×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 116



BİR BASKLI'NIN TÜRKİYE ÜZERİNE BULUNDUĞU KEHANET

Yazan  21 Mart 2009
ATILGAN ULUTAŞ - Ayrılıkçı terör, icrâ edildiği coğrafyaya göre özgün tavırlar takınsa da; kurulu düzeni, toprak talebi gündeme getirip silâh zoruyla ve bâzı siyâsî kılıflar içerisinde değiştirmeye çalışmak, dünyânın her yerinde kimi evrensel benzerl

Milletlerin milliyetçilikten doğmaları, henüz kurumsal bir millet olma özelliğini taşımayan; ancak bu uğurda uğraş veren toplulukları, milliyetçiliğin temel esaslarını yapay yollardan uygulamaya ve bunları yüceltmeye zorlar. Bu esasların en önemlisi 'dil'dir. Çünkü mensubiyet duygusuyla kol kola ilerleyen 'millet' kavramı, özgün çağrışım bulutları oluşturan kavramlar üzerinde bir uzlaşmaya varmaya yarayan 'dil' ile, neredeyse eş anlamlıdır. Kültürün en kolay uygulanış şekli olan dil, aynı zamanda âidiyet duygusunun ve milletler arasındaki farklılıkların en belirgin hâli olduğundandır ki, etnik temele dayalı tüm ayrılıkçı terör hareketleri, uğrunda mücâdele ettiklerini savundukları topluluğa, farklı ve tekbiçim (standart) bir dil kabûl ettirme gayretindedirler. Çünkü bağımsız bir devlet, her şeyden önce, dünyâdaki diğer milletlerden farklılık gösteren bâzı hususiyetlerin sürekliliğini sağlamak için var olmaktadır.

Ziyâ Gökâlp, Arnavutlar'ın, Osmanlı Türk Devleti'ne milliyetçilik akımını ilk getiren iki unsurdan biri olduğunu belirtmektedir.[1] Osmanlı Devleti sınırları dâhilinde gelişen edebiyat çalışmalarına bakıldığında, aslında bu durumun bir rastlantıdan ibâret olmadığı anlaşılır. Özgün (millî) edebiyat ve bunun temeli olan dil çalışmalarının, Arnavutlar'ı, millî hareketlerin başlama sıralamasında ilk sıralara yükselttiği düşünülmelidir. Esâsen, kökü bin yıllar öncesine dayanan Türk milliyetçiliğinin, 19. yüzyıla uygun bir hâle getirilmesi de, dil çalışmalarıyla birlikte başlamıştır. Ziyâ Gökâlp, Ömer Seyfettin gibi Türkçüler, Balkan Savaşları'nda alınan ağır yenilgiden sonra dil çalışmalarına ağırlık vererek ve halkın kullandığı dile eğilerek binlerce yıl öncesine dayanan Türk milliyetçiliğine en çağdaş hâlini vermişlerdir.[2] Ancak bu eylemler, hiçbir zaman yeni bir Türkçe yaratma gayreti içerisine girmemiş; yalnızca halk ile münevver kesim arasındaki kavram birlikteliğini sağlamayı amaç edinmiştir. Oysa günümüzde Türkiye'nin en büyük meselelerinden olan ayrılıkçı terörün destekçileri; Kürtçe'nin kurumsal bir kimlik kazanamamış ve birbirlerinden yer yer kesin çizgilerle ayrılan lehçelerini tekbiçim hâline getirmeye çalışıp Kürt kavmiyetçiliğini, Kürt milliyetçiliğine dönüştürmeye çalışmaktadırlar. Bu durum, dünyânın bir başka köşesinde hüküm süren bir diğer ayrılıkçı terör hareketinin de uyguladığı bir yöntemdir.

PKK terör örgütüyle alenî temasları bulunan ETA terör örgütü, sözde bağımsızlığı için çalıştığı İspanya'nın Bask kökenli vatandaşlarına; tekbiçim hâline getirilmeye çalışılan bir dili kabûl ettirme gayretine girmiş ve bunda epey mesâfe almıştır. Bask meselesiyle ilgili bir kitap kaleme alan Zekine Türkeri, Bask dil çalışmalarının izlediği safhaları anlatırken, şu cümleleri kullanmaktadır. "…Bunun için öncelikle yapılması gereken, neredeyse târihten silinme noktasına gelmiş olan, kırsal kesimle sınırlı pek az konuşanı bulunan ve fakat birçok lehçeye sahip olan Baskça'nın ortak bir yazım dilini oluşturmaktır. Yâni dil birliğini sağlamak. Bu amaçla, dilbilimciler, yazarlar arasında toplantılar, tartışmalar yapılır. Çeşitli fikirler, projeler ortaya atılır. En yaygın lehçe mi, yoksa diğer lehçeleri konuşanlar tarafından en kolay anlaşılan lehçe mi ortak dilin zemini olmalıdır? Yoksa hepsinin üstünde yeni bir şey mi yaratılmalıdır? Öyle bir dil birliği ya da ortak yazın dili olmalı ki, var olan lehçeler yaşayabilsin, ama aynı zamanda ortak bir dilin getireceği olanaklarla edebiyat vb. alanlarda dilin tadı alınabilsin. Ama nasıl? (…) Çok az konuşanı olan (onların da hemen tamamının okuma – yazma bilmediği), üstelik de küçük bir coğrafyada onca lehçeye bölünmüş (ki bu lehçeleri konuşanlardan bâzıları birbirlerini anlamakta oldukça güçlük çekerler) Baskça'dan standart bir dil oluşturma işi…hiç de kolay olmamıştır. Yine de akademinin bu başlık altında anlatılan diğer faaliyetlerine, 1970 sonlarında ortak yazım diline ilişkin son kulların oluşturulması da ilâve edilince, şimdi okullarda öğretilen "Euskera Batua" (Birleşik ya da Birleştirilmiş Baskça) ortaya çıkar…"[3] Bask Dili Akademisi Başkan Yardımcısı ve UPV (Bask Ülkesi Üniversitesi) Bask Filolojisi Bölüm Başkanı Henrike Knörr Borras da, aynı kitapta kendisiyle bir söyleşide bulunan yazara şunları anlatır: "Bask dilinin temeli "Euskera Batua", aşağı yukarı merkezî lehçedir, denebilir. Merkeze yakın olanlar, başlangıçta anlama yönünde ez az zorlukla karşılaşacak olanlardır. Coğrâfî olarak aradaki mesâfe uzaklaştıkça, lehçeler arasında birbirini anlama oranı azalıyor. Birleştirilmiş Baskça'nın işlevi, ortak öğretim dili olma vesilesiyle, ortak iletişimi sağlamak." Borras, bu sözlerinin ardından; Baskça konusunda, Türkiye'deki Kürtçe kanal tartışmalarının dâhilinde yoğunluk kazanan bir alana değiniyor ve üstelik Türkiye'yi ilgilendiren bir kehânette bulunuyor: "(Bask dilindeki) lehçeleri öldürme sorununa gelince, başlangıçta pek çoğunun böyle bir endişesi oldu. Henüz öyle bir durum yok; ama doğru, bir gün o durum da yaşanacak. Bu, bütün dünyânın başına gelen bir durum. Kürtçe'de de benzer şeyler yaşanacak. (Baskça'nın) kuru ve resmî (sıradan, soğuk) olma riskine gelince, bu da normâl… 'Bu da ne! Onca lehçeye bir yenisi mi ekleniyor' diyenler oldu kırsal alanlarda. Bütün diller bu durumu yaşamış. Bâzıları erken, bâzıları geç. Ama önemli olan bir dilin ayakta kalması, yaşaması ise, bu zorunlu bir şeydi; yâni standart bir yazın dili oluşturma işi. Akademinin ve yazarların sorumluluğu bu…"[4] Son olarak Borras, aynı söyleşinin bir başka kısmında şunları ekliyor: "Bir dilin yaşaması için standartlaştırılması zorunlu."

Görüldüğü gibi, İspanya'nın, Türkiye'yle karşılaştırıldığında daha az zâyiatlı; ancak yine de kanlı olarak mücâdele ettiği ayrılıkçı terörün uygulamaları, Türkiye'dekiyle büyük benzerlikler göstermektedir. PKK'nın siyâsî kanadının, sık sık 'Bask Modeli'ne atıfta bulunmaları da, böylelikle daha kolay anlaşılabilmektedir. Asıl önemli nokta, küçük bir coğrafya içerisinde dâhi tuz parça bölünmüş bir dili yapay olarak tekleştirip bir toprak ve üzerinde kurulacak devlet talebinin kaygan zeminini düzleştirmeye çalışmanın dünyânın çeşitli ülkelerinde dahî büyük benzerlikler göstermesidir. Henrike Knörr Borras'ın Kürtçe'yle ilgili kehâneti de, bugün doğru çıkmaktadır. Devlet televizyonu olan TRT'de yayına başlayan Kürtçe (!) kanal, aslında Kürtçe'nin diğer birçok lehçelerinin arasından sâdece bir tanesi olan Kırmançca'dır. Borras'ın da belirttiği gibi, çeşitlilik karmaşalarının üstesinden gelebilmenin en iyi yolu, merkeze en yakın lehçeyi seçmek olduğuna göre, Diyarbakır merkez yöresinin lehçesi olan Kırmançca'nın, tekbiçim bir Kürtçe dili yaratmak adına seçilmesi tesâdüf değildir. Oysa 9 (dokuz) ana gruba ayrılan Kırmançca'nın Hakkari'deki nüshâsıyla Diyarbakır'daki nüshâsı birbirlerinden çok farklıdırlar. Öyle ki, bu iki ilimizin insanı, birbirlerini Türkçe olarak rahat ve tam anladıkları hâlde, öz dilleri olarak kendilerine sunulmaya çalışılan Kırmançca'yla birbirlerini çok büyük oranda anlamamaktadırlar.[5] Öte yandan, farklı lehçelerin devlet eliyle tekbiçim hâle getirilmeleri, bu duruma sevinen ve Türkiye'deki – Özcan Yeniçeri'nin deyimiyle – farklılıkları kutsallaştıran kesimin kendisiyle çelişmesine neden olmaktadır.

Anlaşılması zor olmayacağı üzere, bu tür çalışmaların esas amacı, Anadolu'daki Türklük çatılı ve temelli dil ve dilek birliğini bozmaktır. Terörün nihâî amacı da tam olarak budur. Tekbiçim dil yaratma uygulaması, eğer Türkiye'de başarılı olursa, bunun komşu ülkelerdeki Kürtler'e de yansıyacağı kuvvetle muhtemeldir. Nasıl ki bir zamanlar Orta Asya'daki Türkî cumhuriyetler, Türkiye'nin Latin harflerine geçmesinden sonra dilde birlik yaratmak için atılımlar göstermeye çalıştılarsa, aynı durum burada da karşımıza çıkacaktır.[6] Dil ve etnik şuur arasındaki kuvvetli bağın izleyeceği merhâlelerin çok açık bir örneğini, yukarıda değinildiği gibi, benzer özellikleri paylaştığımız bir devlette somut biçimde görmekteyiz. Ancak unutulmamalıdır ki, kimi çevrelerin büyük bir hayranlıkla atıfta bulundukları 'Bask Modeli' ve İspanya'nın Bask meselesi için yaptığı demokratik açılımlar ve tâvizler, büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Zîrâ, 30 Ocak 2009 târihli Türk basınında çıkan haberlere göre, ETA, kuruluşunun 50. yılında silâhlı mücâdeleye devam bildirisini tüm İspanya'ya ve dünyâya duyurmuştur.[7]

Ardından toprak talebi gelmeyeceği düşünülemeyecek olan etnik şuur hareketleri, her zaman dil çalışmalarıyla beraber ilerlemiştir. Ayrılıkçı terörün, yapılmasını yıllardır beklediği açılımları birer birer yerine getirip bunları 'terörle mücâdele yöntemi' olarak sunanlar da, bu kâidenin kendini bir kez daha doğrulatmasına, Türkiye'nin aleyhine olacak şekilde yardımcı olmaktadırlar. Türkiye'de yaşayan Kürtler, uygun bir temelden yoksun olduklarından dolayı tam bir milliyetçilik yapamadıklarındandır ki, milliyetçilik denilen duygu ve fikirler manzumesinin kurallarını taklit ederek, öncelikle 'millet' olabilmenin yapay kavgasını vermektedirler. Bir millet olmanın yolunun geçtiği köprünün en sağlam ayaklarından biri de, ortak ve gelişmiş bir dildir. 'Millet' kavramının, ancak bağımsız bir toprak parçasıyla mümkün olabileceği gerçeği, etnik şuur hareketlerinin eninde sonunda dillendirmeye başlayacakları ve uğrunda kanlı mücâdelelere girişecekleri taleplerin önceden görülmesini kolaylaştırmaktadır.


[1] Gökâlp, Ziyâ; Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak; Bordo / Siyah Klasik Yayınlar, İstanbul 2005; s. 59
[2] Aydemir, Şevket Süreyya; Enver Paşa Cilt 2; Remzi Kitabevi, İstanbul 2005; s. 462
[3] Türkeri, Zekine; Bask Meselesi; Dipnot Yayınları, Ankara 2007; s. 193, 194, 196
[4] Türkeri… s. 198
[5] Dr. Kadıoğlu, Muhsin; TRT ve Kırmançca; Türk Dünyâsı Târih Kültür Dergisi; Şubat 2009 sayı: 266; s. 30
[6] Bkz. Prof. Dr. Gömeç, Saadettin; Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Târihi; Akçağ Yayınları, Ankara 2006
[7] Star Gazetesi; 30 Ocak 2009; Dünyâ

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü   - 18-10-2019

ABD-Türkiye’nin Kuzeydoğu Suriye Mutabakatı Nedir, Ne Değildir?

ABD ve Türk yetkililerin açıklamalarında anlaşmaya varılmıştır denilse de kamuoyuna sunulan metnin başlığı ortak açıklama olarak geçmektedir. Bu haliyle metni bir anlaşmadan ziyade mutabakat metni olarak görmek gerekir.