AB Üyeliği Tılsımlı Değnek Değil-İşte Yunanistan

Yazan  21 Şubat 2015

AB üyesi Yunanistan çok ağır bir ekonomik krizden geçiyor. Yunan halkı bu krizi aşabilmek için radikal sol ittifakı iktidara taşıdı. Çünkü yerleşik partilerin yerleşik politikaları Yunanlıların çok canını yakıyordu. Aslında radikal solu iktidara taşıyan Yunan zihniyeti Yunan ekonomisini çökerten Yunan zihniyet ile aynı. Bu zihniyeti tarihsel olarak Batı’nın şımarık çocuğu olan bir ülkenin bedelini ödemeden iyi yaşamak istemesi olarak özetleyebiliriz. Yunanistan’ın AB’den gelen yardımları ciddi yatırım hamleleri ile değerlendirememesinin yanı sıra Çalışma eski Bakanı A. Nikola’nın şu sözleri de Yunanistan’ın neden bu duruma düştüğünün açık bir ifadesidir. ’’… Akdeniz insanı olarak huyumuz böyle sıkıya gelemiyoruz. Ülke olarak zaten birkaç saat çalışıyorduk, şimdi onu da bıraktık.’’

1820’lerdeYunanlı’ların Osmanlı’ya karşı başlattıkları isyan hareketine bugünkü AB’nin güçlü devletleri oldukça ciddi kaynaklar ayırmışlardır. Londra para piyasasından Yunanistan’a yaklaşık 10 milyon pound gönderiliyor, ancak Yunanistan verilen bu borç parayı ödeme zahmetine katlanmıyordu. 1830 sonrası Yunanistan’ın ayağa kalkması için 2,5 milyon poundluk bir kredi açılıyor, Yunanistan yine krediyi ödemiyordu. Batı’nın kol kanat gerdiği Yunanistan, 1820’li yıllardan beri borcuna sadık bir ülke değildir. Batı Yunanistan’a hala Antik Yunan’ın mirası olarak bakmaktadır. Çünkü onlar Tales’in, Pisagor’un, Eflatun’un, Sokrates’in, Herodot’un, Solon’un, Perikles’in, İskender’in, Sezar’ın, Akhileus’un, Herakles’in, Zeus’un, Apollon’un, Afrodit’in, Athena’nın torunları olduklarını kabul ettikleri Hıristiyan Yunan Halkı’nı korumak ve kullanmak mecburiyetinde olduklarına inanmaktadırlar.  

Antik Yunan’ın torunları olduklarını ileri süren ancak M.Ö.2. yüzyıldan 1821 yılına dek Roma, Bizans ve Osmanlı hâkimiyetinde yaşayan, zaman içinde de batının şımarık çocuğu haline gelen Yunanistan, son 10 yıldır içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar ve de yakın komşumuz olması sebebiyle Türk Devleti’nin yakinen takip etmesi gereken bir ülkedir. Zira Yunan’lı yöneticiler sıkıntıya düştükleri durumlarda hemen Türk düşmanlığını ortaya atmaktadırlar. Yıllarca Megali İdea çerçevesinde büyük Helen İmparatorluğu hayalleriyle yetiştirilen ve yaşayan Yunan Halkı da bu tuzağa düşmektedir. Yunan Hükümetleri de başta Batı Trakya, Kıbrıs, Adalar Denizi ve şimdilerde de Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz konularını gündeme getirerek Türkiye’yi rahatsız etmektedir.

Büyük bir dönüşüm projesi ile iktidara gelen yeni sosyalistler sıkıştıklarında bakalım aynı yollara başvuracaklar mıdır? Bundan hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. İşlerin iyi gitmediği bir anda ve de AB ülkelerinin Yunanistan’ı kurtarma vaat ve kışkırtmalarıyla da yeni Yunan Hükümeti bu defterleri açabilir. Zira bunun işaretleri hükümetin ilk icraatlarında görülmüştür. A. Tsipras (Çipras) başbakan olduktan sonra, Yunan geleneklerine sadık kalarak ilk yurt dışı ziyaretini Güney Kıbrıs Rum Kesimine yapmıştır. GKRY lideri N. Anastasiadis ile görüşen Tsipras, Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma Gemisi’nin bölgede bulunmasının bir tehdit unsuru olduğunu ifade ederek, ‘’Kıbrıs kalbimizde ve aklımızdadır’’ sözleriyle yakın gelecekte Kıbrıs konusunda nelerle karşılaşılabileceğini açıkça ortaya koymuştur. Diğer taraftan Syriza’nın hükümet ortağı Sağcı Bağımsız Yunanlı’lar (ANEL) Partisi’nin Genel Başkanı ve yeni Savunma Bakanı P. Kammenos yanına Deniz Kuvvetleri Komutanı’nı alarak Kardak Adaları’na havadan çelenk bırakmıştır.

2013 yılı bilgilerine göre Yunanistan’ın genel ekonomik durumunu özetleyerek konumuzu açmaya başlayalım: Yunanistan, GSYİH’sı 250 milyar dolar, kişi başına düşen milli geliri 22.595 dolar,  ihracatı 31 milyar dolar, ithalatı 55 milyar dolar, kamu borç stoku 438 milyar dolar, petrol ithalatı 23 milyar dolar, turizm geliri 26 milyar dolar, işsizlik oranı %27,5, aylık asgari ücreti 940 dolar ve enflasyon oranı -%1,7 olan bir AB ülkesidir (TC. Ekonomi Bakanlığı Atina Ticaret Müşavirliği-2013). Yunanistan’ın AB’ye alınmasıyla birlikte ülkenin ekonomisi daha iyi bir duruma gelmiş, 1996-2000 yılları arasında büyüme hızı %3,4, 2001-2005 arasında %4,4 ve 2007’de %4 olarak gerçekleşmiştir. Yunanistan’ın bu zenginliğinin aslında AB’nin verdiği büyük borçlarla meydana gelmiş sanal sayılabilecek bir zenginlik olduğu 2008 krizi ile gün yüzüne çıkmıştır. Krizin atlatılması için AB Yunanistan’a toplam 250 milyar avroluk yeni bir borç vermiş ve ülke tam bir batağa saplanmıştır. Yunanistan’ın böylesine acınacak bir duruma düşmesinin birçok sebebi olduğu gerçeğini unutmamak gerekir. Ama temelde AB’ye uygun bir alt yapı oluşturulmadan birliğe giriş sonrası kendi kaynaklarını kullanmada gerçek anlamda hamleler yapamamış olması bu krizin en önemli sebebi olarak gösterilebilir. Siyasetin devlet kadrolarına gereğinden fazla memur ve işçi alması, bunun bütçeye aşırı derecede yük getirmesi ve neticede vergilerin artırılması ve daha çok borç alınması, yatırımların ve piyasanın rekabet gücünün azalması, üretim ve verimliliğin düşmesi, özelleştirmelerin istenildiği seviyede olmaması, ülkenin ekonomisinin can damarı olan turizm, gemicilik, balıkçılık ve tarım alanlarında büyük hamleler yapılmaması, kısaca AB kaynaklarının olumlu kullanılmaması neticesinde bugüne gelinmiştir. Bu dağınık yapı sonrası;

1. İhracat azalmış,

2. İthalat artmış,

4. Maliyet artışları sebebiyle turizm ve liman gelirleri düşmüş,

5. Vergi kaçırılmasının önüne geçilememiş,

6. Rüşvet önlenememiştir.

İşte bu tablo AB’nin Yunanistan’a adeta bir hediyesi olarak kabul edilmelidir. Bu ekonomik ve sosyal çalkantılar ABD ve AB, IMF, Avrupa Merkez Bankası’na (Troyka) karşı olan fikirlerin Yunanistan’da giderek güçlenmesine ve siyaseten de örgütlenerek Yunan Halkına bu kamburlardan kurtulma konusunda bilinen eski ama mevcut sisteme karşı olan fikirlerle umut vermiştir. Bu umudun adı Syriza’dır. ABD ve Troykaya karşı hareketler İspanya’da Podemos, Portekiz’de Sol Blok, Slovenya’da Birleşik Sol, Hırvatistan’da Hırvat İşçi Cephesi, İrlanda’da Sinn Fein Partisi tarafından ciddi biçimde gelişmekte ve taraftar toplamaktadır. Bu karşı çıkış Fransa’da Ulusal Cephe ve İtalya’da Kuzey Ligi gibi sağ partiler arasında da yayılmaktadır.

2009’da %4,6, 2012’de %26,9 ve 2015’te %36,4 oy alan Syriza (Synapismos Rhizospastikis Aristeras) Sosyalistleri, Maocu’ları, Troçkist’leri ve diğer solcu grupları içinde barındıran sosyalist bir partidir. Sağcı Anel Partisi (%4,75) ile birlikte kurulan hükümetin, başta yolsuzluk, rüşvet, yandaşlara çekilen peşkeşler, şüpheli özelleştirmeler, asgari ücretin yükseltilmesi, kemer sıkma politikalarına son verme, dış borcun silinmesi konularının üzerine gideceği Başbakan Tsipras tarafından açıkça ifade edilmiştir. Bütçe gelirleri sürekli borçlara ve faizine ödendiği için halka refah payı ayrılamamaktadır. Ayrıca, Syriza halka, zenginlerden alınan ancak son dönemde kaldırılan vergilerin yeniden alınması, emekli maaşlarında artış sağlanması, iki yıl içinde 300 bin kişinin işe alınması, yoksulluk sınırı altında yaşayanlara elektrik ve ısınma hizmetlerinin ücretsiz verilmesi, vatandaşların bankaya olan borçlarının silinmesi gibi vaatlerde bulunmuştur. Batı ile ilişkiler konusu yeni hükümeti ve Yunan Halkı’nı doğrudan ilgilendirdiği için bu meseleyi bir tarafa bırakarak Yunanistan, Yeni Yunanistan olabilir mi, bunu irdeleyelim.

Maastricht Kriterleri’ne göre bir ülkenin kamu borcunun ülke GSYH’ya oranı %60’ı, ülke bütçe açığının GSYH’ya oranını da %3’ü geçmemesi gerekmektedir. Yunanistan’da bu oranlar %175 ve %12’dir. Yunanistan’ın bu dağınıklıktan kurtulması için:

1.      Kamu harcamalarını azaltılması,

2.      Turizm gelirlerini artırması,

3.      İhracatta önemli bir artış sağlaması,

4.      İthalatı düşürmesi,

5.      Enerji ithalatı giderini azaltması,

6.      Cari açığı düşürmesi ve bütçe açığını dengelemesi,

7.      Ürettiğinden fazla tüketmemesi gerekmektedir.

Neo-liberal politikaların batıyı sardığı ve ÇUŞ’ların hâkimiyeti altında yürütülen ekonomilerin, Türkiye’den sonra Ortadoğu’ya da egemen kılınmak istenmesi çabalarının olduğu bir dönemde, acaba Yunanistan’ın sosyalist hükümeti rahat çalışma imkânı bulacak mıdır? Sadece 2004-2009 arasındaki özelleştirmelerin %75’ini yabancı sermayenin aldığını unutmamak gerekir. Yunanistan’ın kaynakları bu ülkeyi kendi başına düzlüğe çıkaracak güçte de değildir. Ülke denizlerinden yılda yaklaşık 140.000-150.000 ton balık ve deniz mahsulleri çıkarılmaktadır. 2011 yılında 294.000 ton olan zeytinyağı üretimi 2014’te 230.000 tona düşmüştür. 2008’de 19 milyon olan turist sayısı 2013’te 17 milyonda kalmış ve turizm gelirlerinde büyük kayıplar gerçekleşmiştir (2014 yılı otellerdeki doluluk oranı %73,4). Tarım ve hayvancılıkta ancak kendine yetebilecek seviyede olan ülke topraklarının %30’u işletilebilmektedir. Sanayide imalatçı firmalar küçük aile şirketleri şeklindedir. Ülke maden kaynakları bakımından da zengin değildir. Perlit, pomza, bentonit, boksit, mermer ve linyit madenleri bulunmaktadır. Ayrıca demir cevheri, bakır, nikel, altın ve gümüş rezervlerine sahiptir. Enerjide %70 dışa bağımlıdır. Enerji ihtiyacının %60,5 petrolden, %7,1 doğalgazdan karşılanmaktadır. Elektrik enerjisi üretiminde ise % 32,7’si dış bağımlıdır. Kurulu güç 17.000 MW, üretim 58.300.000.000 kWh olup, kişi başına yıllık elektrik tüketimi de 5.300 kWh civarındadır. Diğer taraftan GSYİH’nın sektörlere göre dağılımı da şöyledir: Tarım %3,6, sanayi %16,5 ve hizmetler %79,9’dur.

   Kapitalizme karşı söylemlerle iktidara gelen Syriza’nın beş önemli önceliği;

1. Yunanistan’a itibarını geri kazandırmak,

2. Ekonomiyi rayına oturtmak,

3. Borçları silmek,

4. Yolsuzluk ve rüşvetle mücadele etmek,

5. Mevcut oligarşik yapıyı kırmak olduğu bilinmektedir.

Bu hedeflerin hayata geçmesi için de Troykaya direnmek, kemer sıkma politikalarına son vermek, iktisadi yapıyı ve kamu yönetimini baştan aşağı değiştirmek gibi, ciddi direnişlerin ve hatta ülkede kargaşanın hâkim olabileceği işlerle uğraşması gerekmektedir. Mesela, devlet mevcut hantallığından kurtarılacak mıdır? Servet sahiplerine ağır vergiler konacak mıdır? Siyasete sokak ile birlikte mi devam edilecektir? Borçların silinmesinde direnilecek midir? Öyle görünüyor ki, vaatlerle iktidara gelen her siyasi anlayış gibi Syriza’yı da zor günler beklemektedir. Zira ülke içinde, batı destekli huzursuzlukların olacağı kaçınılmaz gibi görülmektedir. Özellikle borçların ödenmesi konusundaki tavırlar, borç veren kuruluşları rahatsız edecek ve ciddi tepkiler önce kendiliğinden ardından da kışkırtmalarla hız kazanacaktır. Temennimiz böyle bir durumun olmaması, Yunanistan’ın içine düştüğü bu nazik durumdan bir an önce kurtulmasıdır. Ne var ki, Yunan Hükümeti’nin ilk anda yaptıkları, sıkıştıklarında başvuracakları yöntemler arasında olacağı da unutulmamalıdır. Ateist Başbakanın Ortodoks bir ülkenin başında uzun süre kalabilmesi için mutla şekilde din ve milliyetçilik ana damarlarına da sarılacaktır. Ortağının da milliyetçi-muhafazakâr olduğu unutulmamalıdır. Özellikle Batı Trakya, Adalar Denizi, 12 mil, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konusunda Türkiye ile mevcut anlaşmazlıklar batının da teşviki ile tırmanabilir. Bu sebepledir ki, Türkiye bu konudaki gelişmeleri dikkatle takip etmelidir.

Yunanistan’ın bu ciddi ekonomik ve siyasi krizden çıkması için yapılacak olanlar iktisat biliminde bellidir. Bir AB ülkesi olan ve her zaman batının yanında yer alacak olan Yunanistan’ın bu krizden çıkması için yakında kendisine yapılması gerekenler aşağıdaki şekilde dikte ettirilecektir.

1.      Mali sistemin güçlendirilmesi ve güvenin sağlanması,

2.      Finansal sektöre güven verilmesi ve istikrarın sağlanması,

3.      Bankacılık sisteminin bağımsız hale getirilmesi,

4.      İhracatın artılması, ithalatın azaltılarak dış ticaret dengesinin gerçekleştirilmesi,

5.      Enerjide dışa bağımlılığın azaltılması,

6.      Özelleştirmelere devam edilmesi,

7.      Devletin mevcut hantallığında kurtarılması ve diğer ayrıntılar.

Bu arada Yunan Hükümeti de GKRY ile görüşmelerini sürdürecek, Kardak’a çelenk atacak, bürokraside değişiklikler yapacak, rektörleri görevlerden alacak, öğrencilere af getirilecek, temizlik işçileri görevlerine iade edilecek, taşeron işçilikle ilgili düzenlemeler yapılacak, asgari ücrette belli miktarlarda artışlar sağlanacaktır. Hükümet seçimler sırasında hazinenin boşaldığını çok iyi bilmektedir. Bildiği bir konuda vermiş olduğu sözleri tutamama korkusudur. Yeniden borç almayacağını halkına anlatan bir siyasi anlayış, şimdilerde çarkın dönmesi için yeniden borç almak mecburiyetinde olduğunu da bilmektedir. Hükümet neo-liberal politikaların esiri oldukça ve bu insafsız yapı terk edilmedikçe ve de hukuksuzluk devam ettiği sürece yolsuzluk, suistimal, rüşvet, adam kayırma, yandaşlara peşkeş çekme, faiz lobileri kısacası ahlaki yıkım devam edecek, ülkedeki karmaşa kolay kolay bitmeyecektir.

Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Cengiz Tatar   - 22-07-2019

YÜZÜNCÜ YILDÖNÜMÜ’NDE ERZURUM KONGRESİ; “ VATAN BİR BÜTÜNDÜR PARÇALANAMAZ”

Erzurum Kongresi, Anadolu’da Milli Mücadelenin 2’nci adımı olarak atılan bağımsızlık meşalesidir.