundan sonraki süreçte, partiler arası koalisyon görüşmelerinin ardından belli olacaktır. Diğer AB üyesi ülkelerde koalisyon hükümetleri alışagelmiş bir durum olmasına rağmen, İngiltere'de iki partili sistem her zaman istikrarlı yönetimin garantisi kabul edilmiştir. Bu nedenle Muhafazakârlar da İşçi Partililer de seçmenlere ülkenin ekonomik olarak zor bir süreçten geçtiği bu dönemde, tek parti iktidarının önemine vurgu yaparak oy talep etmişlerdir. Fakat sonuçlar bu uyarıların seçmenlerin kararını etkilemediğini göstermektedir.

Koalisyon Görüşmeleri

Hükümeti kimin kuracağı şimdi tartışma konusu olmaktadır. İngiliz seçim teamüllerine göre görevdeki başbakan koalisyon kurma konusunda ilk girişimleri yapma hakkına sahiptir. Fakat Cameron'un ve Clegg'in 'Gordon Brown'un ülkeyi yönetme yetkisini kaybettiği' ve 'etik olarak en çok oyu alan Muhafazakarların hükümeti kurması gerektiği' şeklindeki açıklamaları üzerine, Brown geri adım atmış ve önceliği Cameron'a bırakacağını ifade etmiştir. Ülkenin ekonomik durumunun Yunanistan'daki krizle kıyaslanır hale gelmesi ve bunda payı olduğu konusunda ciddi eleştiriler alan Brown'un bu süreçte prestij kaybı yaşadığı yadsınamaz. Buna rağmen Muhafazakarlar ile Liberaller arasında Avrupa Birliği, seçim yasası reformu, göçmen politikaları vb. konularda yaşanan derin görüş ayrılıkları, Liberal Demokratlar'ın İşçi Partisi ile koalisyona gitme ihtimalini artırmaktadır. Fakat Muhafazakar lider Cameron'un başbakanlık koltuğunu kaybetmek istemeyeceği, dolayısıyla Clegg ile uzlaşma yolları arayacağı düşünülebilir.

Geçmiş Hesaplar ve Ekonomik Kriz Tartışmaları

Seçim kampanyalarında ve gerçekleştirilen televizyon programlarında temel tartışma konusu ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve buna yönelik alınacak önlemler olmuştur. Üç büyük parti lideri bütçe açığının kapatılması ve kamu borçlarının azaltılması için harcamalarda kısıntıya gideceklerini ve ülkeyi tekrar düzlüğe çıkartacaklarını beyan etmişlerdir. Partilerin bu ortak görüşünün dışında İP'nin kendi 13 yıllık iktidarları döneminde ülkenin ekonomik olarak elde ettiği kazanımları öne sürdüğü, MP ile LDP'nin ise krizden çıkış için 'değişime' vurgu yaptığı gözlenmiştir. 1997 yılında ülkedeki sosyal refahı geliştireceğini iddiasıyla iş başına gelen İşçi partisi, iktidarları süresince önemli gelişmelere imza atmıştır. İngiltere'de Blair hükümetinin öncelik verdiği eğitim sistemi, sağlık sistemi, asgari ücret uygulaması gibi alanlarda 10 yıl öncesi ile kıyaslanamayacak iyileşmeler gerçekleşmiştir. Blair okul, yol yapımı ve sağlık sisteminin geliştirilmesi için milyarlarca sterlin harcayarak, ülkenin sosyal refah seviyesini yükseltse de, bütçeye önemli bir yük de getirmiştir. Muhafazakarların İşçi Partisine yönelttikleri temel eleştiri konusu da bu olmuştur. Blair hükümetinin başından beri maliye bakanı olarak kabinede görev alan ve 2007'den itibaren bizzat başbakan olarak sorumluluğu taşıyan Brown eleştiri oklarının hedefi haline gelmiştir. Ekonomide devlet payının 1997'den itibaren %54 oranında artması, kamu borçlarının GSYİH'ya oranının %70'i aşması, bütçe açığının ise %13'e yaklaşması, buna rağmen kamu hizmetlerinde istenen etkinliğin sağlanamaması, işsizlik oranlarının %8'i aşması, İP yönetiminin ülkeyi iyi yönetememesinin göstergeleri olarak kabul edilmektedir.

Partilerin Acı Reçeteleri

Partilerin ekonomik krizden çıkış için sunduğu planlara baktığımızda harcamalarda kısıntılar yapılacağı fakat bunun hangi alanlarda gerçekleşeceğinin tam olarak belirtilmediğini görüyoruz. Bu muğlâklığının nedenini partilerin oy kaygısıyla açıklamak mümkündür. Kısa sürede sert önlemler alacağını belirten Muhafazakârlar, kamu harcamalarında 2010 yılı için 6 milyar sterlinlik bir kesinti ile başlayarak 2015 yılına kadar bütçe açığını ortadan kaldırmayı hedeflemektedirler. Muhafazakârlar İP'nin aksine etkin kamu hizmetleri anlayışını getireceklerini savunmaktadır. İP'nin 2014 yılına kadar temel hedefi bütçe açığının yarı yarıya indirilmesi olacaktır. Sosyal devlet anlayışı gereği sağlık sistemi, eğitim sistemi gibi alanlarda yatırımlara devam edeceğini belirten İP, işsizlik sorunun çözümü için de yeni istihdam alanlarının yaratılmasını öngörmektedir. LDP ise kamu harcamalarının azaltılması ve bütçe açığının kapatılması için bir yandan düşük öncelikli alanlarda 15 milyar sterlinlik kesinti yapmayı, diğer yandan da gelir vergisi, konut vergisi, sermaye kazanç vergisi, bankacılık vergisi, belediye vergisi gibi vergilerde düzenlemeler yaparak vergi gelirlerini artırmayı planlamaktadır.[1]

AB Komisyonunun seçimlerden bir gün önce yayınladığı İlkbahar Ekonomik Tahminler raporuna göre İngiltere ciddi bir risk ile karşı karşıya bulunmaktadır. Kurulacak hükümetin bu anlamda omuzlarında büyük bir yükle göreve başlayacağı ve piyasalara borç krizinin nasıl üstesinden gelineceği konusunda vereceği mesajın bu hükümetin kaderini belirleyeceği söylenebilir. İngiltere'deki durum düşünülenden kötüdür. Hükümet bütçe açığını kapatmak için alacağı sert önlemlerin ülkeyi resesyona sürükleyebileceğini de göz önüne alarak ekonomi politikalarında bir denge kurmalıdır. Alınacak önlemlerin aynı zamanda halkın da tepkisine neden olacağı düşünülürse, İngiliz Merkez Bankası Başkanı Mervyn King'in 'ekonomik krizin üstesinden gelmek için sert önlemleri alacak hükümetin bundan sonraki seçimlerde seçilmemeyi göze alması gerektiği' şeklindeki açıklaması önem kazanmaktadır. Bu nedenle İngiltere seçimlerinde 'başarı' kavramının fazlasıyla belirsiz bir durumu temsil ettiği görülmektedir.



[1] 'Partiler neyi savunuyor, neyi vaat ediyor?', BBC Türkçe, 29.04.2010

Aynur LAHİ

Adı  Soyadı: Aynur LAHİ 

Doğum Yeri:  Kosova 

Eğitim Durumu
İlk -Orta Öğretim: Almanya
Lise: Kosova

Üniversite: Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, aynı zamanda İktisat Bölümünde de çift anadal yapmıştır

Yüksek Lisans: 2008 yılından bu yana Ankara Üniversitesi – AB ve Uluslararası Ekonomik İlişkiler Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. 

Uzmanlık Alanı: AB Balkanlar Politikası, Türkiye-AB İlişkileri

Bildiği Diller:

Almanca

İngilizce

Arnavutca