< < Gazze’yi Boşaltmak, İsrail’in Temel Stratejisidir


Gazze’yi Boşaltmak, İsrail’in Temel Stratejisidir

Yazan  18 Ekim 2023

İsrail’in Gazze’deki Filistinlileri yok etme programı, asırları aşan Siyonist stratejinin gereğidir. “Hamas sivil hedeflere saldırdığından İsrail kendini savunmak zorunda kaldı” söylemleri, Siyonist propagandanın başarısından başka bir şey değildir.

Hemen her gün Mescid-i Aksa, Gazze ve Batı Şeria civarı bölgelerde yerleşim yerleri sınırlarında Filistinliler öldürülmekte, işkenceye maruz kalmakta, hapse atılmaktadır. Gazze dünyanın en büyük açık hapishanesidir. Birkaç yüz kilometrekarelik alanda iki milyon insan ömrünü geçirmektedir, dünya ile irtibatları yok mesabesindedir. Bir şekilde yakınlarını görmeye giden diğer Filistinliler, doğal MOSSAD ajanı olmak zorunda kalmaktadırlar. Mesela bu bölgedeki Filistinlilerin TC burslarından istifade edebilmesi için Türk görevlilerin gidip adayları seçmesi yasaktır. Bu özelliğe sahip dünyadaki ikinci coğrafya ise onmilyonlarca Türkün yaşadığı Doğu Türkistan’dır.

Sorunu Hamas saldırılarına indirgemek, Siyonist stratejileri göz ardı etmek demektir. Bu coğrafyada öldürülenlerin sayısı belirli bir miktarı geçtiğinde veya magazin boyutu olduğunda haber konusu olabilmektedir. İsrail zindanlarında önemli bir kısmı yargılanmadan mahkum edilmiş beş binden fazla Filistinli bulunmaktadır. Ehli insaf Batılıların da dediği gibi Hamas saldırılarından zarar gören İsrailli sivillerin yaşadığı acıları, Filistinliler yaklaşık 70 yıldır, her gün yaşamaktadır. Gazze’deki İsrailli rehinelere odaklanan Batı, Filistinlilerin dramlarına yıllardır sessiz kaldığı gibi bugün yaşananın sivilleri hedef alan bir yok etme girişimi olduğunu da görmezden geliyor. Binlerce yaralı, aç, susuz, ilaçsız sivil Filistinli istatistik değeri dahi olmayıp bunları postalayacak yer bulmak sorunun çözümü olarak bilinçaltına kazınmaktadır.

Gazze’nin boşaltılması, İsrail’in Doğu Akdeniz kaynaklarına sahip kıyı şeridini tam kontrolünü sağlama amacı yanında Siyonist projeler çerçevesinde Müslümanları yok etme hedefinin bir parçasıdır. Herkesin bilip de sesini yükseltemediği gerçek ise boşaltılma halkaları içinde Türkiye’nin de önemli bir kısmı bulunmaktadır. Suriye’deki askeri yığınak keklik avlamak için orada beklemiyor.

Gazze’deki insanların başka ülkelere nakli için diplomatik koşuşturmalar, Siyonist stratejilere destek anlamına gelmektedir. Buradaki sivillerin, çocukların ölmesinin alternatifi, onları gurbet diyarlara sürmek değil, İsrail saldırılarını durdurmaktır. İsrail’e karşı başta Türkiye olmak üzere her devletin elinde kullanabileceği imkanlar, yaptırımlar bulunmaktadır. İsrail’e karşı en büyük silah ise para kanallarını kesmek, ekonomik, ticari imtiyazlarına son vermektir.

İsrail, 70 yıldır sürgün ettiği Filistinlilerin yurtlarını Yahudi yerleşim yerleri haline getirmiştir. Gazze için de asıl hedefin bu olduğu açıktır.

Netanyahu, yolsuzluk ve siyasi istismarını Siyonist stratejelerle perdelemeye çalışmaktadır. Yazılı anayasanın bulunmadığı İsrail’de değişmez kural, Hahamlar Meclisi’nin temel meselelerde son sözü söylemesidir. Mesela çift devletli çözümü gündeme getiren Ariel Şaron, hahamları ikna edemedi, felç oldu, beyin ölümü gerçekleşti, 8 yıl bitkisel hayatta kaldı. Belirtmek gerekir ki Şaron’un iki devletli çözümü Filistinlilerin hakkını gözettiğinden değil fakat Siyonist stratejilerin gittikçe çıkmaza gitmesini farketmesindendir. Bunu gören Netanyahu karşıtı Yahudilerin sayısı hızla artmaktadır.

Gazze’de iki milyondan fazla Filistinli olup daha fazlası Batı Şeria’da ve İsrail’in içindedir. İsrail’in bitmek tükenmek bitmeyen zâlimâne politikaları sonucu kaybedecek birşeyleri kalmayan bu insanlar, vatan ve namus uğrunda, yakınlarının intikamını almak uğrunda motivasyon abidesi haline gelmişlerdir. Belirtmek gerekir ki İsrail’de Siyonist politikaları reddeden sadece azınlık Ortodoks Yahudileri olmayıp nüfusun yarısına yakın sol yelpazedekiler de zulüm ve şiddet kültüründen bıkmışlardır. Saldırı sonrası anketlere göre Yahudilerin yaklaşık beşte dördü, son yaşananlardan Netanyahu’yu sorumlu tutmaktadır. Bununla beraber muharref Tevrata dayandırılan Siyonist stratejinin beyni Hahamlar, kıyamet savaşı Armageddon’un yaklaştığını, bütün Filistinlilerin yakında öldürüleceğini daha ana okulundan itibaren beyinlere kazımaktadır.

ABD siyasetine yön veren Evanjalistler ile Katolik, Protestan ve Ortodoks kiliselerin kıyamet savaşı konusunda benzer veya farklı inançları olup birçoğu dış politikada bunları dikkate almaktadır. Bununla beraber Siyonist bankerlere mecburiyetten mi yoksa Kilise yönlendirmesi ile mi İsrail’in desteklendiği ayrı bir konudur. Ortadaki gerçek, gelişmiş ülkelerin de ekonomik krize gittikleri, Siyonist bankerlerin, medyanın, küresel kartellerin mesela yarım asır öncesine göre daha güçlü olduklarıdır.

Filistinli varlığına son verilmesine karşın uluslararası toplumun sessizliği yakın zamanda birçok olayda test edildi. Aynı zamanda Siyonist proje olan Kuşak-Yol’un ana üssü Doğu Türkistan’ın açık hava hapishanesi, işkencehanesi, tecavüzhanesi haline getirilmesi bunların başındadır. İlginçtir ki bu soykırıma Filistinli liderler de ses çıkarmayarak bir anlamda destek olmuşlardır. Türk ve İslam dünyası halkı değil fakat yöneticileri bu zulme sessiz kalmıştır. Myanmar’daki bir milyona yakın Arakan Müslümanı topraklarından çıkarılmış, yüzbinlercesi Budist polislerin kurşunlarıyla veya yollarda hayatını kaybetmişlerdir. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin soykırım tespitine karşın, Çin afyonunun etkisindeki İslam dünyası sesini çıkarmamaktadır. Ermenistan, Azerbaycan topraklarının beşte birini işgal edip soykırım dahil en vahşi eylemlerde bulunduğu halde İslam dünyasından ciddi tepki gelmemiş, hatta Ermenistan’ı destekleyenler olmuştur. BM Güvenlik Konseyi’nin 1993’deki dört kararını çiğneyen Ermenistan’a hiçbir yaptırım uygulanmamıştır. Bir kısmını zikrettiğimiz Türklere ve Müslümanlara karşı zulüm ve soykırım örnekleri İsrail için cesaret sebebi olmuştur.

Belirtmek gerekir ki başta PKK, DHKP-C benzeri örgütler olmak üzere Türkiye dahil Müslümanlara kan kusturan birçok terörist, Filistin kamplarında eğitilmişlerdir. Esasen birçok Filistinli lider, Filistin halkı değil, Türklerin haklarını yok sayan ve soykırım projesini gündemine alan Rumlarla, Ermenilerle, Çinlilerle ve diğer zâlim devlet veya örgüt yöneticileriyle kolkoladır. Fakat bu gerçekler sivil Filistin halkının maruz kaldığı, haksızlığa sessiz kalmayı hiçbir zaman meşru kılmaz.

Saldırı cephesini Lübnan ve Suriye’ye genişleten İsrail, bölge stratejilerinde diğer ülkeler için de yeni sayfalar açmaktadır. Türkiye’nin Suriye ile diplomatik ilişkileri kesmesi başından beri yanlış olup Orta Doğu tarihinin kırılma noktalarındandır. Geç de olsa bunun telafisi yönünde adımlar atılmış fakat Suriye yönetimi ağır şartlar koşmuştur. Gazze saldırıları, Türkiye-Suriye diplomatik ilişkilerinin kurulması için önemli bir fırsat sunmuştur. Bu fırsat kesinlikle değerlendirilmelidir. Zira güneyimizdeki dev ABD akeri varlığının hedefi Türkiye olup kıyamet savaşı beklenmektedir.

 

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

twitter.com/alaeddinyalcink

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Sabahattin İsmail   - 14-05-2024

Kıbrıs Yeni Bir Müzakereye Zorlanıyor

Milli çıkarları savunurken 2 konu hata kaldırmaz:

Error: No articles to display