RUSYA’NIN KAFKASYA POLİTİKASINDA DEĞİŞİM


RUSYA’NIN KAFKASYA POLİTİKASINDA DEĞİŞİM

Yazan  02 Ekim 2009
Kamil Ağacan- Güney Kafkasya’da ciddi bir siyasal karışıklığın eşiğinde. Kafkaslarda derinden gelen bir Rus-Amerikan çatışmasının ipuçları belirginleşmeye başlamış durumda. Bölgenin jeopolitik görünümü yine belirsizleşti.

Bu belirsizlik içinde, bir biriyle ilintili üç süreci/durumu gözlemlemek mümkün: 1. Moskova'nın Kafkasya politikasındaki değişiklik; 2. Türkiye ile Ermenistan arasındaki gelişmeler (Türkiye'nin Ermeni açılımı); 3. Bir süreç olmaktan çok bugün bir belirsizlik hali olan ama giderek şekillenmesi kaçınılmaz olan Obama Yönetiminin Kafkasya politikası/öncelikleri. Bu süreçlerin çatışması, etkileşmesi sonucunda şekillenecek yeni Kafkasya tablosunun bugüne kadarkinden bir hayli farklı olacağı açıktır. Bu kısa değerlendirmede söz konusu süreçlerden yalnız biri-Moskova'nın Kafkasya politikasındaki değişiklik ve etkileri ele alınacaktır.

Sovyetler Birliği'nin dağılması sonucunda Rusya'nın güneyinde 3'ü Kafkasya'da, 5'i de Türkistan'da olmak üzere 8 cumhuriyet ortaya çıkmıştır. Moskova için ana mesele esas rakibin-Batının bu cumhuriyetlerde etkinlik kurmasının, nüfuz alanı yaratmasının önlenmesidir. Bu iki alt sistem, Gürcistan'ın Karadeniz kıyısı hariç, karaya sıkışmış, kapalı bir jeopolitiğe sahip olup, Çin, Hindistan, Pakistan, Afganistan, İran ve Türkiye ile çevrelenmiş bir yapı arz etmektedir. Türkiye hariç bu devletler, Batının bu iki alt sistemde etkinlik kurmasına kolaylık sağlayacak devletler değildir. Dolayısıyla, yalnız Gürcistan ve Ermenistan bu iki alt sistemin Batı'ya açılmasında kapı işlevi görebilir. Ermenistan, bilinen nedenlerle, başından itibaren Rusya'nın yanında yer almış, bu işlevi yerine getirmemiştir. Geriye Gürcistan kapısı kalmıştır. Eğer Rusya geçen bu 18 yılda Gürcistan'ı kendi yanına çekmeyi başarsaydı Kafkasya ve Türkistan'ı Türkiye dahil bütün batılı güçlere kapatmış olacaktı. Ancak Rusya'nın bunu gerçekleştirecek gücü ve olanağı olmadı ve bütün çabalarına rağmen Gürcistan'ı kendi yanına çekmeyi başaramadı.

Gürcistan'da Kasım 2003'de gerçekleşen köklü siyasal dönüşüme kadar Ruslar Gürcistan'ı kendi yanlarına çekmek, nüfuzları altına almak umudu taşıyorlardı. Ancak anılan dönüşüm bu yöndeki umutları sildi süpürdü. Gürcistan'daki dönüşüm sonrasında Moskova'nın Gürcistan politikası "sorun çıkarma/başına bela olma" politikasına dönüştü. Ağustos 2008 savaşına kadar devam eden bu politikanın hedefi, bütün alanlarda sorunlar çıkararak Gürcistan'ı usandırmak, Batıyla bütünleşmekten vazgeçirmekti. Bu politika da başarılı olamadı ve iş savaşa kadar vardı. Savaş, Gürcistan'da insani, siyasi, iktisadi, prestij vs açısından büyük kayıplara yol açsa da, Gürcistan'ın Rusya'dan uzaklaşmasını durduramadı. Gürcistan bu sürede ülkesindeki (fiilen kontrol ettiği alanda) bütün Rus üslerinin kapatılmasını sağladı, pratik anlamından çok simgesel anlamı büyük olan BDT'den ayrıldı.

Savaşla birlikte, Rusya'nın Kafkasya politikasında iki yönlü bir değişiklik gözlemlenmektedir. Birincisi, "Gürcistan'ın bütünlüğü" algılamasının/anlayışının ortadan kalkmış olması, ikincisi ise Moskova açısından Kafkasya cumhuriyetleri arasındaki önceliğin Ermenistan'dan Azerbaycan'a kaymasıdır.

Gürcistan Nedir ve Neresidir?

"Gürcistan'ın bütünlüğü" anlayışının değişmesinin ilk adımı Abhazya ve Güney Osetya'nın tanınmasıdır. Fakat, Rus karar vericilerin, siyasilerin ve aydınların "Gürcistan" anlayışındaki değişiklik, yıllardır zaten fiilen ayrı ve kontrol altında tuttukları bu iki bölgenin tanınmasıyla sınırlı olmayıp daha büyük değişikliktir. Bu yeni anlayışta Gürcistan'ın tamamen ortadan kaldırılması fikrini sezinlemek mümkündür. Rus yazını Gürcistan'ı zaten hep "mini imparatorluk" olarak sunar. Abhaz, Oset ve Acara özerk yapılarının yanı sıra önemli bir Azerbaycanlı/Türk, Ahıska Türkünün ve Ermeni azınlığın baskı altına alındığını vurgular. Ama her ne kadar "mini imparatorluk" olarak sunulsa da, bu azınlıklar yaşayan bölgeler çıkıldıktan sonra bile etnik Gürcülerin yaşadığı "çekirdek bir Gürcistan" anlayışı mevcuttu. Artık bu anlayışın bile terk edildiği bir döneme geçildiği, yerine Gürcü kimliğini daha alt unsurlarına-Kartvel, Megrel ve Svan ayıran veya tarihi Kartli ve İmereti Gürcü krallıklarına ve Çarlık dönemi guberniyalarına atıfla Tiflis ve Kutais (Açıkbaş) merkezli iki ayrı Gürcü devletini öneren fikirlerin ireli sürüldüğü gözlemlenmektedir. En önemlisi bu fikirler kenarda bucakta kalmış, marjinal ve radikal çevreler tarafından ileri sürülen fikirler olmaktan çok siyasi iktidara yakın ve askeri çevreler tarafından dile getirilmekte ve tartışılmaktadır. Bu fikirler savaş sonrası dönemde Gürcistan'a karşı yürütülen politikanın temelini oluşturmaktadır. Sonuç olarak, Rusya'nın yeni politikası kendi yanına çekemediği ve Batıyla bütünleşme sürecini önleyemediği Gürcistan'ı psikolojik savaş ile sürekli baskı altında tutmayı/muhtemelen bölünmesini hedeflemektedir.

Rusya'nın bu yeni- Gürcistan'ı sürekli baskı altında tutma/bölme politikasına Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları Cavaheti bölgesinden başlaması kuvvetle muhtemel gözükmektedir. Cavaheti yıllardır Gürcistan'da etnik gerilimin en yüksek, merkezi otoritenin en zayıf olduğu yer olarak bilinmektedir. Cavaheti'de başlayacak çatışmalardan faydalanarak Rusya'nın Cavaheti ile Güney Osetya arasında koridor açacağı, böylece Rusya'dan Ermenistan'a kadar kesintisiz bir hat edinmiş olacağı öngörülmektedir. Bu aynı zamanda Tiflis ile Kutais'in de bir birinden koparılması anlamına gelmektedir. (Rusya'dan Ermenistan'a kesintisiz hat, Ermenistan'daki Rus askeri üssü için şarttır. Ermenistan'daki askeri üsle, mevcut İran ve Türkiye üzerinden yapılan ulaşım oldukça masraflıdır ve orta vadede söz konusu askeri üssün varlığını sürdürmesi için yeterli değildir. Dolayısıyla bu senaryonun gerçekleşmemesi halinde Ermenistan'daki askeri üssün ne zaman kapatılacağı tartışması gündeme gelecektir).

Bu zamana kadar Cavaheti'deki etnik gerginliğin çatışmaya dönüşmemesinin temel nedeni Ermenistan'ın Gürcistan'a olan bağımlılığı olmuştur. Ermenistan dış ticaretinin yüzde 90'ını Gürcistan üzerinden sağlamaktadır. Türkiye Ermenistan görüşmeleri ve bu sürecin sonunda Ermenistan kapısının açılması bu bağımlılığı azaltıcı işlev görecektir. Bu bağlamda, Rusya'nın Ermenistan'a Türkiye ile görüşmelere izin vermesinin ve süreci teşvik etmesinin altındaki motifin bu olduğu düşünülebilir. Türkiye bölgesel çıkarlarına, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum hatlarına ciddi şekilde sorun yaratacak bu oyunun parçası haline gelmemek için şimdiden Ermenistan'ın Gürcistan'a saldırması durumunda kapının derhal kapatılacağını beyan etmesi ve hissettirmesi gerekir.

Ermenistan bu kadar irrasyonel mi? Bir tarafta Dağlık Karabağ sorunu varken neden ikinci bir cepheni açsın? Birincisi, 1914 yılında Ermenilerin Rusların yanında Osmanlıya karşı savaşa girme kararları bundan daha rasyonel değildi. 1918 yılında bir tarafta Azerbaycan'la, bir tarafta Osmanlı birlikleri ile savaşırken Gürcistan'a saldırması bundan daha rasyonel değildi. Aynı şekilde Sovyetler dağılırken Azerbaycan'a saldırması da bundan daha rasyonel karar değildi. İkincisi de, Cavaheti'deki etnik hareket Ermenistan'dan çok Rusya'nın kontrolü altında olan harekettir. Küçük çaplı provokasyonlarla Ermenistan'daki Rus askerinin müdahil olacağı bir durum yaratıldıktan sonra Osetya ve Abhazya örneklerinde yaşananlar tekrar uygulamaya konulabilir.

Rusya'nın Yeni "Azerbaycan" Okuması

Rusya'nın Kafkasya politikasında gözlemlenen ikinci değişiklik Azerbaycan'a bakışın değişmesidir. Rusya bir taraftan Gürcistan'ı ortadan kaldırmayı hedeflerken, öbürü yandan da bu politikanın da başarız olması durumunda alternatiflerini geliştirmektedir. Gürcistan'ın tamamen kaybedilmesi durumunda Rusya'nın önünde iki seçenek vardır: ya kuzeye kendi sınırına çekilip Azerbaycan'ın ve ardından Türkistan cumhuriyetlerinin bir birinin peşi sıra Gürcistan'ı takip etmesini kabullenmek ya da Batı'yı durdurma hattını Gürcistan'dan doğuya-Azerbaycan'a kaydırmak. Bu çerçevede Putin iktidarı ile birlikte başlayan yeni Azerbaycan okuması giderek daha belirgin bir görünüm kazanmaya başladı. Moskova'nın dikkatini çeken temel husus Azerbaycan'da "Batı" olgusunun Gürcistan'dan farklı olarak ideolojik değer ifade etmemesidir. Azerbaycan'ın "Batı yanlılığı" pragmatiktir ve başlıca olarak iki konuya bağlı olarak şekil bulur: 1. Ermenistan'ın Azerbaycan'ı işgal politikasında Rusya'nın dengelenmesi; 2. petrol ve doğal gazın üretim ve dağıtımı. Üstelik, iç politikaya ilişkin olarak Batının "demokratikleşme" söylemi sebebiyle haz vermeyen, sevimsiz bir yüzü de vardır.

Dolayısıyla, Rusya Azerbaycan'ın "Batı yanlılığında" kendisinin Ermenistan konusundakı aşırı, dengesiz yaklaşımının belirleyici olduğunu anlamaya başlamıştır. Bu çerçevede Karabağ konusundaki "hatalarını" telafi ederek Azerbaycan'ı Batı'ya karşı kendi yanına çekebileceğini düşünmektedir. Bir süredir Rusya ile Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ'a ilişkin müzakerelerin ve pazarlıkların yaşandığı bilinmektedir. Bu müzakerelerde Rusya'nın Karabağ sorununun Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü temelinde çözülmesini desteklediği, fakat sorunun çözülmesinden sonra Azerbaycan'ın Batıya yönelmesine karşı "emniyet supabı" olarak doğal gazın Rusya'ya satışının yanı sıra askeri üs istediği, Azerbaycan'ın askeri üsse sıcak bakmadığı basında yer alan iddialar arasındadır. Rusya ile Azerbaycan arasında sürdürülen bu pazarlıklar sonucunda, ilk aşama olarak Karabağ etrafındaki rayonların boşaltılması konusunda uzlaşmaya varıldığı iddia edilmektedir. Dolayısıyla, Karabağ konusunda beklenen gelişme, "Türkiye'nin Ermenistan açılımı"nın değil, Rusya'nın Azerbaycan açılımının sonucudur. Azerbaycan'ın bu Rus açılımına nasıl karşılık vereceği, Karabağ konusundaki somut gelişmelerden sonra belirginleşecektir. Rusya'nın Azerbaycan açılımı, Ermenistan'ın gözden çıkarılması olarak algılanmamalıdır. Rusya Azerbaycan'ı kendi yanına çekerken Ermenistan'daki varlığını korumaya devam edecektir. Ermenistan'ın bu gelişmelere olası bir alınganlık göstermesine gelince, Ermenistan farklı bir hareket tarzı çizemeyecek kadar siyasi, ekonomik ve askeri açıdan Rusya'ya bağımlıdır.

Sonuç

Kafkasya'ya yönelik yeni bir Rus stratejisi ile karşı karşıyayız. Bu strateji Kafkasya'nın iki köklü sorununda Ermenistan'ın Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinin işgaline son vermesi ve Ermenistan-Türkiye sorununlarının çözümüne ilişkin olumlu unsurlar taşımaktadır. Fakat öte yandan, Türkiye'nin, Azerbaycan'ın ve Gürcistan'ın bölgesel çıkarlarını derinden etkileyecek tuzakları da içinde barındırmaktadır. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan bu tuzakları müşterek bölgesel stratejiler geliştirerek atlatabilir ve daha kazançlı çıkabilirler.

*21. Yüz Yıl Türkiye Enstitüsü Türk Dünyası Araştırmaları Bölümü Bilim Danışmanı

Kamil AĞACAN

1975 yılında Aksu-Azerbaycan'da doğmuştur. Lise eğitimini Azerbaycan'da tamamlamıştır. 1999 yılında Ankara üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi    Kamu Yönetimi bölümünden mezun olmuştur.  1999 yılında Ankara üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü   Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümünde Yüksek lisans eğitimine başlayan Ağacan, buradaki eğitimini tamamladıktan sonra 2003 yılında Ankara üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde doktora çalışmalarına başlamıştır. 

 

YAYINLARI (TüRKçE):      

Kitap, Kitap Bölümü, Kitapçık 

  1. Kamil Ağacan, Mahmut Niyazi Sezgin, Dünden Bugüne Ahıska Türkleri SorunuAnkara, ASAM, Ankara çalışmaları, 2003. 
  2. Kamil Ağacan, Stratejik öngörü 2023. Güney Kafkasya, Ankara, ASAM, 2006. 
  3. Kamil Ağacan, “ABD'nin Kafkasya Politikası”, Değişen Dünya Düzeninde Kafkasya, OkanYeşilot (der), İstanbul, Kitabevi Yayınları, 2005. 
  4. Kamil Ağacan, “Soğuk Savaş Sonrası Türkiye-Gürcistan İlişkileri”, Türk Dış Politikası, İdris Bal (der), Ankara, Nobel Yayınları, 2004. 

Makalelerden Seçmeler

  1. Kamil Ağacan, “Bir Etnik Temizlik örneği: “Ermenistan'ın” Ermenileştirlmesi”, Uluslararası Suçlar ve Tarih, İnsanlığa Karşı Suçlar Araştırma Enstitüsü Yayını, Cilt 1, Sayı 2, 2007, ss.189-224. 
  2. Kamil Ağacan, “Karadeniz'e Kafkasya'dan Bakmak”, Avrasya Dosyası. Karadeniz'in Yeni Jeopolitiği özel Sayısı, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayını, Cilt 13 Sayı 1, 2007, ss.191-224. 
  3. Kamil Ağacan, “Güney Kafkasya Cumhuriyetlerinin NATO İle İlişkileri”, Global Strateji Dergisi, Global Strateji Enstitüsü Yayını, Sayı 10, Yaz 2007, ss.150-158. 
  4. Kamil Ağacan, “İran'ın Kafkasya Politikası”, Stratejik Analiz, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayını, Cilt 8, Sayı 87, Temmuz 2007. 
  5. Kamil Ağacan, “Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan: Güvenlik, İstikrar ve Refah Ekseni”, Stratejik Analiz, Cilt 8, Sayı 85, Mayıs  2007.  
  6. Kamil Ağacan, “AB'nin Güney Kafkasya Politikası”, Stratejik Analiz, Cilt 7, Sayı 81, Ocak  2007. 
  7. Kamil Ağacan, “Dağlık Karabağ: 2006 Altın Fırsat mı?”, Stratejik Analiz, Sayı 70, Şubat 2006. 
  8. Kamil Ağacan, “Ermenistan-Gürcistan İlişkileri”, Ermeni Araştırmaları, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Yayını, Sayı 19, Sonbahar 2005. 
  9. Kamil Ağacan, “Değişim Zamanı: Rusya Federasyonu'nun Güney Kafkasya Politikası”,  Stratejik Analiz, Sayı 61, Mayıs 2005. 
  10. Kamil Ağacan, “Gürcistan Türklerinin Sorunları: çözüm mü Yeni Sorunlar mı?”, Stratejik Analiz, Sayı 59, Mart 2005 

 

Son ekleyen Kamil AĞACAN

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Bojidar Çipof   - 14-07-2020

Helenizm için Ayasofya

Son birkaç haftadır gündemin baş sıralarında bulunan Ayasofya ile ilgili yüzlerce yazı yazıldı ancak bazı hususlar hiç irdelenmedi. Bu makalemizde üzerinde çokça makaleler yazdığımız Ayasofya konusunu Helenizm ayağından ele alarak sunuyoruz.